Anadolu Efes’in devi Tibor Pleiss, The Crossover’da John Arlauckas’ın konuğu oldu – Pleiss: “Koç Ergin Ataman’dan şut iznini antrenmandaki isabetlerim ile aldım”

Üst üste iki kez EuroLeague şampiyonu olan Anadolu Efes’in 2.21 metrelik dev yıldızı Tibor Pleiss’ın katıldığı John Arlauckas’ın podcastinde öne çıkan maddeleri Medyascope Spor Servisi olarak sizin için derledik.

John Arlauckas: Tibor Pleiss, küçüklüğünden beri girdiğin ortamlarda hep en uzun muydun yoksa birdenbire mi boyun uzadı?

Tibor Pleiss: Küçüklüğümde de uzundum ancak benden uzunlar da oldu hep çevremde. Ancak basketbola başladıktan sonra 16 yaşıma geldiğimde genelde en uzun ben oluyordum ve pivot pozisyonunda oynuyordum. 

JA: Peki yurtdışında ilk kez oynadığın zaman (Baskonia dönemi) nasıl hissettin, ailenden uzaklaşmak, dilini bilmediğin koçla çalışmak ve tercüman aracılığıyla iletişim kurmak zorlayıcı mıydı?

TP: Küçük yaşlardan itibaren basketbol sebebiyle ailemden uzak kalıyordum. Ailem basketbolcu olmam için bana büyük destek verdi. Bu yılki finalde şampiyon olduktan sonra annemin gözlerinden yaşlar dökülüyordu ve babam da ağlamamak için kendini zor tutuyordu, onlar için büyük bir gurur. İspanya’ya ilk gittiğimde çok fazla İngilizce konuşulmuyordu ve benim de şimdiki kadar iyi İngilizcem yoktu. Genellikle takım içinde İspanyolca konuşuluyordu ve ben de tercüman aracılığı ile iletişim kurabiliyordum. Daha sonradan biraz İspanyolca kursuna gittim ve bir şeyler öğrendim. Takıma ilk gittiğimde Fabien Causeur de benimle birlikte transfer olmuştu. Causeur, Devon van Oostrum ve ben maçlar ve antrenmanlar dışında sürekli beraberdik ve çok fazla birlikte zaman geçirdik.

JA: NBA macerası senin için nasıl geçti?

TP: NBA’e gitmek çocukluk hayalimdi ve gitmeyi başardım. İlk çıktığım sezon öncesi maçında Lakers’a karşı birisinin üstünde smaç basmıştım kim olduğunu hatırlamıyorum. Sonrasına o adrenalinle topa vurdum ve top Lakers bench’ine gitti. NBA’deki ilk sayılarımı attığım anda teknik faul alarak kenara geldim. Daha sonra sezon başladığında NBA’de çok fazla forma şansı bulamıyordum. Koçla konuşarak oynamak istediğimi belirttim. G-League takımına gittim ve orada oynama şansı buldum. 

JA: Koç Ergin Ataman ile ilk kez bir araya Galatasaray’da geldiniz. Seni nasıl NBA’den dönmeye ikna etti? 

TP: NBA’de yaşadığım hayal kırıklığı sonrasında, Ergin Ataman beni aradı ve zor bir sezonu geride bıraktığımı anladığını, beni takımda görmek istediğini ve bana verdiği değeri hissettirdi. Daha önce milli takımda rakip olarak karşı karşıya gelmiştik ama pek tanışmıyorduk. Bana duyduğu saygı benim onunla çalışmak istememi sağladı. Ben şut atmak istiyordum fakat Baskonia’da bana takımımızda yeterince şutör var senin şut atmana gerek yok diye izin vermiyorlardı. Galatasaray’a gelip koç Ergin Ataman ile konuştuğumda ise bana gelip “Antrenmanda altı tane şut sokarsan maçta bir tane şut kullanmana izin vereceğim” dedi. Ben de gittim antrenmanda arka arkaya sekiz şut soktum ve şut atma iznini kapmıştım. Bu benim için az ama başlangıç olarak iyiydi. Çünkü devamının geleceğini biliyordum. Zaten koç da bana eğer maçlarda ilk şutu sokarsan ikinciyi de deneyebilirsin yeşil ışığını yakmıştı. O sezon takımla istediğimiz gibi sezon geçiremedik ve sonraki sezon ayrıldım. İspanya’ya geri dönerek Valencia ile anlaştım. Ancak Valencia’dayken plantar fascia (topuk dikeni) sakatlığı yaşadım ve tüm yazı bunun rehabilitasyonuna ayırmakla geçirdim. Tam olarak sağlıklı hale geldiğimde koç Ergin Ataman yine beni aradı Anadolu Efes’e gelmemi istedi.

Efes’e geldiğimde ise takım önceki sezonu EuroLeague’de sonuncu tamamlamış ve çok fazla hamle yaparak iddiali bir takım olmayı amaçlıyordu. Takımda Dunston ve Simon kalmıştı önceki sezondan. Krunoslav Simon benim için EuroLeague’in en underrated oyuncusu ve sahada her şeyi yapabiliyor. İstediği karşılaşmada 30 sayıya anında çıkabilir. Bence o mükemmel bir oyuncu tek kusurlu yanı solak olması. Solak oyuncular diğer basketbolcular için irite edici olabiliyor, onun dışında başka bir kusur yok. Ben onu kartlardan “joker”e benzetiyorum. İşler iyi gitmediği anda ya da takımın o an neye ihtiyacı varsa onu yaparak takımı yukarı çekebiliyor. O sezon dipten aldığımız takımı yükselterek EuroLeague finaline kadar uzandık. Bizim için çok güzel bir duyguydu. 

JA: Pandemi nedeniyle yarım kalan sezon hakkında neler söylemek istersin?

TP: İlk sezonumuzda dipten gelerek EuroLeague finaline kadar uzanmıştık. Sonraki sezonda ise hedefimiz tekrar buraya gelerek şampiyonluğu kazanmaktı. Ancak o yıl çok formda ve EuroLeague’in zirvesinde ilerlerken sezonun iptal edilmesiyle birlikte, birisinin elimizden bir şey aldığını hissettik. İlk başlarda sezon belki yeniden başlayabilir diye ve ailemi de risk altına atmamak adına İstanbul’da kaldım. Burada antrenmanlarıma devam ettim. Dört ay İstanbul’da kaldıktan sonra ayrıldım. 

JA: İlk yıl finalde mağlubiyet, ikinci yıl elinizden alınan şampiyonluk, üçüncü yıl Final-Four’un memleketin olan Köln’de olduğunu duyunca ne hissettin?

TP: Kendi evimde Final-Four oynayacak olmak mutlu hissettirdi. Ancak pandemi sebebiyle seyircimize kavuşamadığımız bir finali oynadık. O yıl şampiyonluktan emindik. Sol ayağımdan sakatlığım vardı ve çok fazla oynayamadım. Hatta şampiyon olduktan sonra herkes sahada çılgınca koşuyor ve zıplıyorken ben sol ayağımın üzerinde zıplamaya çalışıyordum, sakatlığımın büyümemesi için.

JA: Bu sene şampiyonluğu korumak için geliyordunuz ama ilk dört-beş hafta galibiyet alamadan son sırada yer aldınız. Soyunma odası nasıldı o dönem?

TP: Panathinaikos mağlubiyeti sonrası soyunma odasında herkes kafasını eğmiş, hüzünlü bir şekilde oturuyordu. Geçen iki sezonda hiç böyle kontrolü kaybettiğimiz mağlubiyetler almıyorduk. Daha sonra koç geldi ve konuştu. Hep birlikte konuşarak bir çıkış yolu bulmamız gerekiyordu. Geçen yıl EuroLeague’i kazanmıştık. Belki de bu yıl biraz hafife aldık. Kolay olarak tekrar kazanacağımız algısı vardı. Ama her sezon farklı bir zorluk içeriyor ve tekrar kazanmak kolay olmayacaktı.

Sezona kötü başladık ve geçen yıl kolayca mağlup ettiğimiz takımlara bile yenildik. Herkes bizim hakkımızda “Bu takım artık misyonunu doldurdu, bu oyuncular çok yaşlı” gibi yorumlar yapıyordu. Takımdaki herkes bu sezon oldukça fazla yaşadı ve insanlar sanırım bize olan güvenlerini kaybetti. Ama biz çok tecrübeli takımdık ve birbirimize güveniyorduk. Daha sonra play-offta iyi bir pozisyon alarak çeyrek finaldeki şansımızı artırmak için çabaladık. 

JA: Herkes senin final maçında yaptıklarınla ilgili konuşuyor ama Milan serisinin dördüncü maçında çılgın bir oyun oynadın. Shane Larkin’den Micic’den beklenen şeylerin hepsini sen yaptın. Bunları yapabilme kapasiten zaten vardı ama bunlar senden beklenmiyordu. İçeri girdin, dışarı çıktın üçlük attın bir uzun olarak. Bu nasıl bir his?

TP: Milano sezonun en iyi defansif takımıydı. Kimi nasıl savunacaklarını gerçekten iyi biliyorlardı. Larkin’i, Micic’i zaten sıkı savunmaları gerektiğini biliyorlardı. Biz de bu iki skorerimiz dışında bir opsiyon aradık ve beni buldular. Ben de topu çembere soktum, işimi yapmaya çalıştım sadece ama güzel bir histi.

JA: Peki finalde Rudy’nin üstünden bulduğun kritik şu hakkında ne söylemek istersin?

TP: Bu çok otomatik gelişen bir şeydi. Eskisi gibi ne yapacağımı düşünüyor değildim. Bayağı bir tecrübe kazanmıştım. Sanki tribün arasında oturmuş kendimi oynarken izliyor gibi hissediyordum. Bayağı bir refleks olarak gelişti. Top elime geldiğimde şut atmak istemiştim. Rudy’nin üzerime doğru uçtuğunu görünce ona iyi uçuşlar dedim ve küçük bir driplingden sonra şutu soktum.

JA: Finalin son dakikalarında neler düşünüyordun?

TP: Bunu daha önce de söylemek istemiştim şimdi söyleyeyim. Ben o anlar adına hiçbir şey hatırlamıyorum. Gerçekten yok, duygu yüklü ve heyecanlı anlardı. Hatta yarın ailemle oturup final maçını tekrar izlemek istiyoruz. Kendimi o kadar zorlamıştım ki üçüncü çeyrekte enerjimin bittiğini hissetmiştim. Ama takımın önemli bir oyuncusu olduğumu biliyordum. Maçın bundan sonrası, geride kalan tüm sezonun sonucu olacaktı ve kendimi buna zorladım.

Kaynak: The Crossover

Yazan: Yahya Kemal Doğan

Editör: Doğa Üründül

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus