İSTANBUL (Medyascope, Ajanslar) – ABD ile İran arasında İslamabad’da yapılan ve yaklaşık 21 saat süren görüşmeler, nükleer programdan Hürmüz Boğazı’na, Lübnan’daki çatışmalardan uranyum stoklarına kadar uzanan başlıklarda düğümü çözmeye yetmedi. Taraflar masadan nihai bir anlaşma çıkaramadı ancak savaşın yeniden başlamaması için diplomasi kapısı da tamamen kapanmadı. Peki İslamabad’da ne oldu?
Haberin özeti:
- ABD ile İran arasında Pakistan’daki 21 saatlik müzakere masası, nükleer program ve Hürmüz Boğazı gibi konularda sonuç vermedi.
- JD Vance görüşme sırasında 12 kez Donald Trump’ı, bir kez de Binyamin Netanyahu’yu aradı.
- Neden mi? İki tarafın farklı müzakere anlayışları nedeniyle ilerleme kaydedilemedi.
- Hürmüz Boğazı, müzakerelerin en kritik başlıklarından biri oldu.
ABD ile İran arasında Pakistan’ın başkenti İslamabad’da hafta sonu yapılan görüşmeler, tarafların masaya ne kadar kalabalık heyetlerle oturduğunu ama buna rağmen ne kadar sınırlı bir zaman içinde sonuç almaya çalıştığını gösterdi.
Yaklaşık 21 saat süren temaslarda, 20 yılı aşan İran nükleer programı anlaşmazlığına ek olarak Hürmüz Boğazı’nın gelecekte nasıl yönetileceği ve ABD’nin İran’a yönelik saldırısı için tazminat talebi gibi yeni ve ağır başlıklar da ele alındı. Bu nedenle görüşmeler, bir barış anlaşması çıkarmaktan çok tarafların birbirinin sınırını, direncini ve kırmızı çizgilerini test ettiği bir diplomasi turuna dönüştü.

İran heyeti İslamabad’a iki uçak dolusu müzakereciyle gitti. Heyette, savaş alanında elde edilen kazanımların diplomatik masada kaybedilmemesi için Devrim Muhafızları üyeleri de vardı. Diplomatik, hukuki, güvenlik, ekonomik ve askeri dosyalar ayrı ayrı ekipler tarafından takip edildi. İran tarafının nükleer tesis güvenliğine ilişkin hazırladığı teknik açıklamanın 100 sayfayı aştığı belirtildi.
ABD cephesinde ise sık sık “not almadan” çalışan özel temsilci Steve Witkoff üzerinden eleştirilen müzakere tarzının ötesine geçildi; Başkan Yardımcısı JD Vance’in yanı sıra yaklaşık 300 yetkili görüşmelere katıldı. Washington, böylece Tahran heyetinin dosyalara ne kadar hâkim olduğunu daha ciddi biçimde dikkate almak zorunda kaldı.
Vance, görüşmeler boyunca Donald Trump ile en az 12 kez görüştü, hatta bir kez de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile konuştu. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bu temasın ABD tutumunu sertleştirdiğini öne sürdü. Yine de 2013-2015 yılları arasında Viyana’da iki yılda yürütülen nükleer müzakerelerde ele alınan başlıkların tek bir uzun oturumda çözülmesini beklemek gerçekçi değildi.
Joe Biden döneminde İran’la nükleer müzakerelerde görev alan Robert Malley’nin sözleri de bunu özetledi: “Amaç İran’ın zaten reddettiği bir talebi yinelemekse 21 saat 20 saat fazla; amaç gerçekten müzakere etmekse çok yetersizdi.”
Görüşmeler neden sonuç vermedi?
Görüşmelerin önündeki temel sorunlardan biri, tarafların masaya aynı müzakere anlayışıyla oturmamış olmasıydı.

Vance’in İslamabad’a gelirken “İranlıların bizim şartlarımızı kabul etmeye hazır olup olmadığını görmek” için geldiklerini söylemesi, Tahran’da eski Dışişleri Bakanı Cevad Zarif dahil birçok isim tarafından Washington’ın hâlâ “al ya da bırak” mantığıyla hareket ettiğinin işareti olarak görüldü. Zarif, İran’la hiçbir müzakerenin “bizim şartlarımız, sizin şartlarınız” mantığıyla başarıya ulaşamayacağını vurguladı. Bu da daha ilk aşamada tarafların ortak bir diplomatik zemin kurmakta zorlandığını gösterdi.
Pakistan, görüşmelerin ardından iki tarafı da diplomasinin kapısını kapatmamaya ve çatışmalara dönmemeye çağırdı. Buna karşılık İsrail Enerji Bakanı Eli Cohen, anlaşma çıkmamasının İran’a yeni bir saldırı ihtimalini canlı tuttuğunu savundu. Vance ise daha temkinli bir dil kullandı ve “en iyi ve nihai teklif” olarak tanımladığı bir çerçeve sunduklarını, şimdi İran’ın bunu kabul edip etmeyeceğinin görüleceğini söyledi. Bu ifade, görüşmelerin tamamen bitmediğini, daha çok gergin ve belirsiz bir devam sürecine girdiğini ortaya koydu.
İslamabad’da ne oldu? Masada hangi başlıklar vardı?
İran tarafı, nihai barış anlaşmasına geçmeden önce bir mutabakat zaptı hazırlanmasını ve iki haftalık ateşkesin uzatılmasını hedefliyordu ancak İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, İslamabad’daki dar zaman dilimi nedeniyle bir çerçeve anlaşmanın zaten pek mümkün görünmediğini kabul etti.
Masada teknik değil, doğrudan siyasi nitelikte üç temel düğüm vardı: İsrail’in Lübnan’daki saldırılarının sona ermesi, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ticaretinin gelecekte nasıl yönetileceğine ilişkin bir protokol ve İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stoğunun geleceği.
Uranyum başlığında asıl tartışma, İran’ın bu stoğu Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın sıkı denetimi altında ülke içinde seyreltmesinin yeterli olup olmayacağı ya da üçüncü bir ülkeye, örneğin Rusya’ya, gönderilmesinin mi isteneceği sorusu etrafında döndü.
Vance, İran’ın nükleer silah aramayacağına ve buna “hızla” ulaşmasını sağlayacak araçların peşine düşmeyeceğine dair açık bir taahhüt istediklerini söyledi. Buradaki “hızla” vurgusu dikkat çekiciydi çünkü 2015 nükleer anlaşmasında belirlenen yüzde 3,67’lik zenginleştirme sınırı, silah düzeyine ulaşmaktan oldukça uzak bir seviye olarak görülüyor. Zaten ABD saldırıları nedeniyle İran’ın şu an pratikte uranyum zenginleştirme kapasitesinin sıfıra yakın olduğu, bu nedenle tartışmanın büyük ölçüde egemenlik meselesine dönüştüğü değerlendiriliyor.
Hürmüz Boğazı neden düğüm noktası oldu?
Görüşmelerin en acil ve en zehirli başlıklarından biri Hürmüz Boğazı. Trump yönetiminin, İran’a yönelik saldırının Tahran’ın nasıl bir karşılık vereceğini yeterince hesaplamadan başlatıldığı eleştirileri eşliğinde, boğaz küresel sistemin önüne bırakılmış yeni bir kriz alanına dönüştü.
Şu anda İran, boğazdan geçen gemilerin milliyetine göre seçici davranıyor. 11 Nisan Cumartesi günü Tanker Tracker verilerine göre boğazdan 2 milyon varil Irak petrolü ve 4 milyon varil Suudi petrolü geçti.
İran’ın bu kozu bırakmak istememesinin nedeni de tam burada yatıyor. Tahran açısından Hürmüz, savaş boyunca ayakta kalmanın ve baskı kurmanın en etkili araçlarından biri haline geldi.
İran Parlamentosu’ndan Muhammed Takhi Naghdali’nin, “Hürmüz Boğazı bizim için atom bombasının ötesinde bir şey; küresel düzeyde sürekli çalışan bir atom bombası ve İslam Cumhuriyeti’nin stratejik derinliğini gösteriyor” sözleri, bu bakışı açık biçimde yansıtıyor. Naghdali’ye göre seçenekler ya savaşa geri dönmek ya da dünyanın boğazına takılmış bu kemiği yerinde tutmak. Bu yaklaşım, Hürmüz’ün artık yalnızca bir deniz ticaret rotası değil, İran’ın müzakere masasındaki en güçlü kartı haline geldiğini ortaya koyuyor.
Trump’ın geçişi kontrol altına almak ve İran petrol ihracatını sınırlamak için Hürmüz’de abluka kurma planı ise İran’ın elindeki bu kozu zayıflatmayı amaçlıyor. Ancak İranlı diplomatların da işaret ettiği gibi, böyle bir adım petrol fiyatları üzerinde yukarı yönlü yeni bir baskı yaratabilir. Kısacası Washington, Tahran’ın elindeki en güçlü pazarlık aracını almaya çalışırken küresel enerji piyasalarını daha kırılgan hale getirme riskiyle karşı karşıya bulunuyor.
Taraflar şimdi neyi hesaplıyor?
İslamabad’daki temaslar, bir barış anlaşmasından çok 40 güne yakın çatışmanın ardından tarafların birbirinin dayanma kapasitesini ölçtüğü bir sınama işlevi gördü. İran, görüşme öncesinde Lübnan’da tam ateşkes ve dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması taleplerini kabul ettiremedi; buna rağmen Vance’le masaya oturdu. Buna karşılık Netanyahu’nun salı günü Lübnan’la 30 yıl sonra ilk kez doğrudan görüşme yapmayı kabul etmesi, sahadaki askeri ve diplomatik basıncın yeniden şekillendiğine işaret etti.
Ancak İran’ın iç sorunları da ağırlaşıyor. Enflasyon üç haneli seviyelere doğru gidiyor. İnternet kesintilerinin kaldırılmaması halinde işletmelerin kapanabileceği ve sivil toplumun sabrının taşabileceği uyarıları yapılıyor. Ülke dış dünyadan büyük ölçüde kopmuş durumda ve liderlik kademesi suikast tehdidi altında yaşamayı sürdürüyor. Bu şartlarda Tahran için bugüne kadar ayakta kalmak önemli bir başarı olarak görülse de, yalnızca hayatta kalmanın uzun vadede yeterli olmayabileceği de açıkça konuşuluyor.
Washington cephesinde de yanlış okuma eleştirileri yükseliyor. Eski Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden Aaron David Miller, yönetimin 21 saatlik müzakerenin ardından İran’ın uranyum zenginleştirmeden vazgeçeceğini düşündüyse, hem anı hem de İran heyetini tamamen yanlış okuduğunu söyledi. Bu değerlendirme, Islamabad’daki maraton görüşmelerin neden sonuçsuz kaldığını özetleyen en net cümlelerden biri olarak öne çıkıyor.
Kaynak: Guardian







