İKSV’den podcast serisi: Duygu Demirdağ, Yaratıcı Alanda Eşitlik’te cinsiyet eşitsizliğini sorguluyor

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın “Kültür-Sanat Dünyasında Toplumsal Cinsiyet” raporundan ilhamla hazırlanan “Yaratıcı Alanda Eşitlik” adlı podcast serisini gazeteci Duygu Demirdağ, Medyascope‘a anlattı.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) yayımladığı “Kültür-Sanat Dünyasında Toplumsal Cinsiyet” raporundan yola çıkarak hazırlanan “Yaratıcı Alanda Eşitlik” adlı podcast serisi, toplumsal cinsiyetle ilgili farklı çalışmaları tartışmaya açıyor. 10 bölümlük seride gazeteci Duygu Demirdağ ve konukları, kreatif endüstrilerdeki cinsiyet eşitsizliğini sorguluyor.

Podcast serisinin çıkış sürecini, kültür-sanat dünyasında kadının yerini ve medya ekosisteminde yapılabilecek değişiklikleri Demirdağ ile konuştuk.

“Yaratıcı Alanda Eşitlik Podcast” fikri nasıl ortaya çıktı, nasıl bir hazırlık süreci oldu?

2022 Mart ayında WOW – Dünya Kadınlar Festivali’nde, İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları departmanının Prof. Dr. Itır Erhart ile hazırladığı ‘Kültür-Sanat Dünyasında Toplumsal Cinsiyet’ raporu üzerine bir panel gerçekleştirdik. Ve o sohbette şunu fark ettik: Kültür-sanat ekosistemi bir yandan ötekileştirilen, marjinalleşen, dezavantajlı birey ve grupların seslerini duyurmalarına aracılık ediyor ama diğer yandan eşitsizlikleri yeniden üretebiliyor. Baktık ki hepimiz kendi işimizi yaparken aynı şeyi yaşıyoruz. Türkiye’de yaratıcı sektörler daha eşit, adil ve kapsayıcı hale gelsin istiyoruz ama bunu deneyimleyen, bununla mücadele eden insanların hikâyesini yeterince bilmiyoruz ya da dinlemiyoruz.

O sohbetin bir podcast serisine dönüşmesi fikri, İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları Direktörü sevgili Özlem Ece’ye ait. Özlem ilk anlattığında çok heyecanlandım. Hatta galiba telefonda ilk bölümü aklımdan kaydetmeye başladım. Zorlu Holding’in toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımı ‘Eşit Bi’ Hayat’ destek verdi projeye. Farklı disiplinlerden kültür sanat profesyonellerini duyabilmek için 10 başlık belirledik.”

Bu seride edebiyattan tiyatroya, müzikten sinemaya çok farklı alanlardan sanat profesyonellerini ağırladınız. İçeriklerden biraz bahsedebilir misiniz?

Her bölümde beni çok şaşırtan hikâyeler duydum. Kültür-sanat dünyasının, toplumsal cinsiyet eşitliği anlamında daha korunaklı bir alan olduğu varsayımım yıkıldı mesela. Dünyada hâlâ, ‘Beni bir kadın orkestra şefi yönetmesin’ diyen senfoni üyeleri olduğunu öğrendim. Projenin en başında erkek arkadaşlarım, ‘Kadınlara sanat tarihi kitaplarında daha az yer verdiklerine emin misin? Belki de kadın sanatçı yok diye yazmamışlardır’ deyip durdular. Bölümleri dinledikçe fikirleri değişti tabii.

Çok kapsamlı bir çerçeve belirledik ki hepsi İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları departmanının eseri. Dizi ve sinema setlerinde yaşanan eşitsizliği, tacizi ve ifşa mekanizmasını, popüler kültürde hatta magazinde eşitlik arayışını, kültür sanat kurumlarının yapabileceklerini konuştuk. Müslüman feminist hareketten gelen bir aktivistin müzik yolculuğu da var içinde, magazin ve linç kültürüyle ilgili hafızamız da… Sözlü bir ‘Biz ne yaşadık şimdi?’ tarihi…

Benim gibi kahramanlara inanmayan bir kadının bir sürü kahramanı oldu bu seri sayesinde.”

Kültür-sanat dünyasının genel profili hakkında bilgi verebilir misiniz, rakamlar bize neler anlatıyor?

Bu alanda üretim yapan profesyoneller Türkiye’de kadın olmayı, dışlanma, ayrıştırılma, erkeklerden daha çok çalışmak zorunda olma, susturulma, ciddiye alınmama diye tarif ediyorlar.

LGBTİ+’ların yaşam haklarıyla, temel haklarıyla ilgili çok endişe verici saldırıların olduğu günlerde edebiyat, yayıncılık ve popüler kültür üzerine kaydettiğimiz bölümlerde şunu da gördük: Onlar, kadınların yaşadığı toplumsal eşitsizliği daha şiddetli tecrübe ediyorlar.

Türkiye’de kadın istihdamı yüzde 28, erkeklerde yüzde 62. Kültür-sanat dünyasında kadın sanat emekçisi çok fakat yöneticisi ya da lideri az.”

Popüler kültürde ve sizin de uzun süredir içinde olduğunuz medyada deneyimlerinizden de yola çıkarak toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine sizin görüşlerinizi alabilir miyiz?

Dünyada her 11 dakikada bir kadın, tanıdığı biri tarafından öldürülüyor. Trafik kazası geçirmiyor ya da yoldan geçen biriyle kavgaya tutuşmuyor. Muhtemelen bir hayat paylaşmışlığı var katiliyle. Türkiye maalesef bu istatistiği yükselten ülkeler arasında. Kadın cinayeti davalarının haberlerini yıllardır takip ediyorum, gerekçeli kararlara bakın, kadın bedeni ve yaşam hakkı üzerinde giderek artan ve saldırganlaşan dile bakın ve bu dilin nasıl ifade özgürlüğü sınırları içinde korunduğuna bakın, göreceksiniz ki kadının erkek tarafından öldürülebileceği algısı, sınırlarının erkek tarafından çizilebileceği algısı politik bir algı.

Sahnede kadın mücadelesi ve kadın varlığıyla ilgili konuşmalar yapıyorum ama dönüp kendi mahalleme baktığımda karşılaştığım gerçek şu: Medya ekosisteminin kadın habercileri ya da kadın anlatıcıları görme biçimi çok sıkıntılı. Ekranda, orta yaşın üzerinde kaç kadın sunucu izliyorsunuz? Kadın anlatıcıların varlığı 30 saniye sürüyor! Anlatıcı olmak, muhabirlikten başlayan çok uzun bir saha deneyimi gerektiriyor. Aynı gün içinde bin farklı konuyu sahiden bilmek, takip etmek zorundasınız. Bu bir kilometre işi.

Aynı kilometre aleyhimize işliyor. En birikimli olduğumuz zaman ile ekranda bir yüz olarak en iyi göründüğünüz zaman birbirine çok kısa tekabül ediyor. Aynı beklenti erkek haberci için yok. Erkek meslektaşlarımızla eş kıdem işler yapıp, daha az kazandığımız konusuna girmiyorum bile. Eşitsizlik çok belirgin ama aynı zamanda olağan kabul ediliyor. ‘Bize ayrılan sürenin’ başkaları tarafından belirlenmesi saçma.”

Kültür-sanat dünyasında cinsiyet eşitliğinin sağlanması için ne gibi adımlar atılmalı?

Kurumlara çok büyük görev düşüyor. Repertuvarda hangi oyunu seçiyorsun? Neden galerinde o sanatçının eserini sergiliyorsun? Karar alan kadın yöneticilerin var mı? Toplumsal cinsiyet eşitliğini içtenlikle dert ediyor musun yoksa 8 Mart’ta yayınladığın videolar yeterli mi?

Meslek örgütlerinin güçlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Tacizi, şiddeti birey olarak göğüslemek, bununla mücadele etmek ve ispat etmek kolay değil. Sendikalar, kültür kurumları bu işin kodlarını, tanımlarını belirleyen ve uygulayan güçlü kurumlar olabilmeli. Onların güçlenmesi de gökten inen bir kuvvetle olmayacak. Meslek profesyonellerinin birbirlerinin yanında durabilmesi gerekiyor.

Diğer önemli mesele, gençlere, çocuklara ulaşmak. Serinin son bölümü bu konuda harika bir rehber oldu.

İKSV Alt Kat tarafından gerçekleştirilen atölyelere katılan kız öğrenciler konuğum oldu. Toplumsal cinsiyet eşitliğine dair onlardan duyduğum tanımlar ve o tanımın hayatlarındaki etkisine dair söyledikleri o kadar ufuk açıcı ki. Bir şeyleri değiştirecekse daha cesur adım atabilen o genç insanlar değiştirecek. Onlara, yalnız olmadıklarını hissettirmek lazım. Okullarda toplumsal cinsiyetin ders diye okutulması şahane olurdu fakat o günün gelmesini beklemeden bu konuda politikalar üreten kurumların gençleri bu politikalarla ve birbirleriyle buluşturmaları lazım.”  

Podcast serisini dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus