Ekonomist Daron Acemoğlu, ABD seçimleri öncesinde konuştu: “Bu seçim, ABD için varoluşsal bir seçim”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) Ekonomi Profesörü Daron Acemoğlu, Project Syndicate’e verdiği mülakatta, 3 Kasım’daki ABD seçimlerini ve gelecekteki olası etkilerini değerlendirdi. Çevirisini sizin için paylaşıyoruz.

Project Syndicate: Geçen mart ayında, Trump karşıtlığı çerçevesinde uygulanması gereken reform gündemini daha iyi iş imkanları yaratma, ABD vatandaşlarının çoğuna siyasette söz hakkı verme ve Amerikan bürokrasisi ve yargısına daha fazla bağımsızlık verilmesi olarak tanımlamıştınız. Eğer Joe Biden bugün (3 Kasım) düzenlenecek seçimleri kazanırsa bahsettiğiniz bu gündemi hangi oranda takip eder? Ona özellikle tavsiye edilmediğini düşündüğünüz politikalar var mı?

Eğer Biden seçimleri kazanırsa, etkili bir reform gündeminin uygulanmasının önünde üç büyük engel olduğunu düşünüyorum. Birincisi, ABD Senatosu’nda Cumhuriyetçiler’in hâlâ çoğunlukta olması. Trump sonrasında Cumhuriyetçi Parti’nin kaybolan “ruhunu” geri kazanmak için de sıkı bir mücadele ortaya çıkacak. Buna karşın Trump’ın partiyi yeniden şekillendirdiği ve Cumhuriyetçiler’in son dört yılda ABD’deki siyasi normlara ne kadar az cesaret ve bağlılık gösterdiği göz önüne alındığında bu “ruhun” 1990’lı yıllar öncesindeki Cumhuriyetçi Parti’yle çok fazla ortak noktaya sahip olup olmayacağından emin değilim.

Cumhuriyetçi senatörler, Cumhuriyetçi Parti’nin “Trump Partisi” haline dönüşmesi sürecinde görev yapan askerler olarak tıpkı Barack Obama’nın başkanlığı sırasında yaptıkları gibi, Demokratlar’dan gelen her politika önerisini engellemek için var güçleriyle çalışacaklardır. Bu nedenle başlangıçta bahsettiğimiz etkili bir reform gündemi fikri bu senatörler tarafından imkansız hale getirilebilir.

İkinci engel ise vizyon eksikliği. Biden iyi bir seçim kampanyası yürüterek Amerikan toplumu içinde geniş bir koalisyon kurdu. Ancak bana göre onun ve en iyi danışmanlarının vizyon ve cesaret kavramları açısından gerekli özelliklere sahip olup olmadıkları tam olarak net değil. Amerika tarihsel bir dönüm noktasında, kapsamlı bir siyasi ve ekonomik reforma ihtiyacımız var.

Siyasi reform, demokratik kurumları güçlendirmeli ve kurumların bağımsızlığını desteklemeli. Ayrıca Seçiciler Kurulu’nu (ABD’de başkan ve başkan yardımcısını seçmek üzere halk oyuyla seçilen ve 538 seçici üyeden oluşan kurul) ve ABD Senatosu’yla ilgili meseleleri ele alan bir anlayışla Amerikan kurumlarının modern Amerika’yı daha iyi temsil etmesini sağlamalı. 

Ekonomik reform daha da zor çünkü bu alanda oluşan 20 yıllık bir fikir birliğinin göz ardı edilmesi gerekiyor. Son 30 yıl, büyük şirketlere birtakım kolaylıklar sağlamanın özellikle ülkenin yetersiz sosyal güvenlik ağı göz önüne alındığında, bazı yeniden dağıtıcı vergilendirme politikalarıyla bile sıradan ABD vatandaşları için iyi ekonomik fırsatlar ve makul bir gelir düzeyi sağlayamadığını açıkça ortaya koydu.

Büyük şirketlerin etkisini azaltarak, işgücü piyasasını yeniden yapılandırarak, asgari ücreti artırarak ve düşük ücretli işçilere koruma sağlayan kurumları güçlendirerek ekonominin çalışma şeklini değiştirmemiz gerekiyor.

En önemlisi de teknolojik değişimi yeniden yönlendirmemiz gerekiyor. Böylece büyük teknoloji potansiyelini yalnızca daha fazla otomasyon işlemi için değil aynı zamanda işçiler için yeni ve daha iyi fırsatlar yaratmak açısından kullanırız. Bu fikirler Obama ve Hillary Clinton gibi Demokratlar için öncelikli fikirler değildi. Biden yeni bir vizyon oluşturup bunları gerçekleştirebilmek için gereken koalisyonu oluşturabilecek mi bunu zaman gösterecek.

