DİYARBAKIR (Medyascope) – Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı, Medyascope’a konuştu. Mızraklı, “Demirtaş ne zaman bırakılır?” sorusuna “Milyon dolarlık soru gibi” yanıtını verdi.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı olduğu dönemde görevden alınarak yerine kayyum atanan ve yaklaşık yedi yıl tutuklu kalan Dr. Selçuk Mızraklı, Medyascope’a konuştu. “Demirtaş ne zaman serbest bırakılır?” sorusuna “Milyon dolarlık soru gibi” yanıtını veren MIzraklı, “Barış, demokratik çözsüm dediğimiz için içeriye koyanlar, şimdi bugün o gün bizim söylediklerimizi de şu anda pratikleştiriyorlar. Hani şeyin bir rafı vardı, Alparslan Türkeş’in 12 Eylül denemesi için. Yani bizler içerideyiz, fikirlerimiz iktidarda diye. Barış noktasında bizim o gün söylediklerimiz bugün cari durumda” dedi.
Tutuklu bulunduğu beş yıl boyunca Edirne Cezaevi’nde eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile aynı hücrede kalan Dr. Selçuk Mızraklı, “Demirtaş ne zaman çıkacak? Bir öngörünüz var mı?” sorusunu yanıtladı.
Mızraklı, Demirtaş’ın ne zaman tahliye edileceğine ilişkin öngörüde bulunmanın mümkün olmadığını belirterek şunları söyledi:
“Milyon dolarlık soru diyorlar ya. Sizin sorunuz da milyon dolarlık soru gibi oldu. Türkiye’de bunu bilebilecek kim var derseniz, belki bir kişi üzerine hepimiz spekülasyon yapabiliriz. Ama onun ötesinde kimsenin bilebilmesi, yorumlayabilmesi mümkün değil. Öncelikle bu sorunun öncesine şunu daima eklememiz gerekiyor. Bu ülkede hakkında en yüksek mahkemenin vermiş olduğu karar olmasına rağmen içeride tutulan Selahattin Demirtaş var, Figen Yüksekdağ var, Kobani davasında yargılanan arkadaşlar var.”
“Denge ve durum değiştirebilenleri içeride tutma gayreti var”
Selçuk Mızraklı, Demirtaş ve diğer siyasetçilerin hâlâ cezaevinde tutulmasının nedenine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Mızraklı, kendilerinin suç işledikleri için tutuklanmadıklarını savunarak, geçmişte dile getirdikleri barış ve demokratik çözüm çağrılarının bugün hayata geçirilmeye çalışıldığını söyledi.
Mızraklı şöyle konuştu:
“İçeride tutarak almak istedikleri, yani denge değiştiriciliğin olacağını, durum değiştirici olacağını düşündükleri kişileri içeride tutma gayretidir. Bizleri niye içeriye koydular? Bizler suçlu olduğumuz için girmedik. Bizim üzerimize iftira üreten birileri nerelerden çıkıp da geldiler? Bütün bu hikâyeye baktığımız zaman, ki o gün de biz barış, demokratik çözüm diye ısrarla söylüyorduk. O gün bizi bunları söylerken içeriye koyanlar, şimdi bugün o gün bizim söylediklerimizi de pratikleştiriyorlar. Hani Alparslan Türkeş’in 12 Eylül denemesi için bir lafı vardı: ‘Bizler içerideyiz, fikirlerimiz iktidarda’ diye. Barış noktasında bizim o gün söylediklerimiz bugün cari durumda. Şimdi tam da bu noktadan hareketle söylüyorum. Demirtaş, arkadaşlarımız, onlar da aynı şeyi söylediler. Barışçıl, demokratik çözüm dediler. Çatışmanın, şiddetin önüne geçmeye çalıştılar ama bugün ısrarla içeride, adeta sürecin ipoteklerinden birisi gibi.”
Demirtaş ile çözdükleri bulmaca metaforu
Mızraklı, cezaevinden çıkmadan önce Demirtaş ile çözdükleri ve içerisinde “MGK”, “kardeşlik”, “irade” ve “özgürlük” kelimelerinin yer aldığı bulmaca metaforu üzerinden yürütülen tartışmalar ile ilgili de konuştu.
Meclis’in belki tarihindeki en kritik kararlardan birisini vererek, en nitelikli çoğunlukla çerçeve yasayı çıkardığını hatırlatan Mızraklı, “Meclis böyle bir karar veriyor da siz bu anayasada ve güçler ayrılığı sisteminde Meclis’in üzerinde bir irade tesis edebilir misiniz? Meclis kararının üzerinde bir irade, Meclis’in kendisinin oylarıyla verdiği ve kabul ettiği yerde orada MGK’nın olması size, yani ne diyeyim, Meclis iradesini sakatlayan bir tutum olarak gözükmüyor mu? Bunu siyasi partiler de dile getirdi. Ben de dile getiriyorum. Herkes de dile getirecektir. Yani bu yanlıştır çünkü. O karar verilir. Miatlı olarak çıkarılmış kaç tane kanun hatırlıyorsunuz? Veya kayıtlı şarta bağlanmış, ‘şu kurumun onayıyla olacak’ diye kayıtlı şarta bağlanmış bir tane kurum vardır, Cumhurbaşkanlığıdır. Onun onayıyla. Onun dışında başka bir şey hatırlamazsınız” dedi.
Demirtaş, aktif siyasete dönecek mi?
Beş yıl boyunca aynı hücrede kaldığı Selahattin Demirtaş’ın daha önce açıkladığı aktif siyaseti bırakma kararından vazgeçip siyasete dönüp dönmeyeceği sorusuna Dr. Selçuk Mızraklı şöyle yanıt verdi:
“Ben söyleyeyim, bu tür şeylerin vekâleten nakli söz konusu değildir. Artı, hakikaten de siyasetin etiğine de uygun düşmez. Bizim o birlikte kalarak yaratmış olduğumuz değerlere de aykırıdır. Bunu söyleyeyim.
İki, Ankara’dan gelenler kamuoyu nabzını araştırırlar, tutarlar, anlamaya çalışırlar ama onlar için şöyle bir şey vardır: Demirtaş’ın aktif siyasette bulunduğu durum, Demirtaş’ın aktif siyasette bulunmadığı durum. Onlar açısından bunun sonuçları nedir, üzerine yoğunlaşırlar. Yani hesaplarını, kitaplarını, yarına ilişkin diyelim ki kurgularını da onun üzerinden yaparlar.
Niye? Karşılarında oldukça güçlü, durum ve duruş değiştirebilecek ehliyette bir siyasi lider figürü var. Hal böyle olduğu andan itibaren bence asıl onlara sormak lazım: Sizin bu konudaki kararınız nedir? Ha, o kararın ötesinde Demirtaş dışarıda olmalıdır. Dışarıda ailesiyle, yuvasıyla ama yurttaşlarla, halkıyla, partisiyle buluşmalı.”
“10 YILDIR İÇERİDE AMA TESLİM OLMADI”
Mızraklı, yurttaşlara sorulması hâlinde yüzde 90’ının Demirtaş’ın yeniden siyaset yapmasını isteyeceğini belirterek, Demirtaş’ın cezaevinde geçirdiği yıllara rağmen siyasi faaliyetlerini farklı yollarla sürdürdüğünü söyledi.
“Niye? O ayrı bir siyasetçi kumaşına sahip. Hani eskiden derdik ya, sazdan başka bir şey çalmadı. Şimdi o sazdan başka bir şey çalmadı ama 10 yıldır, 13 gün sonra 10 yıl edecek. 10 yıldır içeride olmasına rağmen de teslim olmadı. Kendisine dayatılan o çürütme veya hani ne diyeyim, koparma tehdidine de hiç kulak asmadan dışarıyla türlü türlü buluşma yolları seçti. Bu bazen bir, yani romanda geçen bir paragraf olur. Bu bazen bir resme motiflenmiş bir umut olur. Bu bazen sazın tellerinden namesini bulan oradaki güfte olur, beste olur. Ama bu ve buna benzer, yani karikatüre kadar aklıma gelenleri söyleyeyim, çok sayıda yolla esasında hani siyaset sadece siyasal partinin içinde de yapılmaz.”
“Keşke Öcalan’ın yürüttüğü sürece Demirtaş dışarıda destek verme şansı olsaydı”
Dr. Selçuk Mızraklı, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a villa tartışması kapsamında YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in bir kez daha gündeme getirdiği Demirtaş’ın evine gönderilmesi önerisine ilişkin soruyu yanıtladı.
Mızraklı, Öcalan ve Demirtaş üzerinden yapılan ayrıştırmaların yeni olmadığını belirterek, sürecin topluma daha doğru anlatılması gerektiğini söyledi:
“Böyle bir şeyi sürekli kulvarı açmaya çalışan, böyle bir ayrıştırmayı yapmaya çalışan durum sadece bugüne mi özgü? Bir yıl önce, beş yıl önce, 10 yıl önce, 15 yıl önce hatırlarsınız: Şahinler, güvercinler, şahinler, güvercinler. Şimdi bütün bunlar, yani DEM Parti gerçekliğini veya Halkların Demokratik Partisi, yani HDP gerçekliğini bilmeyenler böyle fikir uçuşmaları yapabilirler. Ama biz aklı başında insanların fikir uçuşması yapma şansı yok, hakkı da yok. Topluma karşı açık olmalıyız, dürüst olmalıyız.
Şimdi bazı, bütün şu yaşadığımız dünyada cereyan eden işler yapılırken bizler birbirimizi tamamlarız. Her birimiz birer kişiliğiz. Her birimizin birer rotası vardır, düsturu vardır. Ama sürekli yanı başlarımızdan besleniriz, tamamlanırız. Toplum içindeki yaşayışın da temel esasında metaforudur da bu, o birbirini tamamlama hali.
Şimdi bu süreçte de ben şunu çok iyi gözlüyorum ki Sayın Öcalan’ın İmralı’da yürüttüğü bu süreci keşke dışarıda Demirtaş ve Demirtaş gibi birçok aktör olsa da, bir, toplumla bunu en doğru yollardan konuşabilse. Yani o toplumsal kabullerin, toplumsal kaygıların giderilmesi, toplumsal kabulün yükseltilmesi bağlamında keşke bunu biz çok daha önceden becerebilmiş olsaydık.”
İncinen Beşiktaş taraftarlarından affını istedi
Dr. Selçuk Mızraklı, son olarak Amedspor-Beşiktaş maçının ardından yaptığı sosyal medya paylaşımına yönelik eleştirilere yanıt verdi. Mızraklı, paylaşımında kullandığı “bacaklarının titremesi” ve “kanadın kırılması” ifadelerinin ironi ve metafor olduğunu belirterek, Beşiktaş taraftarlarından rencide olanlar varsa özür diledi:
“İroni ve metaforu kullanarak paylaşımımı yaptım. Türkiye’de çıkan çok sayıda spor sayfasını veya gazetelerin spor sayfalarını bilirsiniz. Ben size diyebilirim ki en az 50-100 kere ‘Kartalın kanadı kırıldı’ kavramını duymuşsunuzdur. ‘Kartalın pençeleri söküldü’ kavramını çok duymuşsunuzdur. Bunu duyduğumuzda, oralarda okuduğumuzda hiçbir şekilde tepki oluşmadı. Futbolun bunlar nazireleridir. Şimdi bununla beraber, benim özellikle, diyelim ki biraz da belki o anın duygu durumuyla bu söylediklerim başka mahallelerde, Amedspor dışı camiada, başta da Beşiktaş camiası, onu söyleyeyim, Beşiktaş taraftarları eğer onları rencide ettiyse beni bağışlamalarını talep ederim sadece. Hiç öyle bundan da kendimde bir eksilme falan hissetmem.”
Röportajın tam metni
Ferit Aslan: Öncelikle geçmiş olsun diyorum.
Selçuk Mızraklı: Vallahi teşekkür ediyorum ama henüz geçmedi. Yani niye geçmedi diyorum. Eğer hani bir kişinin dışarıya çıkması binlerce kişinin içeride olması veya işte yurt dışında olup da ülkeye gelememesi gibi bir sorun olduğu zaman sadece tekil yaşamadığımız için sadece kendimizle bu süreci yorumlamadığımız için onlar gelmedikçe hepimize geçmiş olmayacak. Yani hepimizin geçmiş olsun diyebilmesi için bu sayfayı kapattık diyebilmemiz için o hatıralardaki olumsuz kayıtların silinmesi gerekiyor. İşte onun için herkese geçmiş olsun diyeceğimiz gün mutlu olacağız. O zaman gözümüz aydın diyeceğiz.
Ferit Aslan: Sayın Demirtaş ne zaman çıkacak? Bir öngörünüz var mı?
Selçuk Mızraklı: Yani ‘milyon dolarlık soru’ diyorlar ya. Sizin sorunuz milyon dolarlık soru gibi oldu. Yani bunu Türkiye’de bilebilecek kim vardı derseniz belki bir kişi üzerine hepimiz spekülasyon yapabiliriz. Ama onun ötesinde kimsenin bilebilmesi, yorumlayabilmesi mümkün değil. Bir, öncelikle bu sorunun öncesine şunu daima eklememiz gerekiyor. Bu ülkede hakkında en yüksek mahkemenin vermiş olduğu karar olmasına rağmen içeride tutulan Selahattin Demirtaş var, Figen Yüksekdağ var, Ali Ürküt var, Nazmi Gür var, Alp Artunas var, Bülent Parmaksız var. Çok sayıda insan, başta Kobani davasından şu anda içeride olanlar olmak üzere Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının uygulanmamasıyla işte Tayfun Kahraman’ın veya Can Atalay’ın de olduğunu düşündüğümüz zaman bu ülke insanının veya bu ülke medyasının veya bu ülkede düşünürlerinin bu ülke akademiyasının eğer anayasanın o değişmeyen ilkelerinde bu ülke hukuk devletidir diyorsa hukukun işlediğini görmemiz lazım. Hukukun işlemesinin yegane nesilde hukukun kararlarını idarenin hükmüyle pratiğe geçirme durumudur.
