Türkiye’de korunan alanların yönetimini düzenleyen 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’nda değişiklik öngören düzenleme TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Yeni düzenleme, milli parkların yönetimi, bu alanlarda yapılabilecek faaliyetler ve korunan alanların kullanımına dair bazı değişiklikler içeriyor. Bu durum, doğa koruma ile turizm faaliyetleri arasındaki denge açısından tartışmalara yol açtı.

Son dakika haberlerini Medyascope’tan takip edin.
Haber: Leyla Özgecan Kebabcı
Türkiye’de milli parklar Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) tarafından yönetiliyor.
Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de 50 milli park bulunuyor.
Mevcut sistemde milli parklar, doğal ekosistemleri ve biyolojik çeşitliliği korumayı amaçlayan alanlar olarak tanımlanıyor ve bu alanlarda yapılacak faaliyetler belirli planlar ve izin süreçleri kapsamında gerçekleştiriliyor.
Yeni düzenleme neleri içeriyor?
TBMM’de kabul edilen Milli Parklar Kanunu’nda değişiklik düzenlemesinde öne çıkan bazı maddeler şöyle:
- Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP), milli parklar içinde döner sermayeli işletmeler kurabilecek.
- Milli parklarda verilen intifa haklarının süresi normal şartlarda 49 yılı geçemeyecek, ancak bazı koşullarda bu sürenin 99 yıla kadar uzatılabilmesi mümkün olacak.
- İçme suyu temini gibi kamu yararı ve aciliyet taşıyan tesisler için, bazı durumlarda uzun devreli gelişme planı şartı aranmayabilecek.
- Korunan alanlarda ekolojik dengeyi bozan müdahalelerde bulunanlara bir yıldan üç yıla kadar hapis ve adli para cezası verilebilecek.
- Korunan alanlara giriş ücretini ödemeyenlere giriş ücretinin dört katı kadar idari para cezası uygulanabilecek.
Turizm ve kullanım tartışması
Yeni düzenleme kapsamında milli parklar içinde yapılabilecek bazı faaliyetlere ilişkin hükümler de yer alıyor. Kanunda; planlar çerçevesinde koruma, yönetim, işletme, tanıtım ve ziyaretçi hizmetleri için gerekli altyapı ve tesislerin yapılabileceği belirtiliyor.
Bu durum bazı çevre örgütleri tarafından milli parkların kullanım biçimi açısından tartışılıyor.
Eleştiriler, bu tür düzenlemelerin milli parkların doğa koruma niteliğini zayıflatabileceği ve turizm faaliyetlerinin artmasına yol açabileceği yönünde. Hükümet ise düzenlemenin doğa korumayı güçlendirmeyi ve doğa turizmini planlı şekilde geliştirmeyi hedeflediğini savunuyor.
Bakanlık: Koruma güçlenecek
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, TBMM’de yaptığı açıklamada yeni düzenlemenin doğa, yaban hayatı ve biyolojik çeşitliliğin korunmasını güçlendireceğini söyledi.
Bakan Yumaklı, düzenlemenin yasadışı avcılıkla mücadeleyi ve korunan alanlarda denetimleri artırmayı hedeflediğini ifade etti.
Uzmanlar ne diyor?
Sürdürülebilirlik Danışmanı Arda Küçük, milli parklarda işletme sürelerinin 99 yıla kadar uzatılmasının sürdürülebilirlik açısından hem avantaj hem de risk barındırdığını söylüyor.
Küçük’e göre bu tür uzun süreli işletme haklarının etkisi büyük ölçüde denetim mekanizmalarının nasıl işleyeceğine bağlı. Milli parkların temel amacının yaban hayatını ve ekosistemi korumak olduğunu hatırlatan Küçük, bu alanların genellikle giriş ücretleri, kamp alanları, doğa yürüyüşleri veya küçük ölçekli turizm faaliyetleri üzerinden gelir elde ettiğini belirtiyor.
Uzun süreli işletme haklarının bazı durumlarda daha uzun vadeli planlama yapılmasını teşvik edebileceğini ifade eden Küçük, işletmecilerin kısa vadeli kazanç yerine tesislerin çevresel etkilerini uzun vadede düşünmek zorunda kalabileceğini söylüyor. Ancak bu durumun aynı zamanda yönetimsel esnekliği azaltabileceği uyarısında bulunuyor.
İklim değişikliği, kuraklık ya da ekosistemdeki değişimler nedeniyle milli parkların yönetiminde zaman zaman yeni kararlar alınması gerektiğini belirten Küçük, çok uzun süreli işletme sözleşmelerinin bu tür değişimlere uyum sağlamayı zorlaştırabileceğini ifade ediyor.
Küçük ayrıca, koruma politikalarının etkin olabilmesi için üniversiteler, araştırma kurumları ve uluslararası çevre fonlarıyla iş birliği yapılmasının önemli olduğunu vurguluyor.
Cezaların artırılmasının tek başına yeterli olmayabileceğini söyleyen Küçük’e göre geniş korunan alanların denetiminde teknoloji önemli bir rol oynayabilir. Yangın erken uyarı sistemleri, drone destekli izleme, yapay zekâ destekli kamera sistemleri ve kaçak avcılığı tespit edebilen sensörler gibi teknolojilerin denetim kapasitesini artırabileceğini belirtiyor.
Koruma ile gelir elde etme arasındaki dengeye de değinen Küçük, milli park yönetiminde ticari kaygıların değil doğa korumanın öncelik olması gerektiğini söylüyor. Küçük’e göre sürdürülebilir bir model için gelir elde edilen faaliyetlerin bağımsız denetimlerle izlenmesi ve sonuçların kamuoyuyla paylaşılması da önemli bir unsur.








