Cumartesi Anneleri 853. haftasında, 40 yıl önce İstanbul’da kaybedilen Süleyman Cihan için adalet istedi – “İşkence insanlık suçudur, bu suçu işleyen devlet görevlileri zamanaşımı nedeniyle yargılanmaktan kurtulamaz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’nın yasaklanmasının 154. haftasında, koronavirüs salgını nedeniyle sosyal medya hesabından açıklama yaptı. 853. haftanın moderatörlüğünü İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyesi Sebla Arcan yaptı. Cumartesi İnsanı Yasemin Bektaş’ın okuduğu açıklamada, 29 Temmuz 1981’de İstanbul’da kaybedilen Süleyman Cihan (31) için adalet istedi.

Süleyman Cihan’ın kardeşi Ahmet Cihan, “Süleyman, muhalif kimliği nedeniyle hedef seçildi; gözaltına alındı, işkence yapılarak öldürüldü. 12 Eylül faşist darbesi döneminde işlenen bu cinayetle ilgili yapılan suç duyurusu sonuçsuz kaldı. Benzer dosyalarda olduğu gibi soruşturma dosyası kapatıldı. İşkence insanlık suçudur. Bu suçu işleyen devlet görevlileri zamanaşımı nedeniyle yargılanmaktan kurtulamaz” dedi. 

Süleyman Cihan’ı emniyette gören tanık Hasan Hüseyin Çatalkaya da “Ben 12 Eylül döneminde işkenceye uğrayan insanlardan biriyim. Emniyette gözaltındayken, o dönem işkence için yukarıya alındığımda ‘Ben Süleyman Cihan, ölmedim dışarıya iletin’ diye sesler geliyordu, belli bir süre sonra kesildi. Ben bu sürecin tanığıyım” diye konuştu.

“Süleyman’ı kaybettirip Zindan Arkası Mezarlığı’na gömenler onun kim olduğunu ve intihar etmediğini bildikleri halde bu yönteme başvurdular”

Davanın avukatlarından Mihriban Kırdök ise Süleyman Cihan’nın kaybedilmesiyle ilgili şunları söyledi: “Süleyman’ın ölümünü bir duruşmada, dava arkadaşlarından İbrahim Ünal savcılığa sorduğunda kendisinin Zindan Arkası Mezarlığı’na gömüldüğünü öğrendik. Biliyor ve inanıyorum ki adalet, hak ve hukuk herkes için gerekli. Süleyman’ı kaybettirip Zindan Arkası Mezarlığı’na gömenler onun kim olduğunu ve intihar etmediğini bildikleri halde bu yönteme başvurdular.” 

853. haftanın basın açıklamasını okuyan Cumartesi İnsanı Yasemin Bektaş, “Türkiye’de yurttaşın hakikate ve adalete ulaşmasını engelleyen kemikleşmiş bir yapı hüküm sürüyor. Kayıp dosyaları, etkin soruşturmalar yürütülmeden zaman aşımı süresinin dolması için adliyelerin tozlu raflarında bekletiliyor. Sonra da ‘Süreniz doldu, biz artık devlet olarak fail ve sorumluları yargılayıp cezalandıramayız’ diyorlar. Zamanaşımı sayesinde suçlular mükafatlandırılırken, kayıp yakınları yaşadıkları adaletsizlikle baş başa bırakılıyor” dedi.

Süleyman Cihan’ın, 29 Temmuz 1981 tarihinde Edirne’den İstanbul’a gelmek üzere bindiği yolcu otobüsünün İstanbul’a yaklaştığı sırada beş kişilik sivil bir ekip tarafından durdurulduğu ve Cihan’ın gözaltına alındığını anlatan Yasemin Bektaş, şöyle devam etti: “Emniyet ve savcılığa başvuru yapan aileye oğullarının gözaltına alınmadığı söylendi. Aile ve avukatlarının ısrarlı arayışı, Cihan’ı şubede işkencede gören tanıkların çıkarıldıkları mahkemelerde ısrarla mahkeme heyetine ‘Süleyman Cihan’a ne oldu?’ sorusunu yöneltmeleri sonucunda önce Cihan’ın çatışmada öldüğü iddia edildi. Bu iddiayı destekleyecek hiçbir veri bulunamayınca bu sefer de Cihan’ın gözaltına alındığı günün ertesi günü, yani 30 Temmuz’da yer gösterme esnasında altıncı kattaki boş bir daireden kendisini atarak intihar ettiği öne sürüldü.”  

Otopsi raporundaki verilerin Cihan’ın altıncı kattan atılmadan önce öldürülmüş olduğuna dair önemli veriler içerdiğini söyleyen Bektaş, “Cihan, İstanbul Emniyeti Siyasi Şube’de çok sayıda kişi tarafından görülmüş, aylarca işkence gördükten sonra öldürülmüş, ölü bedeni yüksekten atılarak intihar süsü verilmiş ve kaybedilmek maksadıyla ‘kimliği meçhul kişi’ olarak gömülmüştü. Bu gerçek ailenin, avukatların ve tanıkların 85 günlük ısrarlı arayışı ile açığa çıkarılmıştı” diye ekledi. 

Süleyman Cihan dosyasının delilere ve tanıklara rağmen takipsizlik kararı ile kapatıldığını, bu karara yapılan itirazların da reddedildiğini hatırlatan Bektaş şunları kaydetti: “Cihan ailesi ile ve avukatları 2012’de Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Süleyman Cihan’ın işkencede öldürülmesi ile ilgili ek deliller sunarak, isimlerini verdikleri fail ve sorumlular hakkında şüpheli sıfatıyla kamu davası açılmasını talep etti. Ek delillerden biri de, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın dosyadaki otopsi bulguları ve tıbbi verilerden hareketle hazırladığı rapor oldu. Bu raporla Cihan’ın ağır işkenceye maruz bırakıldığı ve apartmanın altıncı katından atılmadan önce öldürüldüğü kayıt altına alınmış oldu. Sürüncemede bırakılan dosyanın  güvenilir kanıtlar ve tanıklar olmasına rağmen, savcılığın Cihan’ın işkence ile öldürüldüğünü kabul etmesine rağmen, zamanaşımı devreye sokularak kapatıldı. Bilinen fail ve sorumlular bir kez daha korundu.” 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus