Mehmet Altan yazdı – Basın Tarihi (51): İran’dan mektup var

Basın Tarihi peşinde geçmiş, gelecek derken yaşadığımız ana ait bir gelişme oldu:

“İranlı Yolcuların Gözünden Osmanlı İstanbul’u 1802-1905” başlıklı çok öğretici ve eğlendirici bir derlemesi de olan Yasemin Asadi’den taze, çarpıcı İran Notları çıkageldi.

“İran halkı kuralları baştan yazıyor” başlıklı gözlemlerde bizim dışarıdan bakarken ıskaladığımız, üstelik de kadınların başını çektiği köklü bir değişimin vurgulandığını görünce bu haftaki Basın Tarihi’ni İran Notları’na ayırdım.

Mehmet Altan yazdı – Basın Tarihi (51): İran'dan mektup var
Mehmet Altan yazdı – Basın Tarihi (51): İran’dan mektup var

“2026 yazında İran’a adım attığımda bambaşka bir toplumla karşılaştım.

Havalimanında çoğu kadın, başörtülü fotoğrafının bulunduğu pasaportunu sınır polisinin önüne koyarken başörtüsü takmıyordu.

Şehre gittiğimde ise hem kadınların hem erkeklerin sokakta çok daha serbest giyindiğini gördüm. Erkeklerin giyim özgürlüğü de devlet tarafından verilmiş değildi; kadınların kazandığı alanların genişlemesiyle erkeklere de cesaret gelmişti.

Caddelerde motosiklet kullanan kadınların sayısı giderek artıyordu.

Kadınlara hâlâ resmî olarak motosiklet ehliyeti verilmiyordu ama güvencesiz biçimde motosiklet kullanmak elbette onların tercihi değildi.”


“Fakat toplum bir kez bir kuralı fiilen değiştirmeye başladı mı, o kuralın kâğıt üzerinde ne kadar daha yaşayabileceği de tartışmalı hâle geliyor.

Dünyanın süper güçleriyle mücadele eden İran devleti, koyduğu bazı toplumsal kuralları kendi vatandaşları karşısında sürdüremiyordu.

Millî Güvenlik Yüksek Konseyi’nin kararıyla ahlak polisi sokaklardan çekilmiş, hükümet de kadınlara motosiklet ehliyeti verilmesinin yollarını aramaya başlamıştı.

Bu özgürlüklere karşı çıkan bir kesim hâlâ vardı. Ancak sokaktaki manzara, farklı giyim biçimlerinin artık toplumun önemli bir bölümünde olağanlaşmaya başladığını gösteriyordu.

Sanki yaklaşık yarım yüzyıllık zorunlu kıyafet dayatması bir anda gündelik hayatın dışına itilmişti.”


“Peki İran bu noktaya nasıl geldi?

Aslında 2021 yılında İran’a gittiğimde, 1979’dan beri süren kadın mücadelesinin sonucunda zorunlu tesettür kurallarının son nefesini vermekte olduğu hissediliyordu.

Çünkü bir ülkede kuralları halk değiştirmeye başladıysa, değişimin yönünü sokakta görmek mümkün.

Ne var ki değişim siyasetin alanına girdiğinde, nereye evrileceğini öngörmek çok daha zor. 2022’de Mahsa Jina Amini’nin gözaltında hayatını kaybetmesinin ardından başlayan protestolarla birlikte bu süreç hızlandı.

Kadınların öncülük ettiği itiraz dalgası toplumun çok daha geniş kesimlerine yayıldı.

İnsanlar yalnızca başörtüsünü değil, devletin gündelik hayat üzerindeki müdahalesini de sorgulamaya başladı.

2024’te yeniden İran’dayken, 70 yaşındaki annemle sokaklarda başörtüsüz dolaşıyorduk.

Bu durum henüz tam anlamıyla sıradanlaşmamış olacak ki kadınlar sık sık annemin önünü kesiyor, kızıl saçlarını övüyor, onu öpüyor ve ‘Bravo!’ diyerek cesaretini kutluyordu.

Annem ise gençlere destek vermek için başörtüsü takmadığını söylüyordu.

Belki o adımı henüz kendileri atacak gücü bulamayan kadınlar, annemi gördüklerinde kendi cesaretlerini de tazeliyorlardı.

2025’in sonlarına kadar devlet hâlâ kadınların kılık kıyafetine müdahale ediyordu.

Nitekim 12 günlük Haziran savaşının ortasında bile arabada başörtüsü takmayan kadınlar nedeniyle plakaya para cezaları kesiliyor, kimi erkek şoförler de bu cezaları üstleniyordu.

Başörtüsüz müşterileri kabul eden işletmelere de para cezası kesiliyor, işletmeler mühürleniyordu. Ancak mühürlenen bazı işletmeler, yeniden açıldıktan sonra halkın desteğiyle daha fazla müşteri çekiyordu.

Kadınlar geri adım atmadı. Ne ölümden ne de işkenceden korkmayan insanların para cezasından korkması zaten beklenmezdi.”


“Üstelik bu dönüşüm yalnızca kadınları değiştirmedi.

Erkeklerin davranışlarında da bir değişim gözleniyordu.

Sokakta kadınlara yönelik rahatsız edici bakışların ve tacizin azaldığını, kadınlara yönelik toplumsal saygının arttığını gözlemliyordum.

Bu konuda konuştuğum kadınlar da aynı fikirdeydi.

Devletin yıllardır dayattığı ahlak anlayışının aksine, toplum kendi ahlakını yeniden kuruyor gibiydi.

Bu toplumsal dönüşüm, günlük hayatın ve gece yaşamının en küçük damarlarına kadar uzanmıştı.

Bir akşam, 20 yaşındaki bir genç beni ana cadde üzerindeki bir binanın üst katında, bar görünümlü bir mekâna kokteyl içmeye davet etti.

Şehir manzarasına karşı bir masaya oturduk ve hayatımda ilk kez İran’da halka açık bir mekânda alkol servisi yapıldığına tanık oldum.

Bir başka akşam ise üç genç, ikisi kadın, beni nehir kenarında, yeşillikler içindeki otantik bir nargile restoranına götürdü.

Sipariş verirken garsona dört ekstra bardak istediklerini söylediler.

Garson alışkın olmalıydı. Bardakların nedenini anlamış olacak ki önce, ‘Burada içki içmek yasak’ dedi. Ardından sesini alçaltıp ekledi: ‘Bu seferlik olsun, yeter ki ortalıkta görünmesin.’

Gençler çantalarından bir buçuk litrelik ev yapımı içki çıkardılar.

Onlar için sıradan, benim için ise şaşırtıcı olan bu sahne, İran’da kâğıt üzerindeki yasalarla gündelik hayat arasındaki mesafenin ne kadar açıldığını bir kez daha gösterdi.

Yıllardır süren toplumsal mücadelenin yarattığı rahatlama yüzlere yansıyordu.

Savaşın gölgesinde derin ekonomik kriz ve hayat pahalılığıyla boğuşmalarına rağmen insanların morali yüksekti, yüzleri gülüyordu.

Gökyüzünde füzelerin uçuştuğu dönemde yaşadıklarını gülerek anlatıyorlardı. Fakat laf 2026 Ocak protestolarında öldürülen binlerce gence gelince, herkesin dili tutuluyor, gözleri buğulanıyordu.

Bir gün, idari bir işlem için başörtüsüz bir şekilde bir devlet dairesine girmeye çalışırken erkek güvenlik görevlisi beni durdurdu ve kulağıma eğildi. Mahcup bir şekilde birkaç kez özür dileyerek bana bir başörtüsü uzattı. ‘Kameradan bakıyorlar, bize sorun çıkarıyorlar. Lütfen’ dedi.

Devlet hâlâ birçok kuralı koyuyor. Fakat toplum, o kuralların hangilerini yaşayacağını, hangilerini ise sessizce değiştireceğini artık kendisi belirliyor.

Ve bazen bir ülkenin en büyük dönüşümü, yasaların değiştiği gün değil; insanların değişmiş olan hayatlarını artık saklamamaya başladığı gün gerçekleşiyor.”


Yasemin Asadi’nin anlattığı İran bizim dışarıdan gördüğümüzden farklı.

Dışarıdan bakınca kendi insanlarına her türlü baskıyı ve zulmü uygulama gücüne sahip bir devlet… İçeriden bakınca kendi yaşam özgürlükleri peşindeki İranlı kadınlar.

Bu karmaşık yüzyıl birçok acıyla, birçok da kahraman yarattı.

İranlı kadınlar, o kahramanların en cesur ve en parlak örneklerinden birini oluşturuyorlar.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş