Gözaltında kaybedilen yakınlarını arayan Cumartesi Anneleri 1085. haftada Galatasaray Meydanı’nda Güçlükonak katliamı için adalet istedi.

Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran ve faillerin yargılanması talebiyle İstanbul-Beyoğlu’nda 1995’ten bu yana eylem yapan Cumartesi Anneleri, bu hafta (10 Ocak 2026) Galatasaray Meydanı’na karanfil bırakarak açıklamalarını okudu.
Cumartesi Anneleri 1085. haftada 30 yıl önce meydana gelen Güçlükonak katliamı için adalet istedi.
Yalnızca minibüs ve sürücüsünü bekleyen askerler, tanık bırakmamak amacıyla korucuları da öldürdü. Daha önce öldürülen altı köylüyle birlikte toplam 10 kişinin cansız bedeni minibüsün koltuklarına bağlandı, başlarına çuval geçirildi. Ramazan Nas’ın kullandığı minibüs, jandarmanın… pic.twitter.com/CPK9BVW4BF
— Cumartesi Anneleri (@CmrtesiAnneleri) January 10, 2026
Açıklama şöyle:
“Adaletin sağlanması, yalnızca bugünün değil, geçmişte işlenen suçların da doğru, etkili ve
bağımsız biçimde yargılanmasıyla mümkündür. Bunun için öncelikle kayıpların,
katliamların ve ağır insan hakları ihlallerinin sürdürülmesini mümkün kılan inkâr ve
cezasızlık pratiği son bulmalıdır. Geçmişte yaşanan insanlığa karşı suçlar kabul edilmeli,
hakikat açığa çıkarılmalı ve adalet sağlanmalıdır.1085. haftamızda, 30 yıldır aydınlatılmayan; fail ve sorumluları cezasızlıkla korunan
Güçlükonak Katliamı için adalet talebiyle buradayız. 10–12 Ocak 1996 tarihlerinde askerler, Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Çevrimli ve Yatağan köylerine baskın düzenledi. Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç bu baskınlarda evlerinden gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar Taşkonak Jandarma Taburu’na götürüldü. Burada ağır işkenceye maruz bırakılan altı köylü yaşamını yitirdi.15 Ocak 1996 tarihinde Koçyurdu köy muhtarı ve aynı zamanda korucu olan Mehmet Öner’i
arayan jandarma, gözaltındakilerin serbest bırakılacağını söyleyerek onları almak üzere
tabura bir minibüs gönderilmesini istedi. Durumdan şüphelenen Öner, sürücüyü yalnız
göndermek istemedi; korucular Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz ve Lokman Özdemir’i de
yanına alarak, Ramazan Nas’ın kullandığı 56 AH 320 plakalı minibüsle Taşkonak Jandarma
Taburu’na gitti.Yalnızca minibüs ve sürücüsünü bekleyen askerler, tanık bırakmamak amacıyla korucuları
da öldürdü. Daha önce öldürülen altı köylüyle birlikte toplam 10 kişinin cansız bedeni
minibüsün koltuklarına bağlandı, başlarına çuval geçirildi. Ramazan Nas’ın kullandığı
minibüs, jandarmanın kontrolünde yola çıkarıldı; güzergâh askerler tarafından trafiğe
kapatıldı.Tamamı güvenlik güçlerinin kontrolünde olan yolda minibüse ağır silahlarla saldırı
düzenlendi. Saldırı sonucu minibüsle birlikte içindeki cansız bedenler de yandı. Neredeyse
kül olan bedenler ailelere teslim edilmedi; güvenlik güçleri tarafından toplu halde gömüldü.
Buna karşın, yanan bedenlere ait kimlikler hiçbir zarar görmemiş halde güvenlik güçleri
tarafından ailelere teslim edildi.Genelkurmay, yaptığı resmî açıklamada, ilçeden evlerine gitmekte olan köylülerin PKK’nin
saldırısına uğradığını iddia etti; Ancak köylülerin yakınları ve olayın tanıkları, yaşanan
katliamdan devleti sorumlu tutuyordu.Bu gelişmeler üzerine aydın ve sanatçılardan oluşan Barış İçin Bir Arada Çalışma Grubu, 13
Şubat’ta katliamı incelemek üzere Güçlükonak’a gitti. Heyet, yaptığı incelemelerin ardından
katliamın devlet güçleri tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı ve Genelkurmay Başkanlığı
hakkında suç duyurusunda bulundu.Dönemin Devlet Bakanı Adnan Ekmen’in, katliamdan 13 yıl sonra basına yansıyan “Olayı
araştırınca arkasından devlet çıktı, JİTEM’in işiydi, söyleyemedik” ve “Gerçeği bildiğim
hâlde bunu kamuoyuyla paylaşamadığım için vicdanen rahatsızım” sözleri, Güçlükonak
Katliamı’nın devletin sorumluluğu dâhilinde gerçekleştiği ve üzerinin bilinçli biçimde
örtüldüğü yönündeki iddiaları teyit etti.Tüm girişimlerine rağmen iç hukukta etkili bir başvuru yolu bulamayan aileler, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. AİHM, davada Türkiye’yi; etkin soruşturma
yükümlülüğünü yerine getirmediği ve ailelerin ulusal bir merci önünde etkili bir başvuru
hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle mahkûm etti.Ancak AİHM kararına rağmen iç hukukta cezasızlık sürmeye devam etti. Bu durum,
yalnızca Güçlükonak’ta yaşamını yitirenlerin ailelerinin adalet arayışını değil, toplumun
hakikat ve adalet talebini ve hukuk devleti beklentisini de yok saydı.Güçlükonak Katliamı’nın 30. yılında bir kez daha hatırlatıyor ve talep ediyoruz:
Devletin yükümlülüğü, suçun üzerini örtmek değil; hakikati tüm açıklığıyla ortaya çıkarmak,
failleri tespit etmek, yargılamak ve cezalandırmaktır. Güçlükonak Katliamı’na ilişkin etkili
bir soruşturma derhâl başlatılmalı, sorumlular yargı önüne çıkarılmalı ve bu katliamla ilgili
olarak toplumun hakikati öğrenme hakkı güvence altına alınmalıdır.Kaç yıl geçerse geçsin, Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya,
Ramazan Oruç, Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz, Lokman Özdemir , Mehmet Öner,
Ramazan Nas ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları
içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”








