La Vuelta 2023’ün ardından: En unutulmaz tur

İspanya Bisiklet Turu veya global adıyla La Vuelta sona erdi. Medyascope Spor’dan Ceyda Akbulut, yılın son büyük turunu sizler için değerlendirdi.

La Vuelta 2023’ün ardından: En unutulmaz tur

Üç büyük turun üvey evladı, dışlananı, sevgiyi en az hissedeni… İspanya Turu birçok yönden kendini ondan önce gelen Giro ve Tour’dan ayrı tutuyor. Tüm yılın yoğun bisiklet gündeminin ardından sıcak yazın sonunda yeni bir üç haftalık mücadeleye atılmak çoğu kişi için zor ve yorucu gelebiliyor. 

Yılı bahar klasikleriyle açıp İtalya ve Fransa’ya uğrayan sporcular da çoğunlukla burayı es geçiyor. Ya da oralarda şans tutturamayanlar son denemesini İspanya topraklarına taşıyor. 

Bunlara rağmen İspanya Turu, üç haftalık yoğun tempoda sporcuların vücutlarının sezon sonunda verecekleri sürpriz reaksiyonlarla çoğu kez kendine bir açıdan hayran bırakmayı başarıyor. 

Yaz sonunda kendi hayatlarımızın yeni sezonuna hazırlık yapıyor olsak da, İspanya topraklarının tırmanış dolu rotasıyla beraber Pireneler’e uğrayan peloton birkaç gün de Bask Bölgesi’ni ziyaret ediyorsa eğer bisiklet tutkunlarına her koşulda Vuelta’yı takip etmek düşüyor. 

İspanya Turu’nun 78. buluşması başladığında küçük bisiklet çevremden takip eden üç beş kişiyle olanları konuşabiliyordum. Beklenenden de vasat başlayan tur hepimizin moralini bozmuştu. Yine de bir yandan olacakları merak ediyorduk. Roglic dörtleyebilecek mi, Remco şanssız sezonunda unvan koruyabilir mi, Landa kendini domestik olmaya adamadan önce son şansını nasıl değerlendirecek ya da iki senedir Fransa Turu şampiyonu olan Vingegaard’nun burada ne işi var gibi sorular dolduruyordu gündemimizi.

Her şey nihayete erdiğinde turun sonu olabilecek en tahmin edilmez şekilde bitti. Vasat başlayan mücadelenin sonrası çorap söküğü gibi geldi. 

Gece karanlığında başlayan serüven, umudunu koruyup pes etmeyenlerin meydan okumalarına, bisiklet aleminin belki de en iyi takım arkadaşlarından birinin ödüllendirilmesine ve bir takımın halihazırdaki dominasyonunu somutlaştırmasına sahne oldu.

Gece yarısı koşusu

Bol virajlı teknik parkur, yoğun yağmur altında kaygan Barcelona yolları, sokak ışıklarının aydınlatmaya yetmediği bir gece yarısı koşusu… İspanya Turu ilk gününde çok da şahit olmadığımız türden bir takım zamana karşı etabı izletti. Son şampiyon Remco Evenepoel’un takımı Soudal – Quick Step bitiş çizgisine, onları gerçekten de göremediğimiz bir anda ulaştı.

Karanlık ve yağmurun damga vurduğu ilk günü, organizasyonun eleştiri ve şikâyet kutusunun dolup taşacağı başka günler izledi. Kötü hava şartları nedeniyle gereğinden fazla basitleştirilen etaplar ve hatalı yayın tercihleriyle gerçekten sıkıcı bir ilk hafta son buldu. 

Beklenenden vasat geçen ilk haftanın yüz güldüren detayı, İtalya ve Fransa’nın genç sürücüleri Lorenzo Milesi, Andrea Piccolo ve Lenny Martinez’in kırmızı mayo taşıması oldu. Thibaut Pinot’nun ardından yeni genel klasman yıldızını arayan Fransızlara taptaze bir umut ışığı daha doğdu genç Martinez ile birlikte.

Tura gece yarısı koşusunda bir hayli hoşnutsuz başlayan Remco Evenepoel, önündeki günlerin ona ne getireceğini bilmeden ilk zaferini üçüncü etap sonunda aldı. Galibiyetin ardından önlenebilir bir kazaya da karışınca yüzü kanlar içinde kaldı. Kariyeri boyunca elde ettiği çoğu zaferin arkasında acı dolu karanlık günler barındıran sürücülerden biri olan Belçikalı, umut ışığı arayacağı kendi Gece Yarısı Kütüphanesi’ni bulmuştu. Turun geri kalanında kaybedecekti, ardından tekrar kalkmayı da bilecekti.

Son şampiyonun hikâyesi

Üçüncü etapta Jonas Vingegaard’nun önünde zirveye çıkarken aldığı galibiyetin ardından son şampiyon Remco Evenepoel, turun ilk büyük testinde meşhur Tourmalet zirvesine giden yolda zorlu anlar yaşayıp geri düştü. Genel klasman iddiası kalmayan Belçikalı tek gece süren keder ve hayal kırıklığı maratonunu geride bırakarak önündeki günlere ve yapabileceklerini düşünmeye koyuldu.

Tourmalet etabına cevabını, bisiklet sporunu köklerine kadar hissedebileceğimiz bir etapta Romain Bardet ile kaçarak verdi Remco. Birbirlerinin ensesine sular döktükleri, uzun süre tek vücuda döndükleri bir kaçış resitali izlettiren ikili unutulmayacak Vuelta etaplarından birini koştu adeta. Günün sonunda göz yaşları içinde kazanan Remco Evenepoel oldu. Kaybettiğinin ve kazandığının farkındaydı.

İzleyen günlerde kaçışta birçok kere daha gördüğümüz Belçikalı cebine bir etap zaferi daha koydu. Uzmanlık alanı Liege-Bastogne-Liege yarışına benzeyen 20. etapta dördüncüyü almaya da çok yaklaştı. Ancak onun önünde burun farkıyla kazanan yine iyi bir tur geçiren Wout Poels’tu.

Madrid’de koşulan criterium havasındaki son günde, herkes sprint finali beklerken gazı yine erken açan isim olan Remco, sıkıcı bir yarış izletmemeye en başından karar vermişti. Gün, yeşil mayonun sahibi Kaden Groves zaferiyle bitse de turun en rekabetçi ismi, kazansa da kaybetse de bisiklet tutkunlarına vadettikleriyle kalpleri kazanmayı başardı. 

Ben de tüm bu izlediklerimin ardından aklımdan geçenlerde yalnız olmadığımı tahmin ediyorum. Gelecekte bisikletin asi çocukları Tadej Pogacar ve Remco Evenepoel’un rekabeti nasıl olurdu? Umarım en kısa zamanda öğreniriz.

Sprint kralları

Bisikletin belki de en karmaşık alanlarından biri sprintlerdir. Burada dominasyon çok zordur. Her zaman en güçlü ve en hızlının kazanacağını düşünürüz ama işin arkasında kazanmaya da kaybetmeye de eşit aralıklarla incecik bir çizgiyle yakındır sporcular. Şans, zekâ, atiklik ve patlayıcılık kilit noktalardır.

Yılın iki büyük turunda farklı isimlerle sprintleri domine eden takım Alpecin-Deceuninck, işin zor kısmının formülünü bulmuş gibi gözüküyor. Fransa’da izlemelere doyamadığımız, herkesin beklediği Mark Cavendish 35. rekor zaferini de engelleyen, Mathieu van der Poel ve Jasper Philipsen ortaklığında birçok Alpecin galibiyetine tanık olmuştuk. 

Sprinterlerin yokuşlar ve büyük tırmanışlar sebebiyle pek de tercih etmediği turlardan biri olan Vuelta’da da Fransa Turu’ndakine benzer anlar izledik. Alpecin renkleriyle tüm sprint etaplarında mücadeleci olan Kaden Groves, üç etap kazanarak Remco Evenepoel’un önünde soğuk tonlu yeşille bezenmiş puan mayosunu giymeyi başardı. 

Kaden Groves’un çok etaplı galibiyetlerine rağmen İspanya Turu, çoğu büyük sprintere de istediğini verdi. Favoriler Juan Sebastian Molano ve Alberto Dainese birer galibiyetle turu kapatırken çok parlak sezonlar geçirmeyen TotalEnergies takımı sakallarıyla tanıdığımız Geoffrey Soupe ile uzun süre sonra zafer tatmış oldu.

