Kurtlar Sofrasında Kadınlar (53) | Hacer Foggo anlatıyor: “Yerel seçimler benim için hataydı”

Hacer Foggo, Medyascope’un “Kurtlar Sofrasında Kadınlar” programında Göksel Göksu’nun sorularını yanıtladı. Foggo, 2024 Yerel Seçimleri’ni bugün “hata” olarak nitelendiriyor.

Kurtlar Sofrasında Kadınlar programının bu bölümünde, Türkiye’de derin yoksulluk denince akla gelen ilk isimlerden biri olan Hacer Foggo konuk oldu. Göksel Göksu’nun sorularını yanıtlayan Foggo, programda yoksulluğun görünmeyen yüzünü ve uzun yıllara yayılan mücadelesini, yolunun 2023 yılı seçimlerinde siyasetle nasıl kesiştiğini anlattı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun davetiyle önce İzmir’den milletvekili adayı olan, seçilemeyince bir sonraki yerel seçimlerde yine İzmir’den aday adayı olarak ismi duyulan Foggo bu kez de aday gösterilmedi ve siyasi yaşamı başladığı hızla sona erdi. Programda yerel seçimlerdeki aday adaylığıyla ilgili süreci de değerlendiren Hacer Foggo, bugün hatalı bulduğu kararı hatalı buluyor.

Derin yoksullukla ilgili birikimlerini özellikle çocuklarla ilgili bir şeyleri değiştirmek için kullanmayı hedeflediğini söyleyen Foggo, bağımsız çalışan kimliğine de dikkat çekti. Kontrol altına alınan biri olmadığını söyleyen Foggo, “Kapılarda yatıp kalkmıyorum. Çok fazla kulis yapmıyorum. Aman sesimi çıkarmayayım, onu görmezden geleyim demiyorum. Benim işim, gücüm, bütün bedenim yoksulluk.” Kamuoyunda ilk kez, Sulukule başta olmak üzere kentsel dönüşüm projeleriyle yerinden edilen Roman mahallelerinde yürüttüğü çalışmalarla tanınan Foggo, bugün savunduğu politikaların temelini o dönem edindiği saha deneyimlerinin oluşturduğunu vurguladı. Foggo’nun, sahada tanıklık ettiği hayatları kaleme aldığı Askıda Hayatlar adlı bir de kitabı var.

Kurtlar Sofrasında Kadınlar (53) | Hacer Foggo anlatıyor: "Yerel seçimler benim için hataydı"
Kurtlar Sofrasında Kadınlar (53) | Hacer Foggo anlatıyor: “Yerel seçimler benim için hataydı”

Yıllardır sahada yürüttüğü çalışmalarla tanınan Foggo, yalnızca bir aktivist değil; aynı zamanda yoksulluğun görünmeyen yüzünü verilerle görünür kılan, onların hak arayışında yanı başlarında olan bir isim. Programda, kendi hikâyesinden çok sahada karşılaştığı insanların yaşamlarına odaklanmayı tercih ettiğini vurgulayan Foggo, yaklaşımını “Benim meselem kendimi anlatmak değil, derin yoksulluk yaşayan çocukların ve kadınların sesini duyurmak. Onların hikâyesi görünür olmadıkça hiçbir şey değişmiyor” sözleriyle özetliyor.

Uzun yıllara yayılan mücadelesini bir dönem siyasete taşıma kararı aldığını da anlatan Foggo, Kemal Kılıçdaroğlu’nun davetiyle milletvekili adaylığı sürecine girdiğini hatırlattı. Ancak bu sürecin kendisi için beklediği gibi ilerlemediğini belirterek, “Siyasete girerken amacım sahada gördüğüm sorunları politika düzeyine taşımaktı. Ama gördüm ki sistem başka türlü işliyor. Bu benim için ciddi bir kırılma oldu” dedi. Buna rağmen mücadelesini bırakmadığını vurgulayan Foggo, “Hayal kırıklığına uğradın mı?” sorusunu “Hayal kırıklığına uğrasam ne olacak, uğramasam ne olacak? Tamam böyle bir şey yaptım, bugün olsa yapmam. Yani hataydı. Bunu görebilmem gerekiyordu” sözleriyle cevaplıyor. Foggo’nun “yeniden siyaseti düşünür müsünüz?” sorusuna verdiği cevap ise: “Şu anda düşünmüyorum ama asıl bir siyaset olması gerektiğini düşünüyorum.”

Siyasi yaşamının başlamadan bitmesiyle çalışmalarına ertesi gün kaldığı yerden devam ettiğini söyleyen Foggo, derin yoksulluk alanında yürüttüğü çalışmaları da detaylarıyla anlattı.

Kurtlar Sofrasında Kadınlar (53) | Hacer Foggo anlatıyor: "Yerel seçimler benim için hataydı"
Kurtlar Sofrasında Kadınlar (53) | Hacer Foggo anlatıyor: “Yerel seçimler benim için hataydı”

Foggo’nun adı kamuoyunda özellikle Sulukule’de yaşanan kentsel dönüşüm sürecinde duyulmuştu. Roman mahallelerinde yürüttüğü çalışmaları hatırlatan Foggo, “Sulukule’de insanlar bin yıllık yaşam alanlarından koparıldı. Bu sadece bir dönüşüm değil, yoksulluğun derinleşmesiydi” diyerek o dönemin etkisini anlattı.

Sahada tanıklık ettiği hayatları kaleme aldığı Askıda Hayatlar kitabına da değinen Foggo, “O kitapta yazan her hikâye gerçek. Bir annenin bebeğini farelerden korumak için nöbet tuttuğu bir ülkede yaşıyoruz. Bunları görmeden yoksulluğu anlayamayız” sözleriyle derin yoksulluğun boyutuna dikkat çekti.

Program boyunca sık sık umut ve dayanışma vurgusu yapan Foggo, “Umut çok kıymetli ama tek başına yetmez. Dayanışmayı büyütmek zorundayız. İnsan hakları ve eşitlik temelinde bir bakış açısı kurmadan bu sorunları çözemeyiz” diyerek izleyicilere çağrıda bulundu.

“Kurtlar Sofrasında Kadınlar”daki anlatımıyla bir kez daha ortaya koydu ki Hacer Foggo için bu mücadele bir tercih değil, hayatın kendisi.


Röportajın tam metni

  • Derin yoksulluk dediğimiz de o. Çocukların beslenme çantasının boş olduğunu ondan  duyuyoruz. Kadınların geçim sıkıntısını ondan duyuyoruz. Giyim güvensizliği kavramını  ondan duyuyoruz. O her yerde sürekli oradan oraya koşturuyor. Hatta buraya Mersin, Tekirdağ, Ankara yolculuğunun ardından geldi. Şimdi de  stüdyomuzda, Hacer Foggo konuğumuz. 

Hoş bulduk. Çok teşekkür ederim. 

  • Hakikaten büyük bir koşturma içinde olduğunu biliyorum. Bize zaman ayırdığın  için ayrıca teşekkür ederiz bu koşturma trafiği içinde. Ama biz de istiyoruz ki Hacer Foggo bu kurtlar sofrasında neler yapıyor, bilinmeyen yüzünü tanıyalım istiyoruz  Hacer Foggo’nun. Araştırırken de sadece yaptıklarını görüyoruz ama Hacer Foggo’nun kim olduğunu bir türlü anlayamıyoruz. O zaman senden dinlemek istiyorum. Sen mesela  Hacer Foggo’yu nasıl tanımlarsın? Kimdir Hacer Foggo? 

Belki de tam da o yönlerini öne çıkarmamaya çalışan bir insan aslında.  Çünkü… hayatım boyunca hep, iş ya da işte vermek istediğim mesaj bu olmuştur. Şimdi yoksulluk çalışıyorum, çocuklar, kadınlar, sokaktaki… …ya da  evini ziyaret ettiğim Ayşe benden daha önemli. Çünkü özne o. Ya da ne bileyim işte okula beslenme götüremeyen Ali benden çok daha önemli. O yüzden, o hikayeleri anlattığım için, benim tırnak içerisinde bir önemim yok aslında. 

  • Ama o hikayeler de Hacer Foggu’yu özne yapıyor aynı zamanda. Yani en sevdiğin yönün ne? Kimsin? 

En sevdiğim yönüm boyun eğmemeki ve başıma ne gelirse gelsin kalkmayı bilmek, sürekli ayaklarımın üzerinde durmak. Ve tabii benim için onur çok önemli. Haklarını savunduğum insanların benimle ilgili hayal kırıklığına uğramaması çok önemli. Yani sosyal medyada insanlar ne yazarsa yazsın, troller falan çok önemli değil. Ama beni haklarını savunduğum Ali’nin, Ayşe’nin, Gülden’in, Sinem’in hayal kırıklığına uğraması çok kırar diye düşünüyorum; çünkü onlar için mücadele  ediyorum. Daha doğrusu onların seslerini görünür hale getirmek istiyorum. 

  • Senin sesini kısıyor mu peki bu durum? Yani şunu demek istiyorum. Hacer Foggo ne yapar özel hayatında, hiç yalnız kalır mı kendisiyle? 

Ne yapar? Gerçekten neredeyse 24 saat yoksulluk çalışıyorum. Belki o yüzden çok zorlanıyorum bu soruyu cevaplamakta. Ama tabii ki, eve geldiğimde, buraya geldiğimde… Ne bileyim  işte, dün ekmeklik almıştım bozuk çıktı, değiştirmeye gittiğimde, işte Hacer o, yani günlük işlerini yapan… 

  • Yalnız mı yaşıyorsun? 

Yok evliyim, bir çocuğum var. Onlarla birlikte olduğum zaman gerçekten bu hikayelerin dışında bir hayat yaşıyorum çocuğumla, eşimle, dışarı  çıktığımda falan. 

  • Fırsat bulunca der gibi söyledin ama… 

Oraya girdiğim zaman orada oluyorum gerçekten. Orada olmaya çalışıyorum daha doğrusu. Tabii ki yine bazen telefonlar durmuyor, mesajlar durmuyor. Çok  derin yoksulluk var Göksel. Yani korkunç bir derin yoksulluk var ve bazen gerçekten öyle bir çaresizlikte bir kadın, eşinden şiddet görmüş ama derin yoksulluk içerisinde,  gidecek bir yeri yok. O anda her şeyi unutup ona kitlenmek zorunda kalıyorum. Tabii ki onun dışında kitap okuyorum, dışarı çıkıyorum, dolaşıyorum. Gittiğim yerlerde, diyelim ki Mersin’deysem mutlaka o sahilde oturuyorum. 

  • Nefes alıyorsun, soluklanıyorsun. Peki, şimdi Hacer Foggo, eşittir derin yoksulluk. Bu isim bu şekilde biliniyor, tanınıyor.  Fakat her ne kadar bu alanda önemli çalışmalara imza atmış olsan da biz seni bir anda siyasetin içinde de gördük. Derin yoksulluğa ve yaptığın çalışmalara, yaşadığın güçlülüklere tabii geleceğiz ama dilersen siyasetten başlayalım. Hatırlıyorum. önce İzmir’den milletvekili adayı olmuştum. Ama asıl merak ettiğim şey şu, talep senden mi gelmişti yoksa sana teklif mi getirildi? Yani niye siyasete atıldın? 

Esas mesele o. Neden?

  • Ama talebin nereden geldiği de önemli. 

O dönemde Kemal Kılıçdaroğlu, bana teklif etmişti. Daha doğrusu ben aday olmuştum zaten. Aday olacağımı da biliyorlardı. Aday adayıydım. Ondan sonra zaten o kadar karışık ki! Saat dört  müydü, akşam üzeri miydi? Yani benim adaylığımla ilgili bir haber almadım. Sonra sosyal medyada çok büyük bir tepki  oldu. Gerçekten ben de inanamadım. İstanbul’daydım, İstanbul’daki mahalleleri çok iyi biliyorum. Ve birdenbire beni İzmir’de  olduğumu… 

  • Netleştirelim. İstanbul’da yoğun olarak çalıştığın için aday adaylığını İstanbul’dan koymak istedin ama Kılıçdaroğlu mu karar verdi buna? Kim karar verdi? Ya da nasıl kendini orada  buldun? 

Orası birazcık muamma yani. Ben de öğrenemedim. Nasıl oldu? Ama işte İzmir oldu yani. 

  • Peki o detaya girmeden önce neden siyaset? 

Benim için önemli olan zaten bu. O kadar korkunç bir derin yoksulluk var ki. Bizim aslında şu anda da gündemimizde birinci sırada olması gereken şey yoksulluk. Ama  bir türlü olamıyor. İkincisi, bu meseleye ben 20 yıldır kafa yoruyorum. Yani CHP ile  başlamadı bu hikaye ve bunun öncesi var. 

  • Ne var öncesinde? 

Yani 20 yıldır ben yoksullukla ilgili mücadele ediyorum. CHP ile başlamadı. 

Yani bu mücadele, hadi ben de aday olayım, hadi yoksulluk  çalışayım demedim. Ve inanılmaz bir birikimim var bir tecrübem var. Bu tecrübeyi de sadece makale  okuyarak değil, gerçekten sahada evlere girerek, hanelere girerek, neredeyse Türkiye’nin bütün yoksul mahallelerinde oluşturdum. Bu inanılmaz bir tecrübe.  Ve benim bu tecrübeyi aktarmam gerekiyor. Sivil toplumda hani bir  noktaya gelirsiniz ama kamuya aktarman gerekiyor ki bu yoksulluk  önlensin, azalsın ve nihayetinde bitsin. Bununla ilgili makaleler yazıyorum, haberler yapıyorum ve bu sistemin, şu anda oluşan  sistemin, bakışın, yoksullukla ilgili o bağımlılık yaratan politikaların  değişmesi gerekiyor. Ve bunun yolunu da biliyorum. Ama tabii ki ekonomist değilim,  bilmem ne değilim. Ama bunun yollarını biliyorum. Bu sistemin neden değişmesi gerektiğini,  neyi görmedikleri, neyi görmek istemediklerini de biliyorum. Bunu aktarmanın en önemli yolu da siyaset ve politika. Değil mi? Ancak orada hayata  geçirebilirsiniz. Benim derdim bu. Oldu, olmadı. Önemli değil. Yani sonuçta ben kaldığım yerden devam ediyorum. Şimdi… 

Yeni bir kitap yazıyorum, tam da bu modeli anlatan bir kitap. Ve gerçekten şöyle, nereye  gidersem gideyim, Türkiye’nin neresine gidersem gideyim, bir 50 artı yaş mutlaka geliyor,  görüşüyor, tanıyor. İkincisi de gençler, yani yeni nesil. O yeni nesilin içerisinde de sosyolog, öğrenciler, sosyal hizmet öğrencileri, psikologlar… Dün psikoterapi derneğinin  her yıl işte bir eğitimleri oluyor. Oradaydım. Ve bu çocuklar inanılmaz geliyorlar ve beni çok heyecanlandırıyorlar. İlk sorduğun soru vardı ya. Evet. Gidiyorum çünkü onlar umut ve bambaşka bakışları var. Kamu kurumlarında çalışanlar var falan. Bir şeyler değişecek ve bana umut  veriyorlar. 

  • Peki ama hala siyasetten kopmuş değilim. Siyasetin içine girdin ama… Milletvekili adayı oldun olmadı, sonra belediye başkan adayı olmak istedin. 

Bence orada hata yaptım, keşke hiç girmeseydim. Yani şu anda, buradan baktığım zaman, inanılmaz bir birikim var bende bu mesele üzerine. Bunu bir yere aktarmam lazım  ve bir şeyin değişmesini istiyorum. Yani çocuklarla ilgili özellikle derin yoksulluk yaşayan  çocuklarla ilgili bir değişime ihtiyaç var. Çocukların durumu ortada yani. 

  • Hata ne?

Böyle bir alanın bana açılmayacağını anlamam gerekiyordu. Kaç  yaşına gelmişim yani. 

  • Siyasette mi? 

Tabii ki. Buradan öyle bakıyorum yani. 

  • Bu alan niye açılmayacak diye düşünüyorsun bugün? 

Yani başka ilişkiler üzerinden gidiyor siyaset. Nasıl anlatsam, biliyorsunuz işte yani… 

  • Ama biz yaşamadık. Hacer Foggo yaşadı. 

Hacer Foggo yaşadı, siyaset başka türlü ilişkiler yüzünden. Şöyle, ben birazcık böyle bağımsız duruyorum. Bir anda çalışıyorum. Kontrol altına giren bir kadın değilim. 

  • Ceketinin önünü ilikleyen biri değilsin. 

Kapılarda yatıp kalkmıyorum. Çok fazla kulisler yapmıyorum. Aman sesimi çıkarmayayım,  onu görmezden geleyim demiyorum. Şimdi benim işim, gücüm, bütün bedenim yoksulluk,  çocuklar, kadınlar. Bana bir alan açın. 

  • Yani şöyle mi anlamalıyım? Yoksulluk üzerine bir politika üretmek istediğinde, içinde  bulunduğun siyasi partinin bir takım ilkelerine ters düşen yanı olsa bile hayata geçirilsin  istiyorsun. Ama siyasi partilerde de kendi örgüt disiplinleri var, kendi işleyişleri var ve bir parti politikası var. Bunun örtüşüp örtüşmemesi seni ilgilendirmiyor. Sen sonuç odaklı,  çözüm odaklı bakıyorsun. 

Tabii tabii. Bir de neye göre disiplin, neye göre ölçü, onları da tabii ki tartışmak gerekiyor. Anlatabiliyor muyum? Şey diye başladım ya, özne kim? Özne kim? Öz ne? Derin yoksulluk yaşayan çocuklar mı? Hacer mi? Hacer bir araç. Hacer bu işi 20 yıldır biliyor. Kapı kapı dolaşıyor. Evleri biliyor. Anlatacağı çok şey var. Anlatmaya devam ediyor. Bizimle birlikte bizden önce bizden sonra da durmuyor bu kadın. O zaman bu işi, bu çözecek insanlardan biri Hacer, biri Göksel, biri Ayşe falan her neyse… Şimdi meseleye böyle bakmak gerekiyor. Anlatabiliyor muyum? Yani… Kişisel olarak ona ne kadar yakınım, ne kadar  fotoğrafa giriyorum, ne kadar fotoğraftan çıkmıyorum, ne kadar oraya geliyorum, ne kadar  gelmiyorum, kimin tanıdığı, kim… Bunların bence bir önemi yok. Benim gibi çok iyi akademisyenler var bu konuda çalışan. Çok iyi sosyal hizmet uzmanları var. Bakanlığın içerisinde şahane insanlar var halen. Orada Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın içerisinde, eğitim bakanlığının içerisinde, üniversitelerde. Bu insanları bir araya getirmenin bir yolunu bulmamız  gerekiyor. Çocuk işçiliği %8 artmışsa, Bu konuda çalışan o şahane insanları, bunca yıl dirsek çürütmüş insanları bir araya getirmek gerekiyor. Değişim dediğimiz şey bu. Umut dediğimiz şey bu. Biraz buradan bakıyorum. O yüzden bunları  söylüyorum. 

  • Peki  bugün hata olduğunu söylüyorsun ama o günleri baktığımız zaman son derece dinamik  bir şekilde var olmak istediğini de görebiliyordum ben bir gazeteci olarak. Bu anlaşılır da bir şey. Şu yüzden anlaşılır, yaptığın çalışmanın siyasi kanallara taşınması, orada başka  sonuçlar üretmesi, yerel yönetimler bir güç, orada erk sahibi olmak bir güç belki bu  çalışmayla çok daha geniş kitlelere ulaşma olanağı bulacaktın. 

Beni İzmir’e gönderdikleri zaman milletvekiliğinde ne kadar süre vardı? 15-20 gün mü ne? O zaman il başkanlığı bir program hazırlıyor. Dedim ki programımı ben kendim yapacağım. Ve İzmir’in o ikinci bölgesinde ne kadar yoksul  mahalle varsa ben oraya gireceğim. Siz yapmayın bana programı. İşte bu diyor, yani işte yine hani başkaldırıyorum. ve  gerçekten onlar da kabul etti ve ben İzmir’de ikinci bölgede girmediğim derin yoksulluk  yaşayan mahalle kalmadı evlere girdim çıktım falan. Hala arıyorlar insanlar, hala elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Sonrasında bir rapor çıkardım o raporu gönderdim, bak bunlar da çok acayip şeyler mesela. Bir şey yapıyorsun tamam olmadı, o raporu  yazıyorsun gönderiyorsun. Sonrasında geldin zaten İstanbul’da çalıştın falan Mesela orada  bir değişim istiyorum. Ben böyle çalışıyorum. Yani işte raporu yazdım diyelim ki, değil mi? Bayındır’da bir sorun var. Oradaki yoksullukla ilgili sorunlar var. 

Diyelim ki su akmıyor, başka bir hikaye var, çocukların oyun alanı yok, basketbol  sahası yok. Bir köye gidiyorsun çocuk diyor ki “tüm hayalim futbol oynayabileceğim bir alan”. Şimdi bunlar o kadar önemli ki… Yaptım, verdim. Bunlar hayata geçti. Bir kısmı yapılabilecek şeyler var. Şimdi onlar hayata geçmeyince… Benim siyasete bakışım da  bu. 

  • Onlar hayata geçmeyince derken? 

Yanişimdi ben herhangi bir mahalleye gittiğim zaman Ayşe’yle, Ahmet’le bilmem kimle görüştüğüm zaman diyorum ki şu konularda size destek verebilirim. Bu  konularda belki bakanlıkla görüşebilirim. Şu konuda İstanbul Belediyesi’yle görüşebilrim… 

  • Tamam ama o sırada adaysınız siz İzmir’de… 

Orada da öyle çalıştım, onu söylüyorum. Yani sonrasında işte… Seçilemedim. 

  • Seçilemeyince… 

Sonrasında o raporu verdim ben mesela. Ve dedim ki yani burada böyle sorunlar var. Öyle  değil mi? Bunun hayata geçmesi gerekiyor. Bunların üzerine odaklanıp eğilin. Siyasette böyle bir şey olmalı diye düşünüyorum. 

  • Çözüm üretmeli. 

Çünkü insanlar ne diyor? Özellikle yoksul mahallelerde “seçimden seçime bizi görüyorsunuz” diyor. Bu kavramı bir kere bizim değiştirmemiz gerekiyor. Benim çalıştığım mahallelerde  hiç kimse söyleyebilir mi: “Hacer bizi seçimden seçime görüyor.” Söyleyemez. Çünkü uzun soluklu bir izleme  içerisindeyim. 2006 yılında tanıdığım 7-8 yaşında çocuk. Bugün 20-25 yaşında ama  görüşüyorum. Nasıl bir hayat yaşadığını biliyorum. Çünkü yoksullukla mücadele de böyle  bir şey. 

  • Çok önemli, çok doğru. Ama verdiğin raporla ilgili bir çalışma yapılmadığını gördün, hayal kırıklığı yaşattı bu sende. 

Hayal kırıklığı yaşasam da ben bunu yapmaya devam edeceğim. 

  • O ayrı. Siyasi kısmını konuşuyoruz. Orası öyle kritik bir eşik ki senin siyasete atıldığın dönem. Milletvekili adayı olduğun sırada CHP’nin başında Kemal Kılıçdaroğlu vardı. Yerel seçimler yapılırken CHP’nin başında Özgür Özel vardı. İki lideri de ister istemez Gördün, tanıdın, çalışma yöntemlerini  de gördün. Fakat yerel seçimlerden de, ben şunu hatırlıyorum, yani birden çok ilçede ismin geçti. Bu  tam şurası oluyor denirken bir başka ilçenin adı gündeme geldi. Ama o ya da bu ilçe değil de, herkes şunu diyordu. Bir yerden aday olacak da, nereden olacağı belli değil. Fakat bir de baktık ki Hacer Foggo hiç aday olmadı. Ama o sırada Hacer Foggo siyasetin içindeydi ve istiyordu. O dönüşüm neydi? Yani orada hayal kırıklığı var mı? Bir de aday olmadığını nasıl öğrendin? Bizler gibi mi öğrendin yoksa önceden mi? 

Sizler gibi öğrendim. Sizler gibi öğrendim. Hatta bir gazeteci bir arkadaşım aradı şu  ilçedenmişsin dedi. Ben o ilçeye aday bile değildim. Sonra biri aradı değilmişsin dedim.  Böyle öğrendim ama böyle yani. 

  • Nereler için geçmişti? Karaburun için geçti…

Evet, Karaburun, Konak. 

  • Hayal kırıklığı olmadı mı? Çünkü şaşırtıcı gelmişti dışarıdan bakan herkese Hacer Fogun’un İzmir’den aday gösterilmemesi. 

Ne diyebilirim Göksel? Yani hayal kırıklığına uğrasam ne olacak, uğramasam ne olacak? Diyorum ya, tamam böyle bir şey yaptım, bugün olsa  yapmam. Yani hataydı. Bunu görebilmem gerekiyordu. Ama sonuçta ertesi gün ben çalışmama devam ettim. Ben böyle bir insanım. 

  • Orada da zaten bir sıkıntı oldu, hatta hatırlıyorum milletvekili seçilemediğinde  havalimanında çekilen bir fotoğraf var. 

Evet, ertesi gün ben İstanbul’da çalışmaya devam ettim. Yani orada işte gençler öyle bir  şey… 

  • Seçilemeyince çekti gitti algısına yol açtı. 

Ama bütün bunları yeniden yeniden konuşmak istemedim. Özellikle böyle trollere falan filan. Öyleydi de, oraya gitti de buraya gitti de yani. Bak benim içimin rahat olması gerekiyor. Ben ertesi gün nerede olduğumu biliyorum. Bu  kadar. 

  • Vicdanım rahat diyorsun. 

Vicdanım… Ertesi gün nerede olduğumu biliyorum. Oturup orada ben… Çok üzüldüm. Beş bin oyla kaybettim. Oturup orada, hani kendi içime bunu atıp ertesi gün devam ettim. İnsanlar oturup o fotoğrafı tartıştı. 

  • Hatta senin söylediğine göre o fotoğraf… …belediye başkan adaylığında da ayağına çelme  takan bir şeye dönüştü. 

Evet orada göstermişler. Bunlar komik şeyler yani. Böyle siyaset olmaz zaten. Böyle  siyaset olabilir mi? Çok komik. Buna inanmak komik, bunu oraya sunmak komik,  bunu konuşmak komik, bununla ilgili demeçler verenler komik. Şimdi ben ne diyeyim yani? Ne diyeyim böyle insanlara? Ben sonuçta kaldığım yerden çalışmaya devam ediyorum. 

  • Kaldığın yerden devam ediyorsun ama ben orada şuna çok takılmıştım. Özgür Özel’in seni  aradığını biliyorum. Bu partide herkese yer olduğunu söylediğini biliyorum. Yine senin  ağzından dökülen şu sözler de çok ilginçti. CHP’ye sığmadığını söyledin. 

Evet, öyle 

  • Sığmadın mı? 

Yani ben bu meseleleri konuşmak istemiyorum. Bitti benim kafamda. Bitti derken o tartışma bitti. Anlatabiliyor muyum? Yani o anki hissim buydu ve onu yazdım. Şu anda diyorum ya mesela şunu yapmasaydım iyi olurdu. Şunu şöyle yapsaydım daha  iyi olurdu falan. Amabenim için bitti yani. 

  • O olay mı bitti yoksa siyaset mi bitti? Önümüzde de yine seçimler olacak. Hacer  Foggo’yu biz yine arenada görebilir miyiz? Çünkü bu olaylar sonrası TİP’le ve başka partilerle de görüşmelerin olduğunu, TİP’e açık kapı bıraktığını hatırlıyorum. 

Şöyle, TİP’e falan… Yani beni Deva Partisi Genel Başkanı aradı. Ali Babacan. İyi  Parti’den başka biri yazdı. TİP görüşmek istedi. Anlatabiliyor muyum? Görüşmek  isteyebilirler. Ben de onlarla konuşabilirim. Ama yoksullukla ilgili fikirlerimi, nasıl  mücadele edilmesi gerektiğini Sayın Ali Babacan’a anlattım. İyi Parti’ye anlattım o dönemde. TİP’e anlattım. Dedim ki, siz yoksullukla ilgili  mücadelede şöyle bakmalısınız, şöyle bir politika üretmelisiniz. Bunları yapmalısınız. Şimdi  beni AKP’den bir bakan çağırsa, Aile Bakanı. 

  • Tam ben de onu soracaktım. 

Zaman zaman hani arıyorlar, soruyorlar, fikirlerimi söylüyorum. Gider konuşurum ve  anlatırım. Çünkü bizim sosyal devlete ihtiyacımız var. Bütün bu… 

  • Söylediklerimi dikkate alan hangi partiyse oradayım mı diyorsun? 

Oradayım demiyorum Göksel, böyle bir şey olabilir mi? Kapı falan açık, ya öyle bir şey olabilir mi? 

  • Bütün siyasi partilerle görüşürüm, deneyimlerimi, çalışmalarımı aktarırım diyorsun… 

Bunu zaten yapıyorum. Bunu ben sosyal medyada yapıyorum, yazarak yapıyorum,  konuşarak yapıyorum. Dikkat ederseniz, Çocuk işçiliğiyle ilgili Çalışma Bakanı’nı  etiketliyorum sürekli. Yoksullukla ilgili Aile Bakanı’nı etiketliyorum. Eğitimle ilgili Eğitim  Bakanı’nı etiketliyorum. Bu benim AKP’de olmamı gerektirmiyor. Ya da işte İYİ Parti’nin programında yanlış bir şey varsa, İstanbul Belediyesi yoksullukla ilgili yanlış bir şey yapmışsa ya da iyi bir şey yapmışsa alkışlıyorum ya da eleştiriyorum. Cumhuriyet Halk Partisi yanlış bir şey yapmışsa  eleştiriyorum, iyi bir şey yapmışsa da alkışlıyorum. 

  • Bu bir yanıyla gözüm üstünde demek. 

Evet yani çünkü yoksullukla mücadelede bizim sosyal devlete ihtiyacımız var. Bu sosyal devlet kavramı, tırnak içerisinde neredeyse yok olmuş durumda. Şimdi Aile  Bakanlığı’na diyelim ki İzmir’deki beş çocuğun yanması ile ilgili  eleştirilerimi yazarken şu olması gerekiyor deyip etiketlerken bana altta yazıyorlar ki “Neden? Aile Bakanlığı mı yapacak?” Ya da neden Milli Eğitim Bakanı? Bizim devlete  sorumluluklarını hatırlatmamız gerekiyor. Nasıl bir devlet hayalimiz var? Ve nasıl  olması gerekiyor? Yarın Cumhuriyet Halk Partisi iktidarda olduğu zaman da bunu  yapacağım. 

  • Aslında sorumlu vatandaşlık var. 

Sorumlu vatandaşlığın dışında bizim sosyal devlete ihtiyacımız var. 8 milyon çocuk derin yoksulluk yaşıyor. TÜİK rakamı. Bakın OECD ülkeleri içerisinde biz ikinci sıradayız. Ya bu sayıdan her birimizin utanması gerekiyor. Bütün partilerin utanması gerekiyor. Gerçekten korkunç bir yoksulluk var. O yüzden orada kim çağırırsa gitmem, öyle değil. 

  • Siyaseti tekrar düşünür müsün peki? 

Yani şu anda düşünmüyorum. Nasıl bir siyaset olması gerektiğini düşünüyorum ama. 

  • Nasıl bir siyaset olmalı? 

Biraz önce söylediğim gibi, hak temelli bakacak, insan hakları temelli bakacak, çocuk hakları temelli bakacak. Yani mesela yoksullukla ilgili muhteşem konuşan bir siyasetçi olabilir ama hiç Ayşe’nin kapısını çalmamıştır. Sadece seçimden seçime  gidiyordur ya da arada bir gerekli olduğu için “haydi pazara gidelim, pazarda siyaset yapalım” diyordur. Orada fotoğraf çektiriyordur. Bu olmaz mesela. Bu olmaz. Gerçekten oturup kafa yoracaklar. Bu sistemin bütün açıklarını ortaya çıkartan bir yoksulluk  politikası olması gerekiyor. Yok mesela. 

  • Yoksulluğu sona bırakalım dedim ama aslında siyasetle yoksulluğu iç içe konuşarak geldik şu ana kadar. Pek sona bırakmadık, birlikte ilerledik. Ben şimdi şunu merak  ediyorum. Bu kadar geniş bir ağ var ve bu ağ üzerinden sayısız aileye, sayısız çocuğa ulaşan  bir Hacer Foggo var. Bunların sorunlarına ne şekilde yardımcı olmaya çalışıyorsun. Yetkililerle onları mı buluşturarak yoksa başka katkılar sunabiliyor musun? Bu nasıl  gerçekleşiyor? Ne yaşanıyor orada? 

Yani şöyle bir kere aslında dediğim gibi yirmi yıllık bir çalışmam var ve 7 yaşındaki çocuklar 27 yaşında oldu. Bir taraftan politika üretiyoruz. Mesela işte bu biraz önce o verdiğim örnek, işte şimdi TÜİK’te %13.7 değil mi sürekli yoksulluk  oranı? Hiç değil. Tam da bu. Yani yoksulluk kalıcılaşıyor. Çocuğun babası o dönemde kağıt toplayıcıysa  çocuk da kağıt toplayıcı. Tekstil işçisiyse tekstil işçisi. Kuşaklar arası bir yoksulluk devam  ediyor. Bir kere ne olması gerektiğine ilişkin politika notları, bilgi notları yapıyoruz. İkincisi sahada ben mesela diyelim ki bir haneye gittim. Gittiğim zaman zaten Ayşe bana o mahallede ne olması gerektiğini ya da diyelim ki sosyal yardım alıyordur ve bakanlık, sosyal hizmet müdürlüğü birdenbire kesmiş. Ve ne olduğunu bilmiyor. Anlayamıyor ya da gidiyor ya da anlatamıyorlar falan. Şimdi mesela bu konuda işte diyelim ki neresi orası? Çekmeköy Sosyal Hizmetler  Müdürlüğü. Orada ben aracı oluyorum. Onlarla görüşmesini sağlıyorum. Oradan insanları  bulmaya çalışıyorum. Hangi ilçe olursa olsun. Ve bunun gerçek nedenini öğrenmeye  çalışıyorum. İkincisi, mesela İstanbul Büyükşehir Belediyesi…. Diyelim ki, İstanbul kartı birdenbire kesilmiş. Bu sefer İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni, Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’nü arıyorum. Gerçekten mesela çok destek  oluyorlar. Diyorlar ki şu nedenle, bu nedenle falan filan. Kamu kurumları arasında o aileyi, o haneyi güçlendiren çalışmalar yapıyorum. 

İkincisi, bunu yaparken zaten neyin hakkı olduğunu, neyin hakkı olmadığını da nasıl olması gerektiğini de öğreniyorlar. Yani zaten biliyor ama bir taraftan da sorgulaması gerektiğini yani orada illa her gün Hacer’in olması falan gerekmiyor. 

Bir de derin yoksulluk yaşanılan mahallelerde dedim çok fazla çocuk okul devamsızlığı yapıyor. Çok fazla çocuk okul terki yapıyor. Çocuk işçi oranı çok fazla. Bizim derin yoksulluk ağı olarak şu anda yürüttüğümüz en önemli projelerden biri çocukları okulda  tutmak. 

Yalnız annelerin yoksulluğunun ne kadar katmanlı olduğunu  ve bunun ayrı ölçülmesi gerektiğini, ayrıca bir destek olunması gerektiğini anlatmak… Yani siz  derin yoksulluk yaşayan bir hanede eşinizden fiziksel ya da duygusal şiddet gördüğünüz zaman oradan kurtulma olasılığınız varlıklı bir insana göre daha zor. Çok daha zor. Siz orada o şiddete katlanmak zorunda kalıyorsunuz. Bunu görünür hale getirmek, böyle  kadınlara destek vermek, her konuda yani. Onun ayakları üzerinde durmasını sağlamak. Böyle destek verdiğimiz  yalnız anneler var.

  • Destekten ne anlamalı? 

Destek şu bir temel ihtiyaçlar olabilir… İkincisi psikolojik destek. Üçüncüsü mesela o yalnız annenin diyelim ki çocuğu akran zorbalığına uğramış okulda. Işte gidiyor geliyor çocuk yeniden dayak yemeye devam ediyor falan. Orada ona işte bir dilekçe yazmak gibi ilçe milli eğitime dilekçeyi vermesi, sonra onun sonuçlandığını görmesi gibi. 

  • Bunların her biri son derece büyük ve önemli işler. Çünkü Türkiye’nin dört bir  yanından söz ediyoruz. 

Türkiye’nin dört bir yanı değil, İstanbul. 

  • Sadece İstanbul. Her yeri gezdiğini bildiğim için. İzmir’i de anlattın. 

Şöyle yani gittiğim her yerde oradaki oluşuma destek veriyorum. Yani doğrusu da bu  zaten. Yani orada mesela yoksulluk çalışıyorlar zaten. Ben de diyorum ki şöyle yapalım,  birlikte sahaya çıkalım. Mesela Muğla Büyükşehir, buradan Özge’yi de analım. Kadın  dairenin başında. Mesela onlar beni çağırdıklarında biz birlikte sahaya çıktık. Biraz izlemek istediler beni.  Nasıl konuşuyorum, ne yapıyorum falan diye. Şimdi orada böyle muhteşem bir yoksulluk  çalışması yapılıyor. Zaten kadın merkezleri açıyorlar falan, şahane. Ama sahada da yerinde çözümle ilgili bir proje başlattılar. Mesela Rize  Fındıklı Belediyesi, Ercüment Başkan beni aramıştı. Dedi ki, burada şahane üç tane kadın  var ve yoksulluk çalışma istiyorlar. Ben de hemen seni aradım. Atlayıp oraya gittim. Yine onlarla birlikte sahaya çıktık. Şu anda inanılmaz çalışıyorlar. Orada bir oyuncak kütüphanesi kurduk birlikte. Evde kütüphane projesi başlattık. Ama o  kadınlar tek tek tek haneleri geziyorlar. İhtiyaçları belirliyorlar. Ve bütüncül bir destek  vermeye başladılar. Benim dışarıda yaptığım şey bu. Yani gerçekten …inandığım zaman,  eskiden her yere gidiyordum ama şu anda gerçekten… …inandığım zaman ve gerçekten o mahalleye, o kadına  bir faydası olacağını düşündüğüm belediyeler ve insanların toplantılarına koşa koşa  gidiyorum. 

  • O kadar çok eve girip çıkıyorsun ki şunu merak ediyorum, ben de gazeteci kimliğimle… …Türkiye’nin dört bir yanında, özellikle Doğu ve Güneydoğu’da… Normalde  hiçbir şekilde aklımdan bile geçiremeyeceğim hayatlarla tanıştım. O girdiğin evler içinde sende yer eden, iz bırakan, unutamadığın bir ev var mı? Birden  çok da tabii olabilir bu da. 

Mesela işte iki tane engelli kızı olan Yaşlı bir kadın var. 

  • Nerede? İstanbul’da mı? 

İstanbul’da. Bir şeyler yaparak falan hayatını geçindirmeye gidiyor. 

  • Bu niye etkiledi seni mesela? 

Yani fareli bir evde, bebeği olan ve fareli bir evde yaşayan. Şimdi  nihayet onu oradan kurtardık da. Gece sabaha kadar bebeğinin başında fare yemesin diye oturuyor mesela. Bekliyor. 

  • Kaç sene önce oldu bu? 

Nasıl kaç sene? Şimdi kurtardık iki hafta önce tuttu birini. Çok yeni bu. Tabi çok yeni ama böyle çok fazla aile var. Hala  böyle yaşayanlar da var. Sonra o uyuyor kızı bekliyor nöbetçi olarak. 

  • Fare nöbeti! 

Tabii ki fare nöbeti… Öyle yani mesela gelişim bozukluğu olan çocuklar beni çok  etkiliyor gerçekten. 

  • Muhabirlik yaptığım dönemde İstanbul’un orta yerinde veremli bir mahalle vardı. Verem vardı o mahallede. Ve verem de bulaşıcı olduğu için diğer evlere de bulaşıyordu. Bir sürü evde verem vardı yani bu çağda. 

İstanbul’da, yine Fikirdepe’de bir ev var. İşte oturuyorlar. Ev denilemez. Çatısı akıyor. Yani bir köşe yapmışlar. Çocuk o evden her gün okula gitmeye çalışıyor mesela. Şimdi… Bu  çocukların okula gidebiliyor olması bile bazen bir mucize. İşte mesela servis parasını bulmaya çalışıyoruz işte bir şekilde. Anneyi destekliyoruz, gıda gönderiyoruz düzenli. Öğretmen ne kadar önemli, o da onun okula gelmesi için çaba sarf ediyor. Şimdi, dün akşam da mesela bir çocukla konuştuk.  Böyle çocuklara, sadece şunu söylüyorum “ne olur okulu bırakma, tamam mı? Ali, lütfen bırakma”. Yani dersinin iyi geçip geçmemesi, başarılı olup olmaması, muhteşem karne istemiyorum. Okulu bırakma ve müfredata eleştirdiğim halde. Milli Eğitim Bakanlığı’nı en fazla eleştiren insanlardan biri olarak söylüyorum bunu. 

  • Okulu bırakmaması neden önemli? 

Neden önemli? Çünkü gerçekten sokaktaysa her zaman risk altındadır. Yani işte  uyuşturucu riski, suça bulaşma riski, her türlü ihmale, istismara uğrama riskine açık  bu çocuklar yani kız çocukları da erkek çocukları da dahil olmak üzere. İkincisi, bu  döngüden çıkmanın tek yolu eğitim. Tek yolu. Düşün işte, şu anda oturup yapay zekalar bilmem neler falan konuşuyoruz. Yani en azından  liseyi bitirmesi, en azından ortaokulu bitirmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. 

  • Okuldan kopuşlar arttı dedin, sayısal bir veri de vardı elinde. 

Var, Eğitim Reformu Girişimi ve Milli Eğitim Bakanlığı verileriyle bir buçuk  milyona yakın çocuk. Okuldan kopmuş durumda. 

  • Ne kadarlık bir zaman diliminde oldu bu? 

Bu son öğretim yılında. 

  • Ve yoksulluk kopardı diyorsun. 

En önemli nedeni evet derin yoksulluk. Dediğim gibi mesela 2020’de yüzde 16 çocuk  işçiliği oranı, 2024’de 24.9, yüzde 25. Yüzde 8’lik artış var yani. Sistematik olarak artıyor. Çocuk işçiliği üzerinden kurulan bir sömürü düzeni var yani. Bir zenginleşme var aynı zamanda. 

  • Bütün bunları konuştuk ettik ama konuşmasak olmaz dediğim bir şey var. Ben Hacer Foggo’yu orada tanıdım. Sulukule’de. Yani Hacer Foggo aynı zamanda yerinden edilen mahallelerde de hep vardı. O çalışmalar geride mi kaldı? 

Yok şöyle 2006 yılında hem Küçükbakkalköy, Roman Mahallesi o dönemde biliyorsun yıkılmıştı. Sonra aynı anda ben iki mahalleyi birlikte izlemiştim. İşte orada Sulukule platformunu kurduk. Orada başka bir şey yaptık, neyse uzun hikaye. Kitabımda anlattım Askıda Hayatlar’da. O yerinden edilme mesela kentsel dönüşme sonrası da bir ara yazılacak.  Kentsel dönüşüme karşı değiliz. Güçlendirmeye karşı değiliz. 

  • Ama yerinde dönüşüyorsa. 

O insanların bin yıllık tapuları, Osmanlı’dan kalan tapuları olduğu halde siz bu insanları yerinden ettiniz ve oraya başka insanları getirdiniz. Şimdi AKP’de milletvekili olan ve o dönemin belediye başkanı Mustafa Demir’in “önce insan” sloganıyla “dünyanın en güzel projesi” falan diye bahsettiğini biliyorsunuz, o zaman yaptığı bir şeydi. Ve o insanlar şu anda o Sulukule’nin çeperinde oturuyor, çeperinde… Hala  görüşüyorum. Ve korkunç bir derin yoksulluk içerisinde yaşıyorlar şu anda. Ya da işte Sulukule’de son evi yıkılan, mücadele ettiğimiz, dava açtığımız Gülsüm teyze, huzur evinde vefat etti. Ev rüyasıyla, ev hayaliyle hayata veda etti. Oradan çıkanlar da orada derin yoksulluk içerisinde yaşamaya devam ediyor. Şimdi “Nasıl bir kentsel dönüşüm, nasıl bir sosyal dönüşüm”ün de tartışılması gerekiyor. Tabii ki deprem  nedeniyle güçlendirilmesi gerekiyor. Ama siz bu insanları daha fazla yoksulluğa itiyorsanız, siz Küçükbakkalköy’de bu insanların evini yıktığınız zaman o insanların çocukları yoksulluk içerisindeyse ve bu yoksulluğu derinleştiren çoğaltan bir projeyse işte bütün bu iki sonucu araştırıp “ha demek ki şöyle yapmamız gerekiyor” dememmiz lazım. Yani Granada’da Roman mahallesinde de bir dönüşüm oldu ve bugün dünyanın en önemli müzik turizm merkezi ve ülke buradan para kazanıyor. Hem de orada romanlar da para kazanıyor bu dönüşümden. Ama siz dağıttınız. Üstelik dünyada ikinci  yerleşim yeri olarak biliniyor. 

  • Bir kısmı da Toki konutlarına götürülmüştü diye hatırlıyorum. 

Hepsi geri döndü. Taksitleri ödeyemediler. Onlar kiracılardı. Biz öyle bir hak içinde o  dönemde bir savunuculuk yapmıştık. 

  • Gerçekten bu kadar sayısız ödülün var bu arada. O ödülleri hiçbirinin boşuna olmadığının da altını çizen bir program oldu. Emeğine yüreğine sağlık. 

Çok teşekkür ederim. 

  • Hakikaten iyi ki varsın dediğimiz insanlardan birisin. 

Çok teşekkür ederim. 

  • Bitirmeden Kurtlar Sofrası’nda kadınlara, bizi izleyen kadınlara neler söylemek istersin? Bu  nasıl bir sofra? O sofrada dik durmanın yolları neler?

Gençlerle sohbet ederken, biz de psikolog gençler, öğrenciler de falan, bir  tanesi dedi ki, “size her geldiğimde hep böyle umut dolu konuşuyorsunuz, öyle  hikayeler anlatıyorsunuz, hiç umudunuz bitmiyor dedi. Bir kere işte bunu söyleyeceğim  

yani umut. Ama şöyle, ama böyle ama böyle ama hepsinden önemlisi aslında sizin dünyaya  bakışınız. Sizin hayaliniz, sizin nasıl bir ülkede yaşamak istediğiniz, sizin nasıl bir sosyal devlet hayaliniz. Bence hiçbir zaman hiç kimse umudunu kaybetmesin. İkincisi gerçekten  dayanışma çok önemli. Dayanışmayı yaygınlaştırmamız çok önemli. İnsan hakları temelli bakmak, kadın hakları  temelli bakmak, toplumsal cinsiyet eşitliği üzerinden. 

  • Bunlar olması gereken değerler ama sofrada sizi dik tutabilen değerler mi aynı zamanda?  

Evet. Çünkü öyle bir dünyanın var olabileceğine inanıyorum. Yani çünkü benim için kişiler önemli değil. Öyle bir dünyanın varlığına ya da öyle güzel projelerin başka ülkelerde ya da başka  yerlerde hayata geçmiş neden burada geçmesin? Ya da yeni bir şey neden hayata geçmesin? Buna  inandığınız zaman yani orada ne konuşursa konuşsun önemli değil ben bildiğimi okurum.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.