Işıl Öz, New York’ta yaşayan gazeteci Cemal Tunçdemir ile Super Bowl devre arası konserini konuştu. Porto Rikolu şarkıcı Bad Bunny’nin İspanyolca şarkı söylemesi ABD’de günler süren tartışmalara yol açtı. Trump yanlısı MAGA kitlesi tercihten rahatsız olurken, NFL’in seçimi Amerika’nın değişen demografik yapısını ve kültürel merkezini yansıttı. Tunçdemir, 70 milyon Hispanik nüfusa ve genç kuşakların çoğulcu yapısına seslenen organizasyonun nostaljik milliyetçilik yerine sosyolojik gerçeği kucakladığını söyledi.

2016’da bir şarkısının Soundcloud’ta viral olmasıyla ilk kez adı duyulduğunda bir süpermarkette kasiyerlik yapıyordu. Sadece 10 yıl sonra sadece Latin müziğin en büyük ismi değil, müziğin dünyadaki en popüler ismi haline geldi. Dünyanın her köşesinde stadyum konser biletleri, satışın başlamasından birkaç dakika sonra tükeniyor.
Gerçek adı Benito Antonio Martínez Ocasio olan Porto Rikolu şarkıcı Bad Bunny’nin 2025 başında çıkardığı son albümü, Çin’de bile yılın en fazla dinlenen albümü unvanını kazandı ki ilk kez bir İspanyolca albüm bu unvanı kazanıyor. Önceki hafta da yılın en iyi albümü kategorisinde Grammy ödülünü kazanan ilk İspanyolca albüm oldu.
Ve ABD’nin en marka sporu olan Amerikan Futbolunun şampiyonluk maçı Super Bowl’da devre arası sahnesi bu yıl ona teslim edilince ABD’de kıyamet koptu. Birkaç gündür ne Trump ne Epstein ne ekonomi, bütün Amerika’nın tek gündemi Bad Bunny konseri. Trump’tan demokratlara medyadan Hollywood yıldızlarına gettolardan kırsal kesime bütün Amerika neden bir maçın devre arasındaki 13 dakikalık bir müzik konserini böylesine çılgınca tartışıyor? New York’ta yaşayan gazeteci Cemal Tunçdemir ile konuştuk.

- Cemal, senin Amerikan futbolunu yakından takip ettiğini biliyorum. Ama sanırım takımın başarılı bir sezon geçirmedi.
Evet, New York Giants. Daha normal sezonda veda etmişti. Maalesef geçen yıl olduğu gibi bu yıl da playoff’a kalamayacağı kesinleşen ilk takım oldu. Önümüzdeki sezonlara bakacağız artık.
- Super Bowl finalinde gönlün kimden yanaydı?
Çoğu Giants taraftarı gibi Seattle Seahawks. Boston takımının şampiyon olması New York için pek keyifli olmazdı. Seahwaks şahane bir sezon geçirdi. Bu sezon izlediğim en sıkıcı maçlarının, şampiyonluğu kazandıkları Super Bowl olmasının ironisini bir yana bırakacak olursam, fazlasıyla haketmiştiler.
- Amerika’da gündeme oturan Super Bowl devre arası konserini konuşmak istiyorum ama yakından takip etmeyenler için Super Bowl nedir kısaca anlatabilir misin?
Amerikan Futbolu Ligi, Ulusal Konferans ve Amerikan Konferansı adı altında iki alt ligden oluşuyor. Bu iki alt ligde şampiyon olan takımlar sezon sonunda, kısaca NFL denilen Amerikan Futbolu Ligi’nin şampiyonunu belirleyen tek maçlık bir finalde karşı karşıya geliyor ve sezonun şampiyonlar şampiyonu belirleniyor. Bu şampiyonluk maçına Amerikan popüler kültürü 1960’lardan itibaren Super Bowl adını vermiş. Amerikan spor literatüründe “bowl” yani kâse, genelde yuvarlak ve kâse şeklinde olmalarından dolayı stadyumlar için kullanılmış bir metafor. Yani Amerika’yı Roma İmparatorluğuna benzetirsek, Super Bowl’u da onun bir nevi Kolezyum’u gibi sayabiliriz.
“California’nın valisi bile Super Bowl Günü yerine Bad Bunny Günü ilan etti”
- Bu şampiyonluk maçının devre arasında her yıl kısa bir müzik konseri oluyor. Bu devre arası ve konser neden bu kadar önemli?
Amerika’da yılın en çok izlenen televizyon canlı yayını Super Bowl finali. 60 yıllık tarihinin ilk 30 yılında çoğunlukla beyaz erkeklerin izlediği bir spor karşılaşmasıydı. Seyirciler sıkılmasın diye devre arasında okul bando takımlarının gösterisi gibi şeyler yapılıyormuş. Ancak 1993 yılında Michael Jackson’un devre arasında sahneye çıkması, futbol seyircisi dışındakilerinden de bu maça ilgisini çekecek ve Super Bowl maçı devre arası konserini yılın en etkili sahnesine dönüştüren süreci başlatacaktı.
Henüz internetin olmadığı herkesin aynı TV kanallarını izlediği bir dönemde oluşan bu muazzam dikkat yoğunluğu da 30 dakikalık devre arasının her saniyesini milyonlarca dolarlık değere taşıdı zamanla. Büyük şirketler, saniyesine yüzbinlerce dolar ödeyerek yıl boyunca en önemli reklam filmlerini bu devre arasında yayınlama yarışına girdi. Büyük TV yayın ağları canlı yayın hakkını satın almak için astronomik rekabetlere girişti.
Ve her yıl NFL’in hangi şarkıcı veya grubu konser için seçeceği, büyük şirketlerin özel reklamlarının içeriği, maçın kendisi kadar ilgi çeker, konuşulur oldu.
NFL’in son yıllardaki bütün tercihleri tartışma yarattı ama geçtiğimiz Eylül ayında, bu yılki şampiyonluk maçı devre arası konseri için anlaştıkları şarkıcının Bad Bunny olduğunu açıkladıklarında çok derin bir şok yaşandı. Bad Bunny adı etrafındaki tartışma aylar içinde spor ve müzik dünyasının çok ötesine geçti. Bu yıl devre arası konseri, maçın kendisinden bile daha büyük hale geldi.
Birkaç gün önce ABD’de yapılmış sokak röportajlarını seyrediyordum. Super Bowl finalinde hangi iki takım karşı karşıya geliyor diye soruyorlardı. Çoğu kişi finali oynayacak iki takımı bilmiyordu. Ama çoğu kişi Super Bowl devre arasında kimin konser vereceğini biliyordu. Finalin oynandığı eyalet olan California’nın valisi bile Super Bowl Günü yerine Bad Bunny Günü ilan etti. Çeyrek yüzyılı aşkın süredir her yıl Super Bowl maçı seyrediyorum ilk defa devre arası konserinin maçın önüne bu kadar geçtiğine tanık oluyorum.

- Bad Bunny ismi neden böylesi bir tartışmaya kapı araladı?
İki ana sebepten.
İlki, Bad Bunny’nin, müzik tarzı, müzik dili ve politik yaklaşımıydı.
Bad Bunny, yakın zamana kadar vulgar, pornografik veya yoz bir müzik görülerek aşağılanan, nezih ortamlarda dudak bükülen reggaeton müziğin şarkıcısı. İlginç olanı reggaeton endüstrisi de yıllarca Bad Bunny’i yadırgadı. Çünkü klasik reggaeton ritmine aykırı yeni melodik bir yoruma sahipti. Ana akım İspanyolca’nın bile zaman zaman anlamakta zorlandığı Porto Riko lehçesi ve argosuna dayalı bir dili vardı. Diğer erkek reggaeton şarkıcılarından farklı olarak maçoluğu takmayan, cinsel kimlik aşağılamalarını umursamayan kıyafet ve kostüm tercihleri vardı.
“Antipatilerinin bir nedeni ise Bad Bunny’nin açık Trump karşıtlığıydı”
- MAGA sözcülerinin NFL’in Bad Bunny tercihine tepkisi de tartışmayı büyüttü gibi, değil mi?
Onu beyaz ırkçısı muhafazakâr kitle için tartışmalı bir isim haline getiren sebeplerden biri Shakira, Mark Anthony, Ricky Martin gibi geleneksel Latin yıldızların aksine, en popüler şarkılarının İngilizce versiyonunu yapmayı reddetmesiydi.
NFL kendisine teklifi götürürken İngilizce şarkı söylemesini istiyor örneğin ama hayır sadece şarkılarımı söylediğimde kendi dilimde söylerim diye ısrar ediyor. Çeviri yapmayı reddediyor. “İngilizce benim ilk dilim değil. Ama bu sorun olmamalı, çünkü Amerika’nın da ilk dili değil.” diye savunuyor bir başka yerde kendisini. Beyaz Amerikalıların anlamadığımız şarkıları neden dinleyelim eleştirilerine de “dünyanın çoğu İngilizce şarkılarla yapıyor bunu, biz Porto Rikolular yapıyoruz. Hep beraber dans edip eğleneceğiz, dans etmek için şarkıyı anlamanız şart değil” mealinde karşılıklar veriyor.
Antipatilerinin bir nedeni ise Bad Bunny’nin açık Trump karşıtlığıydı. Bad Bunny, Trump’a ve politikalarına olan karşıtlığını gizlemiyor. Trump ile yükselen ırkçılığa, çoğulculuk ve göçmen karşıtlığına her fırsatta açıkça tavır alıyor. Geçen hafta kazandığı Grammy ödülünü alırken konuşmasına ‘ICE defol git’ diyerek başlayacaktı örneğin. Göçmenlik polisinin uygulamalarına protesto olarak, dünya turnesinden ABD ana karasındaki şehirleri çıkarmıştı.
MAGA kitlesi o kadar kapalı ve sığ bir medya ve kültür evreninde yaşıyor ki, Bad Bunny adı açıklandığında, alay ederek bu da kim gibi aşağılamalar yaptılar. İsmini her defasında, “bunny tavşan artık her neyse” gibi aşağılamalarla andılar. Düşünün bütün dünyada olduğu gibi Amerika’da da yılın en fazla dinlenen şarkıcısı hakkında, sırf kendileri tanımıyor diye, kimsenin tanımadığı biri diye konuşuyorlar. Daha da vahimi, “NFL neden Amerikalı bir şarkıcı seçmedi?” diye soran yorumcuları gazetecileri bile oldu bu kesimin. Porto Riko’nun ABD’nin parçası olduğunu Porto Rikoluların doğuştan Amerikan vatandaşı olduklarını bile bilmiyorlar. Bu cahilce ve ırkçı tepkiler, normalde Amerikan futbol izleyicisi olmayan çok geniş bir kesimin ilgisini Super Bowl’a çekti haliyle.
- Bad Bunny’nin beklendiği kadar politik bir performans sergilemediği hakkında bir kanaat var. Öyle mi gerçekten?
Ben aksini düşünüyorum. Olabildiğince politik performanstı. Bu algı farklılığın nedeni Bad Bunny’nin nasıl bir politik tavra sahip olduğunun yeterince bilinmemesinden kaynaklanıyor. Bad Bunny, retorik olarak, sanıldığı gibi ultra aktivist söylemlere sahip bir şarkıcı değil. Şarkı sözlerinde gelir eşitliği, politik yolsuzluk, çoğulculuk, LGBT ve göçmenlik gibi tartışmalarda safını, hak ve özgürlüklerden yana olduğunu açıkça göstermekten çekinmiyor. En başta kendi halkı olan Porto Rikoluların politik kararlar nedeniyle maruz bırakıldığı yoksulluk, sefalet ve yolsuzluktan, adaletsizliğe, sömürge ve kolonileştirmeden ırkçılık ve göçmen karşıtlığına kadar birçok konuda güçlü itiraza sahip çok sayıda protest şarkısı var. Bununla beraber çoğu şarkısı Porto Riko kültüründen beslenmiş aşk, ayrılık acısı, eğlenelim, parti yapalım şarkıları.
Örneğin geçen hafta Grammy ödül töreninde “nefreti güçlendiren en önemli şey nefretle karşılık vermek, nefreti yok edecek en güçlü şey sevgi ve neşe” mealinde konuşacaktı. Partiyi, neşeyi, şarkı söyleyip dans etmeyi düzene güçlü bir itiraz olarak görüyor.
Dahası, kendini izah etmeyi, yalvarmayı, kabul ettirmeye çalışmayı, propagandayı reddediyor. Bu bence yeni çağla da uyumlu çok politik bir duruş. Yüksek sesle slogan atmana, kendini sürekli açıklamana, propagandaya gerek yok. Kendin olarak samimi şekilde cesurca görünür olmakta ısrar et, bu en güçlü mesajdır.
- NFL’in eylül ayında bu yıl Super Bowl devre arası konserini verecek şarkıcı olarak Bad Bunny adını açıklandığında yaşanan şokun tek sebebi Bad Bunny’nin kişiliği, müzik tarzı ve söylemi değil demiştin. İkinci sebep neydi?
Evet, NFL’in tercihinin ikinci ve çoğu kişi için asıl şok edici sebebi, Amerikan Futbolu Liginin yani NFL yönetiminin, Trump’ın ABD’yi yeniden beyaz ve Anglo Sakson yapma politikasını devlet şiddetini kullanarak dayattığı en güçlü zamanında Bad Bunny gibi bir ismi tercih etme cüretiydi. En anıtsal en dev şirketlerin bile Trump’ın öfkesini üzerlerine çekmemek için oldukça ürkek ve dikkatli davrandığı bir dönemde bu cüret karşısında, “NFL ne yapmak nereye varmak istemektedir” diye bir tartışmanın başlamaması mümkün değildi.
Çünkü NFL, Amerika’nın en marka sporunun organizasyonu. Ligin tribün nüfusunun yüzde 70’inden fazlasını beyaz Amerikalılar oluşturuyor. NFL kulüp sahibi şahısların çoğu beyaz muhafazakâr erkekler. Jaksonville Jaguars’ın sahibi Pakistan kökenli bir Amerikalı ve Buffalo Bills’in sahibi Kore kökenli bir Amerikalı. San Francisco takımının sahibi kadın. Bir de Super Bowl maçı oynayacak Seattle Seahawks’ın ortağı kadın diye biliyorum. Bu futbol patronlarının ezici çoğunluğun favori partisi Cumhuriyetçi Parti ve 2024’te kulüp sahiplerinin siyasi bağışlarının yüzde 90’dan fazlası Trump’a gitti.
Şimdi böylesi bir beyaz kimliğe sahip olagelmiş bu spor endüstrisi, en önemli sahnesine çıkaracağı şarkıcıya geldiğinde bütün bu kimlik karakterini, politik müttefikini ve geleneksel seyirci tabanının bir kısmını kaybetme, karşısına alma pahasına Bad Bunny’i tercih ediyor.
“NFL, nihayetinde milyarlarca dolarlık dev bir ekonomik organizasyon”
- NFL, Trump’ı ve geleneksel seyircisini kızdıracağı açık bir tercihi neden yapmak zorunda hissediyor?
Aylardır süregelen ve son hafta doruğa çıkan tartışmanın en renkli yönü bu bence. Çok sayıda önemli nedenden bahsediliyor bu tartışmalarda. Hepsini sıralamak imkânsız. Neredeyse herkesin mutabık olduğunu gördüğüm en önemli nedenden başlayayım.
NFL, nihayetinde milyarlarca dolarlık dev bir ekonomik organizasyon. Görmek istediğine, inanmak istediğine değil, hesaba kitaba gerçeğe bakıyor. Reytingini, seyirci potansiyelini ve gelirini büyütmek istiyor.
NFL’in ABD’nin dışına çıkarak tıpkı NBA gibi küreselleşmek isteği de bunda rol oynuyor. Artık sadece ‘Amerika’nın futbolu’ olarak kalmak istemiyor. İlk etapta, Karayipler, Meksika ve Güney Amerika’da seyirci kitlesi oluşturmak ama ve nihayetinde Premier Lig gibi kürenin her yerinde takipçisi, pazarı olan bir lige dönüşmek istiyor. Sadece Kansaslılar Nebraskalılar kimi dinliyor yerine, Asyalılar, Güney Amerikalılar, ABD’nin genç kuşağı kimi dinliyor diye bakmalarının bir nedeni de bu.
Kimin albümü dünyada en fazla satıyor, en fazla dinleniyor. Kimin konserleri dünya stadyumlarını dolduruyor. Kiminle ilgili haberler ilgi görüyor bakıyorlar. Geçen yıl, bu yılki kadar büyük olmasa da yine tartışmalı şekilde rap yıldızı Kendrick Lamar’ın adını devre arası konserini verecek şarkıcı olarak açıkladıklarından birkaç ay sonra Lamar’ın Grammy ödüllerini silip süpürmesi tesadüf değildi. Bad Bunny de adının açıklanmasından aylar sonra Grammy ödül törenine değişik kategorilerde ödüller kazanacaktı.
- NFL’in bu şarkıcıları devre arası konser için seçmesiyle Grammy ödülü kazanmaları arasında bir bağ mı var?
Evet. Ama, NFL seçtiği için Grammy kazanıyor değiller. NFL ve Grammy ödülleri aynı şeyi, toplumsal sosyolojinin geri dönülemez şekilde değişmekte olduğu gerçeğini görebildikleri için bu benzer tavra sahipler. Bu değişimle savaşmak yerine onu kucaklıyor her ikisi de.
NFL, yeni yetişen müstakbel ve potansiyel seyirci kitlesinin farkında. Sadece, her geçen yıl yaş ortalaması daha da yükselen geleneksel Amerikan futbolu seyircisine bağlı kalmanın hem Amerikan futbolunun hem de NFL’in sonunu getireceğini görüyor.
Müstakbel seyirci kitlesi, ortalama yaşlı muhafazakâr beyaz Amerikalıların aksine daha çoğulcu bir sosyolojiye sahip. Yeni kuşak beyaz seyircinin bile hepsi MAGA’nın tek din, tek dil, tek kültür kafasında değil. Genç nüfusun çoğu kozmopolit kültüre açık. Çoğulculukla problemi yok. Kendisininkinden farklı dilleri, inançları, kimlikleri kusur veya tehdit olarak algılamıyor.
Kaldı ki ABD’deki Latino Amerikalıların nüfusu 70 milyon civarında artık. Bu devasa varlığın muazzam bir ekonomik yansıması var. Hispanik nüfus en az 3 trilyon dolarlık bir alım gücüne sahip. Modayı, lezzet tercihlerini, tribünleri, popüler kültürü etkileyecek şekillendirecek büyüklükte ve dinamizmde. Çünkü Hispanikler, ABD’nin yaş ortalaması en genç demografik grubunu oluşturuyor. Yani Latin kültürü artık bir azınlık veya getto kültürü değil, ABD’nin ana akım kültürünün ayrılamaz bir parçası.
- İspanyolca da bu ana akım kültürün parçası, değil mi?
Evet. Trump, “hiç kimse anlamıyor” diye cahilce yakınsa da İspanyolca ABD’nin ana iki dilinden biri. ABD nüfusunun en az yüzde 20’si evde İspanyolca konuşuyor. Çeyrek yüzyılda yetişen çoğu beyaz Amerikalı genç bile, okulda az veya çok İspanyolca da öğrenerek büyüdü.
Sırf İspanyolca tartışmalarına atıf için maçın devre arasındaki çok sayıda reklamda İspanyolca konuşmalar, şakalar, göndermeler vardı. Reklam verenler bu dilin bir ekonomik pazarı olduğunun farkında.
Bu yaz New Jersey’de oynanacak Dünya Kupası finalini Amerika’da normal televizyondan seyretmek isteyenler, İspanyolca kanal olan Telemundo’dan İspanyolca sunumla izlemek zorunda kalacak örneğin.
Politikanın, devlet gücü kullanarak estirdiği fırtına farklı bir algı oluştursa da Amerika’nın gerçeği başka. NFL, itiraz eden MAGA kitlesinden çok, Bad Bunny’nin gerçek Amerika’yı ve Amerika’nın geleceğini temsil ettiğini görüyor. Hala etnik, ırk, din ve dil olarak homojen bir Amerika hayali kuran milliyetçi dinci kitle, Newsmax veya Fox News izleyerek öfkelenirken, beyazı, siyahı, Asyalısı ile çoğunluk Amerikası, Bad Bunny’nin İspanyolca şarkıları ile dans edip ülkenin bu çeşitliliğinin tadını çıkardı.
