Selim Kuneralp yazdı: İran savaşı Türkiye’ye yeni bir yol açar mı?

Geçen haftaki yazımda 28 Şubat’ta ABD ile İsrail’in saldırısıyla başlayan İran savaşında tarafların hiçbirinin haklı olduğunu söylemenin mümkün olmadığı görüşünü dile getirmiştim. Aradan geçen günlerde bu görüşümü değiştirmem için herhangi bir neden görmüyorum. ABD ile İsrail bu savaş için açık hedef ortaya koyamamışlar, hatta Trump ile Netanyahu’nun farklı emelleri olabileceği izlenimini dahi vermişlerdir. Trump bazen rejimi değiştirmekten, bazen ise rejim içinde konuşulabilecek bir lider ortaya çıkınca savaşı sonuçlandırabileceğinden, bazen ise koşulsuz teslime kadar devam edileceğinden söz etmekte; Netanyahu ise İran’ın Hizbullah başta olmak üzere vekil örgütler vasıtasıyla ülkesi için bir tehdit oluşturmasının sonlandırılmasının nihai hedef olduğunu gizlememektedir. Dış dünya için belki en büyük sorunu teşkil eden İran’ın nükleer araştırma programı konusunda da belirli bir hedef yok. Amaç yalnızca 400 kg ağırlığındaki zenginleştirilmiş uranyum stokuna mı el koymak, yoksa İran’ın her türlü zenginleştirme faaliyetinin engellenmesi mi, o da belli değil.

Selim Kuneralp yazdı: İran savaşı Türkiye'ye yeni bir yol açar mı?
Selim Kuneralp yazdı: İran savaşı Türkiye’ye yeni bir yol açar mı? (Görsel yapay zeka ile oluşturuldu)

Savaşın ne şekilde biteceği de dolayısıyla belli değil. Devamlı fikir değiştiren Trump savaşın ne zaman biteceğine kendisinin karar vereceğini ilan ettiği için bu sözler, işine geldiğinde kazandığını iddia edeceği şeklinde yorumlanmaktadır. Gerçekten ABD halkının ancak dörtte biri tarafından desteklenen bu savaşın uzun süre devam etmesi, Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde Trump için her gün artan bir baskı unsuru teşkil etmektedir.

İran tarafının da ne yapmak istediği çok açık değil. Normal olarak ABD ile İsrail’in bu savaşı başlatmasına karşı olan Körfez Araplarını karşısına almak istememesi ve onların savaş başladıktan sonra her iki ülkeye baskı yaparak bir an önce sonlandırılmasını istemelerini teşvik edecek bir çizgi benimsemesi beklenirdi. Oysa bunu yapmak yerine onlara saldırmak suretiyle Körfez Araplarının ABD ile bağlarının daha da sıkılaştırılmasını sağlamaktalar. Hatta yaralı fakat ayakta kalan bir Molla-Devrim Muhafızları rejiminin onlar için tehlikeli olacağını düşünen Körfez monarşilerinin, İran’daki rejim devrilmedikçe savaşın devam etmesi gerektiği mesajını Trump’a verdikleri de iddia ediliyor. Dolayısıyla İran’ın benimsediği savaşı yayma politikasının arzu ettiğinin aksine bir netice verdiği, en azından şimdilik söylenebilir.

İran’ın ülkemize attığı ve NATO’ya tahsisli ABD kuvvetleri tarafından indirilen füzeler de ülkemizde savaşla ilgili tartışmaları etkiledi. Batı düşmanlığı beklenmedik çevreleri İran rejimine arka çıkmaya sevk ediyordu. Aynı çevreler NATO’nun ihtiyaç hâlinde ülkemizin yardımına koşmayacağını, 2015 yılında tarafımızdan düşürülen Rus uçağı örneğini göstererek iddia ederlerdi. Oysa tabiî hava sahamıza muhtemelen yanlışlıkla giren ve doğrudan bir tehdit yaratmayan Rus uçağını düşürüp pilotunu öldürmek olayı ile doğrudan doğruya ülkemize yöneltildiği anlaşılan İran füzeleri arasında pek bir benzerlik olduğu söylenemez. Zaten Rus uçağı olayını ülkemizin NATO’ya taşıdığını hatırlamıyorum.

Selim Kuneralp yazdı: İran savaşı Türkiye'ye yeni bir yol açar mı?
Selim Kuneralp yazdı: İran savaşı Türkiye’ye yeni bir yol açar mı?

Nevşin Mengü’nün 10 Mart tarihli “Nefes” gazetesindeki yazısında belirttiği gibi medyamız, kemikleşmiş Batı düşmanlığının etkisiyle olsa gerek, Mollalardan daha mollacı bir çizgi takip etmekteydi. Bunu yapanların yalnızca İslamcılar değil ulusalcı takım olduğu şaşırtıcı oldu. Ülkemizdeki demokrasi ve hukuk düzeninin aldığı yaralardan, laiklikten uzaklaşmakta olduğumuzdan şikâyetçi olan çevrelerin, bunların esamesinin okunmadığı ve kadınların en zayıf ifadeyle ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğü İran rejimine arka çıkması doğrusu ibretliktir demek lazım. Hatta yetkililerimiz tarafından füzelerin İran’dan ateşlendiğinin teyit edilmesine inanmayıp, bunların bir ABD veya İsrail komplösünün neticesi olduğunu ve İran’dan fırlatılmış gibi gösterildiğini iddia etmeye kadar gidenler de olmuştur. “Sözcü” gazetesi 13 Mart gecesi atılan füzeyle ilgili sosyal medyada yayımlanan videoların aslında Tel Aviv’e atılan İran füzelerine ait olduğunu, ülkemize atılan füze olmadığını ve savcılığın bu “yalan” haberleri yayanlar hakkında soruşturma açtığını kendinden çok emin bir şekilde iddia etmişti. Haberin web sayfasında yayımlanmasından yarım saat sonra Millî Savunma Bakanlığı bu üçüncü füzenin İran’a ait olduğunu ve öncekiler gibi NATO kuvvetleri tarafından indirildiğini açıklıyordu. “Sözcü”nün okurlarından özür dilediğine rastlamadım.

Seçildiğinde reformcu olduğu iddia edilen ancak müteveffa dinî lider Ali Hamaney ile muhafazakâr Devrim Muhafızlarının engellemeleri nedeniyle eli kolu bağlanan Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile, Dışişleri Bakanı Arakçi’nin de Hakan Fidan ile yaptıkları telefon görüşmelerinde füzelerin İran’dan fırlatılmadığı iddiası, ne yazık ki yalnızca İran’ın artık birkaç başlı yönetim tarzına sahip olduğunu göstermekten ibarettir gibi geliyor. İran’da şu anda hâkim olan gücün, ekonominin büyük bölümünü kontrolü altında tutan ve ülkenin tek donanımlı silahlı kuvvetlerini teşkil eden Devrim Muhafızları olduğu iyice kesinleşti. Onların özellikle savaş başladıktan ve dinî lider de öldürüldükten sonra ülkenin gerçek yöneticileri olduğu görülmektedir. Sivil Cumhurbaşkanının emrinde olmadıkları, savaşın komşu ülkelere yayılmasının esas sorumlusunun onlar olduğu, dolayısıyla ülkemize atılan füzelerin onlar tarafından fırlatılmış olabileceği olabildiğince açıktır. Amaç ülkemiz ile ABD liderleri arasındaki iyi ilişkilerden yararlanarak ABD’yi savaşı bitirmeye yönlendirmektir.

Füze olaylarından sonra akla gelen bir husus da İsrail’in petrolünün üçte birini topraklarımızdan geçen Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı üzerinden Azerbaycan’dan temin etmesidir. İran, savaşın kendisi için iyice kötü bir yöne gitmesinin etkisiyle acaba bu boru hattına bir saldırı veya sabotajda bulunur mu? İşte gerçek kabus o zaman karşımıza çıkar.

Umarım bu duruma gelmeyiz. Ancak bu savaştan İran’ın güçlenmiş olarak çıkması ülkemiz dahil kimsenin yararına değildir. Petrolünün üçte ikisini Körfez’den, toplamının yüzde on beşini de İran’dan temin eden Çin, savaş karşısında soğukkanlılığını muhafaza etmiş, İran’a açık destek vermekten çekinmiş, hatta savaşı yaymasından dolayı onu kınamıştır. Rusya’nın da Ukrayna savaşı başladığından bu yana İran’dan temin ettiği İHA’lar sayesinde kendi eksiklerini telafi etmiş olmasına rağmen bu zor zamanında İran’a içeriksiz destek sözleri vermekten ve belki bir miktar istihbarat bilgisi paylaşmaktan öteye gitmediği dikkat çekmektedir. BM Güvenlik Konseyi’nin geçtiğimiz günlerde kabul ettiği ve İran’ı ağır bir şekilde kınayan 2718 sayılı karara her ikisi de çekimser oy kullanmıştı. Oysa veto etselerdi 13 olumlu, sıfır olumsuz oyla geçen ve ayrıca Güvenlik Konseyi üyesi olmayan 135 ülkenin ortak imzacı olduğu kararın kabulü mümkün olmayacaktı.

Çin ile Rusya, 2013’te yapılan ve İran’ın nükleer araştırma programını durdurmak değilse de dizginlemek amacını taşıyan ve iktidara ilk defa geldiğinde Trump tarafından iptal edilen Ortak Eylem Planına (Joint Plan of Action) Batılı ülkelerle birlikte taraf olmuşlardı. Ne Rusya ne Çin, İran’ın nükleer silah sahibi olmasını ister. Ayrıca her ikisi de farklı nedenlerle ABD ile ilişkilerini bozmak istemez. Tabiatiyle ülkemiz de İran’ın nükleer silah sahibi olmasını istemeyecektir. Zaten Batı basınında bu önlenemezse başta Suudi Arabistan olmak üzere ülkemiz de dahil bölge ülkelerinin bir nükleer silahlanma yarışına girmesi tehlikesi dile getirilmektedir. Bu da farklı bir kabus teşkil edecektir.

Selim Kuneralp yazdı: İran savaşı Türkiye'ye yeni bir yol açar mı?
Selim Kuneralp yazdı: İran savaşı Türkiye’ye yeni bir yol açar mı?

Dolayısıyla bu savaştan İran’ın kazançlı çıkmasını engellemenin uluslararası toplumun yararına olacağı korkarım açıktır. Ancak tabiî hiçbir ülke, hiçbir siyasi lider İran’ın nükleer silah sahibi olmamasının gerektiğini söylemekten öteye gidememektedir. Savaşın dünyanın birçok ülkesinde Gazze nedeniyle nefret uyandıran Netanyahu tarafından başlatılmış olması, yaptığı işin esasında bölge ülkelerinin yararına olmasına rağmen açıkça desteklenebilecek bir şey değil.

Şüphesiz ülkemiz için de savaş bir durup düşünme fırsatı vermektedir. İran füzelerinin ABD kuvvetleri tarafından düşürülmüş olması NATO’nun değerini kuşkuya yer vermeyecek şekilde ispatlamasının yanında ülkemizin hava savunmasının da ne kadar zayıf kaldığını, tüm böbürlenmelere rağmen savunmamızın Batı’ya ciddi anlamda bağımlı olduğunu göstermesi de epey düşündürücü hatta üzücüdür. En azından Batı ile ilişkilerin güçlendirilmesine yol açacaksa son günlerde yaşadığımız tecrübenin bu yönüyle faydalı olacağını iddia etmek belki çok da yersiz değildir.

Ancak burada karşılaştığımız ikilem, Trump ABD’sinin güvenilir bir ortak olmaktan çok uzak olmasıdır. Trump yönetiminin Avrupa’nın savunmasına bir hayli mesafeli olduğu malum. Şu anda devam eden savaşın ABD hazinesine günde yüz milyonlarca dolarlık bir maliyeti olduğu söylenmektedir. Yalnızca İran füzelerini düşürmek için kullanılan ABD silahlarının maliyetinin on milyonlarca dolarla hesaplandığı anlaşılmaktadır. Trump gibi bir rüzgâr gülüne güvenmek kanımca pek sağlıklı olmaz.

Selim Kuneralp yazdı: İran savaşı Türkiye’ye yeni bir yol açar mı?

Alternatifi tabiî ki Avrupa’dır. Avrupalılar da (AB üyesi olmayan Birleşik Krallık da bu denkleme dahil olduğu için kasıtlı olarak yalnızca AB demiyorum) Trump’a ucu açık bir şekilde güvenmenin sağlıklı bir yaklaşım olmayacağını düşünmekteler. O yüzden kendi savunmalarını kendi ellerine almaya kararlı görünüyorlar. Bu da tabiî kolay olmayacaktır. Savunma harcamalarını süratle artırmaları gerekecek, bunun da netice vermesi epey vakit alacaktır.

Geçtiğimiz günlerde bir grup gazetecinin davet üzerine Brüksel’e giderek çeşitli AB yetkilileriyle görüşmeleri zamanlı olmuştur. Bu sayede AB ile ilişkilerimizin içinde bulunduğu çıkmaz kendilerine izah edilmiş; vize serbestisi başta olmak üzere ilişkileri normalleştirmek için atılacak adımların iktidarın iradesinde olduğu, en açık ve duyulabilecek şekilde Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü deneyimli siyasetçi Nacho Sanchez Amor tarafından demokrasi ve hukuka vurgu yapılarak dile getirilmişti. Gönül ister ki bu savaş ortamında iktidar AB’nin değerini daha iyi anlasın ve bu adımları atsın. Ancak maalesef emin olamıyorum.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.