Müge İplikçi yazdı | Kasetlerdeki şarkılar ve yalanlar: Bize yalan söylediler

Şu aralar 80’li yıllar, sosyal medyada nostaljik bir fenomen olarak sıkça anılıyor. Kabarık saçlar, vatkalı ceketler, geniş kemerler ve yüzlerdeki gülümsemeler…

Peki gerçekten özlenen yalnızca bunlar mı? Yoksa 80’li yıllara duyulan nostalji, tozlu fotoğrafların ve renkli anıların ötesindeki bir yeri mi işaret ediyor? Belki de insanlar, o dönemde yaşananlara bugünün kolay erişilebilir ama giderek umutsuzlaşan dünyası karşısında bir sığınak gibi sarılıyor.

Müge İplikçi yazdı | Kasetlerdeki şarkılar ve yalanlar: Bize yalan söylediler

Gerçekten böyle miydi?

80’li yılları yaşamayanlar için bu dönem, renkli ve neşeli bir cümbüş olarak hatırlanabilir. Oysa hem Türkiye’de hem de dünyada büyük çalkantıların yaşandığı yıllardı bunlar. Kapitalizmin etkilerinin çok daha güçlü hissedilmeye başladığı, Türkiye’de ise darbenin gündemi belirlediği, faili meçhul cinayetlerin arttığı ve 90’lı yılların karanlık atmosferine zemin hazırladığı bir dönemdi.

Erdal Eren gibi 17 yaşında idam edilen bir gencin yaşının büyütülmesi tartışmaları, o dönemin adalet anlayışını ve hukukun nasıl araçsallaştırıldığını gösteren simgelerden biriydi.

Evet, çocukların yaşları büyütülerek idam edildiği yıllardı o yıllar. Duvarlara “Kahrolsun faşizm!” sloganları yazılırken, asıl çözümün yalnızca sloganların ardında aranamayacağı da giderek daha iyi anlaşılıyordu. 1982 Anayasası’na “evet” denilmiş olsa da o 80’ler, düşünmenin, okumanın ve analiz etmenin önemini gösteren önemli bir dönüm noktasıydı.

Belki de bu yüzden bu dönem, “ya kazanacağız ya da kaybedeceğiz” ihtimalinin bütün açıklığıyla görüldüğü bir eşikti. Bugün dönüp “Kazandık mı?” diye sorduğumuzda, yanıt ne yazık ki açık: Hayır, kaybettik.

Müge İplikçi yazdı | Kasetlerdeki şarkılar ve yalanlar: Bize yalan söylediler
Müge İplikçi yazdı | Kasetlerdeki şarkılar ve yalanlar: Bize yalan söylediler

Neyi kaybettik diye soracak olanlara kısaca sıralayalım:

  • Sendikal hakları kaybettik,
  • Bugün işçinin eli çok zayıf, özgür üniversiteyi kaybettik,
  • Bugün kampüsler çaresiz ve eğitim bir ezber silsilesi, bağımsız medyayı kaybettik,
  • Bugün aynı manşetleri atan gazeteleri görünce şaşırmıyoruz ve kamusal alanı kaybettik.

Bugün yokuz, oylarımız sıfırlanıyor, sesimiz duyulmuyor. İş bununla da kalmadı. Bugün kaostan beslenen bir sistemin temelleri özellikle 80’lerde atıldı. Kapitalizmin nasıl işlediğini gösteren önemli ipuçları da yine bu dönemde ortaya çıktı.

Bize kim yalan söyledi?

“Bize yalan söylediler” derken, her şeyin daha iyi olacağını vaat eden politikalardan, politikacılardan ve umut tacirlerinden söz ettiğim ortada. Özelleştirmelerin verimlilik getireceği, serbest piyasanın muhteşem sonuçlar doğuracağı, bunun tabana yayılacağı ve bundan herkesin yararalanabileceği…  Kısaca bize daha iyi bir yaşam sunulacağı söylendi; oysa bu, giderek büyüyen bir yanılsamadan ibaretti.

Bu yanılsamanın en somut karşılığını, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz ünlü oyuncu Serhat Kılıç’ın bir dönemin kült dizisi Seksenler’de canlandırdığı Ergun Plak karakterinde ve onun temsil ettiği insani değerlerde buluyoruz.

Ergun Abi’nin içimizdeki insani olana yaptığı vurgu, kasetlerde dinlenen şarkıların aşk, şiir, sevgi, sadakat, bağlılık ve dürüstlük gibi bizi başka anlamlı dünyalara taşıyabileceğine dair inancın bir ifadesiydi. Ancak biz o dünyaya bir türlü ulaşamadık. Çünkü… Asıl ironi şuydu: Ergun Abi’nin dükkanındaki şarkılar bize sadakati, dürüstlüğü, sevgiyi anlatıyordu ama o dönemin politikaları tam da bu değerleri ezip geçiyordu. Kaset çalarların yanıbaşında sendikalar kapatılıyor, üniversitelerin içi boşaltılıyordu.

Yani plak dükkanındaki şarkılar, dışarıdaki gerçekliğin tam tersini söylüyordu. İşte tam da bu yüzden 80’ler bir seraptı. 

Şarkılar…

Kasetlerden CD’lere, oradan Bluetooth’a uzanan bu yolculukta, artık söylediğimiz şarkıların ne sözleri bize ait ne de bu yılların müziğinden o biçimde keyif alıyoruz. Bir influencer etkisi yaratmaya çalışan politikacıların yarattığı boşluğun içinde, hiçbir şeyi değiştirmeyen ve aslında hiçbir şey söylemeyen sözlerin gözetimi altında, anlamsız bir dünyanın içinde dönüp duruyoruz. İşte tam da bu noktada, geçmişe duyulan özlemin aslında bugünün bu anlamsız boşluğundan ve sahteliğinden kaçış olduğu gerçeğiyle de yüzleşiyoruz.

Evet, bize yalan söylediler. Ancak belki de en acısı, o yalanların içinde bile hakikatin kırıntılarını aramaya devam etmemiz. Ergun Abi’nin dükkanında çalan şarkılar, duvarlara yazılan sloganlar, “bir gün düzelecek” diyenlerin sesi… Hepsi bir aradaydı; hem yalanın hem umudun sesi. 

Kabarık saçlı, acayip renkli, o kakofonik dünyaya selam olsun; biz fukara yolumuza devam edelim. Ama bu kez, en azından, gerçekten neyi kaybettiğimizi bilerek. 

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş