Nuriye Gülmen “İşimi geri istiyorum” davasında yeniden hakim karşısında: Duruşma salonu kapısı kilitlendi, tutukluluk devam kararı verildi

KHK ile ihraç edilmesinin ardından “İşimi istiyorum” eylemi yapan ve daha sonra tutuklanan Nuriye Gülmen ile Yasemin Karadağ, Yargıtay’ın bozma kararı sonrası yeniden hakim karşısına çıktı. Duruşma, kilitli kapı ardında görüldü.

Nuriye Gülmen ve Yasemin Karadağ’ın davası kilitli salonda görüldü

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildikten sonra “İşimi istiyorum” eylemi yapan ve daha sonra tutuklanan Nuriye Gülmen ile Yasemin Karadağ’ın yeniden yargılandığı davada ilk duruşma görüldü.

Nuriye Gülmen ile Yasemin Karadağ, Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi’nin bozma kararıyla İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülen duruşmaya tutuklu bulundukları cezaevlerinden SEGBİS ile bağlandı.

Duruşma salonunun kapısı kilitlendi

“Silahlı terör örgütüne üye olma” suçlamasıyla tutuklu yargılanan Gülmen ve Karadağ’ın yargılandığı duruşma salonunun kapısı mahkeme başkanının emriyle kilitlendi. Mahkeme salonuna “dosya sıkıntılı” denilerek seyircilerin alımına izin verilmedi.

Duruşmada gizli tanık Neslihan Albayrak dinlendi. Albayrak, Nuriye Gülmen’i akademisyen olarak tanıdığını, KHK ile ihraç edildikten sonra örgüt talimatıyla açlık grevi yaptığını “bildiğini” iddia etti.

“324 gün boyunca hiçbir şey yememek talimatla yapılamaz”

Gizli tanığın ardından savunması alınan Nuriye Gülmen, beş buçuk yıldır tutuklu olduğunu dosyanın bozulmasına rağmen tahliye edilmediğini belirtti. Gülmen, “Açlık grevinin örgüt talimatıyla yapıldığını ifade ediyor Neslihan Albayrak. Çok öfkeliyim, ellerim titriyor, hiç kimse benim açlık grevini talimat ile yaptığımı ifade edemez, 324 gün boyunca hiçbir şey yememek talimat ile yapılacak bir şey değildir. İnsan haklı olmasa böyle bir şey yapamaz, iki gün aç kalamaz insan, bilimsel, ahlaki tarafı yoktur, hukuki tarafı olamaz ‘açlık grevi yapacaksın’ diye bir talimat olamaz” dedi.

Gülmen devamında şunları söyledi

“İşimden atılana kadar akademik hayatı olan biriydim, günlerimi gecelerime kattım, tez yazdım, akademik alanda çalışma yapanlar bu durumu bilecektir. Ben o dönem okulda da çalışıyordum, gerçekten çok zor bir tez süreci yaşadım. Gezi’de katledilen çocuklar için adalet istemem soruşturma konusu yapıldı, haklarını koruyan bir akademisyen olmam soruşturma konusu yapıldı. Beş buçuk yıl oldu, neyin delilini tartışacağız, ben artık bu cezayı yattım, dahası gerçekten fazlasını yatırmak demektir, tahliyemi talep ederim.”

Mahkeme, Gülmen ve Karadağ’ın tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Duruşma, 31 Mart saat 10:10’a ertelendi.

Flash bellekten “terör” çıkarılan davada neler olmuştu?

Nuriye Gülmen ve Yasemin Karadağ, İstanbul 28’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Mayıs 2022’de, 10’ar yıl hapis cezasına mahkum edildi. Gülmen ve Karadağ’ın, “DHKP/C’nin sorumlu düzeyde faaliyet yürüten terör örgütü üyesi” oldukları iddia ediliyordu.

Gülmen ve Karadağ’ın hüküm giydiği dava dosyasında yer alanlar ise tartışma konusuydu. Davada, iade edildikten sonra itirazla kabul edilen 16 sayfalık iddianame, dava sürecinde dosyaya sonradan eklenip içeriği sanık avukatlarına açıklanmayan ve “şaibeli” olan flash bellek ile cep telefonu vardı. İddianame savcısı ise Gezi davasında mahkumiyetlere giden süreçte kritik roller üstlenen isimdi.

Nuriye Gülmen, öğretim görevlisi olarak Konya Selçuk Üniversitesi’nde kadroluydu, ardından Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde görevlendirildi. Yedi ay sonra ise Selçuk Üniversitesi’nde göreve başladı. Bir gün sonra ise “FETÖ” iddiasıyla açılan soruşturma gerekçe gösterilerek görevden uzaklaştırıldı. Ardından Gülmen, Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında ilan edilen 679 sayılı KHK ile ihraç edildi.

