10 Ekim davası: IŞİD’li sanık “Canlı bomba dayatma değil” dedi, mahkeme Türkiye’ye getirilen IŞİD’lileri MİT’e sorma kararı verdi

ANKARA (Medyascope) – 10 Ekim 2015’te IŞİD saldırısıyla 103 kişinin hayatını kaybettiği Ankara Gar Katliamı’nın firari sanıklar yanından süren davada, Suriye’den Türkiye’ye getirilen IŞİD’li sanık Ömer Deniz Dündar ikinci kez hakim karşısına çıktı. Avukatların katliamda sorumluluğu olduğunu ve yalnızca örgüt üyeliğiyle yargılanamayacağını söylediği Dündar, iddiaları ve delilleri reddetti. Dündar, “Adıyaman grubundaki herkes canlı bombadır gibi bir algı var, bu doğru değil. Canlı bomba örgütün dayatması değildir, gönüllü olarak başvurulur, bu mantık dışıdır” diye kendini savundu. Mahkeme, avukatların talebi üzerine Türkiye’ye getirildiği iddia edilen firari sanık Savaş Yıldız’ın MİT ve Emniyet’ten sorulmasına karar verdi.

10 Ekim davası: IŞİD’li sanık “Canlı bomba dayatma değil” dedi, mahkeme Türkiye’ye getirilen IŞİD’lileri MİT’e sorma kararı verdi


10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 16 firari sanık yönünden süren davası Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. 11 yıl önce IŞİD’in saldırısıyla 103 kişinin hayatını kaybettiği katliamın davası, değişen dördüncü mahkeme heyetiyle dava devam etti.

Mahkeme heyeti avukatların taleplerinin büyük bir kısmını reddetti ve davayı 3 Aralık 2026, saat 10:00’a erteledi.

Duruşmaya YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, Çankaya Belediye Başkanvekili Haldun Güler de katıldı.

Mahkeme salonunda hazır bulunan sanık veya sanık avukatı bulunmamasına rağmen seyirciler için ayrılan ilk sıraya çevik kuvvet polisi yerleştirildi. Duruşma yarım saat gecikmeyle başladı.

10 Ekim davası: “Canlı
10 Ekim davası: IŞİD’li sanık “Canlı bomba dayatma değil” dedi, mahkeme Türkiye’ye getirilen IŞİD’lileri MİT’e sorma kararı verdi

Mahkeme soracak: 184 IŞİD’li arasında dosya sanığı var mı?

Suriye’den nisan ayında getirilen sanık Ömer Deniz Dündar ikinci kez hakim karşısına çıktı ve SEGBİS’le savunması alındı. Dündar, iddianamede örgüt üyeliği ile suçlanırken avukatlar katliamda sorumluluğu bulunduğunu, IŞİD kamplarında eğitim verdiğini ve Adıyaman hücresinde örgütlendiğini savundu. Kırşehir’de tutuklu bulunan sanık Dündar, hasta olduğu gerekçesiyle Ankara’ya getirilmedi. Mahkeme ara kararında 3 Aralık’ta Dündar’ın duruşma salonunda hazır edilmesi için cezaevine yazılacağını kaydetti.

Mahkeme, avukatların talebi üzerine Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 184 IŞİD’linin, tutuklu bulundukları Bağdat’tan Türkiye’ye getirildiğine yönelik haberlerle ilgili ara karar verdi. Bu 184 kişi içinde dosya sanıklarından kimse olup olmadığının Terörle Mücadele Daire Başkanlığı’na, Emniyet Müdürlüğü’ne ve Milli İstihbarat Teşkilatı’na sorulmasına karar verildi.

IŞİD’li sanığın ilk savunması dosyayı bilmeyen heyete

Mahkeme önce sanık Ömer Deniz Dündar’a söz verdi. Dündar IŞİD’lilerin taşındığı araçtaki trafik belgesi, bomba yapımında kullanıldığı iddia edilen koli bantları, ikametgâh belgesi üzerinde parmak izinin çıkmasını kabul etmedi.

“Bu araba Türkiye’de ben Suriye’deyim. Zaten Türkiye’de olsam ben de o şahıslarla yakalanırdım” diye kendini savundu. Dündar, parlayıcı kemerde çıkan parmak izini de “Örgüt özel bir birlik kurar ve başkasına dokundurtmazdı” diye reddetti.

Avukatların beyanlarına geçildiğinde ilk sözü Avukat Gülşah Kaya aldı. Kaya, heyetin bir kez daha değişmesine dikkat çekerken, “Sıralarda oturanlar dinleyici değil, katliamda yaralananlar, evlatlarını eşlerini babalarımı kaybedenler ve katliamın doğrudan mağdurları” diye salondakileri tanıttı.

Önceki celse geçici heyet olduğunu hatırlatan Kaya “11 yıl sonra Suriye’den yakalanıp getirilen, katliamdan hemen sonra canlı bomba olma ihtimali gözetilerek ailesinden DNA örneği alınan bir sanığın sorgusunu bu dosyayı bilmeyen bir heyetle yapmış olduk” dedi.

Kaya, IŞİD’li sanık Dündar mahkeme huzurunda hazır edildikten sonra teşhis işlemlerinin yapılmasını talep etti. Mahkeme sonraki duruşmada Dündar’ın hazır bulundurulmasını istedi.

Kamu görevlilerinin sorumluluğu: “Katliam engellenebilirdi”

Avukat İlke Işık konuşmaya başladığında salonun arkasından sesin duyulmadığı uyarısına mahkeme başkanı “Müdahale etmeyin, sessiz olun” diye tepki gösterdi. Işık, firari sanıkların Suriye’den getirildiğini ama nasıl gittiği üzerinde durulmadığını söyledi.

10 Ekim Katliamı’nın öncesinde arka arkaya IŞİD katliamlarının olduğunu söyleyen Işık, 5 Haziran’da HDP Diyarbakır mitingine bombalı saldırıyı, 7 Haziran seçiminde AKP’nin tek başına iktidarı kaybetmesini ve ardından 20 Temmuz’da Suruç Katliamı’nı ve çözüm sürecinin sona erdiği süreçte seçimlerin yenilenmesi kararı alındığını hatırlattı.

Işık 1 Kasım 2015 seçimlerine giderken 10 Ekim Katliamı’nın düzenlendiğini ve dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Konuşursam yer yerinden oynar” dediğini ancak konuşmadığını söyledi. Ümit Özdağ’ın o dönem olanları Süleyman Soylu’nun bildiğini iddia ettiğini hatırlattı.

Işık ayrıca, dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katliamdan sonra Davutoğlu ile görüştüğünü, “Davutoğlu’nun bana anlattıklarını anlatmaya devlet terbiyem el vermez” dediğini, mahkeme huzurunda Kılıçdaroğlu’na sorulmasını talep ettiklerini ancak mahkemenin kabul etmediğini ifade etti. Işık şöyle devam etti:

“Sedat Peker şöyle özetlemişti: ‘Kaos gerekiyordu, kan gerekiyordu ben onun için gereken koşulları yarattım.’ 36 sanıkla bir dava açıldı, sekiz ay kısıtlılıkla kaldı kapağını açamadık. Ülkenin en büyük katliamında müvekkillerimiz ‘Ne oldu bizim çocuklarımıza’ dediklerinde biz cevap veremedik. 3 Ağustos 2018’de mahkeme dokuz kişiye 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Bu katliam nasıl olabildi, bu kadar kolay mıydı Ankara’nın ortasında bu katliamı gerçekleştirmek? Bizim en temel sorumuz bu oldu.

Müfettişler, IŞİD’in miting gibi kalabalık yerlerde birden çok canlı bombayla eylem yapacağı istihbaratı olmasına rağmen dikkate alınmadığını, Ankara Emmiyet Müdürlüğü yetkililerinin en azından önlemleri almamakla ilgili sorumluluğu olduğunu söylüyor. Soruşturma bile açılmadı, müfettişlerin sekiz klasörlük raporunun tamamı bile mahkemeye gelmedi. İdare mahkemesi kararıyla gönderdiler, taramışlar, sansürleyerek gönderdiler. Bu katliamda IŞİD’li olan ya da olmayanlar dışında da sorumlu var ve bunlar kamu görevlileri. Ankara Valiliği ve Emniyeti sorumludur çünkü önlemler alınmadığı için bu katliam gerçekleşmiştir.”

“Savcılar delil sakladı”

Ankara Katliamı’nı IŞİD’in Gaziantep hücresinin düzenlendiğini söyleyen Işık, katliamın planlayıcısı Yunus Durmaz’ı emniyetin izlediğini ama hiçbir önlem almadığını ifade etti.

Davanın 72 klasörle açıldığını belirten Işık “Savcılar delil saklamıştır, sekiz klasör daha varmış. Tayini çıkan savcıların odalarından çıktı bu klasörler. Delil saklamak suçtur, her türlü başvuruyu yaptık haklarında tek bir işlem yapılmadı. Klasörlerin içinde kamu görevlilerinin sorumluluklara ilişkin önemli delil ve evraklar vardı” dedi.

İki canlı bombanın, bomba yeleklerini giyip Ankara’ya kadar hiç durdurulmadan geldiğini söyleyen Işık, katliamın en kilit isimlerinden birinin Yakup Şahin olduğunu ve Şahin’in canlı bombaların aracının Ankara’ya girmelerini sağlamak için önden gittiğini kaydetti.

10 Ekim Barış Derneği Eş Sözcüsü İshak Kocabıyık | 10 Ekim davası: IŞİD’li sanık “Canlı bomba dayatma değil” dedi, mahkeme Türkiye’ye getirilen IŞİD’lileri MİT’e sorma kararı verdi

Işık, “Yakup Şahin 10 gün önce Nizip’te bomba yapmak için gübre almak istiyor. Gübreci şüpheleniyor şikayet ediyor, Nizip Emniyeti adresini tespit ediyor ve Antep Emniyeti’ne bildiriyor. Bu gübrelerle 103 insanın hayatını kaybetmesine sebep olan bombalar yapılıyor ve hücre evine koyuyor. Yakup Şahin yakalansaydı bu katliam planı çökerdi. Bunu yakalayamayan bir Gaziantep Emniyeti var. Emniyet için soruşturma açılması için dört yıl uğraştık, sizden önceki heyetler reddetti. En son iki idare mahkemesi kararıyla soruşturma açılabildi” diye konuştu.

Katliam anında alanda biber gazı kullanarak yaralılara müdahaleyi geciktiren polisler hakkında dahi soruşturma açılmadığını kaydeden Işık, “Biz bu katliamın tüm sorumlularının yargılanmasını istiyoruz. Çok basit, çok anlaşılabilir bir talep. ‘Sadece IŞİD’liler geldiler yaptılar gittiler.’ Bu kadar basit mi? Onları durdurmayan, engellemeyen kamu görevlilerinin sorumluluğunu ne yapacağız. Bize 11 yıldır ‘Hayır’ denilen şey budur. Yargı, İçişleri Bakanlığı, AYM kol kola girdi ve 10 Ekim Ankara Katliamı için ‘Sadece IŞİD’lileri sorumlu tutuyoruz ve kamu görevlilerini sorumlu tutmayacağız’ diyor” dedi.

