CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Medyascope Haber Müdürü Göksel Göksu ve Ankara muhabiri Özgecan Özgenç’e konuştu. Özel, 19 Mart İBB operasyonunun birinci yıldönümünde, bu süreçte yaşananları anlattı, gündemdeki tartışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) operasyonunun birinci yıldönümünde Medyascope’a konuştu.
Medyascope Haber Müdürü Göksel Göksu ve Ankara muhabiri Özgecan Özgenç’in sorularını Saraçhane’de bulunan İBB binasında cevaplayan Özel, İBB operasyonunun düzenlendiği 19 Mart 2025 günü neler yaşadığını, sonrasında başlayan eylemlilik süreçlerini, Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı’na atanması ve malvarlığı iddialarını değerlendirdi.
Haberin özeti:
- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Medyascope’a konuştu ve 19 Mart İBB operasyonunun yıldönümünde yaşananları değerlendirdi.
- Özel, İmamoğlu’na yönelik operasyonun aslında bir darbe girişimi olduğunu belirtti.
- Kayyum atamaları ve Adalet Bakanı Gürlek’in atamaları hakkında ciddi iddialarda bulundu.
- Özel, CHP’nin gelecekte bir B planı olmadığını ve sürekli direniş içinde olacaklarını vurguladı.
- 19 Mart’ın, demokrasi için bir dönüm noktası olduğuna ve ileride bayram gibi kutlanacağına inandığını söyledi.
“İmamoğlu gözaltına alınmadan önce Gürlek’le görüşmek istedi”
Dün akşamki mitingin ardından İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’le gece 03:00’e kadar son bir yılın değerlendirmesini yaptıklarını söyleyen Özgür Özel, bir yıl önce o dakikalarda üzerlerinde bir şaşkınlık olduğunu belirterek, Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmadan önce dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’le görüşmek istediğini ifade etti:
“Cumhuriyet Başsavcısı ile Ekrem İmamoğlu görüşmek için talepte bulunuyor. O dönemlerde resmen İstanbul’un Cumhuriyet Başsavcısı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’ndan kaçıyor. Çalışanları çağırıyorlar, işten çıkanları çağırıyorlar, 20 yıl öncesinde Ekrem Başkan’la temas etmiş kişileri çağırıp bir takım yalanlara, iftiralara zorluyorlar. Ekrem Başkan, ‘Geleyim bir bana anlat’ dediğinde kaçan birisi Ekrem İmamoğlu’nu evinden polisle aldırdı.
Biz o gün hızlı bir şekilde şuna baktık. Bir tespit yaptık. Bu ne bir siyasi mücadeleydi. Bu ne bir hukuki tahkikattı? Bu düpedüz bir darbe girişimiydi. Niyet, seçimle kaybettikleri İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni yargı darbesiyle geri almaktı. O yüzden iki tane soruşturma birden başlattılar. Biri terör, bir tanesi mali konular. Ve bunun provasını yaptılar.
Esenyurt’ta terörden dava açtılar. Ahmet Özer’i aldılar, yerine bir milyonluk Türkiye’nin en büyük ilçesine yani pilot uygulama yapıyor kayyum atadılar. Burada da terörden sorguyu aldılar ve buraya da kayyum atayacaklar. Zaten bunu bugün artık AK Parti’de inkar eden de kalmadı.”

“Ekrem İmamoğlu’nun ailesine gittim, ‘Babanızın koltuğunu bunlara bırakmayacağım’ dedim”
Özgür Özel, 19 Mart 2025 akşamı yaşananları da şu sözlerle aktardı:
“Bu darbenin siyasi hedefi Ekrem İmamoğlu. Bu darbeyi bir yerde somutlaştırmak ve çarpışmak lazımdı. Darbeciyle göğüs göğüse gelmeniz lazım.
Dilek Hanım’ı, Beren’i ziyaret ettim evlerinde. Onlara sarıldım. Dedim ki merak etmeyin. Ben Saraçhane’ye gidiyorum ve babanızın koltuğunu bunlara bırakmayacağım.
Ekrem Başkan’ın odasına gittim. Balkondan şöyle bir dışarı baktım. Burada kalacak bir oda var mı dedim. Bir küçük, böyle şu kadar küçük bir yer varmış. Orasının olmayacağını anladık. Dediler ki vallahi genel sekreterlik odasında bir tane kanepe var. Açılır, kapanır orada olabilir. Gittim oraya.
Dedim ki ben burada kalacağım. Burası emanet. Burayı veremeyiz. Onun üzerine burayı darbenin sembol ve hedef mekanı olarak ilan ettik.”
“Kayyumun adı bile belliydi, Trabzon’da açma-germe hareketleri yapıyordu”
AKP’nin Ekrem İmamoğlu’nun yerine atanacak kayyumu bile belirlediğini ama Saraçhane’de toplanan halk sayesinde kayyum atanamadığını ifade eden Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sonradan kayyumun adı dahi belli oldu. Her şeyi belirlemişler. Kayyum Trabzon’da açma germe hareketleri yapıyormuş buraya gelmek için. Listeler hazırlıyormuş.
Sonuçta ne oldu? Biz buraya bir çağrı yaptık. O çağrı engellenmeye çalışıldı. Her şey yasaklandı. Düşünün yani üçer metro istasyonu kapattılar. Otobüsleri sekiz kilometre içeri almadılar. Vapurları bağladılar, çalıştırmadılar. Köprüleri kaldırdılar. Galata üzerindeki şey, Haliç üzerindeki köprüleri kaldırdılar. Ve o gece buraya davet ettik. O Ekrem Başkan’ın odasından dışarı baktığımızda, öğle saatlerinde işte ben on buçukta herhalde buraya gelmiştim, on buçuk gibi.
Meydana bakmıştım bu meydan dolar mı diye. Baktık üç, beş, sekiz, on, bin derken, bin bin beş yüz kişi varken bir taraftan İstanbul Üniversitesi dediler, bir taraftan da Vatan Emniyeti’nin önündeki CHP’liler yıktılar ve girdiler. Onların girmesiyle birlikte bu meydan yüz bin kişilik bir meydan oldu o akşam. O gün bugün direniyoruz.
Yedi gece üst üste burada miting yapmıştık. Ve sayı da her geçen gün artmıştı. Özellikle 23 Mart günü, yani ön seçim yaptığımız ve üyelerimizin oy kullanacağı sandığın yanına dayanışma sandığını da koyduğumuz gün, bu meydana 1.2 milyon kişi geldi ve öyle bir kalabalık oldu ki, 15.5 milyon kişinin oy kullandığı gün bizim meydanı görmek için uçan dronumuz menzil dışına çıktı. Dron operatörü yürüyerek gitti devamını çekebilmek üzere. Ve darbe o gün püskürtüldü.
O gün bu meydan dolmasaydı, yedi gün artarak buraya insanlar sahip çıkmasalardı, bu binada şu anda bu röportajı biz yapıyor olmayacaktık. İşte Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bir eski bakanı, buranın eski bir genel sekreter yardımcısı kayyum olarak gelmiş olacaktı ve artık Türkiye’de milletin seçtiği değil, Tayyip Erdoğan’ın istediği kişi yönetiyor olacaktı.
“AK Toroslar çetesi Adalet Bakanlığı’nda mevzileniyor”
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak İBB soruşturmasını yürüten ve geçtiğimiz ay AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından Adalet Bakanlığı’na atanan Akın Gürlek’in bakanlık koltuğuna oturmasının ardından masasına koyduğu beyaz Torosla bilinen Cahit Cihad Sarı’nın Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü’ne atanmasını değerlendiren Özgür Özel, şunları dedi:
“Şu kadarını söyleyeyim. Bir çeteleşmiş yapı var. Hukuk yapar gibi hukuk yapmadılar. Sorgu yapar gibi sorgu yapmadılar. Ben 17 yıldır aktif olarak siyasetin içindeyim. 257 cezaevi ziyaretiyle cezaevlerine içkin raporlar yazmış, siyasi yargılamaları en yakından takip etmiş, askeri casusluk, Balyoz, Ergenekon, KCK bütün davaları takip etmiş, savcılarla, hakimlerle muhatap olmuş birisi olarak söylüyorum. Hiçbir dönemde bu kadar hukuksuz, bu kadar haksız, bu kadar pervasız işler yapılmadı.
Bu yüzden biz AK Toroslar çetesi dedik. AK Toroslar çetesi biz bunları söylerken bize beyaz toros gösteren yani 90’ların katliam araçlarını 90’larda insanları alıp götüren ve geri getirmeyen araçlarını gösteren fotoğrafı çektirdiler. Türkiye’nin hafızasında yeri olan bir fotoğrafla bize poz verdiler. Biz o yüzden ona AK Toroslar dedik. Beyaz Toros çetesi vardı. Şimdi AK Toroslar.
Şimdi o AK Toroslar çetesindeki o Torosçuyu Adalet Bakanlığında Personel Genel Müdürü yapıyorlar. Ben daha ne diyeyim? İstanbul’daki çeteleşen yapı şu anda Adalet Bakanlığı’na gidiyor, mevzileniyor ve oraya yerleşiyor.
Ha bir yandan da çok iyi. Şimdi Ankara’dayız, karşı karşıyayız ve bu zulmün, bu haksızlıkların en tepe noktasında Adalet Bakanı, Bakan Yardımcıları, Personel Genel Müdürü, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü falan filan noktasında yerleşiyorlar. Zulmleri artsın ki sonları gelsin.
“Ya tapusu sende ya sattın, parası sende”
Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e ait olduğunu iddia ettiği gayrimenkullerle ilgili tartışmaya da değindi:
“Elimizde 16 tane ID numarası var. Ortaya koyuyoruz. Bu mallar ya üstünde ya aldın ve sattın, ya üstünde tapusu var, ya bu malın parası sende var. Çevre Şehircilik Bakanlığı’nda ya da o sorgulamayı yapabilen her resmi kurumda o ID girildiğinde o binanın, o adanın, o paftanın Akın Gürlek’e ait olduğu, orada bir alım satım işlemi olduğu görülür.
Ortada İnkar eden var mı? Bu yok diyen var mı? Yok. Biz bu iddiaları dile getirdikten sonra malları elinden çıkarıyor. Biliyorduk bunları. Hiçbir yere kaçamayacak.
“Senin oğlanın vicdanın yok, senin oğlanın insafı yok”
Akın Gürlek’in babasının kendisiyle ilgili sözlerine üzüldüğünü söylediğini hatırlatan Özel, şu ifadeleri kullandı:
“Bugün bir videosunu atmış arkadaşlar. İnanamadım ya inanamadım. Soruyorlar ona, oradan bir kesit. Ya diyor işte meydanlarda adımız geçiyor falan diyor, üzülüyoruz tabii. Babam diyor camiye gitmiş, senin oğlan şöyle böyle demişler falan diyor, üzülüyoruz diyor.
Ya babasının ellerinden öperim, de. Ne olmuş? Oğlu bu kadar zulm yapıyor diye, biz bunu eleştiriyoruz diye camide babasına herhalde bir adalet sorusu sormuşlar, şöyle böyle demişler. Kardeşim peki sizin hiçbir suçu günahı olmayan kişileri bir kişiyi sadece bir kişiyi sırf cumhurbaşkanı olmasın diye önce terörist, yolsuz, irtikapçı, rüşvetçi sonra ajan yaptınız. Hiçbirisi ispatlanamıyor.
Sen şimdi babana, camide senin oğlan sorusundan rahatsız oluyorsun da, Ekrem İmamoğlu’nun çocuklarına, eşine, Fatih Keleş’in çocuklarına, eşine, Fatih Keleş’in klostrofobisi olan 26 yaşında oğlanı senin oğlan kapalıya gelemezmiş diye kişisel sağlık bilgisini bilerek cezaevine koyuyorsun da, o çocuğun babası yok mu? Peki içeriye koyduğun kadınlara, iftiraya zorladığın kadınların çocukları yok mu? Pınar Hanım’ın 78 yaşında annesi yok mu? Ya da buranın özel kaleminin 13 yaşında oğlu, masum çocuk tek başına şimdi kalmıyor mu? Bunlar aile değil mi? Sen aileye haysiyet cellatlığı yaparken iyi de, senin babana camide senin oğlan dediler mi kötü? İnsan ondan etkileniyormuş. Ben bunlardan etkilenen yüzlerce çocuğun, yüzlerce annenin, babanın kahrını dinliyorum, acılarını paylaşıyorum.
Akın Bey, yarın sabah sen babanın elini öpebileceksin. Ama burada içeride tuttuğun 107 kişi, babasının elini ya da evlatları onların elini öpebilecek mi? Baba diyor, aile diyor bana.
Bu arada camide ne dediler bilmiyorum. Ama amcama söylüyorum. Senin oğlanın vicdanın yok, senin oğlanın insafı yok, senin oğlan milleti çoluğundan çocuğundan ayırıyor Erdoğan Cumhurbaşkanlığı’na devam etsin diye. Amcacığım senin oğlanda şu kadar utanmak yok, şu kadar sıkılmak yok. Amcacığım bir evlat yetiştirmişsin ama, senin bu oğlanın duru durağı yok. Senin bu oğlanın kimseye acıdığı yok. Allah’tan bile korktuğu yok.”
“B planımız yok”
Özgür Özel, CHP’nin önümüzdeki dönem için bir B planı olup olmadığına ilişkin soruyu da şöyle yanıtladı:
“CHP’nin B planı olmaz. CHP’nin iktidara gitmek, bunlardan hesap sormak gibi bir A planı olur. Ama A planı içinde biri düşer öbürü düştüğü yerden bayrağı alır. Özgür Özel 18 Mart‘ta da aynı Özgür Özel’di, 17 Mart‘ta da bundan 15 sene önce de. 19 Mart günü ortaya çıkan tablo, Özgür Özel’e ne yapması gerektiğini söylüyordu. Çünkü Özgür Özel Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partide, onun kurduğu ülkede bir bayrak taşıyor elinde. Hasbelkader eline bir bayrak vermişler, o bayrağı geri düşürmemek görevi.
Eğer Özgür Özer düşerse, düşmeden bayrağı birine verir, o alır. Ama Özgür Özel’lik değildir mevzu. Mevzu, Türkiye’nin teslim alınamayacak tek kalesindeki yaptığımız vazifedir. O yüzden hiç kimseden korkumuz yok. O yüzden ne yaparlarsa yapsınlar hiçbirimiz teslim olmuyoruz. O yüzden bu millet bizimle birlikte. O yüzden Recep Tayyip Erdoğan ısıttığı salonlarda kışın, yazın serinlettiği salonlarda kendi atadıklarına kendisini alkışlatarak siyaset yapabilirken biz meydan ve sokak siyaseti yapıyoruz. O yüzden biz haklıyız, haklı olduğumuz için ahlaki üstünlük bizde. Ahlaki üstünlük olduğu için psikolojik üstünlük bizde.”
“19 Mart bir öfkenin ve başlayan direnişin yıldönümü”
Bu süreç bittiğinde 19 Mart’ın “Demokrasi bayramı” olacağını söyleyen Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
Şunu söyleyerek bitireyim. 19 Mart bugün, bayramımız kutlu olsun. Bugün bayram değil; bugün bir acının, bir öfkenin ve başlayan bir direnişin yıldönümü. Ama her şey bittiğinde Türkiye’de yargı eliyle yapılmış ve ilk kez iktidara gelip de bırakmak istemeyenlerin, kendisinden sonraki iktidara darbeye kalkıştığı bu süreç hem durdurulacak, püskürtülecek; bu süreci yapanlar yargılanacak ve bugün yeni bir demokrasi bayramı olarak kutlanacak.
Biz her sene 19 Mart’tan nasıl bir darbe püskürttüğümüzü, nasıl Cumhuriyet’e onun ve en büyük kazanımı sandığa sahip çıktığımızı konuşuyor olacağız. Demokrasi Bayramı olacak. Sandığa sahip çıkma bayramı olacak. Bir darbenin püskürtüldüğü bir tarih olarak, ileride bugünler kutlanacak. O yüzden bugün bayram değil, ama bugünü bayram olarak kutlayacağımız günler gelecek. 19 Mart, darbeye teslim olmamanın, diz çökmemenin, milletin verdiği bayrağı elinden bırakmamanın yıl dönümüdür. O yüzden 19 Mart, iktidarımızda bayram gibi kutlanacak, bugünlerle ilgili çok yayınlar yapacaksınız. Biz de bugünlerden alnımız açık ve başımız dik, arkadaşlarımızla omuz omuza Türkiye’nin güzel yarınları için yürüyerek çıkacağız.”







