Türkiye Libya’da nasıl herkesle konuşan tek aktör haline geldi?

Erdoğan Libya, Türkiye'nin Libya politikası

Ankara’dan Trablus’a gitmek üzere havalanan Falcon 50 tipi uçağın Haymana’da düşmesi ve Libya Genelkurmay Başkanı Muhammed Ali Ahmed Al Haddad’ın da aralarında bulunduğu sekiz kişinin hayatını kaybetmesi, Türkiye–Libya hattındaki son yıllarda hızlanan temas trafiğini yeniden görünür kıldı.

Libya’da 2011’den bu yana süren güç mücadelesinde ülkedeki dengeler, yalnızca Trablus ile Bingazi arasındaki rekabetten ibaret değildi. Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) Mısır’a, Fransa’dan İtalya’ya, Rusya’dan Türkiye’ye uzanan dış aktörlerin hamleleriyle giderek daha karmaşık bir tabloya evrildi.

Bu tablonun tam ortasında yaşanan uçak kazası, Ankara’nın hem batıdaki Trablus merkezli yönetimlerle hem de doğudaki askeri-siyasi aktörlerle kurduğu çok kanallı ilişkiyi bir kez daha gündeme taşıdı.

İşte geçmişten günümüze Türkiye’nin Libya politikası.

Libya’da ne oldu? Kim, kimi destekliyor?

Libya’da gelinen son noktayı anlamak için ibreyi 2011’e götürmek gerekiyor.

Çatışmanın kökleri, 2011’de Muammer Kaddafi’nin devrilmesinin ardından oluşan siyasal boşlukta atıldı. Merkezi devletin çökmesi, ülkeyi silahlı grupların, kabilelerin, bölgesel güç odaklarının ve dış aktörlerin rekabet alanına çevirdi. Libya, kısa sürede Afrika’nın en büyük petrol rezervlerine sahip bir ülke olmaktan çıkıp, küresel ve bölgesel hesaplaşmaların düğüm noktası haline geldi.

Batılı ülkeler açısından Libya, yalnızca enerji meselesi değildi. Ülke, Akdeniz üzerinden Avrupa’ya yönelen düzensiz göçün ana geçiş noktalarından biri haline geldi. Radikal grupların ve insan kaçakçılığı ağlarının faaliyet alanı genişledi. Bu tablo, Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) Fransa’ya, İtalya’dan Almanya’ya kadar pek çok ülkeyi Libya dosyasına doğrudan veya dolaylı biçimde dahil etti.

Libya’daki siyasi ve askeri parçalanma zamanla iki ana eksen etrafında toplandı. İç savaşın başladığı 2011’den beri on binlerce kişinin yerinden edildiği, binlerce kişinin öldürüldüğü Libya’da yönetimsel olarak iki başlılık mevcut.

  • Ulusal Mutabakat Hükümeti

Batı’daki Trablus hükümeti, 2015’te BM öncülüğünde kurulan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH/GNA) üzerinden şekillendi.

Türkiye'nin Libya politikası
Fayez al Sarraj ve Erdoğan, 2020.

Teknoprat Fayez al Sarraj liderliğindeki bu yapı, resmî düzeyde Batılı ülkeler tarafından tanınsa da sahadaki güvenliğini büyük ölçüde yerel silahlı gruplarla kurduğu ittifaklara dayandırdı. Bu milislerle kurulan ilişki, devlet kurumlarının işleyişini de belirledi, kurumların önemli bir bölümünün milisler tarafından “personel” ve “kontrol” açısından kuşatıldığı bir düzen ortaya çıktı.

Bu eksenin en kritik dış destekçisi ise zamanla Türkiye oldu; Katar ve İtalya da Trablus hattında anıldı.

  • Libya Ulusal Ordusu

Doğuda ise Halife Hafter’in liderliğini yaptığı Libya Ulusal Ordusu (LNA/LUO), doğu ve güneyin geniş bir bölümünde askerî-siyasi hakimiyet kurdu.

Türkiye'nin Libya politikası Halife Hafter
Halife Hafter.

Hafter güçleri; Libya ordusundan unsurlar, yerel milisler ve aşiret savaşçıları üzerine oturan hibrit bir yapı olarak tanımlanmıştı.

2019’da Trablus’u ele geçirmek üzere başlatılan büyük taarruz, ülkeyi yeniden geniş ölçekli çatışma eşiğine getirdi. Bu hatta Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin yanı sıra Rusya ve Fransa’nın desteğinden söz edilmiş; Hafter merkezli Bingazi yönetimi, “sahada güçlü olan” aktör olarak konumlandırılmıştı.

Rusya Libya sahasına nasıl girdi?

Rusya, Libya’daki savaş alanına Batılı güçlerin bıraktığı siyasi boşluk sonucu adım attı.

İddialara göre Moskova, Hafter’in Trablus’u ele geçirme kampanyasına destek için yüzlerce paralı asker göndermiş, Libyalı ve ABD’li yetkililer, Wagner grubu aracılığıyla savaşçı konuşlandırıldığını öne sürmüştü. Kremlin cephesi ise ülkedeki Rusların, Moskova adına hareket etmediğini savunmuştu.

Rus savunma analistleri, Rusya’nın Hafter’i desteklemesinin arkasında yatan neden olarak Mısır ile yakınlık ve petrol çıkarlarını göstermişti. Yani Moskova, Libya’da yalnızca siyasi değil; ekonomik olarak da kalıcı olmak istemişti.

Türkiye Libya
Türkiye’nin Libya politikası: Ankara farklı dönemlerde kimlerle, nasıl temas kurdu?

Türkiye Libya’da kimi destekledi?

Türkiye’nin Libya politikası 2019-2020 döneminde belirginleşti. Halife Hafter güçleri, Trablus’u ele geçirmek amacıyla geniş çaplı bir saldırı başlattı.

Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), 26 Aralık 2019’da Türkiye’den resmî olarak askerî destek talep etti, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) de 2 Ocak 2020’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Libya’da görevlendirilmesini mümkün kılan tezkereyi* onayladı. Bu karar, Ankara’nın Libya politikasında açık bir taraflanma anlamına geliyordu.

Türk askeri danışmanlığı ve savunma sanayii ürünleri, özellikle insansız hava araçları, sahadaki dengeleri kısa sürede değiştirdi. Hafter güçlerinin hava üstünlüğü zayıflatıldı, lojistik hatları kesintiye uğratıldı. Bu askeri denge değişimi, Libya savaşının seyrini belirleyen en önemli faktörlerden biri oldu.

2020 ateşkesi barış mı getirdi?

23 Ekim 2020’de onaylanan kalıcı ateşkesle geniş ölçekli çatışmalar fiilen durdu ancak ateşkes, “barış” anlamına gelmedi.

Savaşın bitişi mutlak bir zaferle değil, bir “kilitlenme” ile oldu. Siyasi anlaşmazlıklar da “siyasi geçiş sürecine”” ertelendi. Çatışmaların fiilen durmasıyla çatışmanın şekli değişti, Doğu-Batı hattı kadar, her kampın kendi içindeki rekabeti de belirleyici olmaya başladı.

Bu dönüşümün sembolik örneği, 12 Mayıs 2025’te Trablus’ta patlak veren çatışmalar oldu. Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı iki silahlı grup olan 444. Piyade Tugayı ile İstikrarı Destekleme Birimi (SSA) arasında, bir SSA komutanının öldürülmesinin ardından çatışmalar çıktı. En az 8 sivil öldü, 70 kişi yaralandı.

14 Mayıs’ta ateşkes ilan edilse de, yaşananlar, Libya’daki “iç savaşın” artık tek eksenli bir cephe savaşı gibi ilerlemediğini, her bölgede güç ve nüfuz mücadelesine dönüştüğünü gösterdi.

5+5 ve Ankara’daki kurumsal hat

Ateşkes sonrası dönemde Türkiye, Libya’daki varlığını yalnızca askeri düzlemde sürdürmedi, siyasi süreçlere ve güvenlik reformlarına da dahil oldu.

Türkiye’nin “Birleşik ve Tek Libya” hedefi doğrultusunda yürüttüğü 5+5 Ortak Askeri Komite (JMC) görüşmeleri bu sürecin en önemli araçlarından biri haline geldi.

Görüşmeler 2021 ve 2024’te Ankara’da yapıldı. Aralık 2021’de BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL) çerçevesinde Cenevre’de açıklanan eylem planına atıfla barış ve istikrar adımları ele alındı, Kasım 2024’teki toplantıda ise Libya’nın toprak bütünlüğü ve ulusal birliği vurgulandı; Libya tarafının Türkiye’yi “kolonyalist değil, dostça ve destekleyici” bir aktör olarak tarif ettiği belirtildi.

Türkiye-Libya ilişkilerindeki kritik eşiklerden biri de Ekim 2024’te imzalanan istihbarat paylaşımı ve kolluk işbirliği anlaşması oldu.

Söz konusu anlaşma; terörle mücadele ve organize suçun önlenmesi gibi alanlarda, Türk ve Libyalı kolluk birimleri arasında “güvenli iletişim kanalı” ve “gerçek zamanlı bilgi paylaşımı” hedefiyle kurgulandı.

