10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde Romanlar: “Tüm insanlar gibi Romanlar da insan onuruna yakışır ve eşit vatandaşlık hakları ile yaşayabildikleri bir dünyayı hak ediyor”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Roman Dayanışma Ağı, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde farkındalık kampanyası düzenledi. Kampanya çerçevesinde Roman aktivist Çisem Çelikel, Çanakkale’de saha çalışması yaptı. Romanlar Gençlik Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Cem Pekbalıkçı da belgesel çekimlerinde ve koronavirüs salgını günlerinde İzmir’de sahada yer aldı. Salgın sürecinde sahada çalışma yapan Çisem Çelikel ve Cem Pekbalıkçı, gözlemledikleri Roman mahallelerini ve izlenimlerini anlattı.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) tarafından kabul edilmesinden bu yana, Dünya İnsan Hakları Günü her yıl 10 Aralık’ta kutlanıyor. Barınma, beslenme ve eğitim gibi temel haklara erişemeyen birçok dezavantajlı grup, bu yıl koronavirüs salgını ile birlikte çok daha zorlu günler yaşıyor. 

“Hak bilinci oluşmaya yeni yeni başlıyor”

Toplumsal önyargılar, dışlanma ve yoksulluk savaşlarının içinde Roman toplumunun haklarını “hak” değil, “ihtiyaç” olarak nitelendirdiklerini dile getiren Roman aktivist Çisem Çelikel, “Roman toplumunda sahada aktif biçimde çalışan sivil toplum örgütlerinin ve aktivistlerin çabaları ile hak bilinci oluşmaya yeni yeni başlıyor dersek yanlış bir değerlendirme yapmış sayılmayız. Roman toplumunda yerleşmiş bir hak bilincinin olmama sebebi ise derin yoksulluk sebebiyle sürdürdükleri hayatta kalma mücadelesi” dedi. 

“’Evde kal’ dedikleri insanlar gündelik yaşadıkları için evde kalamadılar”

Romanlar Gençlik Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Romanlar Dayanışma Ağı İzmir temsilcisi Cem Pekbalıkçı, “Toplumda okuma düzeyi çok düşük olduğu için haklara erişim ve insan hakları bilinci çok düşük. Lise ve üniversite düzeyinde eğitim oranı yüzde 1, yüzde 2 düzeyinde” diye konuştu. 10 yıldır sahada aktif olarak çalıştığını dile getiren Pekbalıkçı, “Belgesel çekiminde ve salgın günlerinde sahada aktif olarak yer aldım. Gördüğüm en temel sıkıntı maddiyat. Bu insanlar (Romanlar) hep gündelik yaşıyorlar, ‘Evde kal’ dedikleri insanlar gündelik yaşadıkları için evde kalamadılar” dedi. 

Salgın sürecinin çok zorlu geçtiğini belirten Pekbalıkçı, gözlemlerini şöyle anlattı: “Ben sahada şunu çok iyi gözlemledim. Eskiden, ‘Aylık çalışamayız biz, gündelik haftalık çalışma bize yetiyor, idare ediyoruz’ diyen insanların (Romanlar’ın) hepsi aylıklı çalışma ve sigortalı, sağlık güvenceli çalışmanın ne kadar değerli olduğunu öğrendiler. Salgından bu çıktıyı aldılar.”

“Herhangi bir yasak yokken uzak olan okul, çocuklara daha da uzaklaştı”

Salgın günlerinde eğitime erişimin çok zor olduğunu olduğunu anlatan Pekbalıkçı, “EBA için telefon, tablet, bilgisayar olması gerekiyor ve yok. Bunlar olsa da zaten internet yok. Eğitime erişimi zaten kolay olmayan çocukların önüne bir de bu engeller çıkınca eğitimden hepten uzaklaşıp soğuyorlar. Herhangi bir yasak yokken uzak olan okul, çocuklara daha da uzaklaştı” diye ekledi.

Salgın dönemiyle birlikte yoksulluğun adı yoksunlukla yer değiştiriyor”

Salgınla birlikte Roman toplumunda yoksulluğun derinleştiğini dile getiren Çelikel, “Sahaya indiğinizde bütün ezberleriniz bozuluyor. Salgın dönemiyle birlikte yoksulluğun adı yoksunlukla yer değiştiriyor. Bakkallar ve veresiye defterleriyle geçirdiğimiz saha çalışması sonunda markete girip ekmek almaya utandığım için elim boş döndüm eve” diye konuştu.

Roman toplumunun en temel haklarını diğer vatandaşlarla eşit ölçüde kullanamadığını söyleyen Çelikel, şöyle devam etti: “Ayrımcı davranışlar ve etkin iyileştirme politikalarının yokluğu sebebiyle eğitim, istihdam, barınma, sağlık ve sosyal hizmetler alanındaki haklarına erişimde ciddi engeller yaşanıyor. Salgın öncesinde temel haklara erişme kaygısı ve gayreti içinde olan Romanlar, salgın sürecinde bu kaygılarını ve gayretlerini  ‘açlıktan ölmemek’ olarak nitelendiriyor.”

Romanlar’ın da tüm insanlar gibi insan onuruna yakışır ve eşit vatandaşlık hakları ile yaşayabildiği bir dünyayı hak ettiğini, 10 Aralık vesilesi ile tüm topluma bir kez daha hatırlatan Çelikel, koronavirüs salgınıyla daha derin bir ayrımcılık ve hak kaybı yaşandığını dile getirdi. 

“Temel gıda ve temizlik maddeleri bir veya iki liralık ufak paketlerde satılıyor”

Çocuk bezlerinin taneyle alındığını, annelerin bezi geceleri tedbir olsun diye bebeklere bağladığını ve gündüzleri bezsiz geçiren bebeklerin olduğunu anlatan Çelikel, “Saha çalışması yaptığımız yerlerde zeytin, çay,  şeker, peynir, yağ ve deterjan gibi temel gıda ve temizlik maddeleri 1 veya 2 liralık ufak paketlerde satılıyor. Sıvı yağ ve salça ise pet bardak ile. Veresiye defterine 1 liralık peyniri yazdıran da var, 2 liralık şekeri de. Elektrikleri kesildiği için komşudan elektrik çeken haneler var” diye konuştu.

Fotoğraflar: Ali Ekrem Kulağıduymaz

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus