10 Ekim 2015
Saat 10.04
Hatırlıyor musunuz?
İki IŞİD’li canlı bomba, binlerce insanın içinde kendini patlattı.
103 vatandaşımız öldürüldü.
Bu katliamı diğerlerinden ayıran en önemli şey, yol verilmiş olmasıydı.
Evet, bir katliama yol verildi!
Oysa herkes her şeyi biliyordu.
Zira saldırı olacağına dair güvenlik ve istihbarat birimlerinde çok sayıda belge vardı.
Olası bir saldırıyı IŞİD’in yapacağı biliniyordu.
Saldırganlardan Yunus Emre Alagöz’ün kimliği ve IŞİD ile bağlantısı biliniyordu.
Canlı bomba olabileceğine dair istihbarat bilgisi vardı.
Saldırıdan iki gün önce (8 Ekim) gelen istihbarat ilgili birimlere zamanında iletilmedi.
Şehre girişteki arama noktalarından bazıları kaldırıldı.
Adı, sanı bilinen saldırgan ve bombalar böyle girdi alana.
Gara girişte üst araması yapılmadı.
Daha sayılabilir…

Tüm bunların üstüne dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Saldırıdan sonra anket yaptık, oylarımız yükseliyor…” sözünü de eklersek korkunç şüpheler akla geliyor. Ama hepsi karanlıkta kaldı, aydınlanmadı.
Hep öyle olmuyor mu zaten, işin içinde devlet görevlilerin adı şüpheli olarak geçiyorsa karanlık asla kalkmıyor.
Bu yüzden bu katliam yol verilen bir katliamdı.
Bugün barış diyoruz, tıpkı o gün o meydanda “Barış” diye haykıran ve vahşice katledilen 103 vatandaşımız gibi.
Barış, siyasi konjonktüre göre anlam değiştiren bir kelime değil. Her zaman ve her dönemde tanımladığı şey aynı. Ama siyasetçiler kelimeleri kendi bekalarına göre kullanmakta çok mahir. 103 kişiyi saygıyla anarken onların sesiyle bir kez daha haykırıyorum “barışı”.
***
Gitti fon fon fon…
“Çilli bom bom bom” şarkısında söylendiği gibi söyleyebilirsiniz.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sesini ve mimiklerini taklit eden bir kişi var. Adı Muhammed Nur Nahya. Sosyal medyada videolar çekiyor. Gayet de başarılı aslında. Ama son dönemde çektiği videolarda rap söylemeye başladı. Tabii Erdoğan’ın sesi ve vurgularıyla. Herkesin gündeminde olur da onların gündeminde olmaz mı fon vurgunu.
“Gitti fon fon fon…” diye bir şarkı söylüyorlar. Her şeyini kaybeden bir kişi “ooo gitti, gitti paralarım gitti, gittiiiii….” diye dövünüyor. O da Erdoğan olarak yanına gidiyor ve “Bir bilsem kim koymuş senin tatlı fonuna, sağı solu fark etmez gideceğim sonuna…” diyor.
Bir söz vardır, “İzahı olmayanın mizahı olur” diye. Ama buradaki mizah bile bizlere bir şeyi dikte ediyor. En yakın çevresinin karıştığı vurgundan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hiç haberi yok ve sonuna kadar gidecek. Elbette haberi yoktur, değil mi? Cumhurbaşkanı izin vermez halkın parasının çalınmasına. Hem de kendi çevresi tarafından. Fakat bu çok vahim bir durum. Zira o kişileri oralara atayan sayın Cumhurbaşkanı’ndan başkası değil. Büyük ihanet. Peki, bu ihanetin bedeli olacak mı?
Olacak diyorlar, o zaman bakalım.
AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve kocası, halkın soyulduğu vurgundan 2,2 milyar lira kazandılar. Ancak ortaya çıkınca iade etmek zorunda kaldılar.
Gözaltına alındı mı? Hayır.
Evi basıldı mı? Hayır.
İfadesi alındı mı? Ancak 12 gün sonra.
İfadeye giderken gördük mü? Hayır.
Hayati Yazıcı… Oğlunun adı vurgun listesine girdi.
Mallarına tedbir kondu.
Birkaç saat sonra kaldırıldı.
AKP Sözcüsü Ömer Çelik.
20 milyar lirayı vurgunda alan AKP’li bürokrat Nacar ile Bodrum’a tatile gittiği iddia edildi.
Vurgun zamanlarında bu tatil.
Açıklama yapmadı, yalanlamadı.
Sonra Limak’ın, Bodrum’da düzenlediği gecede Nacar ile fotoğrafı ortaya çıktı.
Yine sustu.
Fotoğrafı ortaya çıkaran gazeteci Mustafa Balcı önce gözaltına alındı sonra tutuklandı. Şimdi cezaevinde. Daha çok örnek var ama yazı çok uzar.
Bunlar yeterli sanırım “ucu nereye giderse gitsin…” sözünün anlamını kavramak için. Aslında amaç şu gibi duruyor: “Siyasi maliyeti bizim için en aza indir, bunun için ucu nereye giderse gitsin vazgeçmeyin.”
Her şey serbest.
Kesin olan şey, ucunun nereye gittiğini göremeyeceğimiz. Yeni bir karanlık alan.
Anlamaya çalışıp henüz açıklayamadığımız konuda bir mizah da, izninizle, biz yapalım. Yine “Çilli bom bom bom” şarkısının melodisi ile tabii.
GİZLİ FON FON FON
GİZLİ FON FON FON
ÇOK GİZLİ, KİMSE BİLMESİN İSMİ
AMAN DA GELSİN MİSLİ, MİSLİİİİ…














