Bu pazar günü hepimizin merakla beklediği Oscar ödül töreni var. Çok güzel filmler izledik bu yıl. Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yapan The Secret Agent, Sentimental Value, A Simple Accident ve Sirât gibi dünya sinemasının öne çıkan örnekleri, yıl içerisinde gösterime giren büyük Hollywood stüdyolarının elinden çıkma One Battle After Another, Sinners ve Marty Supreme gibi filmlerle birleşerek, çeşitlilik açısından oldukça keyifli bir sinema yılı geçirmemize vesile oldu. Bu filmlerin yanı sıra Hamnet ve Train Dreams gibi oldukça duygusal, F1 gibi soluk kesen, Frankenstein gibi günümüz sinemasında edebi uyarlamaların bize nasıl olabileceğini gösteren ve son olarak da yaşadığımız kutuplaşmış çağın uç noktalarını resmeden Bugonia, bu yıl severek izlediğimiz ve en iyi film dalında adaylık kazanmayı başarmış iddialı yapımlar arasına girdi.
Haliyle, Oscar’lara giden ödül sezonu bize çekişmenin hiç olmadığı kadar yüksek, kimlerin kazanacağını tahmin etmenin geçtiğimiz yıllara nazaran bir hayli zor olduğunu da göstermiş oldu. Ocak başında Critics Choice Awards ile başlayan ve devamında da Golden Globes, Bafta ve The Actors Award ödülleri ile devam eden törenler, belli başlı filmlerde ve sanatçılarda hemen hemen herkesin uzlaştığını gösterse de her bir ödül töreninin farklı bir filme ve sanatçıya işaret ettiğini de görmüş olduk.
Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademi’sinin düzenlediği Oscar Ödül Töreni, bu yıl 98. kez gerçekleşiyor. Bu yıl da geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi töreni ünlü Amerikalı komedyen Conan O’Brien sunacak. Hangi filmlerin ödüllendirileceğini, içinden geçmekte olduğumuz günlere ne kadar atıfta bulunulacağını ve gecenin belki de vazgeçilmezi, ne tür gaflara gebelik edeceğini ben de herkes gibi oldukça merak ediyorum.
Tahminlerim
Ödül sezonunun bize gösterdiklerinden yola çıkarak, en iyi film dalında One Battle After Another, Sinners ve Hamnet filmlerinin bu dalda açık ara önde olduklarını görebiliyoruz. Sinners filminin, bu yıl 16 dalda adaylık kazanarak rekor kırdığını ve daha önce 14 dalda adaylık kazanan Titanic ve La La Land filmlerini solladığını not etmekte yarar var. Sinners’ı 13 dalda adaylık kazanan One Battle After Another ve 8 dalda adaylığı olan Hamnet filmleri takip ediyor. Critics Choice Awards ve Directors Guild of America ödüllerinde One Battle After Another’ın, Golden Globes’larda Hamnet’in, The Actor Awards’da da (ödül töreninin sonunda verilen en iyi casting dalında) Sinners’ın başarılı olduğunu görmüştük. Bu açıdan Oscar’ın tercihini ne yönde yapacağını tahmin etmek bir hayli zor. Öte yandan ben tercihimi One Battle After Another filminden yana yapmak istiyorum. Usta yönetmen Paul Thomas Anderson, belki de Amerikan sinemasının yaşayan en önemli auteur sinemacılardan. Filmleri ile yıllar boyunca birçok dalda adaylık kazanmayı başarmış Anderson, bu yıl bu dalda heykelcik kazanarak bence kariyerinde bir ilke imza atacak.
En iyi erkek oyuncu dalında ise Timothée Chalamet, ödül sezonunda elde ettiği başarılar sayesinde iddialı bir aday olduğunu herkese göstermiş oldu. Marty Supreme filminde canlandırdığı Marty Mauser karakteri ile Chalamet’nin, artık kariyerinin olgun bir dönemine giriş yaptığını düşünüyorum. Ancak The Secret Agent filmindeki performansı ile Golden Globes’da en iyi erkek oyuncu ödülüne layık görülen Wagner Moura’yı ve Sinners filmindeki performansıyla ödül sezonunun son çeyreğindeki The Actor Awards’da öne çıkan Michael B. Jordan’ı da yabana atmamamız gerekir. Açıkçası, benim tahminim burada Michael B. Jordan’dan yana olacak. Başarılı oyuncu Hollywood yolculuğuna, 2010’larda Sinners’ın yönetmeni Ryan Coogler ile yaptığı bağımsız filmlerle başlamış ve kariyerini bugün yaptığı büyük başarılı stüdyo filmlerine kadar taşımayı başarmıştı. Sinners’da da usta bir performans sergilediğini, ikiz bir karakteri hayata geçirerek, sinema tarihinde ikiz rolleriyle hatırlanan oyuncuların yanında – örneğin Dead Ringers (1988) filmindeki Jeremy Irons’ın performansı – kendisine iyi bir yer edindiğini düşünüyorum.
Bu yıl tahmin etmesi en kolay ödül ise kuşkusuz en iyi kadın oyuncu adayı. Hamnet filmindeki performansı ile Jessie Buckley, bu dalda Critics Choice Awards, Golden Globes, Bafta ve son olarak da The Actor Awards’da başarılı bulundu. Buckley bu dalda kazanamazsa işte o zaman büyük bir sürpriz olur. Ödülün başka bir kadın oyuncuya gitmesi durumunda da If I Had Legs I’d Kick You filmindeki performansı ile Rose Byrne’ın öne çıkabileceğini düşünüyorum.
Bu yıl, en iyi uluslararası film dalını takip etmek de oldukça ilginçti. Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye ile ayrılan İranlı yönetmen Jafar Panahi’nin It Was Just an Accident filmi ödül sezonunda kendisinden pek bahsettiremedi. Öte yandan Cannes’dan en iyi yönetmen ve erkek oyuncu ödülü ile ayrılan Brezilya’nın adayı The Secret Agent ise çoğunlukla Amerika’da düzenlenen bu ödül sezonunun favori filmlerinden oldu. Tahminim bu dalda Brezilya’dan yana olsa da acaba Amerika’nın İran’a açtığı savaşın sonucunda, Panahi’nin şansı olabilir mi diye düşünmüyor değilim. Eğer It Was Just an Accident filmi bu dalda başarılı gelirse, yönetmenin yapacağı konuşmanın manşetlerde kendisine epey bir yer bulacağını ve muhtemelen de savaş karşıtı bir konuşma yapacağını tahmin etmek zor olmamalı.
Nasıl bir tören izleyeceğiz?
Geçtiğimiz son birkaç ayda ve adaylık kazanmayı başarmış filmlerin gösterime girdiği 2025 senesinde, Amerika ve de dünyada büyük kırılmaların yaşandığını, küresel krizlerin hiç olmadığı kadar sıklaştığını ve gerginliğin her geçen gün hızlı bir şekilde tırmandığını gördük. Ödül sezonunun gerçekleştiği sadece şu son birkaç ayda, Trump yönetiminin sert ve dışlayıcı göçmen politikaları sonucunda, Minnesota eyaletinde iki Amerikan vatandaşının göçmen polisleri tarafından sokak ortasında öldürüldüğüne tanıklık ettik. Bundan iki hafta kadar önce de Trump yönetimi İran’a savaş ilan etti.
Bütün bunlar yaşanırken, ödül törenlerinin politik söylem bakımından epey bir zayıf geçtiğini, sanki başka bir gezegende düzenleniyorlarmış gibi bir izlenim bıraktıklarını da deneyimlemiş olduk. Açıkçası Oscar’ların bu açıdan çok farklı olmayacağını, Amerika’da ve de dünyada yaşanan birçok krize, insanlık suçuna ve acıya çok da yer vermeyeceğini düşünmüyorum. Bakalım. Törenin bu açıdan nasıl geçeceğini pazar gecesi (Türkiye saati ile pazartesi sabahı) ekranlarımızın başında görebileceğiz.
Oscar ödül töreni ile 2025 sinema sezonunu resmen kapatmış olacağız. Siyaset ve insanlık için kolay başlamayan 2026 yılının, sinema için bereketli ve keyifli olmasını diliyorum.













