Medeni Kanun eşlerin eşitliğine dayalı aile kurumunu düzenler. Ailenin kadın-erkek eşitliği üzerine kurulmasının yanı sıra yasa, aile birliğini eşlerin dayanışması olarak belirler. Ve dayanışma yükümü boşanma sonrasına da uzatılır yasada. Özellikle ortak çocuk/çocuklar varsa ve/veya eşlerden birisinin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmesi halinde dayanışma yükümü hukuki süreçlerle desteklenir ya da gelir düzeyi yüksek eş mahkeme hükmüyle dayanışma yükümünü zorla yerine getirecek yaptırımlara muhatap olur. Medeni yasa toplumsal yaşamın anayasası olarak medeniyetin gerektirdiği gibi insan onuruna yaraşır bir aile hukuku düzenlemiş diyebiliriz. Tabii ki 100 yıllık ömründe Medeni Kanun, özellikle kadın mücadelesi ile bugünkü eşitlikçi aile hukukuna kavuştu. Özellikle eşlerin eşitliği ilkesi AKP iktidara gelmeden hemen önce hazırlıkları başlatılmış olan kadın hareketi Medeni Yasa kampanyası ile gündem yaratmış ve ilk yıllarında iktidar, bu haklı talepleri kabul edip tüm istekleri değilse bile ailede eşitlik ilkesini yasalaştırmıştı.
Çeyrek asırlık iktidarından öğrenildiği üzere AKP kaşıkla verdiğini kepçeyle almadan gitmek niyetinde değil. Yıllardır başta nafaka, evlenme yaşı (çocuk cinsel istismarı), bahane edilerek Medeni Kanun kırpılmak isteniyor. Eşitlik karşıtı aile reisliği geri getirilmek isteniyor. Kadının boşanma hakkında da erkekle eşit olması, tahammül edemedikleri konuların başında sayılır.
Geçen hafta TBMM komisyonunda yaşanan tartışma, kadınların boşanma hakkındaki eşit konumunu iktidarın kısıtlama girişimini için yapılan test sürüşü gibi görmek gerekir. Nitekim Gülizar Biçer Karaca anında gerekli itirazı yükseltmişti. Dilekçe Komisyonu ve İnsan Hakları Komisyonu üyelerinden oluşan karma Alt Komisyonun 8 Nisan tarihli toplantısında gerçekleşen tartışma, Adalet Bakanı’nın da sıkça dillendirdiği boşanmaların hızlandırılması konusundaydı. Açıkça söylüyorum bu kesinlikle manipülatif isimlendirmedir. Bu iddiamın dayanağı ise TÜİK verileri: Mart 2026’da yayınlanan TÜİK 2025 verilerine göre “Türkiye’de kaba boşanma hızı binde 2,26 olup, boşanan çift sayısı 193 bin 793’e yükselerek 25 yılın zirvesine çıkmıştır” şeklinde yorumlanmış. Boşanan çift sayısı çok yüksek olarak tanımlanırken “kaba boşanma hızı oranı verildiği halde kavramın anlamı açıklanmamış. Bu eksiklik de manipülasyon olarak görülmeye açık bir tutumu işaret ediyor. Binde 2,26 olarak belirtilen kaba boşanma hızı kavramı, boşandıktan sonra yeniden evlenmeyenlerin oranıdır. Yani o 194 bine yaklaşan boşanan çiftten sadece binde 2,26’sı tekrar evlenmiyormuş. Demek oluyor ki aile kavramı için bir tehlike yok. Bir aile yıkılıyor ama ezici çoğunlukla yerine başka bir aile kuruluyor demektir. Boşanan çiftler arasında tekrar evlenmeyenler müstesna diyebileceğimiz kadar azınlıkta kalıyor. Kavramı açıklayınca boşanmaların artmasından yakınma politikasının bir algı yönetimi olduğu anlaşılmıştır sanırım.
İktidar yıllardır boşanmaların artışından şikayet ederken aynı anda boşanmaları hızlandırmak için politika üretiyor. AKP’li vekil Adem Yıldırım, eski ve yeni Adalet Bakanlarının söylemine uymuş olmalı ki boşanmaları hızlandırmak için “tek taraflı irade ile boşanma” usulü önermiş komisyonda. TÜİK’ten alalım haberi. Yine aynı araştırmadan, 2025 verilerinden soralım, boşanma davaları ne kadar sürüyormuş, hızlandırmak gerçekten gerekli mi, görelim. “anlaşmalı boşanmalar 1-3 ayda, çekişmeli davalar ise genellikle 1,5-3 yıl sürebilmektedir.” Medeni Kanunda değişiklik yapmayı gerektirecek bir uzama süresi yok bu verilere göre. Elbette on yıllara yayılan istisnalar olabilir ama istisna için yasa değil yargı yöntemi değiştirilir. Ki CHP’li vekil Gülizar Biçer Karaca da sorunun yargılama süreçlerinden kaynaklandığını belirterek itiraz etmiş. Komisyon tutanağından ilgili kısmı yazının sonuna ekleyeceğim ki ilgili okur rahatça kendi değerlendirmesini yapabilsin.

EŞİK basın açıklaması
EŞİK’ten yapılan açıklamada haklı olarak vekilin önerisi ‘boş ol sistemi” olarak tanımlanıyor. Ki kesinlikle katılıyorum. Toplum bu konuda çok büyük bir aldatmaca ile yönlendirilmek isteniyor. Mesele kadının boşanma konusunda erkekle eşit haklara sahip olmasını önleyecek tuzak yöntem geliştirmek. Hem boşanma hakkını hem de Medeni Kanun’la sağlanmış boşanma sonrası haklarını budamak için iktidar sarayda, bakanlıkta ve mecliste kadınlara pusu kuruyor. Hukuku ticarileştirmek anlamına gelen uzlaştırma yöntemleriyle kadınların yasal hakları masada ellerinden alınacak, bu sistemde. Hiç kimsenin bu tuzağa düşmemesi için kadın hareketi mücadele edecek, izin vermeyecek bu art niyetli girişime. EŞİK basın açıklamasında belirtildiği gibi kadınlar da boşanma davalarında adaletin bir an önce gerçekleşmesini istiyor ama hak kaybına uğramadan.
“Kadınların ve çocukların, tedbir nafakası bile bağlanmadan aile konutundan atılmasına neden olacak hiçbir düzenlemeyi ve buna yönelik hiçbir tartışmayı kabul etmiyoruz.
Elbette bizler de hızlı ve adil bir yargılamadan yanayız; ama kimsenin hak kaybı olmadan. Siyasi davalar, boşanma davaları, cinsel saldırı ve miras davalarında olduğu gibi uzayan davaların, geciken adaletin adalet olmadığını bizzat kendi deneyimlerimizden biliyoruz. Bu uzatmaların sistemli bir iktidar politikası olduğunun da farkındayız. Örneğin İş Yasası’ndaki işe iade davalarında işçi lehine getirilen “dava iki ay içinde sonuçlandırılır” gibi emredici yazılı kuralların neden hiç uygulanmadığını biliyoruz. Şimdi de “hızlı boşanma” denilerek kadınların haklarının hedef alındığını görüyoruz. Kadın ve çocuklara ekonomik ve hukuki şiddet uygulamadan davaları hızlandırmanın çok çeşitli yöntemleri varken; erkek tek kuruş nafaka ödemeden hemen boşansın; nafaka dahil tüm ekonomik konularda kadın yıllarca sürünsün demek cinsiyetçi bir aile ve hukuk sistemini daha da ağırlaştırmak demektir.” Açıklama metni, yaptığım bu kısa alıntıdan çok daha fazla bilgi içeriyor, okunmasını öneririm.”
‘Boş ol’ sistemi kadına aile vesayeti dayatmaktır
Medeni Yasa kadınları özerk bireyler olarak tanır ve hukuk öznesi kabul eder. Ancak toplumda cinsiyet eşitliği anlayışı yerleşik bir kültür haline gelmediği için ve özellikle iktidar toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını yasakladığı için “tek taraflı irade ile boşanma” önerisi doğrudan kadın aleyhine işletilir. İster mahkemede ister uzlaşma masasında o “tek taraflı irade” asla kadının iradesi olarak desteklenmeyecektir ki tam olarak bu nedenle önerilmektedir bu usul. Kadınların kendi hayatlarını yönetme iradesini elinden almak, kararlarını değersiz göstermek amacıyla uygulanacaktır.
Bu durumda erkeğin tek sözüyle boşanmak zorunda kalan kadının kendi ekonomik gücü, bağımsızlığı yoksa, çalışamıyor, iş bulamıyorsa ki kadın işsizliğinin yüksek oluşunu, çalışan kadınların büyük ölçüde güvencesiz çalıştığını hatırlayalım. Kadın, yaşamını sürdürmek için kendi ailesinin erkeklerine muhtaç olacaktır. Yani böyle bir öneri kadınlara yasal olmasa bile fiilen aile vesayeti getirmek anlamına gelir. Babaya, amcaya, dayıya, ağabeye muhtaç kadınlar haline getirecek, yasal özerkliğini uygulamada ortadan kaldıracak bu öneri bir yerlerden tanıdık gelmiştir sanırım. 2023 seçim kampanyasında HÜDA-PAR vaadini çağrıştırıyor. “Yalnız kadınları sahiplendirmek” ne aşağılayıcı bir seçim vaadiydi ama…
Ve TBMM Komisyonundaki tartışma zorunlu aile vesayetine kadınları mahkum edecek bu uygulama önerisi üzerine gerçekleşiyor. Sevgili Gülizar Biçer Karaca’ya tem yerinde müdahalesi için teşekkürler.
Komisyon tutanağından tartışma içeriğine ulaşmak isteyenler için:
DİLEKÇE KOMİSYONU ILE İNSAN HAKLARINI İNCELEME KOMİSYONU ÜYELERİNDEN OLUŞAN KARMA KOMİSYON ALT KOMİSYONU 8 NİSAN 2026TARİHLİ TOPLANTI TUTANAĞI
ADEM YILDIRIM (İstanbul) – Son olarak da şunu söyleyeyim, bu konuyla alakalı sizin de tavsiyeedeceğiniz kararlara belkiilham oluşması açısından. Boşanma noktalarında, boşanmadavalarındaki usulün yani nikâh masasındaki usulü boşanma masalarınagetirmemiz lazım. Boşanmada kusuru ortadan kaldıralım, irade esaslı boşanmalar gerçekleşsin ve bu, heminsanların birbiriyle olanirade esaslı olduğu takdirde bu kadın cinayetlerinin önüne geçmiş oluruz. Mal paylaşımlarıyla alakalı kısımlar, eyvallah, devam etsin,onun davası devam etsin, orada itirazımız yok ama taraflarından biri nasıl ki nikâh masasında “Hayır.” dediği zamanmemur nikâhıkıyamıyorsa bir yıl sonra, beş yıl sonra on yıl sonra, on beş yıl sonra “Hayır.” diyen bir tarafın bunun mahkeme huzurunda boşanmayıgerçekleştirmesi gerektiği… Yoksa, on yıl, on beş yıl, dokuz yıl, on yıl boşanma sürer mi Allah aşkına? sürdüğü zaman işte artıkburayıproblemli hâle getiriyoruz, evlilikleri geciktiriyoruz. Bugün evlenme yaşı Türkiye’de 30 yaşına gelmiş. Bunun en büyük sebebi,boşanamama korkusuyla evlenemeyen gençlerimizin sayısının artmasıdır. Bu, toplumsal bir vakadır. Bunun partisi olmaz, bununsiyaset olmaz. Hep beraber bunun üzerinde fikir yorup bir noktaya gelmemizde fayda olduğunu düşünüyorum.Ben tekrar teşekkür ederim.
GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Sayın Başkanım, birkaç konuda itirazım var, söz almak istiyorum.
ALT KOMİSYON BAŞKANI BEHİYE EKER – Buyurun Gülizar Vekilim.
GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Beyefendi fark etti, Sayın Denetçi, öncelikle gençlerin 30 yaşında evlenemiyorolmasını boşanmama şeyine bağlamak çok da doğru bir yaklaşım değildir. “Acaba kolay boşanır mıyım?” düşüncesiyle kurulmazevlilik kurumu, bu, evlilik kurumuna da bence haksızlık olur, bunu ifade etmek isterim.Boşanma davalarının bu kadar sürmesinin sebebi boşanma davalarındaki usulden değildir, yargı yüzündendir. Ailemahkemesindeki davanın duruşmasına yılda 2 defa giriyorsanız, boşanma davası gecikir.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) – Yargı yükü nerede, eskiden asliye hukuklar daha erken boşuyordu, şimdi 50 tane ailemahkemesi kuruldu yine boşanamıyorlar.
GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Sayın Vekilim, boşanma davalarındaki ortalama süre sekiz aydır.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) – Sekiz ay da çok.
GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Şöyle, kusuru ortadan kaldıramazsınız. Örneğin, bir kadın, eşi tarafından şiddetemaruz kalmıştır.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) – Yerel mahkemede sekiz ay bu arada, bunun istinaf var, bir yıl oradan, iki yıl da Yargıtaydan;beş yıl yani.
GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – İşte tam da bahsettiğim gibi, sistemden kaynaklı bir problem var.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) – O zaman yerel mahkemenin verdiği karar orada kesinleşsin, istinafa gitmesin.
GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Öyle bir şey olamaz, hak denen bir şey vardır, hak mücadelesi vardır.
ALT KOMİSYON BAŞKANI BEHİYE EKER – Hak arama yolları olarak olur o.
GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Tabii, hak arama yollarını kapatamazsınız, bu, hani bizim Komisyonumuzun bir kereasla dile getirmemesi gereken bir konu. O nedenle, diyorsunuz ya evlendirme memuru, her iki taraf da evlenmek istediği için omasada evlilik kurumu kurulur ama her iki taraf da boşanmak istemiyorsa aynı şekilde bir tarafın istemesiyle siz onu masadaboşamaya kalkarsanız o zaman tam da işte insan hakları konusunda ciddi bir ihlalin önünü açmış olursunuz.Evlilik kurumunda -az önce de ifade ettim- evlendirme memuru ne diyor? Her iki tarafa da soruyor. Bir tanesi “Hayır.” dediğizaman kurum teşekkür ediyor mu?
ADEM YILDIRIM (İstanbul) – Etmez.
GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – O zaman bir taraf “Boşanacağım.” dediği zaman da boşanma olmaz.
ADEM YILDIRIM (İstanbul) – Niye olmuyor?
GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Ama evlenemiyorsa niye boşansınlar tek şeyle, öyle şey olur mu?
ALT KOMİSYON BAŞKANI BEHİYE EKER – Evet, Gülizar ve Adem Vekilim, teşekkür ediyoruz.
GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Hayır, şöyle, masada oturuyorsunuz, evlendirme memuru soruyor…
ADEM YILDIRIM (İstanbul) – Ben sizin o düşüncenizi çürütecek çok argümanım var ama burası müsait değil, başka zamankonuşalım.
ALT KOMİSYON BAŞKANI BEHİYE EKER – Evet, Gülizar Vekilim, lütfen.
GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) – Tamam.Nafaka konusunda da bahsettiğimiz gibi yani süresiz nafaka, bilmem ne hepsi birer argümandır, hepsini ben deçürütebilirim.Teşekkür ederim.