“İnsanlığa karşı suç kapsamında yargılama” talebine mahkemeden ret

Avukat Senem Doğanoğlu, “Olay yeri incelemesi sırasında başlayan bir talebimiz var” diyerek başından bu yana katliamın insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmesini istediklerine dikkat çekti. Doğanoğlu şunları söyledi:

“Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi 2018’de Erman Ekici hakkında sadece örgüt üyeliğinden ceza verdi ama katliam sorumluluğu yönünden bir iddianame hazırlanması gerekiyordu. 2019’da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı insanlığa karşı suçtan yargılanması için iddianame hazırladı. Toplumun bir kesiminin planlı bir şekilde hedef alındığını söyledi. 2024’e kadar insanlığa karşı suçtan düzenlenmiş bir yargılama sürdürdük ama bu suçtan mahkeme beraat kararı verdi ve Erman Ekici üzerinden IŞİD’in faaliyetini aklama süreci başlamış oldu. Katliam sorumluluğu yönünden dört firari var. Ömer Deniz Dündar bu kadar sorumluluğu var, hala örgüt üyeliğinden yargılanmakta. Savaş Yıldız’ın sorumluluğu HDP mitingiyle başladı, Suruç ile devam etti. ‘Suriye’de SDG ile çatışmasında Kürtleri hedef almak istemektedir’ şeklinde istihbarat notları var. Yunus Durmaz kendi notlarında neden 10 Ekim’i hedef aldığını ‘Sadece Kürtler değil, sol sosyalist yapılar, kadın örgütleri, LGBTİ örgütleri de katılacak’ diye açıklıyor. Yunus Durmaz Kürtlerin kınalarında, düğünlerinde de katliam yapabileceklerini yazmıştır. Ne yazık ki bu dosyanın iddianamesinde bu yazılıyken, iddianame yazıldıktan iki ay sonra Gaziantep’te kınaya saldırı oldu.”

Doğanoğlu, barış sürecinin son barış mitinginde toplumun belli bir kesiminin hedef alındığını vurgulayarak Ömer Deniz Dündar ve firariler açısından insanlığa karşı suçtan da iddianame hazırlanmasını talep etti. Mahkeme ara kararında bu talebi reddetti.

Suriye’den getirilen Ömer Deniz Dündar’ın rolü

Avukat Eylem Sarıoğlu Aslandoğan ise Ömer Deniz Dündar’ın sadece örgüt üyeliği ve sahte kimlik nedeniyle resmi belgede sahtecilikle yargılanmasıyla, katliamdaki sorumluluğunun görmezden gelindiğini belirtti.

Dündar’ın ailesinin IŞİD’e katıldığına yönelik şikayeti olduğuna, IŞİD’li sanığın rahatlıkla Suriye’ye gelip gittiğine dikkat çeken Sarıoğlu “2014 Ağustos’ta ifade veriyor. Bir yıl boyunca gelip gidiyor, örgütsel faaliyete ilişkin bilgisi yoksa bile buna dair bir veri var elinde. Hiçbir işlem yapılmadan bırakılıyor. Bu geliş gidişlerle hem Adıyaman’da IŞİD örgütlenmesini güçlendirmeyi, hem de Adıyaman’dan örgüte katılacak kişiler bulmayı hedefliyor” dedi.

Sarıoğlu şöyle devam etti:

“Suruç katliamı canlı bombacısı Abrurahman Alagöz ve Ankara katliamı canlı bombacısı Yunus Emre Alagöz, bunların örgüte katılmasında katkısı olan Orhan Gönder’in (HDP Adana ve Mersin bürolarına saldırı düzenleyen kişi) Ömer Deniz Dündar ile ilişkisi olduğuna ve Suriye’ye gidip IŞİD’e katıldığına ilişkin beyanları var. Bunu değerlendirdiğimizde sadece örgüt üyesi olarak göremeyiz. 10 Ekim Katliamı’ndan sonra Yunus Emre Alagöz dışında, DNA testi yapılmak istenen ilk aile Dündar’ın ailesi. Canlı bomba olma ihtimaline ilişkin hafıza bu devletin elinde olduğu için bu yapılmıştır, sıradan bir üye değildir.”

“Dündar üyelikle değil, katliam sorumluluğuyla yargılanmalı”

Sarıoğlu, Dündar’ın kendi ifadesinde Suriye’ye gittiğinde kendisini Yunus Durmaz’ın karşıladığını ve iki ay dini eğitim, hafif silah eğitimi, spor, bilgisayar eğitimi aldığını söylediğini aktardı. Yunus Durmaz’ın IŞİD katliamlarının planlayıcısı olduğunu hatırlatan Sarıoğlu, Dündar’ın Suriye’deki kampta idari sorumlu olduğunu, Yunus Durmaz ile yazışması olduğunu, Suriye ve Gaziantep arasında örgütlenmeye, eylem planlarına, kimin gidip geleceğine ilişkin birçok yazışmanın Dündar’ın eğitimini aldığını söylediği kripto programlar üzerinden yapıldığını söyledi.

10 Ekim davası: “Canlı
10 Ekim davası: IŞİD’li sanık “Canlı bomba dayatma değil” dedi, mahkeme Türkiye’ye getirilen IŞİD’lileri MİT’e sorma kararı verdi

Sarıoğlu “10 Ekim mitingine kimlerin, hangi kurumların katılacağına dair listeden, 30 bin dolar istendiğinden, bu paranın araç kiralama, malzeme alımı vesaire ne için kullanılacağından, Gaziantep’e gönderilen mühimmatlardan bilgisi var ama bu kişinin katliamdan haberi yok. Bu mümkün değil. Dündar’ın sadece örgüt üyeliğinden değil, katliam sorumluluğuyla yargılanması gerekir” diye konuştu.

Firari sanık Savaş Yıldız Türkiye’de mi?

2012’den bu yana teknik ve fiziki takip yapıldığını, dosyanın bir diğer firari sanığı olan Cebrail Kaya’nın Suriye’de infaza katıldığına dair video olduğunu, örgütlenme ilişkisi olduğu bilinen kişiler hakkında işlem yapılmadığını söyleyen Sarıoğlu “Dosyamızın hiçbir sanığı örgütsel mekanizma açısından ‘herhangi biri’ değil” dedi.

10 Ekim davası: “Canlı
10 Ekim davası: IŞİD’li sanık “Canlı bomba dayatma değil” dedi, mahkeme Türkiye’ye getirilen IŞİD’lileri MİT’e sorma kararı verdi

Sarıoğlu, Türkiye’ye getirilen 184 IŞİD’li arasında olduğu söylenen Savaş Yıldız’ın canlı bombaları eğiten kişi olduğunu söyledi. Yıldız’ın sanık olduğu, HDP’nin Adana ve Mersin bürolarına saldırılar dosyasında gizlilik kararı olduğunu vurgulayan Sarıoğlu “10 Ekim’i örgütleyen kişi olduğu tespitine rağmen Adana ve Mersin’de toplanan delilleri, arada nasıl bir bağlantı olduğunu bilmiyoruz. Önceki heyetlerden talep ettik ama bu kadar bağlantıya rağmen, iki saldırıyı örgütleyen kişi olarak Savaş Yıldız’ın dosyası halen dosyamıza getirilmiş değil” dedi.

Avukatların talebi üzerine mahkeme, bu 184 IŞİD’li içinde dosyanın sanığı olup olmadığının ve firari şüphelilerinin durumlarının ilgili kurumlardan sorulmasına karar verdi. Ancak Yıldız’ın bulunduğu Adana ve Mersin dosyalarının istenmesi talebi reddedildi.

Mahkemeden talepler

Avukat Erkan Ünüvar da mahkemeden taleplerini sıraladı:

“Ömer Deniz Dündar Türkiye’ye nasıl getirildiğine, nerede yakalandığına, hangi işlemlere tabi tutulduğuna dair bütün evrakların getirilmesini talep ediyoruz. Yakalandığı tarih ile ifadesi arasında boşluk var. Etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadede görev alanı ve iletişim kanallarına dair ifadeler vermiştir. Bu katliamın nasıl organize edildiğine dair yazışmalar vardır, henüz şifreli yazışmalar çözülmemiştir. IŞİD’in kullandığı haberleşme programlarının neler olduğunun sorulması, etkin pişmanlıktan yararlanan sanığın programların çözülmesi için ifadesine başvurulmasını talep ediyoruz. Dündar, MİT ile beş altı kez bir araya geldiğini ve Mustafa Dokumacı’dan aldığı flash bellekleri MİT’e verdiğini söylemiştir. Buna ilişkin dijital verilerin MİT’ten getirtilmesini, imaj kopyalarının dosyaya eklenmesini talep ediyoruz. Dündar ile birlikte getirilenlerin tüm ifade ve teşhis tutanaklarını talep ediyoruz.”

Mahkeme Ünüvar’ın dile getirdiği talepleri de reddetti. Ardından savcı verirken eksik hususların giderilmesi, gelmeyen yazı cevaplarının akıbetinin sorulması, sanığın tutukluluğunun devamına yönelik mütalaa verdi.

IŞİD’li sanık sorumluluğunu kabul etmedi

Bir saatlik aranın ardından mahkeme IŞİD’li sanık Ömer Deniz Dündar’a söz verdi. Dündar “Adıyaman grubundaki herkes canlı bombadır gibi bir algı var, bu doğru değil. Canlı bomba örgütün dayatması gibi görülüyor. Böyle olmaz. Canlı bomba olmak isteyen kişi örgütte bir üstündeki kişiye böyle bir talebi olduğunu bildirir. Bu kişi ayrılır ve çok vakit geçmeden canlı bomba olur. Ben şu anda buradaysam, kesinlikle canlı bomba değildim. Bu bir dayatma değildir, gönüllü olarak başvurulur, bu mantık dışıdır” diyerek katliamda sorumluluğu olmadığını iddia etti.

Dündar “Ben 2014’ün ağustos ayında Suriye’ye gittim. 4 Nisan 2021’de HTŞ tarafından tutuklandım, Nisan 2026’da Türkiye’ye teslim edildik. 2014-2026 arasında kesinlikle Türkiye’ye girmedim, bu MİT tarafından da bilinmektedir. 17 Temmuz 2021’de MİT mensupları geldi. Ben orada her şeyi bütün samimiyetimle anlattım ama avukatların söylediği gibi flash bellekleri vermedim, HTŞ terör örgütü grubu vermiş olabilir diye düşünüyorum” dedi.

IŞİD’li sanık, Ankara Katliamı’nda sorumluluğu olmadığını, aldığı bilgisayar eğitiminin örgütün haberleşme programıyla ilgisi olmadığını, Yunus Durmaz ile yazışmadığını, katliamı Durmaz’ın kendisinin planladığını, örgütte idari sorumlu olmadığını savundu.

Dündar, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Türkiye’de tutuklanıp daha sonra ABD’ye iade edilen Rahip Brunson’a yönelik suikast planlarından nasıl haberdar olduğuna ilişkin de konuştu.

IŞİD’in Türkiye yapılanmasında kilit isimlerinden, Adıyaman merkezli “Dokumacılar Grubu” olarak bilinen hücrenin kurucusu olan Mustafa Dokumacı’nın bunları anlattığını öne süren Dündar “Bu eylemlerden vazgeçildiği zaman Mustafa Dokumacı çeşitli oturumlarda böyle eylemler planladığını ama yapamadığını anlatır. Örgüt böyle eylemleri kimseyle istişare etmez, paylaşmaz” dedi.

Dündar’ın ifadesinin ardından ara karar için mahkeme heyeti görüştü ve avukatların insanlığa karşı suç kapsamında yargılama, gizlilik kararı olan Adana ve Mersin dosyalarının mahkemeye iletilmesi, dosyayla ilgili dijital materyallerin MİT’ten istenmesi gibi taleplerini reddetti. Sadece Türkiye’ye getirilen 184 IŞİD’li arasında dosyanın sanığı olup olmadığının ve firari şüphelilerin akıbetinin sorulması talepleri kabul edildi. Mahkeme ayrıca, duruşma sırasında görüntü alındığını söyleyerek ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulacağına hükmetti.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş