Aydın Selcen yazdı: Ukrayna’nın işgali Fizan’dan duyulur mu?

Başlığı eskiden kalma amiyane bir futbol tezahüratından otladım, berceste okurun engin hoşgörüsüne sığınırım. Öyle duyuldu ki, ister suya atılan taşın çevresinde oluşturduğu halkaları gözünüzde canlandırın, ister bu işleri bildiğinizi göstermek adına “kelebek etkisi” terimini ellisekizinci kere bozdurup harcayın. Ama “domino etkisi” demeyin, zira Putin’den oyun çalıp, komşu ülkeyi işgale yeltenerek, üzerine orada durmayıp çakma referandumlar düzenleterek ilhaka kılıf hazırlamaya kalkışan meczup henüz çıkmadı: Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek?

Bununla birlikte Kuzey Kore’den Burkina Faso’ya, Brezilya’dan İtalya’ya, Suriye’den İsveç’e yerküremizin neredeyse her köşesinde Putin’in kamikaze dalışının etkileri hissedildi. Zira henüz cinayetin intihara dönüşmesi aşamasındayız. Başka deyişle canını dişine takmış Ukrayna yalnızca Avrupa veya Batı için değil halkımızın da aralarında bulunduğunu umduğumuz dünyada insanca yaşamak isteyen herkes ve hepimiz için savaşıyor.

Üstelik bizim buralarda Türkiye’nin Yunanistan’la savaş olasılığının 90’ların ortasından bu yana en yüksek duruma geldiği belirtilirken, yanı başımızda Putin’in nükleer saldırı olasılığının da 1962 Küba Krizi’nden beri hiç bu denli güçlü olmadığını bizzat ABD Başkanı Biden söylüyor. Putin’in masaya koyduğu seferberlik ve dört bölgenin (Zaporijya nükleer santrali dahil) ilhakı kararlarının tamamlayıcısı nükleer tehdit. “Taktiksel” boyutta olacağı varsayılan nükleer saldırı orta büyüklükte bir yerleşim merkezinin haritadan silinmesi demek. Tıpkı Mariupol gibi.

Aynı zamanda Kuzey Kore geçtiğimiz günlerde 4000 km menzilli füze denemesini Japonya’nın üzerinden aşırtarak yaparken, Japon halkını sığınaklara saklanmak zorunda bırakıyor. Yedinci nükleer denemesini de yaparsa, birkaçyüz kiloluk bir nükleer başlığı, ABD’ye erişecek biçimde geliştirecek imkân ve kabiliyete ulaşması belki 2-3 yıl alacak. Hiçbir ABD başkanının buna izin vermeyeceğini dile getirmek, hariciye ağzıyla “izahtan vareste.”

Enerji maliyetinin yükselmesi Avrupa Birliği (AB) ortalamasında enflasyonu ilk kez çift haneli rakamlara getirdi. Özellikle en alttakilerin alım gücünün düşmesi ya da hayat pahalılığı, düzensiz göçle birleşince popülizmin şahlanması için bereketli bir siyasal zemin oluşturdu. Sosyal demokrasinin bahçesi İsveç’te aşırı sağın oyu yüzde 20’ye ulaştı. İtalya’da neo-faşist Meloni iktidara geldi. Tarihinde görülmedik biçimde Fransa’da Marine Le Pen mecliste 88 sandalye kazandı. Almanya “enerji savaşındayız” terimini kullandı ve iktidardaki üç parçalı koalisyonun eşgüdümde zorlandığı açık.

Özcesi, demokratik toplumların kaynak yerleri baskı altında. Sanki iki ayrı kum saati eşanlı akıyor. Bir yanda Rusya’ya yönelik yaptırımlar kaçınılmaz biçimde etkisini gösteriyor, ama Putin’e elini mindere vurup “pes” dedirtecek raddeye henüz gelmiyor. O yakıcılık düzeyine 2023 yazına doğru varacağımız anlaşılıyor. Karşısında Avrupa’daysa pandeminin faturası üzerine hem enerji maliyeti hem Ukrayna’ya askeri yardım keyfiyet ve zarureti bindi. Rakamsal büyüklük ve etkinlik olarak bakarsanız zaten AB çıkışlı yardımlar ABD’ninki yanında pek çarpıcı değil.

Dünya AB ve ABD’den ibaret de değil. Çekimser pozu takınan Çin’in yanına Hindistan’ın da eklendiğini gördük. Bunlara BRICS’in B’si Brezilya’yı da ekleyelim. Hatta Brezilya’da Bolsonaro’nun beklenmedik seçim başarısını da yukarıdaki paragrafta değinilen örneklere iliştirebiliriz. Afrika’ya bakarsak Çin’in ardından aynı yağma kafasıyla gelmesine rağmen Rusya eski sömürgeci ülkelere yeğleniyor. Zira sunduğu paralı askerler (“Wagner”) terörle mücadele kısvesi altında hem tekadamların baskıcı rejimlerine destek, hem soygunlarına ortak oluyor. Burkina Faso’da yılın başında darbe yapan yarbayı, yıl bitmeden yüzbaşının devirmesi buna güzel bir güncel örnek.

Bize gelince Ukrayna özelinde doğru işler yapmıyor değiliz. Tahıl koridoru ve esir takasının ardından İstanbul’da üç ulusal güvenlik danışmanı Kalın, Yermak ve Sullivan’ın buluşması bunun güzel bir örneği. Prof. Dr. Serhat Güvenç’in anımsattığı Ukrayna Deniz Kuvvetleri için inşa edilecek dört MİLGEM Ada sınıfı korvetten ilkinin denize indirilme törenine Cumhurbaşkanı Zelenskiy’nin eşinin katılması bir başkası. Otuz kadar olduğu belirtilen Bayraktar TB2’lerin üzerine TUSAŞ’ın Anka SİHA’larının silâhları da ROKETSAN’dan olmak üzere Kiev’de ortak üretimi de yılsonuna dek başlaması bir diğeri.  

Bu arada Putin’den doğal gaz ödemelerinin 2024’e yani 2023 seçimi sonrasına erteleme talebimiz olduğu ortaya çıktı. Akkuyu’nun üzerine Sinop’a da nükleer santral Rusya’ya öneriliyor. Merkez Bankası’na Rusya’dan kasa rahatlığı sağlayacak denli de olsa belirli bir akış olduğu belli. Yaptırımların etrafından dolanmanın bir yolu olarak Batı Avrupa’nın önde gelen ülkelerinin ülkemize ilgisi trafiği artırıyor. MIR sisteminden zoraki çıkılsa da farklı yollardan nakit akışı sürüyor. F-35 programından kendimizi attırmamıza ve ulusal savunmada adeta küme düşmemize neden olan S-400’ler de yerinde duruyor. 

Denilebilir ki, anlatmaya çalıştığım üzere “fiyat etiketi” hem mali hem siyasi açılardan bu denli pahalı bir savaş yanı başımızda sürerken Türkiye’nin “tarafsız değil ama dengeli” tutumu tereyağını hem satmaya, hem yemeye olanak tanıyor. Zira Kırım’ın 2014’teki ilhakını tanımadığımız gibi, son uydurma referandumların sonuçlarını da tanımayacağımız kayda geçirildi. Barış masasının ancak Ukrayna’nın tam ulusal egemenliği ve toprak bütünlüğü temelinde kurulabileceği yönündeki görüşümüz de. 2023 seçiminde iktidar değişirse muhalefet şimdiye dek yapılandan farklı ve bunun ötesinde ne gibi hamleler öngörüyor? Belki esas aynı kalırken, iletişim stratejisi mi güncellenecek, pek bilemiyoruz.

Öyleyse yolunda gitmeyen nedir? Neden Erdoğan’a bir yandan Ukrayna ve ABD’den teşekkürler iletilirken, aynı zamanda yine ABD ve AB’den tepkiler geliyor? Neden dış politikamız senfonik değil kakofonik tınlıyor, “okunaksız” olarak tanımlanıyor? İçeride ceberrutluk, dışarıda atar-gider ve öngörülemezlik, terörle mücadele altında biteviye süren dal-çık, gir-kal harekâtlar, üyesi hatta kurucusu olduğumuz ittifak ve uluslararası örgütlerle uyumsuzluk, sürekli harlanan Batı düşmanlığı herhalde başlıca etmenler.

Tüm bu karmaşanın aşılması, doğrultulması da sihirli sözcük “liyakat” terennümüyle pek olmayacak. Şuur ve tasavvur gereği bir yanda, Türkiye’nin kimlik ve yönelimiyle kavgalı islâmcıların kayığına anti-emperyalizm mavrası uğruna binmemek de onun yanında herhalde öne çıkmak zorunda. Kendimizi tarihin doğru yakasına atıp atamayacağımızı da gösterecek 2023 seçimi. Diğer komşumuz İran’da kadınlar illallah ettikleri islâmcı rejime ölümü göze alarak meydan okur, saçlarını açarken burada yüzüncü yılında laik cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırmak şiarıyla oyumuzu isteyen muhalefetin başörtüsü temelli bir yasa tasarısıyla öne çıkmasını ben yarım aklımla o özlediğim bütünlük içine doğrusu oturtamıyorum.         

*Putin Rusya’sının Erdoğan Türkiye’sini mumla aratacak ne menem bir cehennem kuyusu olduğunu anlamak için “Dovlatov” (2018) filmiyle tanıyıp sevdiğimiz Aleksey German Jr.’un “Ev Hapsi” (2021) filmini hararetle öneririm: Halen MUBI’de gösterimde.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus