Göksel Göksu’nun konuğu Prof. Dr. Adem Sözüer, AİHM’in Selahattin Demirtaş ile ilgili verdiği ihlal kararının kesinleşmesini ve Mattia Ahmet Minguzzi cinayeti sonrası gündeme gelen suça sürüklenen çocuklara yönelik yasal düzenlemeleri değerlendirdi. Demirtaş ve daha önce de Osman Kavala hakkında verilen AİHM kararlarının uygulanmasının anayasal bir zorunluluk olduğunu söyleyen Sözüer, TBMM’ye sunulması beklenen 11. Yargı Paketi’ndeki en önemli maddelerden biri olan suça sürüklenen çocuklar ile ilgili düzenleme için de cezaları artırmak yerine çocuk politikalarına gerçek anlamda yatırım yapılması çağrısı yaptı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının, siyasi koşullara bağlı kalmaksızın, Türkiye Anayasası gereği uygulanmak zorunda olduğunu söyleyen Adem Sözüer, bu kararların uygulanmamasının Türkiye’yi ciddi siyasi sorunlarla ve Avrupa Konseyi’nin yaptırımlarıyla karşı karşıya bırakacağını söyledi.
Sözüer, Demirtaş ve Kavala kararlarının “kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı” ihlallerinin yanı sıra, çok istisnai olan AİHM sözleşmesinin 18. maddesinin (yetkinin kötüye kullanılması, siyasi amaçlarla kısıtlama) ihlal edildiği belirtti.
“Bu durum, Türkiye yargısının siyasi amaçlar güttüğüne işaret eden ağır bir tespittir” diyen Sözüer, “Selahattin Demirtaş’ın ve Osman Kavala’nın çoktan serbest bırakılması gerekiyordu. Hukukun üstünlüğüne dönüş için bu kararların, Can Atalay ve benzer durumdaki diğer kişiler de dahil olmak üzere, gecikmeksizin ve ‘amasız’ uygulanması ilk adım olmalıdır” dedi.

Mattia Ahmet Minguzzi cinayeti sonrası gündeme gelen ve 11. Yargı Paketi’nde yer alması beklenen suça sürüklenen çocuklara yönelik cezaların artırılması düzenlemesi ile ilgili de konuşan Adem Sözüer, mevcut yasalardaki cezaların yetersiz olmadığını belirterek “Asıl sorun sürekli çıkarılan aflar (şiddet, öldürme, tecavüz suçlularını kapsayan) nedeniyle oluşan ‘cezasızlık algısı’ ve verilen cezaların uygulanmaması” diye konuştu.
- AİHM Türkiye’nin itirazını reddetti: Selahattin Demirtaş hakkındaki ihlal kararı kesinleşti
- Selahattin Demirtaş 9 yıldır cezaevinde: Tutuklanmasına giden süreç ve davalar
- Devlet Bahçeli: “Demirtaş’ın tahliyesi hayırlara vesile olacaktır”
- Abdullah Öcalan: “Kürt olgusu tüm boyutlarıyla Cumhuriyet’in yasallığına dahil edilmeli”
- Demirtaş’ın avukatları tahliyesi için mahkemeye başvurdu
Sözüer, çocukları suça sürükleyen temel faktörlerin yoksulluk, eğitim eksikliği, geleceksizlik kaygısı ile ilgili devlet ve toplum politikalarındaki yetersizlikler olduğuna değindi:
“Devletin cezaları artırmak yerine, bu çocukların yetişkinler tarafından kurulan suç çeteleri tarafından istismar edilmesinin önüne geçmeli, suça sürüklenmenin nedenlerini ortadan kaldırmaya yönelik ciddi yatırımlar yapılmalıdır.”
Adem Sözüer, “Türkiye’de çocuklarla ilgili suç ve ceza istatistiklerine, ayrıca cezaevlerindeki rehabilitasyon uygulamalarına dair bilimsel veri toplanamaması, etkili politikalar geliştirmeyi engellemektedir. Hukuk ve bilimin askıya alındığı bir ortamda yargı paketi ile ilgili tartışmalar anlamlı değil” dedi.
18 yaş altının evrensel normlara göre çocuk kabul edildiğini hatırlatan Adem Sözüer, bu tanımın esnetilmesinin veya çocuklara yetişkinlere uygulanan ağır cezaların verilmesinin çocukluk kavramının tasfiyesine yol açabileceğine ve çocuk yaşta evlilik gibi sorunların önünü açabileceğine dikkat çekti.
Sözüer şunları söyledi:
“Amaç, çocukların suç mağduru olmasını engellemek için önleyici sistemleri kurmak, bunlara bütçe ayırmak ve işler hale getirmektir. Suç işlendiyse de cezalar ‘ama’sız uygulanmalı ayrıca rehabilitasyon ve topluma kazandırma odaklı olmalıdır. Türkiye’de cezaevleri nüfusu 450 bini aşmışken, rehabilitasyon programları kağıt üzerinde kalmamalıdır. Acılı aileler üzerinden ‘ucuz siyaset’ yapılmamalı, tüm siyasi partiler popülist söylemlerden kaçınarak çocuk politikalarına gerçek anlamda yatırım yapmalı.”








