Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Ceyda Sungur, “Umutlu yaralara değsin diye başlıklı yazıyı kaleme aldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Gezi direnişinin ardından geçen 13 yıl sonra, Gezi’nin çokluğunun tesadüfi bir karesi olan “kırmızılı kadın” fotoğrafıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni mahkûm etti. AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen 3. maddesinin ihlal edildiğine hükmetti.
Bu karar hukuki ve siyasal olarak çok anlamlı olsa da hasarın tazmin edildiğine dair bir yanılsamayı da beraberinde getiriyor. Tam da bu nedenle, başta Gezi’de hayatını kaybedenlerin ailelerine ve Gezi tutsaklarına karşı hissettiğim sorumlulukla, Ali İsmail Korkmaz’ın doğum gününde bu satırları kaleme almaya ihtiyaç duydum.
Kararın gelecekteki davalara örnek teşkil etme değeri dışında cezasızlık karşısında bir etkisi olduğunu düşünmek çok zor. Zira Türkiye’de cezasızlık çok uzun süredir bir istisna değil bir yöntem. Gezi’de saldırı emrini veren esas azmettiriciler hiçbir zaman yargılanmadı, Gezi’nin çocuklarının failleri ise çok geç gelen göstermelik cezalar ve türlü cezai indirimlerle aramızda dolaşıyor. Her geçen gün cezasızlık zincirine eklenen halkalar büyüyor, faillerin adları da Gezi de, uğruna verilen mücadele de unutturulmaya çalışılıyor. Bu yüzden bende bir süredir söylenecekler birikti, bu yazı biraz uzun olacak.
Örneğin; Ali İsmail Korkmaz’ı döverek ölümüne sebebiyet veren polislerden Mevlüt Saldoğan 2016 yılında 10 yıl 10 ay ceza aldı. Fail fırıncılar İsmail Koyuncu, Ramazan Koyuncu ve Muhammet Vatansever tahliye edildi. Ethem Sarısülük’ü yakın mesafeden silahla vuran polis Ahmet Şahbaz 2018’de 15 bin 200 liralık adli para cezası aldı. Abdullah Cömert’in faili Ahmet Kuş ise 2018’de 6 yıl 10 ay 15 günlük hapis cezasına çarptırıldı. Berkin Elvan’ı başından gaz fişeğiyle vuran polis Fatih Dalgalı 2025 yılında 16 yıl 8 aylık hapis cezası aldı. Medeni Yıldırım’ı öldüren asker Adem Çiftçi 2021’de ikinci kez beraat etti. Mehmet Ayvalıtaş’ın üstüne araba sürerek öldüren Mehmet Görkem Demirbaş ve Cengiz Aktaş hiç ceza almadı. Ahmet Atakan’ın başından gaz fişeğiyle vurularak öldürülmesiyle ilgili verilen onca mücadeleye rağmen şu ana kadar herhangi bir dava açılmadı. Mehmet İstif’in ağzına 40 santimden az mesafeden gaz sıkıp dil kökü kanserinden ölmesine sebep olan polis dahi bulunmadı. Bulunan faillerin neredeyse tamamı tutuksuz yargılandı, neredeyse tamamı özgür.
Buna karşın Gezi’ye tanıklık ettikleri için hak savunucusu Mine Özerden ve yapımcı Çiğdem Mater 18 yıl cezaya çarptırıldı, dört yıldır tutsaklar. Aynı cezayı alan arkadaşlarım, şehir plancısı Tayfun Kahraman ve Hatay Milletvekili Av. Can Atalay, yalnızca mesleklerinin gereğini yerine getirdikleri için AYM’nin lehte kararlarına rağmen hâlâ tutsak. Tayfun’un sağlığı iyi değil, yaşam hakkı ihlal ediliyor, yaşamı tehdit altında. Aynı davanın merkezinde yer alan Osman Kavala ise —Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ örneğinde de olduğu gibi— AİHM’in açıkça ihlal tespitine ve derhal serbest bırakılması yönündeki kararına rağmen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezaevinde tutuluyor.
Ayrıca kamu yararını, planlama esaslarını ve şehircilik ilkelerini savunarak Gezi’nin değerlerini İstanbulluların hizmetine sundukları için, başta değerli meslektaşlarım Gürkan Akgün ve Ramazan Gülten olmak üzere toplam sekiz şehir plancısı, sayısız belediye yetkilisi ve çalışanıyla birlikte bir yıldır tutuklu. Bugünlerde kurulan olağanüstü bir mahkemede türlü usulsüzlükler, gerçek olmayan delil ve iddialarla yargılanıyorlar. Gezi’nin değerlerini teorisiyle harmanlayıp mücadeleyi yükselten sevgili Cemil Aksu ve beraberinde pek çok yaşam savunucusu ise bir aydır tutuklu.
Bunca baskı ve adaletsizlik karşısında, sonucunda ne hissetmem gerektiğini dahi bilemediğim söz konusu AİHM kararı, mücadele etmeksizin hiçbir şeyin gerçek bir karşılık bulamayacağını hatırlatıyor. Ama aynı zamanda bu karar Gezi’nin haklılığını bir kez daha tescil edip kuvvet veriyor. Bu haklılıkla, Gezi’nin mirasından geleceğe bir not düşmek amacıyla değerli avukatım Senem Doğanoğlu ile birlikte kararın takipçisi olacağız. Gezi’nin umutlu yaralarına değsin diye, işkence ve kötü muameleye yönelik caydırıcılığı artırabilmek için AİHM tarafından hükmedilen tazminatın sorumlu polis memurları ve amirlerinden rücû edilmesi yönünde gerekli tüm yollara başvuracağız.
Bir de, Gezi’yi, Gezi’yi sahiplenenleri ve en çok da Gezi’de hayatını kaybedenleri unutulmuş, yalnız bırakılmış sananlara açık bir hatırlatma: Bir “biz” var ve hâlâ çok kalabalığız.








