Zeytin Dalı’nda bu hafta Müge İplikçi’nin konuğu gazeteci ve yazar Gökçer Tahincioğlu oldu. Tahincioğlu’nun “Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri” adlı kitabı üzerinden Türkiye’de cezasızlık kültürü, faili meçhul cinayetler ve geçmişle yüzleşme ele alındı.
Zeytin Dalı’nın bu bölümünde Gökçer Tahincioğlu’nun “Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri” adlı kitabı ele alındı. Tahincioğlu kitabında 1970’lerden bugüne uzanan dosyaları, mağdur yakınlarıyla yaptığı görüşmeleri ve dava belgelerini bir araya getirdiğini anlattı. Cezasızlığın yalnızca faillerin cezalandırılmamasından ibaret olmadığını vurgulayan Tahincioğlu, “Cezasızlık çok boyutlu. Sadece suçu işleyenlerin cezasız bırakılması ya da az bir ceza verilmesi değil. Toplumsal meşruiyet sağlanması, o meşruiyetin büyütülmesi, bundan sonraki eylemler için zemin yaratma; bütün bunlar bu sistemin ve kültürün bir parçası. Biraz olsun alanını daraltmanın yolu bu hikâyeleri bana kalırsa bu biçimde anlatmaktan geçiyor” dedi.
“Gerçek bir yüzleşme gerekiyor”
Gökçer Tahincioğlu, geçmişte yaşananların açığa çıkarılması ve sorumluların belirlenmesinin, yalnızca geçmişle hesaplaşmak için değil, benzer olayların tekrarlanmasını önlemek ve barış sürecini kurumsallaştırmak açısından da gerekli olduğunu söyledi:
“Önceki iki çözüm süreci gösteriyor ki bu iklimin devamı bu süreçlerin başarıya ulaşmasına bağlı ama gene orada bana kalırsa pozitif bir süreçten söz edebilmek için, yani pozitif bir çözüm süreci yürütebilmek için bütün demokratikleşme adımlarının kurumsallaştırılması gerekiyor. Dünyadaki örnekleri de böyledir. Bunun kurumsallaştırılması için gerçek bir yüzleşme, hakikatleri arama ve toplumsal adalet açısından cezalandırma gerekir.”
Tahir Elçi dosyasını da bu çerçevede değerlendiren Tahincioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tahir Elçi dosyasında ne oldu? Neden yıllarca rapor gizlendi? Bu gizleyenleri bile açığa çıkartmak gerekir. Başka türlü biz bunları bilmeden, bütün Türkiye’de olanı biteni anlamadan, sorumlular cezalandırılmadan bunların tekrarını önlemek mümkün değildir. Hani dönemsel olarak dünyadaki gelişmelere paralel olarak yol, yöntemler değişebilir. Ama işte orada duruyor bu dosyalar. Sonra da başka başka şeyler oluyor. Sadece birisinin ölmesiyle sınırlamıyoruz, birisinin ortadan kaybolmasıyla sınırlamıyoruz. Haksız tutukluluklardan bugün tartıştığımız erişim engellerine kadar bütün bu sistem oradan buraya kadar uzar. Onun için bunları demokratikleşme adına konuşabilmek için elbette geçmişe bakıp bir yüzleşmeyi sağlamamız gerekiyor.”