Çünkü o tanrıça Themis’in heykelinde ne vardır? Terazi vardır, gözü bağlılık vardır ama önünde de kılıç vardır. O kılıç o kararları ben uygulatırım demektir. Bunu uygulatacak yegane mekanizmada idaredir. Yani yürütmedir. Demek ki bugün bırakılmaması yürütmenin tasarrufudur. Şimdi biz buradan hareketle düşünmeye başlayacağız. Yani ne oluyor ki bu ülkede hani yok efendim ben kendi mahkemelerimin kararını esas alırım diyorlarsa o zaman iş kolay. Buyursunlar gitsinler şeyi değiştirsinler. Nedir? Anayasa Oylaması’na gitsinler. O maddeyi, Anayasa’nın 90. Maddesini değiştirsinler. Desinler ki ben o hukuka bağlı değilim. Avrupa Birliği hukukundan konsey kararlarına kadar o zaman geçersiz olur. Ha onu yapmayıp buna devam edebilmek işte tam burada yani bir niyet okuması yapmak gerekir. Yani o niyet okuması nedir? Yani içeride tutarak almak istedikleri yani denge değiştiriciliğin olacağını düşündükleri, durum değiştirici olacağını düşündüklerini içeride tutma gayretidir. Bizleri niye içeriye koydular? Bizler suçlu olduğumuz için girmedik. Bizim üzerimize iftira üreten birileri nerelerden çıkıp da geldiler? Yani bütün bu hikayeye baktığımız zaman ki o gün de biz barış, demokratik çözüm diye ısrarla söylüyorduk. O gün bizi diyelim ki bunları söylerken içeriye koyanlar, şimdi bugün o gün bizim söylediklerimizi de şu anda pratikleştiriyorlar. Hani şeyin bir lafı vardı, Alparslan Türkeş’in 12 Eylül’e dair. Yani bizler içerideyiz, fikirlerimiz iktidarda diye. Barış noktasında bizim o gün söylediklerimiz bugün cari durumda. Şimdi tam da bu noktadan hareketle söylüyorum. Demirtaş, arkadaşlarımız, onlar da aynı şeyi söylediler. Barışçıl, demokratik çözüm dediler. Çatışmanın, şiddetin önüne geçmeye çalıştılar ama bugün ısrarla içeride adeta sürecin ipoteklerinden birisi gibi.
Ferit Aslan: Şimdi işte dışarıda da insanlar ona bakıyor. Yani bu tahliyeleri sürecin turnusol kağıdı olarak görüyorlar. Diyorlar ki hani Türkiye 100 yıllık bir meseleyi çözecek ama karşılığında işte silah yakma olayı oldu. Örgütün kendini fesh etme olayı oldu. 2 yıldır dediğiniz gibi en önemlisi can kaybı yok. Ama halen AİHM’in iki kararı, Anayasa Mahkemesinin bir kararı var ve bu insanlar halen bırakılmıyor. Bu biraz daha iktidar açısından bir sıkıntı yaratmıyor mu? Sürecin samimiyeti, dürüstlüğü, güvenirliği anlamında size göre bir sıkıntı değil mi bu?
Selçuk Mızraklı: Yani işin bu faslı da doğru. Ama ben demin bir hat çizdim. Hukuk. Hukuk, hukukun güvencesi olmadan hukukun zırhı olmadan ne ben ne sizler hiçbirimiz güvencede değiliz. Hukuk, yurttaşın kendisinden daha güçlü olanlara karşı zırhıdır. Bu en güçlü olan kimdir? Devlettir. Devlet karşısında yurttaşın zırhı hukuktur. Hukukun işlemediği durumda ortada zorbalık vardır. Zor vardır. Bu sürecin turnusolu olmadan önce hukukun turnusoludur. Şimdi hani sapla samanı birbirinden ayırmak lazım. İlk önce hukuka dönüşün turnusolu olacak. Ha o hukuka dönüşten sonra da özellikle yürütülen bu sürece ilişkin de güven endeksini etkileyecek. Sizin asıl sorunuzun içinde gizli olan fasıl orası yani sürece yeterince destek var ama güvende sorun var. İşte tam da o güvende sorunu olduğu yer bu hukuka dönüş başta olmak üzere hani bizim oturup tartışmamız gereken fasılda hukuka dönüş. Bu dediğimiz durumun yani Selahattin Başkan ve arkadaşlarının bırakılması veya anayasa mahkemesi kararlarının uygulanması kayyım meselesi anayasa hukukuna, anayasa değerlerine uygun mudur? Ben 19 Ağustos 2019 sabahı dedim ki anayasa suçu işleniyor. İstedikleri yasayı çıkartsınlar o çoğunluklarıyla. Anayasa suçu işleniyor. Bugün bizim kapımızdadır bu kayyum meselesi. Yarın sizin kapınızda olacak. Şimdi bugünün bugünden baktığımız zaman kayyımların görevden alınması ve seçilmişlerin görevlerine iadesi için bir yasa gerekiyor mu? Hiçbir yasa da gerekmiyor. Yani şu anki en azından bu süreç açısından baktığınız zaman tırnak içinde kardeşlik diyorsak eğer kardeşliğin hukuku da bunu kabul etmez. Yani hem anayasanın ruhuna aykırıdır hem de kardeşliğin ruhuna aykırıdır.
Ferit Aslan: Sözünüzü kesiyorum. Burada tam bir şey soracağım. Sizin cezaevinizden çıkacağınız tarihin yazıldığı bir mesajı Sayın Demirtaş paylaşmıştı. Ve orada siz bir bulmaca çözüyordunuz. O bulmacadaki metaforlardan sonra şöyle bir tartışma yapıldı Türkiye’de. Orada işte Milli Güvenlik Kurulu, irade, kardeşlik gibi kelimelerin geçtiği bir bulmacada ve insanlar şuna yorumladı. İşte Demirtaş şu süreci eleştiriyor. Özellikle süreçte Milli Güvenlik Kurulunun vereceği kararla böyle bir kardeşliğin sağlanması yönünde eleştirileri oldu. Bu konuyla ilgili ne söyleyeceksiniz? Gerçekten o bulmacada süreçle ilgili bir mesaj mı vermek istediniz siz ve Sayın Demirtaş?
Selçuk Mızraklı: 8 yıl önce Leyla Güven bırakılacağı zaman biz cezaevinin önünde oturmuştuk milletvekili arkadaşlarla. Düşünüyordum karşımdaki arkadaşım sordu bana ne düşünüyorsun? Satranç oynuyorum dedi. O günde satranç oynuyordu. Yani hani neyi nasıl konumlandırmalıyız ki alacağımız sonuç Türkiye açısından, Türkiye halkları açısından hakkaniyete uygun, adalete uygun olsun ve belli bir yankısı olsun diye. Şimdi bugün de yani o çözdüğümüz bulmaca bütün bu Türkiye’deki tüm insanların kendini sorumlu hisseden… Affedersiniz. Tüm insanların çözmeye çalıştığı bir bulmaca var. Bulmaca metaforu orada. Tam da bu mesele yüzünden. Dikkat ederseniz daha siz bu soruyu sormadan önce hani bu eğer diyor ya kedi buysa ciğer nerede, ciğer buysa kedi nerede? Şimdi biz de diyoruz ki eğer hukuk varsa hukuk dairesinde olması gerekenler nedir? Hukuk dediğiniz zaman ben şöyle söyleyeyim Montesquieu’nun güçler ayrılığı kavramını yaklaşık 200 yıldır, 250 yıldır dünya biliyor. Yani yasama yürütme yargı. Bunlar arasındaki dengenin gözetilmesi yani eşitler arasında birinci olmaz. Her biri ayrı bir gücü temsil eder. Ayrı bir güç merkezini temsil eder ve bunların senkronizasyonu birlikte bir arada alayıyla bir ülkenin çatısı belirlenir, iskeleti belirlenir. Şimdi buradaki durumda da baktığımız zaman özellikle. Meclis belki tarihindeki en kritik kararlardan birisini verdi. En nitelikli çoğunlukla. Hatta tırnak içinde yeni partinin genel başkanının hattını takip etselerdi belki 525-525 olacaktı [not: bu sayı transkriptte belirsiz, kontrol edilmeli]. Tamam mı? Yani inanılmaz bir oran diye herkes söyleyecekti. Meclis böyle bir karar veriyor da siz bu anayasada ve güçler ayrılığı sisteminde meclisin üzerinde bir irade tesis edebilir misiniz? Meclis kararının üzerinde bir irade meclisin kendisinin oylarıyla verdiği ve kabul ettiği yerde orada MGK’nın olması size yani bir ne diyeyim meclis iradesini sakatlayan bir tutum olarak gözükmüyor mu? Bunu siyasi partiler de dile getirdi. Ben de dile getiriyorum. Herkes de dile getirecektir. Yani bu yanlıştır çünkü. O karar verilir. Miatlı, miatlı olarak çıkarılmış kaç tane kanun hatırlıyorsunuz? Veya kaydı şarta bağlanmış şu kurumun onayıyla olacak diye kaydı şarta bağlanmış bir tane kurum vardır, cumhurbaşkanlığıdır. Onun onayıyla onun dışında başka bir şey hatırlamazsınız.
Şimdi burada üçüncüsü, çerçeve yasanın çıkması bu sürecin bir adete hukuk belgesiyle netleştirilmesi açısından oldukça anlamlıdır, değerlidir, önemlidir. Bunun da altını çizdik bakın bu doğru bu yasanın çıkması çok önemli çok değerli üzerinde şöyle veya böyle uzlaşmayla çıkartılmış bir yasadan bahsediyoruz ama bu yasanın her yerinin doğru olduğunu anlamına gelmez ve orayı da eleştirmemek Hem bir siyasetçi için hem ne diyeyim hani hakikatin takipçisi olan namuslu insanlar için bir görevdir. Söyleyeceksiniz yani tamam sen bunu yaptın da bu adımı atıyorsun da. Arkadaş bakın buraya sakladığınız durum ilerideki bir takım gelişmeleri de sakatlamaya muktedirdir. O yüzden yani o yazıdaki o puzzle’ın temel esprisi de oydu.
Ferit Aslan: Selahattin Bey bir açıklama yapmıştı. Aktif siyaseti bıraktığını söyledi. Gerçi ondan sonra da çok geniş kapsamlı herhangi bir röportaj falan vermedi. Çok fazla siyasi bir demeç vermedi. Bu süreci desteklediğine dair yaptığı kendi şahsi açıklamaları dışında. Biz Selahattin Bey’i yeniden siyaset sahnesinde görebilecek miyiz? Milletin merak ettiği de o. Çünkü ben şunu, şundan dolayı soruyorum. Sanki iktidar cenahının da en büyük meselesi o gibime geliyor. Çünkü Ankara’dan gelen heyetler özellikle bunu soruyor. Hani cezaevinden çıksa ne yapacak? Bu partinin başına geçer mi? Siyaset yapar mı? Yapmaz mı?
Selçuk Mızraklı: Bir hani ben söyleyeyim bu tür şeylerin vekaleten nakli söz konusu değildir. Artı hakikaten de siyasetin etiğine de uygun düşmez. Bizim o birlikte kalarak yaratmış olduğumuz değerlere de aykırıdır. Bunu söyleyeyim. İki Ankara’dan gelenler, o Ankara’dan gelenler kamuoyu nabzını araştırırlar, tutarlar, anlamaya çalışırlar ama onlar içinde şöyle bir şey vardır, Demirtaş’ın aktif siyasette bulunduğu durum, Demirtaş’ın aktif siyasette bulunmadığı durum. Onlar açısından bunun sonuçları nedir üzerine yoğunlaşırlar. Yani hesaplarını, kitaplarını, yarına ilişkin diyelim ki kurgularını da onun üzerinden yaparlar. Niye? Karşılarında oldukça güçlü, durum ve duruş değiştirebilecek ehliyette bir siyasi lider figürü var. Hal böyle olduğu andan itibaren bence asıl onlara sormak lazım. Sizin bu konudaki kararınız nedir?
Ha iki o kararın ötesinde Demirtaş dışarıda olmalıdır. Dışarıda ailesiyle, yuvasıyla ama yurttaşlarla ama halkıyla ama partisiyle buluşmalı. Eğer bir müşavere yapacaksa eğer bir ne diyeyim kendisini yeniden karıp değerlendirecekse de ondan sonra yapacaktır ve kararını verecektir. Şimdi sormak lazım. Siz yurttaşa gitseniz sorsanız, demin de konuştuk, yüzde 90’lı diyecektir ki o olmalıdır. Niye? O ayrı bir siyasetçi kumaşına sahip. Tamam mı? Hani eskiden derdik ya, sazdan başka bir şey çalmadı. Şimdi o sazdan başka bir şey çalmadı ama 10 yıldır, 13 gün sonra 10 yıl edecek. Tamam mı? 10 Yıldır içeride olmasına rağmen de teslim olmadı. Kendisine dayatılan o çürütme veya hani ne diyeyim koparma tehditine de hiç kulak asmadan dışarıyla dışarıyla türlü türlü buluşma yolları seçti. Bu bazen bir yani romanda geçen bir paragraf olur. Bu bazen bir resme motiflenmiş bir umut olur. Bu bazen sazın tellerinden namesini bulan oradaki güfte olur, beste olur. Ama bu ve buna benzer yani karikatüre kadar aklıma gelenleri söyleyeyim. Çok sayıda yolla esasında hani siyaset sadece hani siyasal partinin içinde de yapılmaz.
Ben de şu anda siyaseten yasaklıyım. Ben 3 yıl boyunca siyasi yasaklıyım. Hem de çerçeveyle, merçeveyle de alakası yok. Bu karar gelince 3 yıl siyasi yasaklıyım. O zaman ben siyaset yapamayacağım mı? Siyasal partide siyaset yapamam. Ama toplumun temel meseleleri konusunda tabii ki çalışacağız da, çaba da göstereceğiz, mücadele de edeceğiz, düşüncelerimizi de ifade edeceğiz.
Ferit Aslan: İmralı’da Öcalan’a villa olayı gündeme gelince Özgür Özel’in bir açıklaması oldu. İşte Öcalan’ı villa tartışmasından önce Demirtaş’ı evine gönderin diye. DEM Parti’den de buna yanıt verildi, bazı şeyler söylendi ama ben şeyi merak ediyorum. Yani YENİ Parti’nin Öcalan ve Demirtaş’ı karşı karşıya getirmesi şeklinde yapılan değerlendirmeler konusunda ne söylemek istersiniz?
Selçuk Mızraklı: Şimdi şeyi bir defa adreslemeleri biraz daha doğru yapmak gerekiyor gibime geliyor. Niye? Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki hani ben kendi adıma söyleyeyim o mülakatı ben de dinledim. Daha sonra o otomobilin içinde seyahat esnasındaki verilmiş Özgür Özel’in sayın Özgür Özel’in mülakatını da okudum. Onu okuduğum için hani böyle işte bir yarma veya bir fay oluşturma gibi bir arka plan olduğunu düşünmüyorum. Doğru mu? Ama şimdi şunu bir iki kere düşünmek lazım. Böyle bir şeyi sürekli kulvarı açmaya çalışan, böyle bir ayrıştırmayı yapmaya çalışan durum sadece bugüne mi özgün? Bir yıl önce, beş yıl önce, on yıl önce, on beş yıl önce hatırlarsınız Şahinler güvercinler, Şahinler güvercinler. Şimdi bütün bunlar yani o DEM Parti gerçekliğini veya Halkların Demokratik Partisi gerçekliğini ya HDP gerçekliğini bilmeyenler böyle bu tür fikir uçuşmaları yapabilirler. Ama biz aklı başında insanların fikir uçuşması yapma şansı yok, hakkı da yok. Topluma karşı açık olmalıyız, dürüst olmalıyız. İki, bazen şeyi söylüyorum. Geçmişte bir kitap vardı. Hep böyle hatırlarım geriye doğru gittiğim zaman 82 veya 83 yılıydı. Mustafa Kemal’i anlamak ve tamamlamak diye Cavit Orhan Tütengil’in bir kitabı vardır. Şimdi bazı bütün şu yaşadığımız dünyada cereyan eden işler yapılırken bizler birbirimizi tamamlarız. Her birimiz birer kişiliğiz. Her birimizin birer rotası vardır, düsturu vardır. Ama sürekli yanı başlarımızdan besleniriz, tamamlanırız.
Toplum içindeki yaşayışın da temel esasında metaforudur da bu. O birbirini tamamlama hali. Şimdi bu süreçte de ben şunu da çok iyi gözlüyorum ki Sayın Öcalan’ın İmralı’da yürüttüğü bu süreci keşke dışarıda Demirtaş ve Demirtaş gibi birçok aktör olsa da Bir, toplumla bunu en doğru yollardan konuşabilse, yani o toplumsal kabullerin, toplumsal kaygıların giderilmesi, toplumsal kabulün yükseltilmesi bağlamında keşke bunu biz çok daha önceden becerebilmiş olsaydık. Bugün Türkiye’nin siyasal muhalefeti yani Cumhur İttifakı’nın dışındaki kalan kesimler ve ana muhalefet başta olmak üzere bu sorunun çözümüne dönük neyi söylüyorlar? Yani bu sorunun çözüm rotasındaki aksaklıklara, eksikliklere sürekli vurgu yapmak yerine ya arkadaş sizin yol haritanız nedir? O yol haritanızı koyun. Deyin ki bu sorunun siz bu yoldan giderseniz şöyle şöyle yanlışları vardır. Tamam mı? Böyle böyle böyle eksikleri vardır. Biz başka ülkelerde yaşayan kardeşlerimiz için neleri istiyorsak bu ülkede yaşayan kardeşlerimiz için de onların bu haklı taleplerini şu meseleyi şu başlıkta şöyle çözeceğiz. Şöyle çözeceğiz Muhalefet olmak böyledir. Yani siyasi muhalefet olmak sadece cepheden bilmem bütün iktidar politikalarına karşı çıkmak değildir. Ama aynı zamanda yani alternatifini çözüm eksenini de ekleyerek dile getirebilmektir.
Ferit Aslan: Son bir soru. Amedspor-Beşiktaş maçıyla ilgili attığınız bir sosyal medya nedeniyle, bayağı sosyal medyada bir kesim tarafından bayağı linçlendiniz anladığım kadarıyla. Oradaki işte kanadının kırılması, bacaklarının titremesi metaforundan dolayı kimi alındı, kimi size yakıştıramadığını belirtti. Bir şeyler söylemek ister misiniz?
Selçuk Mızraklı: Şimdi tabi o işin bir arka planı var. Tam da sizin soruya girişinizde esasında o arka plan oluyor. Nedir bu? Herkesin Amedspor taraftarı olan, Amedspor’a gönül vermiş olan herkesin de Amedspor’un gerekli sahalarda, gerekse bazen kendi iç sahasında bile oynadığı zaman uğramış olduğu tacizlere ilişkin, ister Futbol Federasyonu tarafından olsun ister başka şeklinde. Hatırlarsınız, çocuklar ölmesin diye çıktıkları zaman, analar ağlamasın diye çıktıkları zaman ceza yediler. Hani o arka planı çok iyi okumamız gerekiyor. Cezaevinden çıktıktan sonra gittiğim maçta Başakşehir’i Amedspor 5-0 yendi. Ben demiştim ki artık gelecek haftaya gelen kimse. O arada bir yanımdaki birisi dedi ki Beşiktaş geliyor. Tamam mı? Dedim vallahi bacakları titreyerek gelecek. Çünkü niye? Karşısında 5-0’lık net bir sonuç almış. Ve o haftaki fikstür itibariyle üçüncülüğe yükselmiş bir Amedspor vardı. Şimdi onun ertesinde maçı, maçın seyrini yani hakem hatalarını hatta her iki takım dönük yaptı hataları da herkes izledi. Şimdi maç gereğinden fazla uzatıldı. Yani adeta sanki maçı böyle hiç olmazsa 3-3 bitirtebilmek için ne yapabilirim dercesine. Çünkü kırmızı kartlar, sarı kartlar havada uçuştu. Yani maç başka bir şeye dönüşmeye başladı. Yani hakem hatalarıyla tabii. Başka bir etkenden bahsetmiyorum.
Onun akabinde ben de biraz o yani o duygu durumu ile ben bu şehrin Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı yapmışım. Dolayısıyla tabi ki Amedsporluyum. Başka bir takım da zaten dile getirebilmem mümkün olmaz. O nedenle orada o ironiyi kullanarak o metaforu kullanarak hani şeyde bilirsiniz spor gazeteleri vardı Türkiye’de çıkan çok sayıda da okuna veya gazetelerin spor sayfalarını bilirsiniz. Ben size diyebilirim ki en az 50-100 kere yav kartalın kanadı kırıldı. Kavramını duymuşsunuzdur. Kartalın pençeleri söküldü. Kavramını çok duymuşsun. Bunu duyduğumuzda, oralarda okuduğumuzda hiçbir şekilde şey oluşmadı. Tepki de oluşmadı. Yav o gazetede öyle yazması olur mu? O gazete bilmem şey midir? Yok.
Futbolun bunlar nazireleridir. Şimdi bununla beraber hani benim özellikle diyelim ki biraz da belki o anın duygu durumuyla bu söylediklerim, başka mahallelerde Amedspor dışı camiada başta da Beşiktaş camiası onu söyleyeyim. Beşiktaş taraftarları eğer onları rencide ettiyse beni bağışlamalarını talep ederim sadece. Hiç öyle bundan da öyle hani kendimde bir eksilme falan hissetmem. Ben bu toplumun da zaten ferasetine de güveniyorum, basiretine de güveniyorum. Ancak derim ki ya bu gereğinden demek ki kasta aşan bir anlam çıktı orada tamam mı bağışlasınlar derim. Ama şu gerçeği de asla unutmamalarını yani böyle bir fırsat olduğu zaman da yani kendilerine iğne batırmayanları geçmiş hafıza itibariyle söylüyorum. Böyle çuvaldızlarla, kılıçlarla ortalıkta dolaşmadan da çok iyi niyetli bir davranış olarak görmediğimi de belirtmiş olayım.