2016’da, darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan KHK ile on binlerce kamu görevlisi ihraç ediliyordu. Bu isimlerden biri de “terör” iddiasıyla ihraç edilen Mardin Mazıdağı Cumhuriyet İlkokulu’nda görev yapan öğretmen Semih Özakça’ydı. 

KHK ile ihraç edilen Gülmen 9 Kasım 2016’da, Özakça 23 Kasım 2016’da, Ankara’daki Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde “İşimi istiyorum” diyerek oturma eylemine başladı. 

Gülmen ve Özakça bu süreçte defalarca gözaltına alındı ve karakoldayken açlık grevine başladı. Açlık grevinin 76’ncı gününde bir gece yarısı baskınıyla gözaltına alınan Gülmen ve Özakça hakkında dava açıldı.

OHAL’in kaldırılmasını ve KHK ile ihraçlara son verilmesini talep eden Gülmen ile Özakça “Tutuklanmamaları halinde adaletin işleyişine zarar verebilirler” gerekçesiyle tutuklandı. 

İktidara yakın medyada, Gülmen ve Özakça’nın DHKP/C adına hareket ettikleri öne sürüldü.

2017’deki davada açlık grevlerini sürdüren Özakça beraat ederken, Gülmen’e “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi. 

Gülmen’e verilen cezanın ve örgüt üyesi olduğuna yönelik gerekçe ise sosyal medyada paylaştığı “Liseli Dev Genç’e binlerce teşekkür” mesajı ile Eylem Ataş adlı kişinin fotoğrafının yer aldığı mesajdı.

Gülmen yeniden tutuklandı

Nuriye Gülmen’in 1 Aralık 2017’de tahliye edilmesinden üç yıl sonra Grup Yorum’un çalışmalarını yürüttüğü Okmeydanı’nda bulunan İdil Kültür Merkezi’ne polis tarafından baskın düzenlendi. 

Grup Yorum’un konserlerinin art arda iptal edildiği günlerde 5 Ağustos 2020’de yapılan baskının ardından aralarında Nuriye Gülmen’in de bulunduğu birçok kişi gözaltına alındı.

İdil Kültür Merkezi’nde bulunan birçok dergi, kitap, telefon ve dijital materyallere el konuldu. Nuriye Gülmen de baskından altı gün sonra tutuklandı.

16 sayfalık iddianame

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, 16 sayfalık iddianame düzenlendi. Aralarında Nuriye Gülmen’in de olduğu altı sanıklı iddianamede, “silahlı terör örgütüne üye olma” suçlamasıyla ceza istendi. 

İddianamede, İdil Kültür Merkezi baskınında ele geçirilen Grup Yorum, “Faşizme karşı demokrasi” ve kırmızı zemin üzerine sarı renklerle yazılı pankartlardan bahsedildi.

Savcı, yarım sayfalık “değerlendirme” kısmında, sanıkların DHKP/C’nin talimatlarına uydukları, “örgüt mensuplarından emir aldıkları” yorumunu yaparak cezalandırmalarını talep etti.

İddianamede herhangi bir somut kanıt yer almadan ceza istenmesine ise avukatlar tepki gösterdi. Sanık avukatları, baskının mahkeme kararı olmaksızın yapıldığını ifade etti ve elde edilenlerin “hukuka aykırı delil” olduğunu belirtti.

22 Eylül 2020’de düzenlenen iddianame, İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, “Şüpheli Nuriye Gülmen yönünden yapılan değerlendirmede; Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde Öğretim Üyesi olarak çalışırken KHK kapsamında ihraç edildiği, işine geri dönmek için DHKP/C terör örgütü talimatı ile Ankara Yüksel Caddesinde 324 gün açlık grevi yaptığı, KHK ile işinden atılan şahısları bir arada toplamak amacıyla DHKP/C terör örgütü talimatıyla kurulan Direnişler Meclisi’ni temsilen eylem ve etkinliklere katıldığı belirtilmiş ancak yine bu şüpheli yönünden anlatılan olayların dosya arasında bulunan delillerle ilişkilendirilmediği görülmüştür” gerekçesiyle iade edildi.

Ancak başsavcılık mahkemenin iade kararına itiraz etti. Üst mahkemenin itirazı kabul etmesi üzerine iddianame kabul edildi ve dava açıldı. Mahkemenin, “şüpheli yönünden anlatılan olayların dosya arasında bulunan delillerle ilişkilendirilmediği” ifadesine rağmen davanın açılmasının ardından dosyaya Nuriye Gülmen hakkında birtakım evraklar ve dijital materyaller eklendi. 

