Özgür Özel Medyascope’a konuştu: “Saraçhane’de insanlara bir şey olsaydı, benim de sonumun hapishane olacağını biliyordum”

Dördüncü kez CHP Genel Başkanı seçilen Özgür Özel, Medyascope’a konuştu. Kurultay sonuçlarıyla partinin yeni kadrolarına kadar birçok konuda geniş değerlendirmeler yapan Özel, 19 Mart sürecinden bu yana en önde olan aktör olmasıyla ilgili soruya “Selahattin Demirtaş’ın bir tweetini istismar edip Genel Başkanı dokuz yıldır içeride tutuyorlar. O gün orada (Saraçhane’de) insanlara bir şey olsaydı, ben biliyordum benim de sonumun hapishane olacağını. Bu bir liderlik ve cesaret gerektiriyor” diye yanıt verdi. 

CHP Genel Başkanı Özgür Özel
CHP lideri Özgür Özel Medyascope’a konuştu. (Ruşen Çakır, Özgür Özel ve Özgecan Özgenç)

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Şimdi İktidar Zamanı” diyerek yaptıkları 39. Olağan Kurultayı geride bırakmalarının ve dördüncü kez seçilmesinin ardından Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır ile Medyascope muhabiri Özgecan Özgenç’in sorularını yanıtladı. Özel, neden Parti Meclisi’ni (PM) 80 kişiye çıkardıklarından yeni kadroları nasıl belirlediklerine, şimdiden başladıkları seçim kampanyasından CHP’ye yönelen baskılara karşı mücadelelerine kadar pek çok konuyu değerlendirdi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel
CHP lideri Özgür Özel Medyascope’a konuştu. (Ruşen Çakır, Özgür Özel ve Özgecan Özgenç)

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alındığı 19 Mart’tan sonraki Saraçhane eylemlerini hatırlatan Özel, o süreçte İBB’ye kayyum atama fikrinin nasıl olgunlaştığını ve sonra vazgeçildiğini anlattı. Sokağa çağrının risklerine işaret eden Özel, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın neden suçlandığına da değindi: 

“Orada bir karar vereceksin. Ben ‘Buraya gelin’ dedim, çok riskli bir iş. İşte Selahattin Demirtaş’ın bir tweetini istismar edip Genel Başkanı dokuz yıldır içeride tutuyorlar. O gün orada (Saraçhane’de) insanlara bir şey olsaydı, ben biliyorum benim de sonumun hapishane olacağını veya çok daha kötü gelişmeler olabilirdi. Bu bir liderlik ve cesaret gerektiriyor. İhsan Sabri Çağlayangil’in anı kitabı var, ‘Kader bizi una değil üne buladı’ diyor. Şartlar orada birinin o sorumluluğu almasını gerektiriyor.” 

“Zafer’in kardeşini, kardeş partiye götüreceğiz”

CHP Genel Merkezi’ndeki odasında Özel, bütün konuklarına olduğu gibi Medyascope’a da partinin kedisi Zafer’i tanıttı. Ancak bu defa CHP’nin birinci parti olduğu 31 Mart 2024’te doğan Zafer’in kardeşi Pati de Özel’in makam odasındaydı. Pati, dışarı çıkmak için miyavlayıp kendini gösterdiğinde Özel “Pati’ye yol verelim” diyerek kapıyı açtı.

CHP lideri Özel, Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) Genel Başkanı Lars Klingbeil’in sosyal medyadan kendisine “Bir parti kedisi bize de getirirsin” dediğini söyledi. Özel “Ben de ‘Getireceğim’ demiştim, Zafer’in kardeşini, kardeş partiye götüreceğiz” dedi. 

Özel, “Şimdi İktidar Zamanı” diyerek yaptıkları 39. Olağan Kurultay’ın ardından Medyascope’a geniş değerlendirmeler yaptı. 

“Muhalefetteki son kurultayımız sözünü tutamazsam ben kalmam, kimse kalmaz”

  • CHP Genel Merkezi’ne girdiğimizde her yerde tarihle kucaklaşıyoruz. Son kurultayı ve yönetime geldiğinizden bu yana olan süreci, CHP tarihinde daha çok neye benzetiyorsunuz?

Birkaç benzerlik var, benzer olmayan durumlar da var. Benzerliklerden bir tanesi 1970’lerde İnönü ile Ecevit’in önce birlikte başarmaya çalışıp, sonra yollarının ayrılması. Partideki gençleşme, bir kadro hareketinin, daha genç bir liderin yarattığı umut ve rüzgarla birlikte parti girdiği, ikisi yerel ikisi genel olmak üzere dört seçimden de birinci parti çıkmıştı. Biz kurultayımızda buna da atıf yapmıştık.

Bunu psikolojik kaldıraç olarak da kullandık. “Bu mümkün, yapılabiliyor. Kaybetmeye mahkum değiliz.” Hatta “Ben partimi seçimden birinci parti çıkaramazsam istifa edeceğim” demiştim. İlk girdiğimiz yerel seçimlerden çıkardık. Şimdi genel seçim için de bunu tekrar ediyoruz. Söz verdim, dedim ki “Bu muhalefetteki son kurultayımız.” Sözü tutarsak tutarız, tutamazsak ben de kalmam, kimse kalmaz. Kalmamalı, bu kültür partiye yerleşmeli. Kaybeden lider devam etmiyorsa, bir kazananı bulunuyor en sonunda. Bulunacak. 

“Seçim başarısızlığı olursa olağanüstü kurultaya gitmeyi tüzüğe yazmak lazım”

Hatta belki ileride bunu tüzüğe de yazmak lazım. “Parti bir seçim başarısızlığı alırsa doğrudan olağanüstü kongreye gidilir” diye bir düzenleme yapmak lazım. 1970’lerde İsmet Paşa çok sevilen, efsane bir genel başkanken partideki değişim, gençleşme, dünyadaki rüzgarları da doğru okuyup Türkiye’ye de doğru bir dille uyarlayan kadro başarılı olmuştu. Bir yönüyle buna benziyor. 

Bir yönüyle de CHP’nin darbelerden sonra toparlanmasına benziyor. Özellikle 19 Mart darbesine kadar. Mesela bu kurultayda bin 333 oy almak çok önemli bir şey. Parti tarihinde alınmış en yüksek oy ve genel başkanın listesinin delinmeden geçmesi de parti tarihinde örneği olan bir iş değil. Bu yönleriyle önemli ama bundan önceki olağanüstü kurultaylarda da gerçekleşen şey şuydu: Bir önceki delegede 650-650 ortadan ikiye bölünmüşken, o delege gitti olağanüstü kurultay imzası verdi ve geldi, oy birliğiyle beni seçti. 6 Nisan’da oy birliğiyle seçti, anahtar listeyi de deldirmedi. 21 Eylül’de oy birliğiyle seçti. Şimdi yeni delege çarşaf liste ve tamamen rahat bir ortamda geçen bir kurultayla yine oy birliğiyle seçiyor. Bu darbe dönemlerinden sonra partinin yeniden açılma sürecindeki heyecan, birlik, beraberlik, baba evine sahip çıkma, açık tutma ile benziyor. 

“Siyaset vefa ve değişim istiyor, bunun için PM’yi 80 kişiye çıkardık”

  • Bu söylediğiniz oy birliğiyle seçilmeniz, sizin anahtar listenizin geçmesi… Bunlar tabii bir başarı ama bir de çok seslilik meselesi var. Sizin iddianız, Parti Meclisi’nin çok sesli olduğu. Ama sonuçta siz seçiyorsunuz. Bu çok sesliliği nasıl hayata geçireceksiniz?

Kurultayda teşekkür konuşmamda da söyledim, “Aldığım bin 333’ün oyun üçünü bile kendime yazmıyorum” dedim. Bu oyların tamamı partinin ihtiyaç duyduğu birlik, beraberlik ve birlikte mücadele duygusuna verilmiş oylar. Bunu duyunca da daha çok alkışladı delege. “Evet öyle yaptık” diyor yani. “Mücadele ediyorsunuz, daha çok edin. Kavgayı bırakalım, birbirimizle uğraşmayalım, hep birlikte mücadele edelim.” Bunun tabii çok sesliliği ortadan kaldırmaması lazım. 

Örneğin tüzükte mevcut genel başkanın imza toplamayacağını söylemiştik, ki diğer adaylara imza kalsın. Bin 300 imzanın bin250’sini genel başkan toplayınca rakip çıkamıyor. Şimdi bin 370 delegenin her birinden herkes imza alabilirdi. Zaten 70 imza yetiyor aday olmak için. Bunu kısıtlayan bir mekanizma yok. 

Rakip çıkmasını kısıtlayan şey içinde bulunduğumuz psikolojik durum ve sonuçta yönetim biçimimize duyulan güvende, siyaset yapma biçimimize verilen destek. Öyle olunca çarşaf listeden vazgeçmedik. “Her isteyen aday olabilir” dedik, 145 aday çıktı. Ama mesela 60 kişilik anahtarı da 80’e çıkardık. Çünkü bu kurultay bir denge noktasında yapıldı. 

Siyaset birbiriyle çelişkili iki şeyi istiyor. Bunlardan birincisi bir değişim yaptınız, bir başarı kazandınızsa vefa duygusunun tatmin edilmesini ister siyaset. Yani yola çıktıklarını yolda bırak istemez veya bir başarı varsa senden ekibi tasfiye et istemez. Ama bir yandan da siyaset değişim ister. O yüzden 60 kişilik listeyi 80’e çıkardık. 60 kişilik geçmiş kadronun 48’ini koruduk. Ama üstüne 32 de yeni arkadaş getirdik. 60 kişi olsa 30’a 30 değişecekti. Böylelikle hem yarıdan fazlalık bir değişim duygusunu, hem de yarıdan çoğuna sahip çıkma duygusunu aynı yerde sağladık. İkisi de yarıdan fazla. Eski 60’ın yarısından fazla yeni insan var. Ve eski 60’ın yarısının çok üzerinde insanı da koruduk. Bu yüzden 80 kişiye çıkardık. Ama bunu çıkarırken bir yandan da şunu yaptık: Şanlıurfa’dan, Diyarbakır’dan, Kars’tan, Tunceli’den, Artvin’den PM üyesi var. Coğrafi dağılıma çok dikkat ettik. 

“Bihlun Tamaylıgil’in özel görevi: Trakya’nın ablası”

Bir tek Trakya’da sorunumuz var, oraya da bir abla. Bihlun Tamaylıgil bütün Trakya’nın ablasıdır. Özel görevi Trakya koordinatörü. Bütün Trakya’yı temsil edecek, Trakya’daki il başkanlarına, milletvekillerine, belediye başkanlarına bir koordinatörlük ve “ablalık” yapacak. Bunun dışında başka görevleri olabilir ama özel görevi bu. Trakya’da büyük bir coşkuyla karşılandı bu. Kendisi de çok duygulandı. Trakya’da belediyelerimiz, örgütlerimiz, milletvekillerimizin koordinasyonuna, güç birliğine, iyi iletişime ihtiyacı var. Bu işi yapabilecek isim o. Listede çok iyi bir coğrafi dağılım var.

“Türkiye İttifakı sözünü PM’ye taşımaya çalıştık”

Bir de “Türkiye İttifakı” sözünü PM’ye taşımaya çalıştık. Mesela şimdi üç Kürt Demokrat var. Sezgin Tanrıkulu çoktandır burada. Serkan Özcan Konya Kürtlerinden, bir de Emine Uçak var. İkisi muhafazakar Kürt kanattan geliyor aynı zamanda. Milliyetçi demokratlar var, Demokrat Parti’den gelen Salih Uzun var. Bunun yanında İYİ Parti’den gelen Bahadır Erdem devam etti. Evrim Rızvanoğlu var, geldiği parti itibariyle de kendi duruşu açısından da hem hem liberal, hem demokrat. DEVA Partisi’nden gelen üç arkadaşın ortaklaştıkları bir isim, üçü de Evrim Hanım için çalıştılar mesela meydanda. İYİ Parti’den gelen arkadaşların ortaklaştıkları bir isim Bahadır Erdem. Demokrat Parti’den Salih Uzun var ama Cemal Enginyurt da kendini orada hissediyor. İlhan Cihaner de listemizdeydi, özellikle altını çizeyim. 

Ayrıca akademisyen düzeyinde de çok farklı yapılardan insanlar var ama partinin programıyla uyumsuz kimse yok. Bazen dışarıdan insanları getiriyorsun, kafasındaki programla partiye geliyor. Biz bir gün önce parti programını yaptık. Bir gün sonra genel başkan seçtik. O genel başkanın önerisiyle delegeler oy vererek PM’yi seçtiler. Çok farklı siyasi yelpazede, geçmişte başka yerde olmuş olanlar var ama partinin Türkiye İttifakı programıyla uyumsuz kimse yok.

“19 Mart sürecinde insanlara bir şey olsaydı sonumun hapishane olacağını biliyordum”

  • 19 Mart’tan bu yana siz varsınız, Özgür Özel var. Arada görüş verenler, basında olanlar var ama sekiz aydır sizinle gidiyor iş. Hatta “mucizevi” bir şekilde gidiyor. Şimdi yeni isimler de geldi, o isimlerin öne çıkması konusunda bir ihtiyaç hissetmiyor musunuz?

Öylesine zor bir mücadele hattı ortaya çıktı ki… 19 Mart günü darbe yaptılar, Saraçhane’ye de kayyum atayacaklar. Şimdi bize AK Parti’li birçok kişi de “Saraçhane’ye kayyum atanması sürecine ben de karşı çıktım” diyor. Artık her yerde konuşuluyor o süreçte nasıl İBB’ye kayyum atama fikrinin olgunlaştığı ve daha sonra vazgeçildiği. O gün yola çıktık gidiyoruz, “Ne olacaksa bugün olacak” dedik. Kolay bir şey değil. İnsanları sokağa, Saraçhane’ye sahip çıkmaya davet ettik. Yarımadaya erişimi engellediler, yolları kestiler, vapurları bağladılar, köprüleri kaldırdılar. 

Orada bir karar vereceksin. Ben “Buraya gelin” dedim. “Sokağa mı çağırıyorsun?” dediler. “Evet sokağa çağırıyorum” dedim. Böyle bir karar çok riskli bir iş. İşte Selahattin Demirtaş’ın benzer bir şeyini istismar edip Genel Başkanı dokuz yıldır içeride tutuyorlar. Bir tweetine, insanlara partiye sahip çıkmasını söyledi diye. O gün orada insanlara bir şey olsaydı, ben biliyordum benim de sonumun hapishane olacağını veya çok daha kötü gelişmeler olabilirdi. Orada bir karar vereceksiniz, ya teslim olacaksınız, ya mücadele edeceksiniz. İlk gün geldiler, yedi gün boyunca o işi sürdürdük orada.

Bu bir liderlik ve bir cesaret gerektiriyor. Bunu başkasından da bekleyemezsin zaten. Bunu orada ölmeyi, hapsi göze almış biri olacak, yaparsa o yapacak. İhsan Sabri Çağlayangil’in (eski Dışişleri Bakanı) anı kitabı var, “Kader bizi una değil üne buladı” diyor. Şartlar orada birinin o sorumluluğu almasını gerektiriyor. O sorumluluğu almazsan zaten o koltukta olmaman gerekiyordur. O başka bir aktör haline getiriyor sizi, bundan partide çok olmaz, beklenmez de yani. Kamuoyunda herkes de döndü, bize baktı. Saldırılar da devam etti.

“Diğer aktörlerin görünürlüğünün azalması sakıncası doğuyor”

Saldırılar devam ettikçe biz de devam ettik. Onlar devam ediyor, biz devam ediyoruz. Yağmur gibi tutuklama, yağmur gibi eylem, miting, yağmur gibi saldırı sürekli karşılıklı. Tabii bu şöyle bir sakınca doğuruyor: Diğer aktörler açısından partide ayrılan yer genel başkanla, bu mücadeleyle kaplı oluyor. Diğer aktörlerin görünürlüğü azalıyor. Bir de zaten bizim geçen kurultay çekişmeli bir kurultay olduğu için, seçimi kazanmaya yönelik de bir liste vardı ve seçimden sonrasına yönelik iddiamız vardı ama o seçim orada kazanılıyor ve iki yıl yönetiyorsun. Şimdi rahat bir dönemde yaptığımız listede hem daha ön plana çıkabilecek kişiler açısından elimiz rahatladı. Hem de bu kurultayla birlikte mücadeleyi sonlandırmadık ama yeni bir şeyi başlattık. 

Başlattığımız şey de, program kurultayında programı hep birlikte yazdık. Program metinleri aslında anayasa metinleri gibi daha genel geçer dille yazılan, aşkın zamanlı, her zaman okunduğunda işe yarayabilecek metinler olarak yazıldığı için soyuttur aslında. Bizim program aksine somut beklentilere cevap vermek için, bir programa göre fazla somut bizimki. Ama bir yandan da çözüm duymak isteyenler için daha da somutlaşması lazım.

“İki milyon üyeyle 8-10 vaadi  duymayanın kalmayacağı bir kampanya yürüteceğiz”

O yüzden bu programdan üç ay içinde bir hükümet programı, somut vaatler ve 8-10 tane vaadi duymayanın kalmayacağı bir kampanyaya ihtiyaç var. Bu kampanyaları kendi odaklarına kendi aktörleri götürecek. Yani ekonomiyi ekonomistler anlatacak. Örneğin vatandaşlık temel gelirini anlatan bir grup olacak ve bunun bir temel insan hakkı, vatandaşlık hakkı olduğunu duyması gereken herkese duyuracak. Partinin var olan etkin figürleri daha çok konuşacak, yeni gelen etkili figürler olacak. Mevcutlar içinde de yeni görevlendirmelerle birlikte bir hukukçular çok iyi bir hukuk anlatısı yaparken vatandaşlık temel geliri, ekonomi, tarım, bunları yeni yüzler ve özel kampanyalarla anlatacağız. 

İki milyon üyemizi çok iyi analizlerle çıkarıyoruz şimdi. Sandık sorumlularımızın hepsi atandı, iki yüz buçuk sene sonra görev yapacak ama özel görev yapıyorlar. Üyeleri analiz ettik, sandık görevlilerini atadık, 185 bin sandık görevlisinin 140 bini tek tek aranıp “sandığım” uygulamasını kullanır hale geldiler. Bu arkadaşlar ilk önce ev ev gezip imza kampanyasının eksiklerini tamamlamaya çalışıyorlardı. Şimdi seçime kadar üç aylık özel görevlendirmelerle kendi sandıklarında oy kullanacak kişileri ziyaret edecekler. Ayrıca mahalledeki üyeleri organize ederek çalıştıracaklar. Biz de mesleklerine, bulundukları yere göre örneğin işçi üyelerle ayrı, öğrenci üyelerle ayrı, ev hanımlarıyla ayrı, ev hanımlarına gidebilecek üyelerle ayrı özel organizasyonlar kurup yedi sekiz vaadi kime vaat ediyorsak ona yüz yüze anlatacağız. Böyle büyük bir kampanya yapacağız

Bana kurultay salonunda da en çok söylenen şey şu oldu: “Herkes genel başkan kadar çalışsa.” Ben de “Herkes genel başkan kadar çalışacak” diyorum. Hem yeni kadrolardan, hem mevcut kadrolardan, hem milletvekili grubu, hem de sahadaki yöneticiler. İki milyon üyenin tabii iki milyonunu da kullanamazsın ama iki milyon üyeden oluşturulacak bir propaganda ordusunu sahaya sürüp siyasi tarihin en büyük kampanyalarını peş peşe yapmayı düşünüyorum.

“Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi seçim kampanyasının tam göbeğinde olacak”

  • Siz Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’ni de çok önemsiyorsunuz. Bütün partiyi çalıştıracak bu kampanyanın neresinde Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi olacak?

İyi oldu sorduğunuz. Tam göbeğinde çünkü partinin bir idari MYK’sı var. İdari MYK’nın partiyi yönetecek olan örgütlenme, sandık güvenliği, belediyelerin koordinasyonu, milletvekili grubuyla ilişkiler, genel siyaset hattının örülmesi sorumlulukları var. Burada bu işler çok olunca öbür işler görünür olmadığı için Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi var. Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde gölge bakanlar ve altlarında altışar, yedişer kişilik Politika Kurulları, bakan yardımcısı gibi de görülebilecek; yani siyaset de yapabilecek, politika da üretecek çalışma ekipleri olacak.

Ben 15 günde bir burada idari MYK’ya, 15 günde bir oraya başkanlık yapacağım. İşin başında ben duracağım ve oradan parti programını bir hükümet programına ve somut vaatlere çevirip insanları oradan anlatacağız. İsimler yavaş yavaş olgunlaşıyor. Önceki gölge kabinede ismi öne çıkan, belli kriterlere göre izlediğimiz arkadaşlarımız var. Onlardan devam edenler olacak. Yeni katılan isimlerden orada görevlendirilenler olacak. Dışarıdan görevlendirmeler olacak ama bu cumartesi Parti Meclisi’ni yapacağız. Önce MYK’yı Türkiye duyacak, öbür pazartesi Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’ndeki görevlendirmeleri duyacak.

“Payımıza bu düştü, bin günlük bir seçim kampanyasının bugün 260’ıncı günündeyiz”

  • Siz yarın İstanbul Güngören’desiniz, hafta sonları da illerde mitingler yapıyorsunuz. Bir de dava başlıyor, bir yandan başka iddianameler de yazılıyor. Görüyorum ki siz duruşmalara da gidiyorsunuz. Bir tarafta seçim propagandası, bir tarafta da iktidarın hamlelerine karşı ya duruşma salonunda ya da sahada. Bu çok yoğun ve yıpratıcı bir şey değil mi?

Öyle ama bizim de siyasette payımıza bu düşmüş. Bu iki yılı “Ben kampanya yapacağım, cezaevine gidemem, davayı takip edemem, bilmem ne yapamam” diyerek ya da “Kardeşim durun şimdi kampanyanın zamanı değil, ben cezaevi ziyarete yapacağım” diyemediğimize göre, daha az uyuyup, daha az dinlenip, daha çok koşturarak bugüne kadar sekiz, dokuz ay nasıl yaptıysak öyle yapacağız. 

AK Parti’nin seçimi birkaç öne çekeceği hesapları yapılırken 19 Mart’tan o güne bin gün vardı. Biz o gün otobüsün üstüne çıktık, başladık meydan okumaya. Biz bin günlük bir seçim kampanyasının bugün 260’ıncı günündeyiz. Geriye kaldı 740 gün. Yani aslında biz kampanyayı başlattık. Durmadan da çalışıyoruz. Zaten genel olarak partiden memnuniyet de bu aktivizme, bu mücadeleye ama bir yandan da şöyle bir katkı veriyor herkes. “Ekonomi konuşun, ne yapacağınızı anlatın.” Şimdi hem genel başkan, hem diğer kadrolar olarak mücadeleyi düşürmeden bunu da ön plana çıkarma zamanı.

“Gizli tanıkta oyuncu değişikliği olur mu?

  • Peki yeni saldırılar bekliyor musunuz?

Mikroba hastalık yapacak mı diye sorulur mu? Mutlaka yeni saldırılar bekliyoruz. Mikrop çünkü o, hastalık yapması lazım. Onun işi o. Bize yapılan saldırı iyi niyetli bir saldırı değil ki. Bize yapılan bazılarının iddia ettiği gibi hukuki bir dava mava değil. İşletme Fakültesi 19 Mart gününü belirlemiş, Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi bekleniyor. “Etmeyeceğiz” deyince bir gece önce başka bir kurulla diploma iptal ediyor. Diplomasının iptaline itiraz ediyorsun, doğru sorularla YÖK’ü sorgulayan sorular yollayan Bölge İdare Mahkemesi’nin hakimini değiştiriyorlar. İptal davasında bir de ceza yargılaması boyutu var, orada savunmaya alan açan hakimi Kahramanmaraş’a sürüyorlar. 

Bir yandan yine tam o 19 Mart günü gözaltına alıp birtakım sorular soruyorlar. Bir tane gizli tanık buluyorlar, Ekrem Başkan hakkında konuşuyor. O gün olmayan bir gizli tanık iddianamede var. Çünkü o gizli tanığı tutamamışlar, psikolojik sorunları var, intihara kalkışıyor vs. Onun ağzından yazdırılanları, aynı şeyleri başka bir gizli tanığa söyletiyorlar. Şimdi, gizli tanık nedir? “Ben tanığım” diyor. Oyuncu değişikliği olur mu tanıkta? Futbolda olur, basketbolda olur. Çünkü oyun. Tiyatroda olur mu? Evet, aynı oyunu başka oyuncular oynar. Çünkü kurguyu oynuyorsun. Ama hakikati ararken tanık değişir mi? “Bunu ben gördüm” diyen adam kafayı yemiş, “Sen git” diyorlar başkasını getiriyorlar. O başka gizli tanığa, “Bunu sen gördün” diyorlar. O da “Evet ben gördüm” diyor. Hani diyorlar ya “Türkiye hukuk devleti.” Bu hukuk değil, ben zaten buna itiraz ediyorum. Yoksa o gizli tanığın söylediğine ben inansam, arkasında durabilir miyim o tanığın söylediklerini?

Ben inanmadığım için, arkadaşlarımızın masum olduğuna inandığım için, Ekrem Başkan’ın suçunun Erdoğan’ı yenmek veya suç isnadının bir kez daha yenecek olmak olduğunu bildiğim için mücadele ediyorum. O yüzden de “Yeni saldırılar gelecek mi” derseniz, evet gelecek. Mutlaka yapacaklar. Her birimize yapabilirler. Önemli olan onlar kadar kararlı olmak. Ben onlar neyi göze aldıysa, kendi adıma da partim adına da fazlasını göze aldım. Çünkü anlaşılıyor ki böyle bir tutum takınmazsak onlar karar vermişler bizi ezip yok edecekler.

“Ekrem Başkan’ın da, Mansur Başkan’ın da, Özgür Özel’in de gücü sahiciliğinde”

  • 19 Mart CHP’yi bir anlamda etkisizleştirme, birbirine düşürme operasyonuydu. Ama tam tersi bir etki yarattı. Siz ummadıkları kadar kenetlendiniz ve açıkçası CHP’nin üzerindeki ölü toprağını da kaldırdı. Bence böyle bir realite var ama bunun sürdürülebilir olması meselesinde insanlar çok düğümleniyor. Mitingler için de öyle dendi. İiktidarın yanlışları üzerinden CHP’nin güçlenme kotası dolmuş sanki.

Buna hak veriyorum. Biz beş parti birden yüzde 25 aldığımız bir süreç yaşadık. Bundan 10 ay sonra yüzde 37 aldık. Bu oyların emanet olacağı, yerel seçimlik geldiği falan düşünülüyordu ki bu da doğruydu. O oyları kalıcı kılmak başka bir şey. Şu anda geldiğimiz noktada Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu kenetlenme, sahip çıkma duygusuyla yüzde 35’lerin üzerine çıktığı, kararsızların çok olduğu anketlerde kararsızlar dağıtıldıkça yüzde 40 sınırına doğru yaklaştığı bir noktadayız. O yüzden mücadeleyi gevşetmeden, safları yine sıkı ve kenetli tutarak ama diğer taraftan “Sorunumu kim çözecekse ona oy vereceğim” diyen seçmene ulaşma zamanı şimdi.Onun için bu kadar çok program diyoruz, seçim vaadi diyoruz, yeni kadrolarla Türkiye’nin CHP tarafından yönetilebileceğini göstermek istiyoruz.

Bir yandan da seçmen aslında ne mitinge, ne kavgaya, ne konuşmaya, ne vaade, biraz da sahiciliğe bakıyor. Verdiğiniz mücadele sahici bir mücadele mi? Seçmen şunu görüyor: “Sahiden bunların canı yanıyor, sahiden iktidara gelirlerse hukuka dönülür. Sahiden emeklinin düştüğü duruma Özgür Özel’in içi yanıyor. Sahiden Özgür Özel adaletsiz vergi sistemine itiraz ediyor ve gelirlerse dolaylı vergiler gider, kazanandan vergi alırlar. Sahiden bu çocuk gelirse bize bir maaş bağlar.” Biz seçmenden oy isteyip makama mevkiye değil, sahiden onların sorununu çözeceğimizi anlatmaya çalışıyoruz.

Ekrem Başkan’ın da, Mansur Başkan’ın da, Özgür Özel’in de gücü ve CHP’nin kadrolarının da gücü sahiciliğinde. Eskiden AK Parti iktidara geldiğinde, davalarını sahiden sahiplenen bir kadro vardı. Şu anda o kadroların tamamı Erdoğan ve Saray’ı eleştiriyor. Yani gerçekten AKP nedir? Kimse bilmiyor. Bir sahicilik yok ortada. Danışmanlar, bakanlar, evlatlar, çocuklar, zenginleşme… Bu kadar insan yoksulluk çekerken, her çarşamba akşamı emekliler el kaldırsın deyince meydanın yarıdan fazlası el kaldırıyorken veya ülkenin yakıcı sorunları meydanlardan taşıyorken sokağa çıkmayan bir iktidar partisi var. O yüzden ben esas bizi buraya getiren ve bundan sonra genişletecek olanın sahiciliğimiz olduğunu düşünüyorum.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.