Altın Koza Film Festivali’nde gösterimlerin ilk günündeyiz. Merakım daha çok ulusal yarışma filmlerine ama Aydın Orak’ın Ahmed Arif’i anlatan belgeseli “Anadolu Türküsü” bana göz kırpıyor. Bütün şiirlerini ezbere bildiğim ve neredeyse hakkında yazılan her şeyi okuduğum bir şair. İzlemek için sabırsızlanıyorum. Yarışma dışı özel gösterime giriyoruz.
“Anadolu Türküsü”nde belgeseli, Yılmaz Güney’in 1974’te çektiği Arkadaş filminin bir sahnesiyle başlıyor. Âzem’le (Yılmaz Güney) Melike’nin (Melike Demirağ) Ahmed Arif şiirleri okuduğu Yılmaz Güney’in sinemasında usta şaire selam durduğu o meşhur sahne. Yönetmenin bu sahneden sonra filmin bu kısmı hakkında bir bilgi vereceğini umut ediyorum. Yok, belgesel devam ediyor.
Vedat Türkali’nin senaryosunu yazdığı Süreyya Duru’nun yönettiği Kara Çarşaflı Gelin (1975) filmi birçok açıdan anıt sayılabilecek bir film. Bir nedeni de Ahmed Arif’in şiirlerinin okunması. Yine bu filmin perde arkasıyla ilgili bir paylaşım yapılmasını bekliyorum. Öyle ya belgesel izliyoruz. Üstelik filme dair bazı özel bilgilere ulaşmak zor değil. Filmde şiirlerin kullanımı için Ahmed Arif’le görüşme yapıldı mı? Müziği yapan Sadık Gürbüz ne dedi? Öykünün sahibi Bekir Yıldız devreye girdi mi? Hiçbirinin cevabı yok. Jenerikte filmin adını görmesek görüntülerin mahrecini bilmemize de imkan yok. Üstelik filmin bu görüntüleri belgeselde iki defa geçiyor.

Aydın Orak’ın belgeselindeki en büyük sıkıntılardan biri kullandığı fotoğraflar. Deyim yerindeyse fotoğrafların hepsi çamur gibi. Oysa bir eski Diyarbakır evinin kaliteli fotoğrafını temin etmek bu çağda çok zor bir iş değil. İyi bir kütüphane taraması hatta 1980’lerde basılan Yurt Ansiklopedileri bile bu işi çözerdi.
Belgesel boyunca Ahmed Arif’in bestelenen şiirlerini farklı müzisyenlerden dinliyoruz. Bunlarla ilgili de bir altyazı okumuyoruz. Bu bestelerin hikayelerine dair bolca anekdot varken ve hatta bu şarkıları söyleyen birileri hayattayken onlara sorulan bir soru da yok.
Aslında belgesel boyunca yanılmıyorsam yönetmenin belgesel için kapısını çaldığı bir tanıkla röportajı da yok. Varsa bir kişi vardır.
Yukarıda altyazı demişken unutmadan yazayım. Belgeselde İngilizce altyazı var. İyi düşünülmüş. Ama özel isimler bile İngilizce bire bir çeviri. Kürtçeden söz ederken altyazıda İngilizce yazıyor olmasını hiç konuşmayalım. Belgesel metninde geçmeyen ifadelerin altyazıda sık sık yer alması da ayrı bir sıkıntı. Dilerim salondaki herkes Türkçe biliyordur! Yoksa Ahmed Arif hakkında epeyce yanlış bilgiye sahip olacak beynelmilel bir kitle oluşacak!
Aydın Orak belgeseli kendi seslendirmiş. Dinlemesi ve anlaşılması güç bir seslendirme olmuş. Bazı yerlerde vurgu hataları kendini ziyadesiyle gösteriyor. Diğer yandan Ahmed Arif şiirlerini seslendiren bazı sanatkarların görüntülerinin bu kadar bol kullanılması neyi ifade ediyor, gerçekten anlamak zor. Konukları sıralamaya çalışayım. Genco Erkal, Sırrı Süreyya Önder, Oktay Kaynarca, İlyas Salman diyerek devam edebiliriz. Genco Erkal’ın kıymetli görüşlerine diyecek bir şey yok. Sırrı Süreyya Önder’e yönetmen hadi selam gönderdi diyelim. Peki İlyas Salman gibi bilerek ya da bilmeyerek Ahmed Arif şiirlerine ekleme çıkarma yapan birinin görüntülerini belgesele yerleştirmenin gerekliliği nedir? Şiiri ezbere okumak tehlikelidir. Bir mısrayı bile atlamak şiirin yaratıcısını incitecek bir husustur. İlyas Salman bunu katıldığı her etkinlikte, her programda yapıyor. Ama Aydın Orak’ın değer verdiğine şüphe etmediğimiz Ahmed Arif için yaptığı belgeselde bu hatalı şiir okumalarının yer almasını neyle açıklayalım?