Sanık avukatlarına göre, Gülmen hakkında verilen tutukluluk devamına dair kararlar genel geçer ifadelerinin yanında dosyaya sonradan dahil edilen dijital delillere atıf ile verildi. Avukatlar, dosyaya sonradan dahil edilen ve iddianamede yer almayan dijital materyallerin, Ceza Muhakemeleri Kanunu’na aykırı olduğunu belirtti.

Söz konusu dijital materyaller, savcılık talebi ve incelemesi olmadan İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından doğrudan mahkemeye gönderildi. Ancak materyaller savcılık tarafından değerlendirilip yeni bir iddianame hazırlanmadı.

Dosyaya sonradan eklenen hafıza kartının raporları yok

Bir adli bilişim suçu işlendiğinde suçun işlendiği iddia edilen cihaz üzerinde bir değişiklik yapılmaz ve bir kopyası, yani “imajı” alınır. İmaj alınırken dikkat edilmesi gereken en önemli özellik HASH’dir. HASH imajı alan kişinin inceleme yapılacak cihaz üzerinde değişiklik yapmadığının ispatıdır.

Tüm bunlarla birlikte sanık avukatlarına göre, dosyaya sonradan eklenen dijital materyallerinin imaj raporları yoktu. Nitekim, 28 Mayıs 2021’de İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi verdiği bir cevap ile dosyada imaj raporlarının bulunmadığını belirtti. Daha sonra ise İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi, savcılıktan gelen yanıt ile imaj raporunun, 13 Ekim 2020 tarihli olduğu ifade edildi.

Ancak, İdil Kültür Merkezi baskınından bir ay sonra, 14 Ekim’de polis tarafından ele geçirildiği söylenen dijital materyallerin raporunun bir gün önce alındığının kayda geçirilmesi şüpheleri artırdı. 

Sanık avukatları bu durumun raporun sahteliğini ortaya koyduğunu öne sürdü. Avukatlar, dijital materyallerdeki HASH kodu ve imaj raporundaki şaibe üzerine reddi hakim talebinde bulundu. 

Ancak 1 yıl 1 ay sonra dijital materyallerin raporunu tutan polis memuru, yanlışlıkla 13 Ekim yazdığını, 15 Ekim’de raporun hazırlandığını beyan etti.

Olmayan hafıza kartı gerekçe gösterilerek ceza istendi

Savcı ise doğruluğu tartışmalı ve kime ait olduğu bilinmeyen dijital materyalleri gerekçe göstererek esas hakkındaki mütalaasını verdi. Mütalaada, Nuriye Gülmen’in de aralarında bulunduğu altı kişi hakkında “DHKP/C silahlı terör örgütünün ‘Direnişler Meclisi’ yapılanmasının sorumlusu olduğu” iddiasıyla hapis cezası istedi.

Savcı, HASH kodu olmadığı ve polis tarafından üretildiği öne sürülen flash bellekte yer alanları gerekçe gösterdi, hafıza kartında örgüt yazışmalarının yer aldığını öne sürdü.

Nuriye Gülmen’in yargılandığı davanın seyri de dijital delillerle değişti. 25 Mayıs’ta, İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmada, içeriği bilinmeyen, HASH kodu olmadığı söylenen hafıza kartı, Grup Yorum posterleri ve sanıkların sloganları gerekçe gösterilerek mahkumiyet kararları verildi.

Yargıtay bozma kararı verdi mahkeme tahliye taleplerini reddetti

Son olarak KHK ile ihraç edilmesinin ardından “İşimi istiyorum” eylemi yapan ve daha sonra tutuklanan Nuriye Gülmen ile Yasemin Karadağ hakkındaki 10 yıllık ceza Yargıtay tarafından bozuldu.

Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi 23 Haziran’da, beş yılı aşkın süredir tutuklu bulunan Gülmen ve Karadağ hakkında verdiği kararda, 10 yıllık hapis cezasının kanuna aykırı olduğunu belirtti. Kararda, İstanbul 28’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin eksik araştırmayla hüküm kurduğu, bu nedenle 10 yıllık hapis cezasının bozulmasına karar verildiği ifade edildi.

Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi, beş yılı aşkın süredir hapiste olan Gülmen ve Karadağ’ın “kaçma şüphesi ve tutuklulukta geçirdiği süre” gerekçesiyle tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. 

Bozma kararı sonrası Gülmen ve Karadağ’ın avukatları, dosyanın yeniden gönderildiği İstanbul 28’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne tahliye talebinde bulundu. 

Mahkeme, kaçma şüphesi gerekçesiyle adli kontrollerin yetersiz kalacağını öne sürerek tahliye taleplerini reddetti.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.