İBB davasında 19. gün – Necati Özkan: “Hüseyin Gün yerine beni örgüt yöneticisi yapsalardı daha anlaşılır olurdu”

İSTANBUL (Medyascope) – İBB davası 19. günde devam etti. Necati Özkan savunmasında “Hüseyin Gün kim Başkanım ya? Hangi hakla, hangi yetkiyle, hangi yetenekle o kim ki bana talimat versin?” dedi. İşte davada yaşananlar.

İBB davasında 18. gün
Necati Özkan: “Hüseyin Gün yerine beni örgüt yöneticisi yapsalardı daha anlaşılır olurdu”


Haberin özeti

  • İBB davası, 414 sanığın yargılandığı ve Necati Özkan’ın savunma yaptığı 19. günde devam etti.
  • Ekrem İmamoğlu duruşmada Melih Geçek’e baskı yapıp yapmadığını sordu ve Geçek, İmamoğlu’nun sözlerini hatırlattı.
  • Avukat Koçoğlu, müvekkilinin manipulate edilmeye çalışıldığını savunarak, dosyada tehlikeli pazarlıklar olduğunu belirtti.
  • Necati Özkan, Hüseyin Gün hakkında sert eleştirilerde bulunarak onun yargılananlarla herhangi bir irtibatının bulunmadığını ifade etti.
  • Necati Özkan, iddianamenin inandırıcılığını yitirdiğini ve kendisinin herhangi bir örgütle bağlantısının olmadığını savundu.

Tutuklanarak İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 92’si tutuklu 414 sanığın yargılandığı davanın ilk duruşmasına, 19’uncu günde devam edildi.

Duruşma, dün (8 Nisan) savunması alınan İSTTELKOM A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek’in çapraz sorgusuyla başladı. Ekrem İmamoğlu, Geçek’e, “Melih Bey, son olarak kurumumuzda bir genel müdür makamında görev yaptınız. Burada benim bir baskım ya da bir telkinim oldu mu? Sizi sorgulayan insan kaynakları kurulumuzda, genel sekreterimizde ya da insan kaynaklarından sorumlu danışmanımızda size herhangi bir yönlendirme, tebliğ ya da telkin oldu mu?” diye sordu.

melih geçek

İmamoğlu mahkeme heyetine seslendi

Geçek, “Asla duymadım. 2019 yılından, sizin bir sözünüzü hiç unutmam ‘Kimse bana ben ne olacağım diye gelmesin’ dediniz. İşe başlamadan önce sizinle fotoğraf çektirdim. 5 dakikalık görüşmeydi” dedi.

İmamoğlu devamında şunları söyledi:

“14 yıllık yol arkadaşım olan Melih Geçek gibi tertemiz, pırıl pırıl bir insanın, altı ay gibi bir sürede, liyakat sürecinden geçerek genel müdür olabildiği bir kurumdan bahsediyoruz. Böyle bir insanı ‘özel vasıflı üye’ gibi tanımlarla suçlamak, buradan bir suç örgütü çıkarmaya çalışmak kötü niyetli bir yaklaşımdır. Hiçbirimizin tanımadığı bir kişi üzerinden, benim adıma bir örgüt yöneticiliği kurgulamak; bu iddianamenin ne kadar temelsiz olduğunu gösterir. Bu nedenle açıkça ifade ediyorum: Bu iftiraname çöp değil, çöpün içinde çürümüş bir çöptür.”

Melih Geçek’in avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu, savunması sırasında çantadan 500 bin TL olduğunu söylediği balyaları çıkardı ve şunları söyledi:

“İki sene sonra çıksam, ‘Mahkeme heyeti rüşvet aldı’ desem, para burada, çanta burada, ne yapabilirsiniz, kendinizi nasıl aklayacaksınız? Bu insanlar almadıkları rüşvetle, iftirayla yargılanıyorlar. Ayıptır günahtır, savcılık makamı bu kadar mı saptı hukuktan? Benim müvekkilim hakkında rüşvet iddiası yok, rüşvetten neden tutuklandı? HTS BAZ’larla bu işi kurtaramazsınız. Siz insanları bu şekilde yargılıyorsunuz. Biri çıkıyor, ‘Para verdim’ diyor, ispatı yok.”

Avukattan Ertan Yılmaz hatırlatması

Gökçehan Koçoğlu, dosyanın itirafçılarından Ertan Yıldız’ın ifadesi sırasında AKP’li Meclis Üyelerinin Akın Gürlek’in odasında olduğunu iddia etti. Koçoğlu şunları söyledi:

“İBB dosyası daha avukatlarında değilken, adliyede Akın Gürlek, etkin pişmanlıkçı Ertan Yıldız’ın ifadesini alırken, AKP’li Belediye Meclis Üyesi doğrudan odaya girdi. Diyorum ki davanın taraflarını muhatap almayan savcılık makamı, AKP’li Belediye Meclis Üyesini muhatap alıyor kendisine. Şimdi diyeceksiniz ki: ‘Ya bu adam başkan, kaç dakika oldu?’ Sizde süre var; 31. Diyeceksiniz ki: ‘Ya 31 dakikadır bu adam ne anlatıyor?’ Diyorsunuzdur muhtemelen, hak veriyorum. Ama ben tekrar söylüyorum; bu davanın siyasi saiklerle gittiğini anlatmadan buradaki eylemi de anlatamam. Mümkün değil. Bu dava baştan sona siyasi saiklerle yürütülmüştür.”

Gökçehan Koçoğlu, Ertan Yıldız’ın isminin iddianamede “Ertan Yılmaz” olarak geçtiğini hatırlattı, “Ertan Yıldız’ın tahliye kararını okuyorum. Farkı herkes görsün: ‘Suçun vasıf ve mahiyeti (bin küsur yılla yargılanıyor!), mevcut delil durumu, şüpheli savunmalarının alınmış olması, sabit ikametgah sahibi olması, tutuklamanın zorunlu şartlarda başvurulan istisnai bir koruma tedbiri olması, ölçülülük ilkesi…’ Ertan Yıldız’ı (veya Yılmaz’ı) bu gerekçelerle tahliye eden akıl, buradaki insanlardan ne istiyor? Suçun vasfı ve mahiyeti sadece buradaki insanlar için mi değişiyor? Ertan Yıldız dışarıdayken, Murat Abbas dışarıdayken bu insanların suçu nedir? Hepsi 13. eylemden, tek bir eylemle yargılanıyorlar” dedi.

Savcılık ifadesinde yaşananlar

Öğle arasından sonra savunmasına devam eden Melih Geçek’in avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu, Adalet Bakanlığı’na Personel Genel Müdürü yapılan İBB savcısının, müvekkilini “manipüle etmeye çalıştığını” söyledi:

“Savcı Cahit Cihad Sarı, ‘Melih, gel ben sana çok iyi çalıştım’ diyerek müvekkilimi ifade öncesi baskıya almıştır. Çok iyi çalışmış hali buysa, çalışmamış hali ne olur? Çok merak ediyorum. İfade sırasında ‘Kamuda iki tür yönetici vardır Melih; bir imza atsın diye oturtulanlar, iki senin gibi yönetsin diye oturtulanlar. Sen ikinci gruptasın gel bana anlat’ demiş. Daha ifade dahi almadan Melih Geçek hakkındaki görüşlerini gösteriyor. Kendisi acaba hangi sınıfta? Bu doğru bir yaklaşım değil. Müvekkilimin anlattığı şeyleri de yazmamış tutanağa. ‘Ben Melih Geçek’i nasıl manipüle ederim’ diye her şeyi yapmışlar.”

Avukat Gökçehan Koçoğlu, dosyanın itirafçılarından İBB Bilgi İşlem Daire Başkanı Naim Erol Özgüner’in, Çağlayan Adliyesi’ndeki terör ve örgütlü suçların yer aldığı savcılık katında “kız arkadaşıyla yemek yediğini” söyledi:

“İBB’nin KVKK sorumlusu kim? Naim Erol Özgüner. Nerede? Yok. Dağa kaçtı herhalde? Burada olsa ben ona sorular soracaktım. Benim gidemediğim 7. katta kız arkadaşıyla yemek yiyor. Bir savcı bir şüpheliyle kanka olamaz. Bunu yapamazsınız. Benim müvekkilime niye vermediniz yemek?”

Naim Erol Özgüner’in savcılıkta verdiği birbirinden farklı ifadelerle, Eylem 13 kapsamında 25 kişi tutuklu yargılanıyor.

Savcı, Özgüner hakkında suç duyurusunda bulunma talep etti

“Naim Erol Özgüner Eylem 16’da telefon üzerinden pazarlık yapmıştır” diyen avukat Koçoğlu, “Bu dosya pazarlıklarla dolu, savcının hissiyatlarıyla yazılmıştır” dedi, İmamoğlu “İddia makamı şaibelidir” dedi diye karşılık verdi:

“Avukat Mehmet Yıldırım Naim Erol Özgüner’in avukatıdır. Bir yayına çıktı borsacı avukat. Nasıl pazarlık yapıldığını duyacaksınız. (Video oynatılıyor, Yıldırım konuşuyor) ‘İlerleyen süreçte Erol Bey’in (Erol Naim Özgüner) de gördüğü çok somut bir şey vardı. Erol Bey de bunu gördükçe bundan bahsetti. Bu telefonun Erol Bey’de bulunduğu ilgili adli makamlar tarafından biliniyordu bu arada. Bu ilerde ortaya çıkacaktır.’ Bu telefon üzerinden yapılan ahlaksız pazarlıktır. Savcılık madem telefonun onda olduğunu biliyorsun o güne kadar neden almadı? Acaba, ‘Sende telefon var biliyoruz bize başka bir şeyler anlat’ mı dediler? Naim Erol Özgüner 23 Mart’ta kendisi hakkında soruşturma yokken telefonun fotoğrafını çekmiş, avukatı aracılığıyla savcılığa götürmüş. Bakın bu pazarlıktır. İnsanlar bu pazarlık nedeniyle burada tutuluyor. Polis ’27 Nisan’da telefona el koydum’ diyor. 12 Mayıs’a kadar bu telefona ne yaptınız? Kendi özgürlüğüyle pazarlık yapmış.”

Avukat Gökçehan Koçoğlu’nun savunmasının sona ermesinin ardından duruşma savcısı söz aldı. Savcı, Erol Naim Özgüner hakkında 13 numaralı eylemden “Kişisel Verileri Başkasına Verme, Yayma veya Ele Geçirme”den suç duyurusunda bulunma talep etti.

Hakim, Necati Özkan’ın savunmasına geçilmeden önce “Buradan çıkınca kimseyi dinleyesim gelmiyor” dedi.

“Hoş geldin 007”

Necati Özkan savunmasına başladı.

Necati Özkan, “casusluk” dosyasında da ismi geçen Hüseyin Gün’den bahsetti, “‘Hoş geldin 007′ dediler. Önce kötü niyetli algıladım ama anladım ki kötü niyet yok. Bakın devletin güvenlikleri gülüyordu” dedi:

“Kim bu Hüseyin Gün? Başkanım size her şey adına yemin ederim adamı hatırlayamadım. 26 Ekim Cuma günü Erkan Bey beni ziyarete geldi. Bana fotoğraf getirdi. Ekrem İmamoğlu ile ofiste çekilmiş bir fotoğraf. Adamı hatırlayamadım ama kadını hatırladım. 17. yüzyıl Fransız kadınları gibiydi, ‘Tamam’ dedim bu iş komedi. Komedi olmadığı ortaya çıktı. Tutuklandık. Erkan Bey’den rica ettim, bir uzman bulun. Ben anlamazsam Türk milleti, mahkeme hiç anlamayacak. Bakıyorsun yok CIA yok MOSSAD yok MI6. Uzman bir rapor hazırladı. Anladım ki bomboş. Bu devlet ne zaman bu hale geldi? Nasıl bunu fark etmedik? Nasıl engelleyemedik? Eşim geldi dedi ki, ‘Bunu ciddiye alıyorsun millet ciddiye almıyor’. Niçin inansınlar ki ama milletin bir kısmı yüzde 5’i, bana casus diye bakacak. Kandıra’ya tekrar geldim, ‘Hoş geldin 007’ dediler. Önce kötü niyetli algıladım ama anladım ki kötü niyet yok. Bakın devletin güvenlikleri gülüyordu”

Necati Özkan, arşivci olduğunu, bu nedenle dikkatli olduğunu vurguladı, “Ben arşivciyim dikkatliyim, bu örgüt olsa görürdüm. Yok. Hüseyin Gün’ü görünce, bitti bu iddianame Sayın Başkan. Parçalardaki tutarsızlık bütünü yok eder. Hüseyin Gün yerine beni örgüt yöneticisi yapsalardı daha anlaşılır olurdu. İmamoğlu benim yöneticim değil, ben ondan para almam hatta benim patronum değil; benim patronum CHP Genel Merkezi olmuştur, CHP İstanbul İl Başkanlığı’dır. Ekrem İmamoğlu benim dostumdur” dedi.

“Hüseyin Gün kim ya?”

Necati Özkan savunmasını şöyle sonlandırdı:

“Beni Hüseyin Gün’e bağlı özel vasıflı üye yapmışlar. Az önce söyledim; ben… Hüseyin Gün kim Başkanım ya? Hangi hakla, hangi yetkiyle, hangi yetenekle o kim ki bana talimat versin? Hüseyin Gün’ün burada yargılanan insanlardan kiminle herhangi bir irtibatı olmuş? 2019 Ağustos sonundan itibaren tek bir temasımız yok adamla. Ama örgütün yöneticisi olmuş burada. Dolayısıyla yani iddianamenin dediğim gibi tüm inandırıcılığını berhava ediyorum. Ekrem İmamoğlu ile ilişkisinde zaten kendisi anlatacaktır; ilk sekiz dakikalık bir tebrik görüşmesi.

Bütün anlatılanlar aslında benim örgüt üyeliği ya da özel vasıfa haiz örgüt üyeliği olabilmemle ilgili hakikate aykırı. Hayatın olağan akışına aykırı. Benim pozisyonuma aykırı. Benim durumuma aykırı. Benim münderecatıma aykırı, sicilime aykırı şurada.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.