Pippo Ganna sprint de atabiliyor

Turun en gözde rekabetçilerinden biri hiç şüphesiz ki Top Ganna oldu. İtalya’nın uzun boylu zamana karşıcısı, dayanıklılık meziyetlerinin yanında bir yönünü daha ön plana çıkardı. 10. gün koşulacak bireysel denemeye kadar neredeyse tüm sprint etaplarında mücadele verirken izledik İtalyan şampiyonu.

Toplam üç etapta zaferi kıl payı kaçırsa da sprintlerde güç sahibi olduğunu bir kez daha gösterdi. Bireysel zamana karşı etabında Remco Evenepoel’dan Giro d’Italia ve dünya şampiyonası intikamlarını almış olmasıyla da içi biraz daha rahatlamış olabilir yıldız bisikletçinin.

Arılar tulum çıkardı

Son birkaç gündür Jumbo-Visma’nın sezon öncesi hedeflerini içeren basit grafikli sarı-siyah PowerPoint sunumunu sosyal medyada mutlaka görmüşsünüzdür. Görmediyseniz de ben ileteyim: Üç büyük turu kazanmak, Flanders Turu veya Paris-Roubaix galibiyeti elde etmek ve genç sprinter Olav Kooij ile 10 etap galibiyeti almak. 

Sene başında bu maddelere göz attığımızda en imkânsız görüneni üç büyük turdan da zaferle ayrılma hedefi olabilirdi. Ki bir bakıma gerçekten mümkün değil gibi duruyordu. Zira daha önce bunu yapan hiçbir ekip yoktu. 

Tarihler 17 Eylül 2023’ü gösterdiğinde listenin tamamlanamayan maddesi Flanders/Roubaix oldu. Wout van Aert kendinden beklenen zaferi elde edemedi ancak listenin son sırasındaki maddeye tik atmak için genç takım arkadaşı Olav’a galibiyetler tattırmak adına Britanya’da pedal çevirdi.

Sene başında imkânsız gibi görünen maddeyse rasyonel tahminleri daha da aşan bir şekilde üstüne kırmızı bir tik koydu. İspanya Turu’na “büyük hedefi” gerçekleştirmek adına takımın iki büyük lideri Primoz Roglic ve Jonas Vingegaard ile giriş yapan sarı-siyahlı ekip, bu iki genel klasman canavarını podyuma taşımayı başardı. Ancak onlara galibiyeti getiren tahmin edilmeyen bir isimdi.

Sepp Kuss için son yılların en gözde domestiği ve en sadık takım arkadaşı olduğunu söylesem kimsenin itirazı olmaz büyük ihtimalle. Amerikalı yokuşçu, kariyerinin bir bölümünde zaferler için aç olmadığını ve iyi bir takım oyuncusu olduğunu belirtmişti. Ancak bu turda önüne çıkan fırsat ne geri tepilebilirdi, ne de kimse bunun uğruna savaşmasına engel olabilirdi.

Senelerdir Roglic ve Vingegaard’nun aldığı zaferlerde büyük emeği bulunan güler yüzlü savaşçı, istemeden etmeden İspanya Bisiklet Turu’nu kazanmayı başardı. Altıncı gün kaçışa girip kırmızı mayoda şans yakalayan Amerikalı, son haftada tuhaf ve endişe verici anlara konu olsa da turun sonunda takım arkadaşlarıyla birlikte gülen taraftı. 

Roglic ve Vingegaard bir ara gerçekten de onlar adına yıllar içinde saatlerce ve günlerce ter dökmüş yaverlerine ihanet etmiş gibi gözüktü ancak en sonunda sebebi ne olursa olsun Sepp Kuss’un hak edilmiş zaferine ortak olmayı bildiler.

Böylece sarı-siyahlı ekip Jumbo-Visma, ismini tarih sayfalarına noktasını çok saf bir kazananla koyarak yazdı.

Bu anlamlı günlerse bisikletin bir yönünü daha göstermiş oldu: Kazan ya da kaybet, emek verdiğin sürece bu spor sizi bir şekilde ödüllendiriyor.

Yazan: Ceyda Akbulut

Editör: Doğa Üründül

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.