Bu anlaşmayla Türkiye, Libya’nın güvenlik altyapısını modernize etmeye dönük eğitim ve teknik destek sağlamayı taahhüt etti.

Ankara neden Bingazi’ye açıldı?

İkili ilişkilerin son yıllarına baktığımızda Ankara’nın doğu hattıyla kurduğu ilişkinin son iki yılda görünür şekilde derinleştiğini görüyoruz. Halife Hafter’in oğlu Saddam Hafter’in Ankara’ya yaptığı ziyaretler, bu yeni dönemin simgesi haline geldi.

Saddam Hafter ve Genelkurmay Başkanı Selçuk Bayraktaroğlu (21 Kasım).

Türkiye, “Libya’daki tüm taraflarla çalışabilme” iddiasıyla LNA ile temaslarını artırdı. Bu çerçevede 4 Nisan 2025’te Halife Hafter’in oğlu ve LNA Başkomutan Yardımcısı Saddam Hafter, Ankara’ya gelerek Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ile görüştü.

Bu ziyaretin ardından 18-28 Haziran 2025’te Libya’nın doğusundan üç askeri teknik heyet, Türkiye’de çeşitli karargâh ve eğitim kurumlarında incelemeler yaptı.

Güler ve Saddam Hafter, IDEF 2025 Savunma Sanayii Fuarı’nda temaslarını sürdürdü.

Saddam Hafter, 22 Ekim 2024’te de Saha Expo’ya katılmıştı.

Bu temaslar, Türkiye–Mısır ilişkilerindeki normalleşmenin ardından hız kazandı. Çünkü Mısır, uzun süre Hafter’in en güçlü destekçilerinden biriydi.

Ağustos 2025’te MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Bingazi ziyareti ve Halife Hafter ile yaptığı görüşme ise bu sürecin en kritik adımı olarak kayda geçti.

Aynı dönemde Türk savaş gemisi TCG Kınalıada’nın Bingazi Limanı’na demirlemesi, Ankara’nın “tek Libya” vurgusunu sahada somutlaştırdı.

TCG Kınalıada’nın Bingazi ziyareti ilişkilerde dönüm noktası.

Ankara–Bingazi hattındaki normalleşme ekonomik alana da yayıldı. Türk şirketleri Bingazi Stadyumu’nun geliştirilmesi ve yenilenmesi gibi projelere, konut ve altyapı başlıklarında yeniden inşa süreçlerine katıldı.

Doğu Akdeniz hesabı

Türkiye’nin Libya’da politikası sadece iç siyasetle okunmamalı. Ankara’nın politikasının arka planında Doğu Akdeniz’deki enerji ve deniz yetki alanları mücadelesi önemli yer tutuyor.

2019’da Trablus yönetimiyle imzalanan deniz yetki alanları anlaşması, Ankara açısından stratejik bir kazanım olarak görüldü. Bu sayede Türkiye; Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail gibi aktörlerin de dahil olduğu enerji-jeopolitik çekişmede pozisyonunu güçlendirecekti. Bu durum, Libya’yı Ankara açısından hem askeri hem deniz jeopolitiğinin parçası haline getirdi.

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis.

Son dönemde Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi’nin bu anlaşmayı incelemeye aldığını duyurması dikkatle izleniyor. Ankara kulislerinde bu adım, Libya’nın doğusuyla ilişkilerin derinleşmesi halinde Doğu Akdeniz’de yeni bir siyasi zemin oluşabileceği şeklinde yorumlanıyor.

Libya’nın doğusunda Rusya’nın uzun süredir inşa ettiği askeri ve siyasi nüfuz, Türkiye’nin bu bölgede attığı adımları daha karmaşık hale getiriyor. Ankara, Moskova’nın etkili olduğu bir alana girerken, bu durumun rekabet mi yoksa sınırlı bir işbirliği mi doğuracağı belirsizliğini koruyor.

Libya’daki kriz sona ermedi, biçim değiştirdi. Türkiye bir yanda Trablus ile kurduğu askeri ittifakı sürdürüyor, diğer yanda da Bingazi ile geliştirdiği temaslarla Libya’daki tüm aktörlerle konuşabilen bir ülke oldu. Bu çok kulvarlı siyasetin Libya’yı istikrara mı yaklaştıracağı, yoksa yeni gerilim alanları mı üreteceği sorusu hâlâ yanıt bekliyor.

*Libya tezkeresi son olarak 22 Aralık 2025’te TBMM’de kabul edildi, Libya’ya asker gönderilmesi için verilen iznin süresinin 24 ay daha uzatıldı.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.