Aslı Tunç yazdı | Trol: Alem sanal, yaralarımız gerçek

“Meslek hayatını ameliyat masasına yatırmışlar. Kariyerine canlıyken otopsi yapıyorlar. Organlarını çıkarıp tekrar takıyorlar. Ama hepsi diplomasız sahte doktor.”

Öfke krizinden hemen önce böyle haykırır Türkiye’nin en gözde dizi oyuncularından Kaan Balaban. Narsisizme bulanmış, bulutlar üzerindeki şatafatlı hayatı sosyal medya trolleri tarafından yerle bir edilmektedir. Oysa ağzında gümüş kaşıkla doğmuş bir çocuktur Kaan Balaban. Türk sineması ve tiyatrosunun efsane yönetmeni Erhan Balaban’ın ve kostüm tasarımcısı Nilüfer Balaban’ın biricik oğulları. 8 yaşındayken dizi dünyasına giren, 23 yaşında Afife Jale Ödülü’nü kazanan en genç oyuncu. En çok izlenen dizide kaşesi yüksek bir başrolün getirdiği şöhretle, reklam anlaşmalarıyla, bolca küstahlık ve özgüvenle çevrili bir hayat. Bu parıltılı ve yüzeysel hayatta kendini iyi bir oyuncu olarak kanıtlama çabasıyla akşamları oynanan Brecht. Karşılaştığı emekçi insanlara kötü davranması ve antipati nesnesi olması dışında, Kaan Balaban’ın hayatı kusursuz görünmektedir. Zaten ona göre bu sıradan insanların tepkileri umurunda bile değildir. Tek derdi son model Porsche’sinin üzerine kuşların pislemesiyken, bir gün olanlar olur. Kaan Balaban abartılı oynadığı bir sahnenin ardından sosyal medya linçine maruz kalır. Anonimliğin ardına sığınan Kel Örümcek rumuzlu bir trol adım adım Kaan Balaban’ın hayatını altüst edecektir.

trol
Aslı Tunç yazdı | Trol: Alem sanal, yaralarımız gerçek

Tempoyu hiç düşürmeyen bir roman

Trol, yazar Doğu Yücel’in Can Yayınları’ndan çıkan son romanı. Öncelikle Trol’u bir solukta okuduğumu ve romanın bir an bile tempoyu düşürmediğini belirtmem gerekiyor. Yücel’in son derece kıvrak, akışkan ve kara mizaha açık dili çok başarılı. Özellikle akademik dünyada sosyal medya, sanal medya linçi, “öfke yemi” denilen “rage bait” ve nefret söylemi gibi konulara ilgi duyan birisi olarak bunu çağdaş bir edebiyat anlatısında görmek bana iyi geldi. Doğu Yücel kurgusunun merkezine Kaan Balaban’ı ve onun perspektifini koysa da romanın sonlarına doğru kısa bir süre projektörünü trolün iç sesine çeviriyor. Roman yapısal olarak bence sadece bu bölümde tökezliyor. Kaan Balaban’ın dünyasından neden çıktığımızı anlayamıyoruz çünkü trolün perspektifi romanın o noktasına kadar olan biçimsellikte de anlatılabilirdi. Ancak yazar ilerleyen bölümlerde kurguyu tekrar toparlıyor ve sürprizli bir sonla okuru ödüllendiriyor.

Trol sanal dünyanın çok ötesinde ciddi bir dizi sektörü eleştirisini de barındırıyor. Oyuncuların çalışma koşulları, emekçilere olan vefasızlık, yapımcıların acımasızlığı, oyuncuların gerçek hayattan kopukluğu kurguya çok iyi yedirilmiş. Romanın geneline yayılmış ve birbirine ustaca teyellenmiş pek çok metafor görüyoruz. Bunlardan en önemlisi maske. Gizemin ve saklanmanın simgesi olan maske bir özgürleşme nesnesine dönüşüyor. Maske, şamanizmden, Antik Yunan’a ve sonunda performatif bir aksesuara kadar anonimlik ve trol kavramlarına derinlikli bir yaklaşım getiriyor.

Sakın trolü besleme yoksa…

Sosyal medya tüm acımasızlığı ve hoyratlığıyla Kaan Balaban’ın hayatını lime lime ederken, kahramanımız önce kibrine, sonra öfkesine yeniliyor. Sakın “trolü besleme” uyarılarına inat, başına açılacak onca beladan habersiz Franz Kafka’dan alıntı yapıyor önce: “Davranışlarındaki o aşırı özgüvenli tavırlar sadece cahil olmalarının doğal bir sonucuydu.”  Bu mesajın ardından sosyal medya adeta bir ejderha ya da mitik bir canavar gibi Kaan Balaban’a ateşler salmaya başlıyor. Kahramanımız ise çoktan bu zehirli çukura düşmüş vaziyette:

“Sosyal medyayı açıyorsun. Açmasan olmaz mıydı? Olmazdı. Öfke de bir bağımlılık çünkü. Tadını bir kere aldın, devamını istiyorsun. Sakladığı zulaya ulaşmaya çalışan bir bağımlının titreyen elleriyle ekranı aşağıya kaydırıyorsun. Ve işte buldun: Beklenen trolden beklenen hamle gelmiş. Kel Örümcek’in sayfasında yeni bir mesaj var.

Kırmızı pelerinin arkasındaki matador o. Bakalım bu defa seni nasıl kızdıracak.”

İtibarı ve meslek hayatı adeta bir mızrak yağmuruyla delik deşik edilen birinin hikâyesinin çok ötesinde bir anlatı, Trol. Gerilimi ve kara mizahı iyi dengelenmiş, yer yer insanın içini acıtan bölümlerin de hikâyeye sızdığı bir modern hayat serüveni. Edebiyat sevenler kayıtsız kalmamalı.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.