Üçüncü engel, Demokrat Parti’nin içinde derinleşen parçalanma. Biden mart ayında muhtemel bir aday olarak ortaya çıktıktan sonra parti nispeten birleşmiş bir konumda gözüktü. Önseçimlerle Biden’ın karşısında kalan son aday olan ve partinin sol kanadının sancağı olan Bernie Sanders ve müttefikleri, bu önemli dönüm noktasında Biden’a destek toplamak ve birliği güçlendirmek açısından yaptıkları çalışmalarla övgüyü hak ediyor. Ancak bunun kalıcı olacağının herhangi bir garantisi yok, özellikle de Demokratlar Senato’da üstünlük sağlarsa.

Partinin sol kanadının daha radikal bir eylem planı için çağrı yapması mantıklı gibi gözükse de bu, politika önceliklerini değiştirmek de dahil olmak üzere ilerlemeyi çok daha güç bir konuma getirecektir. Örneğin iklim değişikliği kararlı bir şekilde eyleme geçmeyi gerektiren büyük bir sorun olsa da yukarıda bahsettiğimiz siyasi ve ekonomik reformlardan önce iklim değişikliğiyle ilgili eylemleri gerçekleştirmek Biden yönetimi için kendi kendini yenilgiye uğratabilecek bir adım olacaktır.

PS: Peki eğer Trump kazanırsa savunduğunuz bu “kademeli radikalizm” anlayışı bundan dört yıl sonra hâlâ mümkün olabilecek mi? Böyle bir durumda bahsettiğiniz gündemin hangi unsurları kurtarılabilir – mesela Demokratlar ABD Senatosu’nda çoğunluğu ele geçirirse diyelim.

Benim “kademeli radikalizm” fikrini önermemdeki amaç ABD’nin karşı karşıya olduğu acil sorunları ele alabilmekti. Daha önce de belirttiğim gibi eşitsizliğin artması; iyi ve yüksek maaşlı işlerin ortadan kaybolması, birkaç şirketin büyük ekonomik hâkimiyeti, devlet kurumlarının kapasitesinin ve kurumlara duyulan güvenin erozyona uğraması ve demokrasinin çözülmesi. Bunların hepsi radikal çözümler gerektiren temel sorunlar. Ancak bu çözümleri kademeli olarak uygulayabilmenin tek yolu değişim için geniş çaplı koalisyonlar oluşturmak.

Bu tip bir yaklaşım kurumlarımızı korumak ve güçlendirmek için son derece elzem. Ancak elbette bu, en azından bir dereceye kadar, bahsettiğimiz kurumların işleyişine de bağlı. Ülke daha da kutuplaşırsa mahkemeler daha da siyasallaşır ve uzlaşma kültürünün siyasi normları daha da zayıflarsa bunların hiçbiri mümkün olmaz.

Trump’ın dört yıl daha başkan olması bütün bu sorunlarla birlikte daha fazlasını da getirecek. Aslında Trump’ın kazanması durumunda Amerikan demokrasisinin ve kurumlarının hayatta kalması konusunda ciddi şüphelerim oluşmaya başlar diye düşünüyorum. Dolayısıyla bugünkü seçim ABD için, “varoluşsal bir seçim”.

Tabii ABD’nin başına böyle bir trajedi gelirse, Demokratlar’ın kontrolündeki bir yasama organı Trump ve müttefiklerinin en kötü planlarının önünde büyük bir engel oluşturacaktır. Ancak Trump’ın tekrar başkan olarak seçileceği ve Demokratlar’ın Senato’yu tekrar alacağı bir senaryoyu hayal etmek benim için zor. Trump kazanırsa gerçekleşmesi daha muhtemel bir senaryonun içerisinde Cumhuriyetçiler’in kontrolündeki bir Senato var.

Daha demin bahsettiğimiz “kademeli radikalizm” anlayışı Trump kaybetse bile masadan kalkabilir. Trump kabullenmeyi reddederse ve Cumhuriyetçi teşkilatlanma da onun arkasında durmaya devam ederse kutuplaşma daha da yoğunlaşır ve bu da koalisyon kurmayı ve kurumlara olan güvenin artmasını neredeyse imkansız hale getirir. Aynı şekilde Biden kazanırsa ama Demokratlar’ın en solcu unsurları kontrol altında tutulamazsa “kademeli radikalizm” imkansız bir hale gelecektir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus