Saraçhane protestolarında tutuklanan gençler anlatıyor: “Mesele İmamoğlu değil, sen hâlâ anlamadın mı?”

Tutuklanan gençlerle protestolara katılma motivasyonlarını, cezaevinde ve adli süreçte yaşadıklarını konuştuk. Gençlerden bazıları, İmamoğlu için değil kendi gelecekleri için protestolara katıldıklarını belirtirken bazıları da Türkiye’deki kötü gidişata karşı Saraçhane’ye gittiklerini belirtti.

Saraçhane protestolarında tutuklanan gençler
Saraçhane protestolarında tutuklanan gençler anlatıyor

19 Mart 2025’te Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından Saraçhane’deki protestolarda tutuklanan 301 gençten üçü ile konuştuk.

Berkay Gezgin, Emircan Yılmaz ve Berke, 19 Mart protestolarının yıl dönümünde bir araya geldiğimiz gençler. Saraçhane protestolarında tutuklanan gençler eylemlere katılma motivasyonlarını, cezaevinde ve adli süreçte yaşadıklarını anlattı.



Haber özeti:

  • Saraçhane protestolarında tutuklanan gençler, protesto motivasyonlarının sadece İmamoğlu değil, ülkedeki genel gidişata karşı olduğunu belirtti.
  • Gençler, cezaevi süreçlerinde hem fiziksel hem de psikolojik şiddetle karşılaştıklarını anlattı.
  • Yargı sürecinin adil olmadığını, savunmalarının dikkate alınmadığını ifade ettiler.
  • Protestolara katılmanın kendilerine cesaret verdiğini ve toplumda bir değişim arzusunu güçlendirdiğini vurguladılar.
  • Berkay Gezgin, sosyal medyada kendilerine yönelik asılsız iddiaların gençleri itibarsızlaştırmaya yönelik olduğunu belirtti.

Yılmaz: “Mesele İmamoğlu değildi”

Emircan Yılmaz, 23 yaşında. İstanbul’da üniversite öğrencisi ve Part time çalışıyor. Kendisini Sosyalist olarak tanımlıyor. CHP veyahut herhangi başka bir siyasi partiye üye değil. Protestolarda tutuklanmasının ardından cezaevinde 63 gün kaldı

Emircan Yılmaz, protestolara gitme sebebini, sadece İmamoğlu’nun gözaltına alınmasına değil, ülkedeki genel gidişata tepki olduğunu ifade etti:

“Bizler sadece İmamoğlu’nun tutuklanması üzerine gitmiş bulunduk ama olay aslında İmamoğlu’nun tutuklanması değildi.

Üniversitelerin kayyumlaştırılmaması, öğrencilerin KYK yurtlarında ölmemesi, MESEM’lerde çocukların katliama uğramaması gibi birçok başlık zaten birikmişti. Biz de aslında bu birikmişlik ile gittik. Muhalefetin en önemli isimlerinden birinin tutuklanması gibi bir olay yaşanınca, tüm bu birikmişliği haykırabileceğimiz bir alan bulduk. Burada mesele İmamoğlu değildi. İnsanlar bunu anlamıyor.”

Yılmaz, gözaltı sonrası götürüldükleri Vatan Emniyet’te fiziksel şiddetten çok, yoğun bir psikolojik baskıyla karşılaştıklarını ifade etti. Süreci “fiziksel olmasa da gerçekten psikolojik şiddet hat safhadaydı” sözleriyle tarif eden Yılmaz, nezaret koşullarının bilinçli olarak kötü tutulduğunu savundu:

“En alt katta kokular içinde nezarette kalıyorsunuz. Lavaboların kapısı açık, onun kokusu var. Çöpler ağzına kadar dolmuş, asla boşaltılmıyor. Orada tamamen sizi psikolojik olarak çöktürmeye yönelik, bilerek yapılmış hareketler.”

“Hakim yüzüme bakmadı”

Emircan Yılmaz, hâkim karşısına çıktığında savunmasının dikkate alınmadığını ve sürecin çok kısa sürdüğünü ifade etti:

“Hâkimin karşısına çıktım ama yüzüme bile bakmadı. Sözümü bitirmeden direkt ‘çıkabilirsin’ diyerek kapı önüne çıkardı. Aradan beş dakika geçmeden tutuklama haberi geldi. Orada olay formaliteydi. Tutuklanacağımız belliydi.”

“Koğuşta fareler vardı, su yoktu”

Yılmaz, cezaevinin ise kötü şartlarını anlatırken kendilerine adli suçlu gibi davranıldığını anlattı:

“İlk önce Metris cezaevine gönderdiler. Sekiz erkektik Metris cezaevine gittiğimizde. Bizi geçici bir koğuşa koydular. Koğuşun içinde fareler vardı, su yoktu. Çok zor koşullardı. Sanki biz ülkenin herhangi bir suç işlemiş, adli bir suçluymuşuz gibi davranılıyordu.”

Emircan, protestolara katıldığı için pişman olmadığını vurgularken, iktidarın gençlerden korktuğunu savunuyor:

“Hiç pişman değilim. Keşke gitmeseydim demedim. Tutuklanmamak tabii ki iyi olurdu, çünkü arkamızda gözü yaşlı ailemiz oluyor, onlar çok üzülüyor. Ama pişmanlık yok. Her sesini çıkaran kişiyi içeri atıyorlar. Bu da aslında iktidarın ne kadar korktuğunun göstergesi.”

Emircan Yılmaz, yaşadığı süreç sonrasında yargıya ve devlete olan güveninin ciddi şekilde sarsıldığını da söyledi.

Berkay Gezgin: “Sadece CHP’li gençler hareketlenmedi”

2019’da seçim çalışmaları sırasında, 15 yaşındayken Ekrem İmamoğlu’nun bulunduğu otobüse yaklaşarak “Başkanım her şey çok güzel olacak” diyerek “Her şey çok güzel olacak” sloganının mimarı olan Berkay Gezgin de Saraçhane de gözaltına alınıp tutuklananlar arasındaydı.

Saraçhane protestolarına katılmak için Eskişehir’den İstanbul’a gelen Berkay Gezgin, gençlerin sokağa çıkmasında temel motivasyonun, yalnızca bir siyasi figüre destek değil, sistemsel bir kaygı olduğunu vurguluyor:

“Adalet sisteminin gözümüzün önünde yavaş yavaş yok olması bizi kaygılandırıyor. Bugün bir başkasının başına gelen şeyin yarın benim, sizin başınıza gelmeyeceğinin garantisi yok. İnsanlar bu bilinçle hareket etti.

Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla sadece CHP’li gençler hareketlenmedi. Bu sürece en büyük cesareti verenler gençlerdi. İlk barikatı yıkan İstanbul Üniversitesi öğrencileri oldu. Ben CHP’li olarak da söylüyorum; o dönemde gençlerin rolü, CHP’nin rolünden bile fazlaydı.”

“Şimdi gelsin Ekrem abin kurtarsın seni”

Berkay Gezgin, Saraçhane’deki protestonun ardından gözaltına alınma anını şu sözlerle anlatıyor:

“Akşam artık eve dönüyorduk. Arkadaşımla birlikte motosikleti park ettiğimiz yere gidiyorduk. Normal bir şekilde yürüyorduk, hiçbir sıkıntılı durum yoktu. Sola döner dönmez bizi yolun karşısından geçirip aldılar. ‘Bizi niye alıyorsunuz, biz ne yaptık?’ diye sorduk ama dinleyen yoktu. Hiçbir şekilde açıklama yapılmadı. Beni alan polis ‘Şimdi gelsin Ekrem abin kurtarsın seni’ dedi. O andan sonra zaten bir daha hiç konuşmadım. Çünkü bunu söyleyen kişinin nasıl bir zihniyette olduğunu anladım.”

“Karar belliydi”

Berkay Gezgin, hâkim karşısına çıktığında savunmasının sık sık kesildiğini ve sürecin baştan belirlenmiş gibi ilerlediğini ifade etti:

“Benim sözümü yaklaşık iki, üç kere kesti. ‘Tamam, tamam’ diyerek geçiştirdi. Kararın daha önceden belli olduğu çok barizdi. Benim tutuklanma gerekçemde sadece ‘delillerin kuvvetli olması ve kaçma şüphesi’ yazıyordu. Ama hangi delil? Buna dair hiçbir cevap yok. Sonradan gelen bilirkişi raporunda ise suçsuz olduğum kanıtlandı.”

“Düşman hukuku”

Berkay Gezgin, ailesinin maruz bırakıldığı belirsizlik için “düşman hukuku” ifadesini kullanıyor:

“Evladınız hukuksuz bir şekilde gözaltına alınıyor nezaret süreci geçiriyor. Sizin çocuğunuzdan haberiniz yok. Metris’e sevk ediliyor, hâlâ haberiniz yok. Metris’ten Silivri’ye sevk ediliyor, hâlâ çocuğunuzdan haber alamıyorsunuz. Ve aradan iki gün geçiyor, aile görüşü geliyor. Çocuğunuzdan ilk haber aldığınız gün yaklaşık 7-8 gün sonra. Şimdi bu, düşman hukuku değilse nedir?

Daha sonra bir açık görüş oldu. Doğduğum günden beri ailemi hiç o kadar çaresiz görmemişimdir. Annem ve kardeşim yüzlerini güldürmeye çalışıyorlar bana moral olsun diye. Ben de aynı şekilde onlara moral olsun diye gülerek çıkıyorum mümkün olduğu kadar. Ama içten içe ne kadar üzgün olduğumuzu çok net bir şekilde hissedebiliyoruz.

“Düşünce-fikir yapım 5-6 yıl öne gitti”

Gezgin, cezaevinde geçen günlerini kitap okuyarak ve yazarak geçirdiğini anlatıyor:

“Kitap okudum. Günlük yazdım. Türkiye’nin dört bir yanından gençler, bana mektuplar yazmış, şiirler göndererek umut aşıladılar. Bunları duymak, okumak, görmek insanı çok güçlü hissettiriyor gerçekten içeride. İnsana bir dayanma gücü veriyor.

O süreç benim düşünce yapımı, fikir yapımı belki de beş-altı yıl öne atmama sebebiyet verdi diyebilirim.”

“Gençleri itibarsızlaştırmak istediler”

Berkay, Gezgin cezaevi sonrası kendisine sosyal medyada yöneltilen iddialar ile ilgili de konuştu:

“Gözaltına alındıktan sonra sosyal medyada hakkımda çok fazla yalan iddia çıkmaya başladı. Bunların büyük bir kısmı tamamen gerçek dışıydı. Hiçbirinin bir dayanağı yoktu. ‘İBB iştiraklerinden aylık 1 milyon lira maaş alıyor’ gibi şeyler yazdılar. Böyle bir şeyin gerçek olması zaten mümkün değil. Dayımla olan fotoğrafımda dayımın yerine Hüseyin Gün’ü montajlayarak casus dediler. Bu sadece bana yönelik bir şey değildi. Genel olarak gençleri itibarsızlaştırmak için yapılan bir şeydi. İnsanların gözünde bizi suçlu gibi göstermek istediler.”

“Gitmeyince rahatsız oldum”

Berke, 23 yaşında. İstanbul’da üniversite öğrencisi. Onu “Sizde Toma varsa bizde Osimhen var” pankartı ile tanıdık. Kendisini solcu olarak tanımlıyor

Berke, Saraçhane’deki protestolara ilk gün katılmadığını ancak sonrasında yaşadığı rahatsızlık hissinin kendisini eylem alanına götürdüğünü anlatıyor:

“İlk gün gitmemiştim ama ilk gün gitmedikten sonra gitmediğim için rahatsız olmuştum. Olanları görüyorum, Twitter’da videoları görüyorum. Orada bulunmamak beni rahatsız etmişti. Orada olmalıyım gibi hissetmiştim. En sonunda zaten o şekilde Saraçhane’ye gittim, bazı günlerde orada bulundum.

İktidar çok güçlü ve ne isterlerse, hemen yapabiliyorlar. Bizim gibi ülkelerde de çok fazla halkın ‘yeter artık’ deyip ‘buraya kadar, bu kadar da olmaz’ dediği noktalar olmuyor. Ancak Saraçhane protestolarını görünce biraz umutlandım. İnsanların benim gibi şikayetçi olduğunu gördüm. İnsanların gerçek bir tepki gösterdiğini gördüm. Bu yüzden bu protestolar çok kıymetli.”

“Cezaevinde İmamoğlu, Can Atalay, Resul Emrah Şahan’la karşılaşıyorduk”

Berke, diğer siyasi mahkumların cezaevinde kendilerine güç verdiğini belirtti:

“Genelde siyasilerin kaldığı Silivri 9 numaralı Cezaevine götürüldüm. Ekrem İmamoğlu, Can Atalay, Resul Emrah Şahan gibi insanlar da vardı. Biz de zaman zaman onları görme şansı elde ediyorduk avukat görüşlerinde. Arada bir denk geliyordu. Onları görmek biraz bizi rahatlatıyordu. Onlarla ayaküstü bir merhaba… En kötü bir kafa selamı. O bize bir enerji veriyordu. En çok sohbet ettiğim kişilerden biri Can Atalay sağ olsun. Ekrem İmamoğlu da doğum günümü mektupla kutlamıştı.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.