Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışma süresi iki ay uzatıldı. Karar, oylama sonucuyla alındı.

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un başkanlığında TBMM Tören Salonu’nda 20. defa toplandı. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışma süresinin, 31 Aralık 2025’ten itibaren iki ay uzatılması, Komisyon’da yapılan oylama sonucunda oy birliğiyle kabul edildi.
TBMM’nin sosyal medya hesabından yapılan yazılı açıklamada, “Toplantının son bölümünde, komisyonun Çalışma Usul ve Esasları’nın 11’inci maddesi uyarınca Komisyonun görev süresinin 31 Aralık 2025 tarihinden geçerli olmak üzere iki ay uzatılması oy birliğiyle kabul edilmiştir” denildi.
- Komisyonun nihai raporuna adım adım (1) | DEM Parti’den “süreci taçlandıracak” anayasal değişiklik, Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu, yerinden edilenlere tazminat önerileri
- Komisyonun nihai raporuna adım adım (2) | MHP’ye göre “Kürt sorunu” yok: Umut hakkına muğlak çerçeve, koşullu yasal düzenleme, dünya deneyimlerine çelişkili yaklaşım
- Komisyonun nihai raporuna adım adım (3) | Yeni Yol, TİP, EMEP, Yeniden Refah ve DSP ne önerdi, neye itiraz etti?
- Komisyonun nihai raporuna adım adım (4) | CHP “Demokratikleşme Paketi”nde PKK ve Öcalan’ı anmadı, Nevroz’un resmi tatil olmasını, Dersim olaylarının araştırılmasını önerdi
Komisyonda neler konuşuldu?
Komisyon toplantısı TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un konuşmasıyla başladı. Kurtulmuş, komisyonun ele aldığı konunun önemi ve ağırlığı dolayısıyla tarihi bir görev icra ettiğini belirtti. TBMM Başkanı, süreç içinde herkesin demokratik olgunlukla fikrini açık bir şekilde ifade ettiği ve konuşulanların kamuoyuna açıklıkla yansıdığını anlattı.
Komisyonda Türkiye’nin çok geniş kesimini temsil eden sivil toplum kuruluşlarını, akademisyenleri, kanaat önderlerini dinlediğini hatırlatan Kurtulmuş, ortaya konulan fikir, düşünce ve önerilerin hepsinin kayıt altına alınarak Türkiye’nin siyasi tarihine önemli bir dokümanın kazandırıldığını vurguladı.
Rapor yazım sürecine değinen Kurtulmuş, “Şimdi komisyonumuzun son eşiğine gelinmiştir. O da ortak bir rapor yazılması ve bu raporun Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’na verilerek bu konudaki tekliflerin yasalaşması ve diğer tekliflerin yerine getirilmesi ile ilgili sürece öncülük etmesidir. Bu çerçevede burada temsil edilen siyasi partilerimizin tamamı raporlarını Başkanlığımıza sunmuştur. Kendileri açısından önemli gördükleri konuları açık bir şekilde raporlarında ifade ederek partilerimizin her birisi için ayrı bir siyasi tutum belgesi olarak raporda Meclis Başkanlığına intikal edilmiştir” dedi.
“Bu süreç başarıyla sonuçlanırsa çok önemli hayati bir eşik aşılmış olacak”
Kurtulmuş şöyle devam etti:
“Bu süreç de ümit ederiz ki başarıyla sonuçlanabilirse çok önemli hayati bir eşik daha aşılmış olacaktır. Bu çerçevede önümüzdeki süreçte partilerimizin, farklı fikirlerini daha yakınlaştırabilmesi için temaslarının arttırılmasının yararlı olacağı kanaatindeyim. Böylece ortak bir noktaya ulaşmak daha kolay olacaktır.”
Kurtulmuş, nihai raporun tamamlanabilmesi için komisyonun ilave bir çalışma süresine ihtiyacı olduğunu belirterek, toplantıda iki akademisyenin sunumunun ardından, komisyon üyelerinin görüşlerine başvurulacağını söyledi.
Kurtulmuş, bugüne kadar yapılan toplantılarda tutulan tutanakların analizinin yapılması gerektiğini ifade ederek, “Komisyonumuzda yapılan dinlemeler sonucunda bir tutanak analizine ihtiyaç olduğunu gördük. Ve bu çerçevede değerli hocalarımız Profesör Doktor Havva Kök Arslan ve Murat Sevencan hocalarımız tutanak analizleriyle ilgili bir akademik çalışmayı gerçekleştirdiler” dedi.
Akademisyenler sunum yaptı
Komisyonda, akademisyen Prof. Dr. Havva Kök ve öğretim üyesi Dr. Murat Sevencan sunum yaptı.
Toplantıda konuşan Prof. Dr. Kök, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun Türkiye’nin yarım asrı aşan tartışma diyaloglarını doğrudan millet adına ele almak üzere tasarlandığına ve ilk şahsına münhasır bir yapı olduğunu belirterek, “İlk oturumlarda komisyonun yeni bir anayasa yazımından ziyade silah bırakma sürecinin Meclis zemininde ve millet adına taviz alınması bu özgürlüğün önemli bir göstergesidir. Buna rağmen ya da belki de tam da bu nedenle analizimiz komisyon çalışmalarında güçlü bir ortaklık zemininin oluştuğunu ortaya koymaktadır. Özellikle çözüm sürecinin güvenlik bürokrasinin dar alanından çıkarılarak Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altına taşınması farklı aktörler tarafından açık biçimde bir meşruiyet kazanımı olarak görülmektedir” dedi.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun “Tutanak İçerik Analiz Rapor Özeti” sunumunu ise Murat Sevencan yaptı. Sevencan, sorunun altında yatan kök nedenler konusunda farklı yaklaşımların olduğunu belirterek, “Kök nedenler arasında baskın bir neden öne çıkmamakla birlikte üç temel kategorinin varlığı gözlemlenmiştir. En başta gelen siyasi ve idari sistem sorunları, sorunun bölgenin yönetişiminde yaşananların bir sonucu olduğu kanısıdır. İkinci olarak öne çıkan sosyokültürel ve psikolojik dinamikler ise daha çok Kürt isminin ve Kürt olmanın resmi ideolojideki karşılığının tezahürüdür. Bu tezahürün özellikle gençlik üstündeki dönüştürücü etkisi (eğitim ve zihniyet) baskın yaklaşımdır. Son kategori olan tarihsel arka plan ise ulus devlet inşasındaki tercihlerin oluşturduğu ortaklık eksikliği, dışlanmışlık hissi değerlendirmeleridir” dedi.
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, komisyonun kuruluşunda üç temel amacın olduğunu hatırlattı, “Birincisi, siyasal bir mutabakat arayışıydı; yani süreci Meclis’in önüne, parlamentonun ve halk iradesinin tecelli ettiği zemine taşımak ve bu anlamıyla süreci en geniş siyasal iradeyle yürütmekti. İkincisi, sürecin ve barışın toplumsallaşmasıydı. Buradaki katılımlar ve dinlemelerin, barışın toplumsallaşmasına ciddi katkılar sunduğunu düşünüyorum. Üçüncü amaç ise sıkça dile getirdiğimiz üzere, negatif barışın hukuksal altyapısını oluşturmak için gerekli yasal adımların atılmasına ilişkin bir tutum geliştirmekti. Bugün itibarıyla da tam olarak bunun arifesindeyiz” dedi.
“Sürecin başındayız”
Sürecin henüz başında olunduğunu, kat edilmesi gereken uzun bir mesafenin bulunduğunu vurgulayan Koçyiğit, “Sürecin nihai hedefine ilişkin net, anlaşılır ve ölçülebilir bir tanım yapılması; demokratikleşme adımlarının içeriği konusunda ortak bir zemin tesis edilmesi; toplumsal güvenin inşasına yönelik sorumlulukların tanımlanması ve bu doğrultuda ilerlenmesi; hukuki altyapının acilen belirlenmesi; katılımcılık ve şeffaflık mekanizmalarının güçlendirilmesi. Bu çerçevede, komisyonumuz açısından muhtemelen iki aylık bir süre uzatımı söz konusu olacaktır ve zamanımız sınırlıdır. Ancak gelinen noktada, bu sürecin henüz başında olduğumuzu ve kat etmemiz gereken uzun bir mesafe bulunduğunu da açıkça görmekteyiz” diye konuştu.
DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, komisyona gelen raporların ortak fikri yansıtmamasının doğal olduğunu ancak ortaklaşmak gerektiğini söyledi. İsim vermeden CHP Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır’ı eleştiren Beştaş, komisyonun Leyla Zana hakkındaki küfürlü sloganlara dair bir açıklama yapmasını istedi, “Bu ülkede 2025 yılında birileri hâlâ yine kökeni yapıştırdılar arkamıza, yine Kürt kökenli demeye başladılar. Ya köken möken demeyin Allah aşkına. Kürtsek Kürdüz, Türksek Türküz, Lazsak Lazız, Çerkessek Çerkesiz, Arapsak Arap. Önemli olan insan olmak ve önemli olan bu çalışmaların sonucunda kimliğimizi ifade etmeye ihtiyaç duymayacağımız bir ülke yaratmak. Buna ihtiyaç duymamalıyız” dedi.
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, CHP’nin hazırladığı rapor üzerinden partisine yöneltilen eleştirilere yanıt verdi. Emir, “Öncelikle şunu açıkça söyleyeyim: Biz iddialıyız. Büyük iddialarla bu komisyonu kurduk. Türkiye’ye dair büyük iddialarımız, büyük umutlarımız ve büyük hayallerimiz var. Bu hayalleri ve umutları gerçekleştirmek istiyoruz. Burada dikkat edilmemiz gereken şey şu; Yapacaklarımız, birbirinin ayağına dolanıyor mu, diğerini önlüyor mu, diğerini örtüyor mu? Somut bir örnek vermek gerekirse; ‘Türkiye’de barışı kuralım, barışı inşa edelim’ derken, aynı zamanda demokratikleşmeye ilişkin tüm adımların da atılmasını buradan önermekten ne gibi bir zarar doğar?” diye sordu.
“Bizim raporumuzda Kürt sorunu da var”
Emir şöyle devam etti:
“Bizim raporumuzda Kürt sorunu da var, Kürtler de var. Kürt’ün de Türk’ün de, bu ülkede yaşayan herkesin karşı karşıya olduğu temel sorunlar var. ‘Bu sorunları bugün konuşmayalım, odağımızı kaybetmeyelim’ denebilir; biz de bunu anlayabiliriz. Ancak sadece buna odaklanalım ya da ‘bunu niye eksik söylediniz’ şeklindeki eleştirileri doğru ve insaflı bulmuyoruz. Bakın, raporumuzda Terörle Mücadele Kanunu’nun değiştirilmesi gerektiğini söylüyoruz. Kanunun yeniden yapılandırılmasını öneriyoruz. Özellikle şiddet içermeyen eylemlerin, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında insanların üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanılmasını doğru bulmadığımızı ifade etmişiz. Kısaca özetliyorum: Terörle Mücadele Kanunu’nun daha belirli, daha öngörülebilir olması gerektiğini söylemişiz. Buna neden rahatsızlık duyuluyor? Eğer bir rahatsızlık varsa, söylensin. Ancak bu başlıkların ve bu ayrıntıların raporda yer alması gerekmez miydi? Elbette gerekirdi. Aksi halde hazırlanacak bir raporun eksik olacağını düşünüyoruz. Ortak raporun da bu çerçevede olması gerektiği konusunda ısrarcıyız.”
(ANKA)