Belgeselde Orak’ın Ahmed Arif’in şiirlerinin Kürt ozan Ciwan Haco tarafından bestelendiğini atlamamış olması yerinde. Ancak, hayatta olan Ciwan Haco’ya o albümün (Hangi albüm mü? Söyleyeyim: Sî û Sê Gule yani Otuz Üç Kurşun) hikayesini sormak, onu belgeselde konuşturmak anlatısında farklılık yaratmaz mıydı? (Bu arada Ahmed Arif’in şiirlerini besteleyen başka Kürt ozanlar da var)
Yönetmenin çoğunluğunu internetten bulup kullandığını tahmin edebildiğimiz görsellerin dışında kendisinin çekimi olduğunu düşündüğümüz bir görüntü göze çarpıyor. Diyarbakır’daki Ahmed Arif Müzesi. Büyük ihtimalle cep telefonuyla çekilen ve hiçbir estetik kurgu kaygısı güdülmeden çekilen müze görüntülerinde bir şeylerin akılda kalması mümkün değil. Sallanarak hareket eden kamera, objeleri kısa kısa görüntüleyerek şöyle bir gezinti yapıyor. Burada gördüğümüz bazı kupürler belgeselin farklı yerlerinde yine mükerrer kullanılmış.
Yönetmenin kullandığı görüntüler hakkında neredeyse hiçbir bilgi ve kaynak göstermeyişi işimizi daha da zorlaştırıyor. Dikkatle bakıldığında gazeteci Günay Aslan’ın ortaya çıkardığı Kasaplar Deresi (Kürtçe adıyla Newala Qasaba) olayının görüntülerini görüyoruz. Bu görüntüler “33 Kurşun Olayı” ile ilgili belgesellerde de kullanılmış olabilir. Evet, Günay Aslan Yas Tutan Tarih- 33 Kurşun adlı gazetecilik ödüllü kitabında iki olayla tarihsel bir bağ kuruyor. Ama yönetmenin bununla ilgili hiçbir açıklaması yok.
Orak’ın belgesel metni çoğunlukla Refik Durbaş’ın Ahmed Arif’le yaptığı söyleşiyi içeren Kalbim Dinamit Kuyusu adlı kitabında yer alan bölümlerden oluşuyor. Ahmed Arif’in sorulara verdiği önemli cevapları tercih etmiş. Başka değerli kaynakları da belgeselin sonunda görüyoruz. Ancak, Orak çapraz sorgu yapmıyor. Örneğin Ahmed Arif “faşistlere” neden öyle bir cevap vermiştir? Çünkü Ahmed Arif’in şiiri sağcı çevrelerde de yankı yaratmıştır. Ahmed Arif’in şiirini masaya yatıranlar dahi var. Ahmed Arif buna cevap veriyor.
Yılmaz Güney’le ilgili Ahmed Arif’in aktardıkları yerinde. Yeni bir bilgi değil ancak hafızaya hizmet eden bir yaklaşım. Peki Yılmaz Güney’in Ahmed Arif için söyledikleri? Bunlara da belgeselde rastlamıyoruz.
Bu saydıklarımızdan sonra doğrusu en azından belgeselde kullanılan fotoğrafların iyi kaynaklardan temin edilmesini, kaliteli fotoğrafların kullanılmasını beklerdik. Dilerim Orak’ın bir başka belgeselinde bunları görürüz. Altın Koza Film Festivali’nin özel seçkisine gönderilen bir belgeselin yeni bir şey söylemesini ve sosyal medyada yer alan Ahmed Arif’le ilgili videoları aşmasını beklemek de ayrıca meraklı izleyici olarak hakkımız olduğunu söyleyelim.







