Kemal Can yazdı | Siyasette duygu durumu 2: Ara seçim ne işe yarar?

“Kınadığınla sınanmak” lafına —başkalarıyla ilgili olarak— çok sık müracaat edilir. Oysa her faninin başına hem de birden çok kere gelen çok yaygın bir durum. Son zamanlarda —birkaç on yıldır— Türkiye’deki politik hareketlilik ve büyük aks kaymalarıyla birlikte, siyasi pozisyonlar için fazlasıyla gündeme geliyor. Her türlü tartışmada ve hemen herkes, mevcut durumuyla ya da bir zaman yaptıklarıyla ilgili eleştiri, serzeniş veya suçlama hatta tespit karşısında; gündeme getireni tartışma konusu yaparak hemen “ötekilerin” sicilinden bahsediyor. Böyle bakınca, herkes için yapılmış bir yanlış veya eksik bulmak ve herkesi bir zaman temas ettikleriyle etiketlemek mümkün. Dolayısıyla bu yolu kullanarak sıvışacak koridor ve karşı saldırı kapısı hep bulunabiliyor. Ancak temel mesele, kıyaslamalarla —çoğu zaman iki yanlıştan bir doğru çıkararak— meşruiyet ararken, ahlaki-hukuki ilke sınırlarını, mantık standartlarını ihlal etmemek.

Kemal Can yazdı | Siyasette duygu durumu 2: Ara seçim ne işe yarar?
Kemal Can yazdı | Siyasette duygu durumu 2: Ara seçim ne işe yarar?

Güncel siyasi davalara ve yargının tutumuna itiraz edilirken, benzer yaklaşımlarla saldırı ve suçlama atakları üretmemek lazım. Kuralsız (hatta kanunsuz) ve son derece keyfi yargılamaların temel yöntemi, en temel hukuk kaidelerini yok saymak, çarpıtmak veya kişiye özel hâle getirmek. Suçun kanuni olması, masumiyet karinesi, delil bulmanın iddia makamının yükümlülüğü olması, şüpheden sanığın yararlanması gibi. Suçlama yapılıp, yapanın kendini savunması ve aklaması isteniyor. Sanki suçsuzluk kanıtlanmaya tabiiymiş gibi. Ayrıca suça (ya da suçlamaya) dair iddialar, “öyle deniyor”, “öyle değerlendiriliyor” gibi son derece sübjektif kanaatlere ve çoğu son derece uyduruk bulgulara yaslanıyor. “Ben öyle düşünüyorum ve bu bana yeter ama senin işin zor” tavrı. Ancak aynı mantığın muhalefet çevrelerinin iç tartışmalarında kullanıldığını görmek üzücü. Yine kutuplaştırma dilinin mottosu “bunlaaar” sözünü sık duymak da öyle.

Düşmanına benzemek

Muhalefet kamuoyunda her vesileyle çıkan, çıkarılan, tırmanan, tırmandırılan çeşitli tartışmaların —aslında tahammülsüzlük hezeyanlarının— ölçüsü iyice kaçtı. Canlı hatta sert politik tartışmalara, yüzleşmelere, hesaplaşmalara hiçbir itirazım yok. Fakat tartışma kılığında yapılan üst çizme veya tahammülsüzlük krizleri çok rahatsız edici. Tamam, sıkıntı büyük, iyimser olmak için gerekçe bulmak giderek zorlaşıyor ve kırılganlık umutsuzluğu kolay kışkırtıyor, bunu anladık. Sorunlar ağırlaşırken, düzelme ve değişme ihtimaliyle birlikte umut da zorlanıyor. Uzun süren ve yüksek ataklar hâlinde tazelenen travmaların biriktirdiği öfke, tehlikeli asıl aktörlerden daha kolay erişilecek sorumlular bulmak ve gidip risksiz biçimde pataklayarak rahatlamak istiyor. Öfkeyi kol erimindekinden çıkarmak kolay ve risksiz. Ancak anlayışlı olmaya çalışmanın, öfkenin suyuna gitmenin de sınırı olmalı ve aslında bunun kimseye bir faydası da yok.

Yine birileri çıkıp “muhalefete muhalefet etme” ezberine, “ama biz neler çektik” kalkanına başvuracaktır ama artık muhalefet kamuoyunun —özellikle aktif sözcülerinin— ve medyasının, iktidarın yarattığı “tartışma” adabına fazlasıyla uyum sağladığını görmek, söylemek ve buna itiraz etmek gerekiyor. Nasıl “başkanlık sistemi garabetiyle” ittifak siyaseti bir mecburiyet gibi normalleştirildiyse; iktidarın yerleştirdiği, en yüksek perdeden, mesnetsiz suçlamalarla tartışma (zemin) kazanma yöntemi de öyle benimsendi. İktidar nasıl ülkenin yarısının hain olduğunu, sorunların hep “dışardan” gönderildiğini anlatıyorsa; muhalefet kamuoyunda da büyük bir “hain” güruhu olduğu ve sanki hiç sorun yokmuş gibi her sıkıntının “dış kaynaklı” olduğu söyleniyor. Herkes ötekini tarif ediyor. “Bunlaar” kalıbı, komplo yaklaşımı aynen kopyalanıyor. En kaba genellemeler, en zorlama bağlantılar son derece ağır suçlamaların kanıtı sayılıyor.

Öfkenin itham sabırsızlığı

CHP seçmeninin bir kısmı, medya ve sosyal medya ve siyasi sorumluluktan azade siyaset esnafı tarafından manipüle edilen bir ruh hâlinin ağır baskısı altında. Abartılı sıfatlar eşliğinde yapılan betimlemeler, olumsuzlukların ve özellikle ekonomik sıkıntının sürekli tekrarı dışında hiçbir şey duyulmak istenmiyor. Durumu anlamak, konuşmak; seçenekleri, fırsat veya riskleri tartışmaya kalkmak büyük “lüzumsuzluk”. İktidarın yaptıkları, yapabildikleri, muhtemel hamleleri üzerine yapılan bütün değerlendirmelere, “Erdoğan güzellemesi” denebiliyor; CHP’nin muhtemel sıkıntıları veya tamamlaması (en azından konuşulması) gereken her sorun “moral bozuculuk” sayılıyor. Üstelik hepsinin arkasında büyük komplolar var. “Zaten bunlaar” diye başlayan ve iktidar savcılarıyla yarışacak kadar ağır ama bir o kadar da dayanaksız ithamlar ileri sürülüyor. Mantığa, olay kronolojisine, neden-sonuç ilişkisine uymayan bağlantılar, bağlamlar üretiliyor.

Kemal Can yazdı | Siyasette duygu durumu 2: Ara seçim ne işe yarar?
Kemal Can yazdı | Siyasette duygu durumu 2: Ara seçim ne işe yarar?

Elbette, hem iktidarın ayakta kalma stratejisinin baş hedefi hem bir değişiklik ihtimalinin en yakın adayı hem de itiraz potansiyelini taşıyan ana (tek) aktör olduğu için, CHP çok özel bir konumda. Ne kadar hak ettiği, bu pozisyonu nasıl kazandığı, taşıyıp taşıyamayacağı tartışmaları yapılabilir ama hâl böyle olunca, CHP’nin en azından karşısında durmamak, hiç olmazsa hırpalamamak bir “muhalefet kriteri” sayılabilir. Örneğin Murat Sevinç, “CHP’ye destek olmak ile demokratik-laik cumhuriyet savunusu, hemen hemen aynı şey” diyor. İBB davasıyla sınırlı olmayan kuşatma ve “mutlak butlan” davası yüzünden CHP’nin yola devam edebilmesi bile kritik bir savunma hattı hâline geldi. Zira CHP denklemden düşer veya pozisyonunu kaybederse alternatifi mevcut değil. Bu realite karşısında, her türlü siyasi tavırsızlığı veya hareketsiz kalmayı, “CHP’nin peşine takılma mecburiyetinden sakınma” diye gerekçelendirmek gerçekçi değil.

Siyaset dışında beklemek

“CHP’nin peşine takılmak zorunda mıyız?” savunmasının, en çok kimler tarafından kullanıldığını tahmin etmek hiç zor değil. Sorunlu süreç mimarisini rasyonalize etmek için “önce barış sonra demokrasi” kronolojisine başvurmak zorunda kalmak, bu öncelik tercihi her zorlandığında bir dizi alerjik reaksiyonu tetikliyor. Sıkıntılı pozisyonu, pragmatik gereklilik olarak kabul etmeyip, saldırgan biçimde bunun “siyaset yapmak” sayılmasında ısrar, fazla zorlanıyor. En kolay ve harcıâlem suçlama “bunlaar barışa karşılar” argümanı ya da daha saldırgan versiyonu “Kürtler hep dayak yesin isteniyor” sözü de aşırı kullanımdan epey yorgun. Böyle düşünmeye, davranmaya hatta DEM seçmenini böyle suçlamaya hevesli çevrelerin olması, süreç mimarisi yüzünden boş bırakılan siyasi alana dikkat çeken herkesi azarlama hakkı vermemeli. Genelleme ve niyet okuma sorgulamak, kimse için —mağduriyet kefareti— doğal bir hak sayılmamalı.

Kemal Can yazdı | Siyasette duygu durumu 2: Ara seçim ne işe yarar?
Kemal Can yazdı | Siyasette duygu durumu 2: Ara seçim ne işe yarar?

Kürtlerin barış ve siyaset arzusu, süreçle ilgili hâlâ devam eden “bekleme tercihi”, Newroz’da sergilenen meydan enerjisi; kurumsal olarak etkili siyaset yapıldığının kanıtı olamaz. DEM’in Cumhur İttifakı’nın parçası olduğu ne kadar haksız bir iddia ise süreçteki rolünün “belirleyici siyaset” olduğu tezi de o kadar zorlama. Çünkü bu siyasetsizlik en çok süreç bakımından geçerli, hatta bizzat Öcalan’ın (Demirtaş’ın yapıp sessizliğe çekildiği) eleştiri başlıklarından biri. İktidara “hadi artık bir şey yapın” demek; değil siyaset, siyasete etki bile sayılmaz. Ayrıca önce Suriye şimdi İran bağlamında sık kullanılan ve muhtemelen önümüzdeki dönemde daha çok önümüze getirilecek, “gördünüz mü sürecin önemini” söylemi de, konunun giderek daha “siyaset üstü” bir zemine itilmesi ihtimalini büyütüyor. Dolayısıyla “Kürtlerin kullanılabilir olduğu” iması da onlara yönelen her beklentinin “kullanma hevesi” sayılması da aynı ölçüde indirgemeci.

Muhalefet dışında beklemek

Teknik olarak muhalefet blokunda sayılan ama tam olarak nerede durdukları ve neye muhalefet ettikleri pek anlaşılamayan dağınık bir partiler havuzu mevcut. Zaman zaman birileri tarafından iktidar alternatifi olacak kadar yüksek bir potansiyeli olduğu iddia edilen, gerekçesi pek anlaşılmasa da “doğal demokrasi müttefiki” olacağı varsayılan, MHP dışındaki milliyetçi partiler —en azından topluca— en büyük grup gibi. AKP’den kopmuş veya onun içinde erimeye direnmiş olan muhafazakâr partiler ise hızla “diğerleri” kategorisine doğru büzülüyor. Bu tablodan, 2022’de çok yatırım yapılan hatta tek seçenek sayılan muhalefet bloku çıkarmak pek mümkün değil. Partiler kalabalığının önemli bir kısmı tepki öbeklerini tutacak bentler, tortu havuzları veya ağları kurmuş bekliyor ve muhtemel kurumsal ittifakları tek siyasi iştigal alanı olarak görüyor. Aslında siyasetin ve muhalefetin dışındaki bir odada, “görüşme sırası” bekler gibiler.

Kemal Can yazdı | Siyasette duygu durumu 2: Ara seçim ne işe yarar?

Özgür Özel’in “ara seçim” konusundaki hamlesi, asıl olarak iktidarın “seçimden ve aslında şimdiye kadar yaslandığı millî iradeden kaçan” olarak etiketleneceği bir taktik sıkıştırma hamlesi. Seçimin —ve seçim olabilirliğinin— provası, bir tür özgüven testi. Diğer yandan, sertleşen operasyonlar ve küresel konjonktüre yaslanarak iktidarın artan güç gösterilerinin önünü kesmek; anket ve araştırmalarla desteklenen muhalefet umutsuzluğunu dağıtmak da önemli faktör olmalı. Hamlenin nasıl sonuç vereceği, iktidarın nasıl tavır alacağı, bir işe yarayıp yaramayacağı çok tartışıldı, hâlâ konuşuluyor. Ancak taktik siyasi hamleler sadece iddialarını gerçekleştirdiklerinde sonuç doğurmaz. Pozisyonları değiştirmeyi, harekete geçmeyi zorlayarak siyasi alanı ve aktörlerin hepsini etkileyerek “sonuçlar” üretebilir. Bu açıdan, muhalefet kamuoyunun bir kısmını frenleyen, bekleten, durduran kurumsal dirençleri de etkilediği veya etkilemek istediği düşünülebilir. Tepkilerin ölçüsüzlüğü biraz da bu yüzden.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.