Mazlum Vesek yazdı: İzmir’in izi, İzmir’in 100’ü

Bazı şehirler vardır; sokaklarıyla değil, insanlarıyla hatırlanır. İzmir de onlardan biri. Ve bazen bir kitap çıkar, o şehrin taşını toprağını değil, hafızasını anlatır. İşte Kamuran Kaya’nın “100 İz/mir” adlı çalışması tam olarak bunu yapıyor.

Mazlum Vesek yazdı: İzmir'in izi, İzmir'in 100'ü
Mazlum Vesek yazdı: İzmir’in izi, İzmir’in 100’ü

Bu kitap, kuru bir biyografi derlemesi değil. Aksine, adeta bir roman kurgusu gibi ilerleyen, her portreyi bir diğerine bağlayan bir şehir hikâyesi. Kaya, farklı mesleklerden gelen ama ortak paydası “İzmirlilik” olan isimleri bir araya getirirken, aslında okuru kentin yakın tarihine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

19’uncu yüzyıldan bugüne uzanan bu portreler, sadece bireylerin hayatını değil; İzmir’in fikir dünyasını, kültürel dokusunu ve dönüşümünü de gözler önüne seriyor. Yani kitapta anlatılan sadece “kim kimdir” sorusunun cevabı değil; “İzmir nasıl bir şehirdir?” sorusunun da karşılığı. Öyle ki her ne kadar İzmirli olmasa da Halit Ziya Uşaklıgil’in İzmir’ini bilmeden 1800’lerin sonundaki İzmir anlaşılabilir mi? Kaya, Uşaklıgil gibi İzmirli olmayan ama İzmir’den el alan ve İzmir’de iz bırakana isimlerin de peşine düşüyor.

Kaya’nın en dikkat çekici yönlerinden biri, bu çalışmayı bir “hatırlatma” olarak görmesi. Bugünün hızında unutmaya meyilli olduğumuz değerleri yeniden görünür kılma çabası… Aslında bu yönüyle kitap, sadece geçmişe dönük bir bakış değil; bugüne ve hatta yarına dair bir uyarı niteliği de taşıyor.

“Biz bu şehrin neresindeyiz”

Çünkü şehirler, binalarla değil; onları anlamlandıran insanlarla yaşar. Ve bir şehrin belleği silinmeye başladığında, geriye sadece beton kalır. Yine sayfaları karıştırdığımızda İzmir’in işçi semti Damlacık’tan adını dünyaya duyuran Metin Oktay’ı görürüz. Oktay’ı İzmir’den çıkarın, Damlacık’tan yükselen bu efsaneyi anmayın, şehir ne kadar eksik kalır değil mi? Semtin sokakları bir değeri yetiştiren zamanın ruhu ve anıtıdır adeta.

“100 İz/mir” okura da şu soruyu sessizce bırakıyor:

Biz bu şehrin neresindeyiz ve bizden sonra hatırlanacak olan ne?

Belki de mesele tam olarak bu:

Bir şehirde yaşamak mı, yoksa o şehrin hafızasına dahil olmak mı?

Kamuran Kaya, kitabın konuğu isimlerin hayatları ve üretimleriyle bu soruya cevap veriyor. İzmir için meydanlar, asırlık binalar, anıtlar, kıyılar, limanlar ne kadar önemliyse bunları öncelikle sanatla geleceğe hediye eden isimler de o denli önemli.

Yazar, bir konuda objektif. Sevdiği, aynı bakış açısına sahip olduğu insanların dışında da yer verdiği isimler var. Onların da tarihsel rolü ve etkisi üzerinde duruyor. Eleştirel dilinde ölçülü, olanı aktarmada ise ilkeli.

Tabii bazı isimlere hayranlığını gizlemiyor. Onlar için açtığı başlıklarda dahi bunu görmek mümkün. Ayfer Feray için “İzmir’in Tiyatro Kurucusu” diyor. Çolpan İlhan içinse “İzmir’in Zümrüt Gözlüsü” diyor.

Atatürk’ün ve Nazım Hikmet’in hemşerisi İzmir doğumlu Halit Refiğ ile ilgili attığı başlığın altını ayrıca çizdim: İzmir’in Tahirî’si. Kaya, 1960’ların ortalarından itibaren sinema çevresine de sirayet eden ideolojik akım tartışmalarına atıfta bulunuyor. Sinemacıların bir kısmının toplumsal gerçekçi çizgiden kopup özellikle Kemal Tahir’in tezlerini savunarak Türk sinemasına akım gömlekleri giydirilmesinin hikâyesidir bu. İzmir izlerine dair bir kitap olmasa Kaya’nın bu konuyu çok daha derin işleyeceğine şüphe yok.

“Her sevdalı gibi vefaya da inandım”

Şükran Kurdakul, Sezen Aksu, Selim Andak, Muzaffer İzgü gibi isimler de var. Bugün İzmir sokaklarında karşılaşabileceğimiz Tuğrul Keskin, Yaşar Aksoy, İhsan Oktay Anar gibi edipleri de okuyoruz kitapta. Yani güncel tanıklıklara da yer vermiş, Kaya.

Kaya, önsözde, “İzmir, sadece görsel güzelliği ile değil, bir yaşam kültürü oluşturması itibariyle de mutena yerlerden biri. Kuşkusuz hepimizin malumu, birçok sorunu var. Şehrin gittikçe kalabalıklaşması, kimliğinden giderek kopması; trafiği, turizmin sadece gürültülü bir eğlence ve deniz sefası olarak algılanması gibi, daha onlarcasını bunlar arasında sayabiliriz. Ama her şeyine karşın bu şehri çok sevdim. Ve her sevdalı gibi vefaya da inandım. Zira İzmir’in yetiştirdiği değerler itibariyle de özgün bir yeri var” diyor.

Tam da bu isimler üzerinden bir İzmir panoraması sunuyor bizlere. Kentleri anlamak onları yetiştiren tarihsel portreleri anlamakla da mümkündür. Kaya’nın çalışması bize bunu gösteriyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.