Dünya Alem programının yeni bölümünde İslam Özkan’ın konuğu Halk TV Washington temsilcisi Serra Karaçam, 2026 yılı başında kamuoyuna açıklanan 3 milyon sayfalık yeni Epstein belgelerini ve ABD siyasetindeki yansımalarını değerlendirdi.
Epstein dosyalarının Türkiye ile ilgili kısımlarından küresel şantaj ağının bilinmeyenlerine kadar pek çok çarpıcı detayı aktaran Serra Karaçam, belgelerin sadece birer “magazin figürü” değil, uluslararası bir güvenlik ve istihbarat meselesi olduğunu vurguladı.
Türkiye odaklı belgeler: 15 Temmuz ve “Gülen” detayı
Programın en dikkat çekici kısımlarından biri, Epstein’in Türkiye’deki siyasi gelişmeleri, özellikle de 15 Temmuz darbe girişimi sonrası süreci yakından takip ettiğinin ortaya çıkması oldu. Karaçam, belgeleri Türk gazeteci arkadaşlarıyla birlikte filtrelediklerini belirterek şu bilgileri paylaştı:
“15 Temmuz sonrası Fetullah Gülen’in avukatlarının da bilgi havuzunda olduğu birtakım yazışmalar bana en ilginç gelen kısım oldu. Özellikle Reuters’da çıkacak haberler, stratejik iletişim yapan ajanslar ve avukatlar arasında bir zincir kurulmuş. Bu yazışmalarda Gülen’in hayatından endişe edildiğine dair stratejik iletişim faaliyetleri yürütüldüğü görülüyor.”
Belgelere göre Epstein, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yükselişini ve ordunun siyaset üzerindeki etkisini kıran hamlelerini de analiz ettirmiş. Karaçam, Epstein’in yazışmalarında darbe girişimine dair “Rusya Erdoğan’a haber verdi, Putin haber verdi” şeklinde bir ifade kullandığını, bunun da Epstein’in bölgedeki istihbarat akışını ne denli yakından izlediğinin kanıtı olduğunu belirtti.,

Sansürlenen isimler mağdurlar mı, suç ortakları mı?
Belgelerin neden hala büyük oranda karartılmış (sansürlenmiş) olduğu sorusuna yanıt veren Karaçam, ABD Adalet Bakanlığı’nın “mağdurları koruma” gerekçesini öne sürdüğünü ancak kamuoyunda büyük bir şüphe olduğunu dile getirdi.
Karaçam, “Mağdur avukatları, isimleri açık unutulan müvekkillerinin ölüm tehditleri aldığını söylüyor. Ancak sadece mağdurlar değil, suç ortağı olabilecek pek çok ismin de karartıldığını görüyoruz. Örneğin, Epstein’e 2008’de ‘koruma kalkanı’ sağlayan savcı Alex Acosta ile yapılan yazışmalarda, başka hangi Amerikalı yetkililerin olduğu hala sır gibi saklanıyor” dedi.
Kongre ve mağdur avukatlarının bu karartılmış listelerin tam olarak açılması için büyük bir baskı kurduğu ifade edildi.
İstihbarat ağı ve Mossad bağlantısı
Epstein çetesinin sadece bireysel bir sapkınlık ağı değil, devletler arası bir “operasyon aparatı” olduğu yönündeki iddialar belgelerle güçleniyor. Epstein’in en yakınındaki isim olan ve şu an hapiste bulunan tek kişi olan Ghislaine Maxwell’in babası Robert Maxwell’in Mossad ajanı olduğunun bilindiğini hatırlatan Karaçam, “Robert Maxwell’in kızı Ghislaine’i bir ajan gibi yetiştirdiği iddia ediliyor. İstihbarat dünyasında her şey bir şapka altındadır. Epstein’in CIA, Mossad veya İngiliz istihbaratı için bir ‘taşeron’ olarak çalışıp çalışmadığı hâlâ en büyük soru işareti” dedi. Epstein’in ölmeden kısa bir süre önce federal yetkililerle “itirafçı (muhbir)” olma konusunda görüştüğünün belgelerle doğrulandığını da sözlerine ekledi.
Clinton ve Trump cephesi: Siyasi hesaplaşma kapıda
Siyasi yansımalar tarafında ise ABD Kongresi’nin Bill ve Hillary Clinton’ı ifade vermeye davet etmesi gündemde. Karaçam, cumhuriyetçilerin ağırlıkta olduğu kongrenin bu süreci siyasi bir silaha dönüştürdüğünü belirtti. Donald Trump’ın ise kendisiyle ilgili doğrudan bir kanıt bulunmadığını savunduğunu ancak ihbar hatlarına gelen bazı iddiaların belgelerde yer aldığını söyledi.
Trump’ın Epstein hakkındaki “Vücudunda tek bir iyi hücre yok” açıklamasını yorumlayan Karaçam, “Bu, Trump’ın Epstein’e şantaj malzemesi vermeyecek kadar stratejik mi davrandığını, yoksa aralarının gerçekten mi bozuk olduğuna dair bir spekülasyona itiyor ve aynı zamanda da düşündürüyor. Trump, Epstein’in kendisine düşman olduğunu ve bir komplo kurmaya çalıştığını iddia ediyor” dedi.
Küresel sarsıntılar sürecek
Söyleşide Epstein dosyalarının Avrupa’daki etkilerine de değinildi. Norveç kraliyet ailesi ve İngiltere büyükelçiliği gibi kurumların bu sarsıntılardan nasibini aldığı hatırlatıldı. Serra Karaçam, önümüzdeki dönemde 2026 Kongre seçimleri öncesinde bu belgelerin birer “siyasi bomba” olarak patlamaya devam edeceğini öngördü.
Serra Karaçam’ın aktardığına göre, 3 milyon sayfalık belge dağın sadece görünen yüzünü temsil ediyor. Karartılmış sayfaların ardında yatan isimlerin ifşa olması, sadece ABD siyasetini değil, uluslararası istihbarat dengelerini de temelinden sarsabilir. Özellikle “muhbir olma yolundayken hücresinde ölü bulunan” bir ismin bıraktığı bu devasa veri yığını, önümüzdeki yılların en büyük hukuk ve siyaset davası olmaya aday görünüyor.