Sadece İspanyolca ile sınırlı değil. ABD’de yılın en çok izlenen filmi bir Japon animesi. Yılın en çok kazanan filmi bir Çin çizgi filmi. Netflix’in tarihinde en fazla izlenen dizi bir Kore dizisi. Koreli yönetmen Bong Joon Ho, birkaç yıl önce Parazit adlı filmi En iyi film Oscar’ı ödülünü kazanan ilk İngilizce olmayan film ödülünü kazanırken, “altyazıların bir santimlik engelini” aşmaya istekli izleyicileri bekleyen sınırsız zenginliklerden bahsetmişti. Çoğumuz gibi dünyanın büyük bir kısmı gibi Amerikalıların da çoğu bu engeli aşmış görünüyor. Her şey illaki bizim anladığımız dilde olsun saplantısını aşıyor insanlar.
Sadece NFL değil, Grammy, Golden Globe, Oscar, Netflix ve diğer bütün popüler kültür yapıları da bu toplumsal gerçeğinin farkında olduklarını gösteriyorlar. ABC’nin Trump’ın baskısı üzerine Jimmy Kimmel’i kovma kararından, abonelik iptallerinin Disney ve Hulu’yu bitme noktasına getirmesi üzerine bir haftada vazgeçmek zorunda kalması aynı sebepten. Kültürel merkezin nerede olduğu gazete manşetlerinden, politik beyanlardan değil, ekonomik duyarlılığı son derece yüksek böylesi platformların tercihleriyle daha doğru anlaşılır.
Disney yapımcısı Adam Leipzig’in bir yorumuna denk geldim maçtan bir veya iki gün önce. Uzun yıllar boyunca devasa organizasyonların, toplumun kültürel ağırlık merkezindeki değişimi nasıl kabullendiklerini gözlemlediğini anlatıyordu. Ona göre Super Bowl devre arası konseri, kültürü şekillendiren bir platform değil, yerleşmekte olan kültürü belgeleyen bir platform. Bu derece önemli bir organizasyon, merkez sahnesine böylesi bir ismi çıkardığında deneysel bir deneme yapmıyor, gördüğü sosyolojik gerçeği kucaklamaya çalışıyor. Kimlik tartışmasında inat ederek değil, momentumu yakalayabilirlerse ayakta kalabileceklerini biliyorlar. Bad Bunny’nin bu merkez sahneye çıkması Amerika’nın kültürel merkezindeki değişimin çarpıcı bir göstergesinden başka bir şey değil.
Bad Bunny konseri bu açıdan, adını hatırlamadığım bir başka Amerikalı yorumcunun dikkatimi çeken tanımıyla, sadece maçın devre arası değil, bugün ve yarın arasındaki devrenin de konseri.
- Konserde Lady Gaga ve Ricky Martin gibi popüler müziğin iki önemli ismi de Bad Bunny ile şarkı söyledi. Pedro Pascal’dan Cardi B’ye birçok popüler isim podyumda yer aldı. Bu kalabalık ünlü desteği ne anlama geliyor?
Tabii ki son haftalardaki tartışmalarda safını gösterme, Bad Bunny ile dayanışma ilanı olarak okumak mümkün. Ama sadece böyle görmek eksik bir bakış olur. Çünkü bu ilk kez olmuyor. Son yıllardaki devre arası konserlerinde tanık olduğumuz bir trendle uyumlu. Geçmişteki tek bir süper starın solo konseri şeklindeki yaklaşımdan farklı bir yaklaşım gittikçe yerleşiyor devre arası konserlerinde. Birçok ünlü şarkıcı ana şarkıcıya eşlik ediyor. Dansçılar bile artık arka planda bir renk değiller. Ana şovun parçası konumundalar. Performansta şarkıcı kadar önemli rol oynuyorlar. Bireysel bir şov izlemiyoruz, komünal bir kültürel festival izliyoruz artık.
Bunu, yeni kuşağın bireysellikten ve bencillikten uzaklaşıp, ortak yarara, ortak harekete, dayanışmaya, komünal enerjiye meyliyle uyumlu görenler var.
- Peki bütün bu sosyolojik gerçek neden politikaya yansımıyor? Neden Amerikan politikasında MAGA söylemleri baskın hale geldi?
Bu çok daha derinlikli ve ayrı bir konu. Ama söyleşimize bakan yönüyle, şunu söyleyebilirim, bu MAGA’nın söylemlerinin gücünden kaynaklanmıyor. MAGA reaksiyondan başka bir şey değil. Aksiyonun çekingenliğinden güç alıyor. Demokratların düzene karşı çekingenliği saç baş yolduracak düzeyde. NFL’in, Grammy’nin, Oscar’ın Netflix’in gördüğü gerçeği görmeye, onlar kadar cesur olmaya korkuyorlar. Yaş ortalaması hızla yükselen bir kesim beyazın geçmişin Amerika’sına nostaljisini hala ana akım sanmak, geleceği ve toplumsal gerçeği kucaklamaktan alı koyuyor. MAGA tarafından anti-Amerikan, Woke’çu diye damgalanmayalım endişesi güçlü dip dalganın enerjisini rüzgarını politik alana taşımalarına engel oluyor.
Mamdani’nin New York belediye başkanlığını, Coumo gibi dev politik sisteme karşı kazanmasında, Demokrat Partiye egemen bu psikolojinin dışına çıkıp, şehrin sosyolojik gerçeğini, çoğulculuğunu cesurca sahiplenmesi önemli rol oynadı. Politika nostaljinin, sadece bir şeye karşı olmanın kazandıracağı bir kulvar değil. NFL ve pop kültür, sadece geleneksel kitlenizi mutlu etmeye çalışarak geleceğin dünyasında başarılı olamayacağınız kazanamayacağınız gerçeğinin farkında. Geleceğin dünyasının kime ait olduğu gerçeğini görüp onları cesurca kucaklayarak geleceği kazanırsınız.
- Futbolu ve Bad Bunny’i konuştuk. Son olarak reklamları sormak istiyorum. Super Bowl kültürünün parçası olan reklamlar ne anlattı bize Amerika hakkında?
Saniyesi yüzbinlerce dolarlık bir zaman diliminde dakikalarca reklam yayınlatanların çoğunun, yapay zeka, bahis siteleri, evlere yemek servisi firmaları ve sigorta şirketleri olması göz açıcıydı. Bad Bunny ne kadar sosyolojik gerçeğe ayna olduysa, reklamlar da ülkeye egemen ekonomik düzene ayna oldu.
Aaron Timms’ın ilginç bir yorumuna denk geldim. Yapay zeka, slop kültürün, yani dikkat ekonomisine hitap eden eforsuz, kalitesiz, edebiyatsız, ruhsuz içerik kültürünün egemenliğinin ifadesi ona göre. Bahis siteleri spekülasyondan ve kestirmeden para kazanacağı umudunun sömürülmesi üzerine kurulu kültürün ifadesi. Evlere gıda servisi, ortak alanlardan, kamusal birliktelikten çekilmenin izolasyonun pompalandığı bir kültürün ifadesi. Sigorta şirketleri ise, felaketlerle dolu korkunç bir dünyada şanslıysak tazmin edileceğiz vehmi üreten bir kültürün ifadesi. Üzerinde düşünmeye değer bir yorum bence.
Türkçede, kumarda her zaman sadece kumarhane kazanır diyoruz. Bu açıdan bakınca, bir kültürel ve sportif olduğu kadar ekonomik bir faaliyet de olan Super Bowl’un nihayetinde asıl kazananı da dizginsiz denetimsiz kapitalizmdi gibi.
- Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?
Seahawks’ın oyun kurucusu Sam Darnold’un maç sonrası röportajındaki bir sözünü çok değerli buldum. “Biliyorum kazandık şampiyon olduk ama atakta zayıftık, daha iyi olabilirdik” şeklindeki öz sorgusu çok çok öğreticiydi. Zaferde bile çıkarılacak dersler, hazmedilmesi gereken eleştiriler ve daha iyi olmak için öğrenilecek dersler var. 28 yaşındaki Darnold’un bu bilgece yaklaşımına çok imrendim.








