İmzacıları anlatıyor: Laiklik bildirisi nasıl hazırlandı, neden hedefte?

“Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisi ve 168 imzacısı siyasetin gündeminde. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin dava açacaklarını söylerken MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Cumhurbaşkanı Erdoğan da MEB’in Ramazan genelgesine sahip çıktı, bildiriyi hedef aldı. Ancak bildiri MEB genelgesine karşı yazılmadı. SOL Parti Sözcüsü Önder İşleyen, bildirinin genelgeden daha önce hazırlandığını ve imzaya açıldığını Medyascope’a anlattı. Avukat Şenal Sarıhan ise genelgeyi neden imzaladığını açıklarken “Umuyorum ki bu soruşturmada siyaset değil, hukuk egemen olur” dedi ve Aydınlar Dilekçesi’ni hatırlattı. 

İmzacıları anlatıyor
İmzacıları anlatıyor: Laiklik bildirisi nasıl hazırlandı, neden hedefte?

168 yazar, sanatçı, akademisyen, gazeteci ve meslek odası temsilcisinin imzasıyla “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisi 17 Şubat Salı günü kamuoyuyla paylaşıldı. Aynı gün açılan web sitesiyle bildiri herkesin imzasına açıldı ve şu ana kadar imzacı sayısı 45 bine yaklaştı. 

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan 18 Şubat’ta “Milletimizin inancını özgürce yaşamasına tahammül edemeyen azgın güruhun hezeyanları” diyerek bildiriyi gündeme taşıdı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ise bildirinin Ramazan ayı genelgesine karşı olduğunu savunarak dava açacaklarını söyledi. Tekin “Yaptığımız etkinlikler neden ‘eğitimde Talibanlaşma süreci’ olarak tanımlanıyor” dedi. 

Ancak bildiriyi hazırlayanlar ve ilk imzacılar, “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisinin MEB genelgesiyle ilgisi olmadığına dikkat çekiyor. İmzacılardan SOL Parti Sözcüsü Önder İşleyen bildirinin amacını, içeriğini ve nasıl hazırlandığını; Av. Şenal Sarıhan ise neden imzacı olduğunu ve hukuki boyutunu Medyascope’a anlattı. 

Laiklik bildirisi nasıl ortaya çıktı?

İmzacıları anlatıyor: Laiklik bildirisi nasıl hazırlandı, neden hedefte?

Önder İşleyen bildirinin nasıl ortaya çıktığını sorduğumuzda; İstanbul Sefaköy’de “Şeriata faşizme karşı laik, devrimci, demokratik cumhuriyet” yazılı pankartı astıkları gerekçesiyle üç SOL Parti üyesi hakkında ev hapsi kararını hatırlatarak “laikliği savunmanın suç sayılmaya başlandığı” vurguladı. Ayrıca İşleyen, geçtiğimiz haftalarda SOL Parti’nin İstanbul İl Örgütü’ne ve Ankara’da Keçiören İlçe Örgütü’ne “Yaşasın Şeriat” yazıları yazıldığını, iki kentin farklı yerlerine de “Yaşasın Şeriat” pankartları asıldığını anlattı. 

İktidar kanadında ve farklı örgütlerin sosyal medya hesaplarında hedef gösterildiklerini kaydeden İşleyen “Aslında bu bildiri, şeriat yazılarının yazılmaya başlanması ve mahkemelerin ev hapsi gibi kararlarına bir itiraz olarak ortaya çıktı” dedi.

Ne eğitim, ne Ramazan geçiyor ama bildiri MEB genelgesi ile ilişkilendirildi 

İmzacıları anlatıyor: Laiklik bildirisi nasıl hazırlandı, neden hedefte?

Bildiri bu koşullarda hazırlandı ama neden siyasetin gündemine MEB’in Ramazan genelgesiyle birlikte oturdu? Bildirinin Ramazan genelgesiyle ilgisi olmadığının altını çizen İşleyen “Onu baz alarak ya da onu görerek de hazırlanmış bir metin değil. O bildiriyi hazırlanırken daha genelge de yoktu, işin gerçeği bu. O konuda daha farklı şekillerde fikirlerimizi söyledik ama bu bildiride Ramazan genelgesine ilişkin bir bilgi yok” diye konuştu. 

Laiklik bildirisinin çarpıtılmak istendiğini ifade eden İşleyen, Yusuf Tekin’in uygulamalarına karşı tepkiler karşısında sıkışmış ve genelgeyi bu yolla savunmak istemiş olabileceğini dile getirdi. İşleyen “Okuyan herkes zaten görebilir, o bildiride Ramazan genelgesine, Milli Eğitim Bakanlığı’na, eğitime, eğitimdeki uygulamalara bir atıf yok” dedi. 

Bildirinin imzacıları artıyor

İmzacıları anlatıyor:
İmzacıları anlatıyor: Laiklik bildirisi nasıl hazırlandı, neden hedefte?

“Laikliği Birlikte Savunuyoruz” web sitesinde imzacıların artmasını ise İşleyen şöyle değerlendirdi: 

“On binlerce insan aslında bütün bu süreç içindeki tehditlere karşı bir tepki olarak, destek ve dayanışma göstererek imza attılar. Atmaya da devam ediyorlar. Bu da bu konudaki kararlılığın bir göstergesi. Dolayısıyla aslında mesele onların gündeme getirmeye çalıştığı gibi dine ilişkin bir karşıtlık ya da sahiplenme tartışması değil. Bütün insanlar da aslında Türkiye’de toplumun içerisine sokulduğu dinsel baskıya karşı daha özgürlükçü, daha demokratik bir ülke arzusunun, mücadelesinin ifadesi olarak buraya kendilerini koyuyorlar. O yüzden aslında bu bakımdan bir demokrasi, bir özgürlük mücadelesine dönüştü.”

“Anayasa’da güvence altına alınmış bir laiklik ilkesi”

İmzacıları anlatıyor:
İmzacıları anlatıyor: Laiklik bildirisi nasıl hazırlandı, neden hedefte?

29 Ekim Kadınları Derneği Başkanı Şenal Sarıhan da bildirinin imzacılarından. Eski CHP milletvekili ve 2 Temmuz Madımak Katliamı gibi toplumsal davaların avukatlığını yürütmesiyle kamuoyunda tanınan Sarıhan neden imzacı olduğu sorusunu şöyle yanıtladı: 

“Bu Ramazan genelgesine özgülenmiş değil, son günlerde giderek tırmanan antilaik uygulamalara karşı kaleme alınmış bir bildiri. Türkiye’de Anayasa’da güvence altına alınmış bir laiklik ilkesi var. Bütün yasalarımız da Anayasa’ya uygun bir biçimde düzenlenmiş durumda. Ayrıca her birimizin inanç özgürlüğü diye bir gerçeklik de var. Laik bir toplumda kimse kimsenin inancına müdahale edemez. Ama laiklik aynı zamanda din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması anlamındadır.”

Sarıhan, bildiriye tepki gösteren siyasetçilerin sözlerine ise “Gerçekten ayrışmayı tahrik eden, kamplaşmayı teşvik eden, yurttaşın bütününü görmeyen, yurttaşın hepsini kucaklamak istemeyen, ayrıştıran, üstelik de son derece hakaretamiz sözler kullanarak yapılan açıklamalar” diye değindi. İfade özgürlüğü kapsamında yazılan bildiriye yönelik tepkiler karşısında Sarıhan, hukuka uygun davranılması gerektiğini belirtti.  

“Eğitim, dünya işleri; yani gerçekler ve bilim üzerinden yapılır”

Bildiri imzaya açıldıktan sonra kamuoyunun gündemine gelen MEB genelgesi üzerine ise Sarıhan “Kendilerini İslami inanca bağlı hisseden bireylerin Ramazan’da oruç tutmaları, Ramazan ile ilgili bir takım kuralları yerine getirmeleri son derece doğaldır. Bu, özel yaşamla ilgili bir olgudur ve bireyin kendi kendisiyle ilgili vermiş olduğu bir karardır. Laikliğin Anayasa’da güvence altına alınmış olduğu bir toplumda; dünya işleri üzerinden, yani gerçekler ve bilim üzerinden bir eğitim yapılır” değerlendirmesini yaptı.

Öğrencilerin, inançlarına göre farklı uygulamalara tabi tutulamayacağını belirten Sarıhan “Henüz kendi seçimlerini yapma olanağı olmayan çocukların, farklı ailelerden gelmiş olan, hem İslam dininin farklı gruplarından, hem de İslam dini dışındaki dine bağlı çocukların bir arada eğitim gördüğü alanlarda; bu tür bir genelgenin öncelikle Anayasa’ya ve hukuk sistemimize aykırı olduğu inancı içindeyim” dedi. 

Ayrışma ve kutuplaşma tehdidine dikkat çeken Sarıhan şöyle devam etti:

“Yasalar toplumun birbiriyle kardeşçe, dostça, arkadaşça, yurttaşça bir arada yaşama olanağını sağlayan kurallardır. Bunlar eğer farklı bir biçimde uygulanmaya başlanırsa o toplulukta ayrışma olur. O toplulukta kamplaşma olur. O toplulukta, o ülkede huzur olmaz. Bizim talebimiz bu ayrışmanın yapılmamasıdır. Çocuklarımızın anlayışlarında farklı tercihlerin kendi iradelerine bırakılması meselesidir. Yani kimsenin kimsenin özgürlüğüne, inancına müdahale etmemesi ve esas olarak da iktidarda bulunanların, yönetenlerin buna uygun davranmasıdır. Ama ne yazık ki genelge bütün bunlara, bu anlayışlarımızdan farklı bir çizgiyi getirmiştir.”

Okullarda selefi yemini, ilahiyle okul zili, din dersi sorgusu

Son dönemde farklı okullardan farklı manzaralara tanıklık ettik. İzmir’de Tevfik Fikret Okulları’nda müfettiş denetiminde, öğrencilere “Din dersinde ders işleniyor mu? Derste cumhurbaşkanına hakaret ediliyor mu” gibi sorular yöneltilerek kimlik numaraları ile imzalarının alındığı gündeme geldi. Kocaeli’nde Derince Çenesuyu Ortaokulu’nda teneffüs zilinin “Kabe’de hacılar” ilahisiyle değiştirilmesine tepki gösteren velinin gözaltına alınması ve İstanbul Necip Fazıl Kısakürek İmam Hatip Ortaokulu’nda selefi yemini eden öğrencilerin videosunun yayınlanması da gündemde. Bunları bir hukukçu olarak nasıl yorumladığı sorusu üzerine Sarıhan şunları söyledi: 

“Verdiğiniz örneklerdeki, gerçekten hukuka aykırı olduğuna inandığım bu uygulamalar, bizim yayınlamış olduğumuz bildirinin haklı gerekçelere dayandığının bir göstergesidir. Aynı zamanda bu durumu görerek, yayınlanan genelgenin ne denli hukuksuzluklara, nasıl bir ayrışmaya, kamplaşmaya sebep olabileceğinin de bir işaretidir. Buna yöneticilerin dikkat etmesi gerekir. Bunun önüne geçmeleri ve kendi genelgelerine sahip çıkmak yerine, o genelgenin yanlışlığı üzerine düşünmeleri gerekir.”

“Umuyorum soruşturmada siyaset değil, hukuk egemen olur”

“Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisi imzacılarına dava açılmasının hukuken bir temeli olup olmadığı sorusuna ise Sarıhan “Ben bir hukukçuyum ve çok yılları geride bırakmış bir hukukçuyum. Buna özen gösterdim, dikkatle okuyarak imzaladım. Hiçbir biçimde bir ceza yargılamasına veya bir başka yargılamaya sebep olabilecek bir içerikte değildir. İfade ve düşünce özgürlüğü çerçevesinde bir hakkın kullanımıdır” diye yanıt verdi. 

Bildiride hiçbir biçimde hukuka aykırılık olmadığını ifade eden Sarıhan “Ama Türkiye’de bugün ben öyle şeylere tanıklık ediyorum ki; hukuka aykırı olmadığı konusunda son derece emin olduğumuz durumlarda bile siyasi birtakım uygulamalar gündeme gelebilmektedir. Umuyorum ki bu soruşturmada siyaset değil, hukuk egemen olur” diye ekledi.

Aydınlar Dilekçesi’ni hatırlattı

Bakan Yusuf Tekin, Ramazan genelgesiyle ilişkilendirdiği laiklik bildirisine dava açacaklarını söyledi. “Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde böyle bir örnek var mı” diye sorduğumuzda ise Sarıhan, Aydınlar Dilekçesi’nden söz etti: 

“Aziz Nesin’in 12 Eylül koşullarında kaleme aldığı, onun etrafında toplanmış aydınların dilekçesi. Ben de o davanın avukatları arasındaydım. Bildiriye dava açılacağı haberleri yayınlanır yayınlanmaz, hemen Aydınlar Dilekçesi’ni düşündüm. O dava beraatle sonuçlanmıştır, hem de 12 Eylül koşullarında.” 

Aydınlar Dilekçesi, 5 Mayıs 1984’te “Türkiye’de Demokratik Düzene İlişkin Gözlem ve İstemler” başlığıyla ve sinema sanatçılarından gazetecilere, doktorlardan yazarlara bin 300 kişinin imzasıyla Cumhurbaşkanlığı ve Meclis Başkanlığı’na sunulan metindi. 12 Eylül darbesinin mimarı ve dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren, dilekçeyi imzalayanlar için “vatan haini” ve “ahlak yoksunu” derken, bazı imzacılar askeri mahkemelerde yargılandı.

Sarıhan, laiklik bildirisinin yargılama konusu haline getirilmesini hukuka uygun görmediğini vurgularken “Yönetenlere şunu hatırlatmak isterim: Bütün yurttaşların her türlü hakkı ortak kullanma gibi bir görevi ve sorumluluğu vardır. Ve hepimizin birbirimizi uyarma gibi de bir sorumluluğumuz vardır. Biz bu güzel ülkede demokrasi içinde, kardeşlik içinde, birlik içinde, bir arada yaşamak istiyoruz. Tabii bunu sağlayacak olan da adalettir” diyerek sözlerini bitirdi. 

Ne olmuştu?

17 Şubat Salı günü yayımlanan “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisinde, Ramazan ayına veya MEB’in genelgesine yönelik hiçbir ifade yok. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ramazan ayının başlayacağı akşam, 18 Şubat’ta katıldığı “Valiler Buluşması”nda bildiriye dikkat çekerek şunları söyledi: 

“Özellikle istikbalimizin teminatı olan yavrularımızın bu mübarek günlerin farkında olmalarını sağlayacak, okullarda düzenleyeceğimiz çeşitli etkinliklerle bu bereket ikliminden faydalanmalarını temin edeceğiz. Türkiye’de laiklik tartışması yokken, özgürlük alanları hiçbir şekilde kısıtlanmadığı halde milletimizin inancını özgürce yaşamasına tahammül edemeyen azgın güruhun hezeyanlarına kulak asmadan doğru bildiğimizden asla ayrılmayacağız.”

Öte yandan Erdoğan’ın da sözünü ettiği okullardaki etkinlikler; “Maarifin Kalbinde Ramazan” temalı etkinlikler düzenleneceğine dair Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in 81 il valiliğine gönderdiği yazıyla şekillendi. Tekin’in talimatı 12 Şubat’ta bakanlığın sitesinde de yayınlandı

Bakan Yusuf Tekin’e göre bildiri genelgeye karşıydı

Bakan Yusuf Tekin de 20 Şubat’ta bildiri hakkında yargı sürecini başlattığını açıkladı. 168 kişinin imzasıyla kamuoyuna duyurulan metnin bakanlığı zan altında bıraktığını savunan Tekin “Bizleri zan altında bırakan ifadeler, benim durduğum yerden suç teşkil eder. Benim, benim okullarımdaki öğretmen arkadaşlarımızın eğitim camiasındaki bu konuda destek veren kişilerin emeklerini hiçe saymak anlamına gelir. Dolayısıyla biz bununla ilgili de bir suç duyurusunda bulunacağız” dedi. 

Bakan Tekin ayrıca Ramazan ayına ve MEB genelgesine dair hiçbir ifade içermeyen laiklik bildirisi için şunları söyledi: 

“Bizim ramazan ayında yaptığımız etkinlikler; milli dayanışma, birlik beraberlik kardeşlik vurgusu üzerine yaptığımız etkinlikleri, ‘eğitimde Talibanlaşma süreci’ olarak tanımlıyorlar. Arkadaşlar böyle bir şeyi söyleyebilmek için ya bu toplumun içerisinde yaşamıyor olmanız gerekir ya bizim metinlerimizi okuyamamış olmanız gerekir ya da art niyetli olmanız gerekir. Mesela bizim metinlerimizle ilgili olarak itirazlarında ‘Trump’ın ipine sarılmış’ eleştirisi yapıyorlar. Nasıl çıkartıyorsunuz ramazan genelgesinden böyle bir ifadeyi, ben anlamakta zorlanıyorum.”

Medyada da hedef

Bu esnada bir kısım medya organlarında da bildiriye dönük yorumlar yapıldı. Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan”168 aydın, tam da ramazana bir gün kala eski Türkiye’nin bayıldığı türden bir bildiri yayımladı. Bir tür ‘Ramazan geldi, hoş gelmedi’ yakınması gibi bir şey” diyerek bildiriyi gündemine aldı. A Haber programcısı Ekrem Kızıltaş “Bu metin büyük ihtimalle Silivri’den sipariş edildi” dedi. Türkiye Gazetesi “Laiklik maskeli İslam düşmanlığı” manşetiyle, Ülke TV ise “28 Şubat zihniyeti hortladı! Ramazan kutlamaları sözde aydınları rahatsız etti” başlığıyla bildiriyi haberleştirdi. 

Bahçeli Bakan’ı tebrik etti, imzacıları eleştirdi

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 24 Şubat’ta grup toplantısında MEB’in genelgesini yerinde ve kıvamında bulduğunu açıklarken “Türkiye’nin Talibanlaştığına dair en ufak bir emare, en küçük bir delil göreniniz var mıdır? Ramazan ayı etkinliklerine ‘Talibanlaşma ve gericilik’ diye yaygara koparanlar hakiki manada yobaz değiller midir” dedi.

Bahçeli, Bakan Tekin’i tebrik ederken 168 imzacı için “Bana sorarsanız bu 168 kişiyi yana yana, üst üste koyup toplasanız bir insan bile etmezler, edemezler. Diyorlar ki, ‘Şeriatçı dayatmaları reddediyoruz, karanlığa teslim olmayacağız.’ Alayınız karanlıksınız, alayınız karanlıktasınız haberiniz yok” ifadelerini kullandı. 

Erdoğan: “Zehir saçan, nefret kusan bir kısım yobaz…”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 25 Şubat’taki grup toplantısında MEB’in genelgesi kapsamında okullarda iftar sofraları kurulacağını, söyleşi programları düzenleneceğini ve okul dışı öğrenme etkinlikleri hazırlanacağını söyleyerek bunun anayasal dayanağı olduğunu belirtti. Okul bahçelerinde ilahi söyleyen öğrencilerle ilgili “Kimse ilahilerden rahatsız olmamalı; bu fotoğraf gerçek Türkiye fotoğrafıdır” diyen Erdoğan genelgeye tepki gösterenleri eleştirdi. Erdoğan “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisi için şunları söyledi: 

“Bu yazının gönderilmesinin hemen akabinde Ramazan-ı Şerif’ten sadece bir gün önce artık nesli tükenmekte olan bir kısım yobaz çıktı, o bayat ‘laiklik elden gidiyor’ şarkısını söyleyen, zehir saçan, baştan aşağı millete nefret kusan o malum bildirilerini yayınladı. Bunlar Noel süslemeleri yapılınca rahatsız olmazlar. Bunlar güya Cadılar Bayramı kılıfı altında ne idiği belirsiz saçmalıklar sahnelenirken rahatsız olmazlar. Çocuklarımızı alkole, uyuşturucuya, sigaraya, her türlü sapkınlığa özendiren şarkılardan rahatsız olmazlar. Bunlar sosyal medya ve dijital platformlarda yavrularımızın türlü rezilliklere maruz kalmasından rahatsız olmazlar. Bunlar batıda çocuklara yönelik her gün bir yenisi patlak veren o rezil, insanlık dışı skandallardan asla rahatsız olmazlar. Ama ne zaman ki Ramazan kapsamında çocuklarımıza bu toprakların milli ve manevi değerleri anlatılacak olsa bundan hemen rahatsız olurlar.”

Özgür Özel: “İnanç özgürlüğünün teminatıyız”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise 25 Şubat’ta Bakırköy mitinginde konuya değinerek laikliği savundu. Bakan Tekin’in kutuplaşma yarattığını söyleyen Özel, şunları söyledi:

“Bu memleketin birliğinin, bütünlüğünün ve inanç özgürlüğünün teminatı bu meydandır, Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Sabiciklere, dört yaşında, beş yaşında çocuklara ailesi karışır, Sen ne orucuna karışırsın, ne namazına. Çocuklar arasında ayrım çıkarmaya, çocukları birbirinden ayrıştırmaya kimsenin hakkı yoktur. Bu ülke birdir, beraberdir. Bu kutuplaştırıcı, bile bile kriz çıkarmaya çalışan Milli Eğitim Bakanı’na da, onu atayan patronuna da geçit vermeyecektir.”

Erdoğan’ın ilahi söyleyen öğrenciler için “gerçek Türkiye fotoğrafı” sözlerine cevaben ise Özel “O ilahi okuyanların ağzına yakışır, hocalar okur, hafızlar okur, dinlenir. Ayrı konu. Ama siyasetin konusu değildir. Ama sen çıkınca oraya Erdoğan ilahi okumayacaksın, ilahi Erdoğan. Oraya çıkıp yoksulluğu bitirmeyi, işsizliği konuşacaksın. Kuru ekmekle sahurları, sosyal yardımla iftar yapanları konuşacaksın. Onun dışında dini değerlerle, sanki bu ülkede insanların inancına saldırı varmış gibi konuşmayacaksın” dedi.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.