DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları’ndan laiklik bildirisi imzacılarına destek: “Soruşturma derhal sonlandırılmalı”

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, haftalık grup toplantısında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, İsrail ve ABD’nin İran’a başlattığı saldırılar, laiklik bildirisini imzaladıkları için 168 kişi hakkında başlatılan soruşturma, çözüm süreci ve yeni anayasa üzerine konuştu.

tülay hatimoğulları'ndan
DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları’ndan laiklik bildirisi imzacılarına destek

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Toplantı, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” dolayısıyla kadın katılımcılarla gerçekleştirildi. Katılımcılar boyunlarına, saç örgüsü motifinin yer aldığı mor fular taktı. Barış Anneleri, Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun, Sosyalist Yeniden Kurtuluş Partisi Eş Genel Başkanı Feray Mertoğlu, Yeşil Sol Parti, Sol Kadın, Sosyalist Kadın Hareketi, Emekçi Hareket Partisi, EMEP’li kadınlar ile Muradiye Belediye Eş Başkanı Hediye Sayiner, Sırtköy Belediye Eş Başkanı Halime İlçin, Bozağa Belediye Eş Başkanı Aygül Kapalıkaya, Halfeti Belediye Eş Başkanı Saniye Bayram, Gevaş Belediye Eş Başkanı Şükrü Akbaş, Çatak Belediye Eş Başkanı Gülten Baran ve Yüksekova Belediye Eş Başkanı Sadiye Kırmızıgül toplantıya katılanlar arasında yer aldı.

Salonda, 8 Mart’a ilişkin kadın mücadelesinin tarihini anlatan sinevizyon gösterimi yapıldı. Hükümlü kadın siyasetçileri anan Hatimoğulları, “İradeleri dört duvarı aşan, demir parmaklıkları aşan sevgili Figen Yüksekdağ’a, Leyla Güven’e, Ayşe Gökan’a,Tanya Kara’ya ve onların şahsında cezaevlerinde bedel ödeyen bütün siyasi kadın tutsaklara buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz” ifadelerini kullandı.

“Çözüm demokratik İran Cumhuriyeti’nin inşasındadır”

Bugün dünyanın adeta bir cihan savaşında olduğunu söyleyen Hatimoğulları, “Rusya-Ukrayna Savaşı, Pakistan-Afganistan Savaşı, ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi, İsrail’in devam eden Filistin işgali ve şimdi en son ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları. Bu savaşlar emperyalist sistemin küresel ölçekte kendini yeniden dizayn etme savaşlarıdır. Ne yazık ki Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki otoriter rejimler ya emperyalist güçlerin bölge vekilliğini sürdürerek ya da otoriterliklerinde her anlamda ısrar ederek kendi halklarının ölümü pahasına bu savaşların bir parçası olmaya devam ediyor” değerlendirmesinde bulundu.

Hatimoğulları, ABD ve İsrail’in İran’la masada müzakereleri devam ettirirken saldırdığını dile getirerek, şöyle konuştu:

“Bu savaşın bölgenin tamamını sarma ihtimali son derece yüksek ve daha şimdiden Irak, Lübnan ve Körfez ülkelerini sarmış durumda ve bölge adeta kanlı bir kaosa sürükleniyor. Bu saldırılarda İran’da bir kız okulu bombalandı, hepiniz izlediniz, bombalanan bu okulda yaklaşık 170 kız çocuğu belki daha fazla katledildi, yüzlercesi yaralı… Yine kadın ölümleri, yine çocuk ölümleri ve yine erkeklerin başlatmış olduğu savaşların sonuçları. Bizler bu saldırıyı kadınlar olarak şiddetle kınıyoruz.

Bu topraklarda çok kan aktı, artık yeter. İran’da molla rejiminin kadınlara, işçilere, emekçilere, halklara karşı baskıcı ve otoriter yaklaşımı, karşı demokratik zeminde haklarını savunanlara sergiledikleri son derece sert müdahaleleri ve göstericileri katletmesini asla kabul etmiyoruz. Ancak çözüm emperyalist güçlerin İran’ı bombalamasında değildir. Savaşın bölgeye yayılarak çok sayıda sivilin katletilmesinde hiç değildir. Bölgenin istikrarsızlaşmasında değildir. İran’ın kaderini İran halkları belirler. Kürtler, Azeriler, Beluciler ve Farslar belirler. ABD ve İsrail saldırılarına acilen son vermelidir. Taraflar ateşkes ilan etmelidir ve derhal masaya dönmelidir. İran rejimi kendi yurttaşı olan kadınların, gençlerin, yoksulların Kürtlerin ve bütün farklı halkların ve inançların demokratik taleplerini harfiyen yerine getirmelidir. Çözüm savaşta değil, çözüm otoriter rejimde değil, çözüm demokratik İran Cumhuriyeti’nin inşasındadır.”

“Direnişçi kadının saç örgüsünün kesilip teşhir edilmesi tesadüf değil”

Savaşlarda en ağır bedellerin kadınlar tarafından ödendiğini hatırlatan Hatimoğulları, “Göç eden, tacize, tecavüze uğrayan kadınlar, göç yolunda insan kaçakçılarının ellerine düşen kadınlar ve çocuklar… Biz bu acıları iliklerimizde hissediyoruz.  Cansız bedeninin binadan atılması, başka bir direnişçi kadının saç örgüsünün kesilip teşhir edilmesi tesadüf değildir. Bakın o kesilen ve teşhir edilmek isteyen saç örgüsü nerede biliyor musunuz? Kadınların mücadelesinde bütün dünyayı sardı. Sadece Orta Doğu’da, Suriye’de değil, bütün dünyada kadınlar saçlarını ören eylemlerle bu gerici, karanlık erkek zihniyetine karşı cevap verdi” dedi.

Hatimoğulları, kürsüden DEM Parti Kadın Meclisi olarak taktıkları mor fulardaki saç örgüsü simgesini göstererek “O kadınların direnişleri burada. O kadınların direnişi kadın örgütlerinde devam edecek. Bu da o karanlık zihniyete ders olacak. Afganistan’da Taliban’ın kadınları eve hapsetmesi, eğitim haklarını gasp etmesi, kadına yönelik şiddeti yasal bir hale getirmeye çalışmaları da nasıl bir Orta Doğu istediklerinin bir diğer göstergesi” diye konuştu.

“168 aydın, yazar, sanatçı ve akademisyen hakkında başlatılan soruşturmaya derhal son verilmeli”

Biz kadınlar iktidarın erkek egemen politikalarıyla kuşatılmış durumdayız ne yazık ki. Devletin dili erkek, hukuku da erkek. Uygulanma biçimi de erkek. Bu anlayışın sonucu olarak artan kadına yönelik şiddet, sistematik kadın cinayetleri ve kadın kırımına varan bir tablo. Bu ülkede sadece bir günde altı kadın katledildi. Sadece bir günde altı kadın. Filiz Şaban Gül, Aylin Polat Dağ, Gönül Alkan, İlknur Kor, Kübra Kılıç, Zeynep Ayaz. Bir günde katledilen altı kadın. Yine İstanbul Çekmeköy’de öğretmen Fatma Nurçelik öğrencisi tarafından katledildi. Bu kadınların her birinin hikayesi katledilen ve kaybettirilen bütün kadınların hikayesidir. Boşanmak isteyen, hakkında koruma kararı olmasına rağmen korunmayan kadınların hikayesidir. Arabuluculuk sistemi ile kadınları şiddet gördüğü mekanda hapsetmeyi hedefleyenler bu cinayetlerden sorumludur. İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamayıp sözleşmeden geri çekilen, 6284 sayılı kanunu uygulamayan siyasi iktidar bu cinayetlerden sorumludur.

AKP iktidarı, laiklik bildirisi imzacısı 168 aydın, yazar, sanatçı ve akademisyen hakkında soruşturma başlattı. 91 yaşındaki hocaların hocası, iktisatçı, bilim insanı değerli Korkut Boratav dahil olmak üzere hepsini ifadeye çağırmışlar. Bu ülkede düşünce ve ifade özgürlüğünü tamamen ortadan kaldırmak isteyen zihniyet hem eğitim müfredatına müdahale ediyor, hem de buna itiraz edenler hakkında soruşturma açıyor. Bizler bunu asla kabul etmiyoruz. Bu soruşturmaya derhal son verilmelidir. Korkut hocamız ve soruşturma açılan bütün imzacılarla dayanışma içinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Bu ülkede ifade özgürlüğü haktır. Bu ülkede düşünceni ifade etme ve örgütlenme özgürlüğü haktır. Bu hakları gasp etmek isteyen bu anlayışlara asla evet demeyeceğiz ve onların karşısında biz kadınlar sonuna kadar mücadele edeceğiz.

“Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin kuruluşu kadar önemli”

Geçtiğimiz cuma günü Sayın Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı tarihi çağrı olan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yıl dönümüydü. Bizler de bu vesileyle Ankara’da kapsamlı bir toplantı gerçekleştirdik. Bu toplantıda Sayın Öcalan’ın göndermiş olduğu çok önemli mesaj kamuoyuyla paylaşıldı. Sayın Öcalan mesajında bir yıllık gelişmeleri özetleyerek bundan sonraki yeni aşamaya yani demokratik entegrasyon aşamasına vurgu yaptı. Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin kuruluşu kadar, başlangıcı kadar önemlidir. Bu tespitten hareket ederek aslında tarihi bir anın içinden geçtiğimizin altını çizdi. Demokratik entegrasyon aşaması için kendisinin ve örgütünün üzerine düşen bütün görev ve sorumlulukları yerine getirdiğini ifade etti. Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatıp bundan sonra yeni bir siyaset döneminin kapılarını araladığını demokratik toplum ve hukuk temelli bir sürecin açılması gerektiğinin altını önemle çizdi. Her defasında ifade ettik. Bizler farkındayız. Mesela Kürt halkı birçok talepte bulunuyor. Biz şunu çok iyi biliyoruz ki Kürt halkının talepleri sadece Kürt halkına demokrasi getirmeyecek. Bütün Türkiye’nin demokratikleşmesine kapı aralayacak.

Buradan bir kez daha şunların altını çiziyoruz. AYM ve AİHM kararları uygulanmalıdır. Kayyım atanan belediyelerin halka yani seçilmişlere yani kendi iradelerine iade edilmesi, cezaevindeki hasta tutsakların tahliyesi, bütün bunlar için bir yeni anayasa düzenlemeye gerek yok. Mevcut olan yasaların hayata geçirilmesi halinde zaten bunlar gerçekleşmelidir. Bu kararlar yerine getirilmeli ve Sayın Öcalan’ın koşulları ve statüsünün yasal bir düzenlemeyle tanınması ve hukuki bir güvenceye alınmalıdır. Bu, sürecin devamı için bu son derece önemli. Bunlar için de beklemeye gerek yok. Bir an önce adım atılmalıdır. Sonuç, adım atılmadığı müddetçe de toplumun bu sürece inancında gittikçe zayıflama oluyor. Bizim topluma karşı sorumluluğumuz var. Toplumda bu süreçle ilgili güven arttırma gibi bir görev ve sorumluluğumuz var. Bu görev ve sorumluluk sadece DEM Parti’de değil. Bu parlamentonun tamamındadır. Toplumun tamamındadır. Devletin ve iktidarın bizatihi kendisindedir ve bu süreci genel anlamda üç temel adım üzerine inşa edebiliriz.

“Yeni bir sivil demokratik toplum yasasıyla toplumun nefes alması sağlanmalı”

Birincisi Kürtler, Aleviler, bütün farklı halklar ve inançlar eşit yurttaşlık temelinde demokratik cumhuriyet hukukunun güvencesinde yaşayabilir. Buna özgür yurttaş yasası da denilebilir. PKK meselesine ilişkin çıkarılacak çerçeve yasa özgür yurttaş yasası olarak tamamlanabilir. Ceza değil, çözüm odaklı bir yaklaşımla eşit yurttaşlık pekala inşa edilebilir. İkincisi, yerel yönetimler güçlendiğinde insanlar kendi mahallelerini, kendi geleceklerini daha iyi şekillendirebilir. Avrupa’nın yerel yönetim özerklik şartı bu konuda bize makul bir yol haritası sunmaktadır. Demokratik Türkiye’nin mührü yerel demokrasidir. Sadece Diyarbakır’ın değil, Trabzon’un, Tekirdağ’ın, Antalya’nın da ihtiyacı yerel demokrasidir. Üçüncüsü, siyasi ve toplumsal örgütlenmenin önü açılmalıdır. Bu bir lütuf değildir. 21. yüzyıla yakışır çok temel bir hattır. Yeni bir sivil demokratik toplum yasasıyla toplumun nefes alması sağlanmalı ve bu üç adım birlikte atıldığı zaman şunu bilelim ki hem kalıcı bir barış tesis edilebilir hem de demokratik bir cumhuriyetin inşasının önü açılabilir.”

(ANKA)

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.