İmamoğlu’nun savunmasının ilk gününden izlenimler: “Bu bir çöküş hikayesidir” | Ruşen Çakır yorumladı

İSTANBUL (Medyascope) – Ekrem İmamoğlu’nun Silivri’deki savunması, siyasi geleceği ve liderlik iddiası açısından ne anlama geliyor? Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, mahkeme salonundaki izlenimlerinden hareketle İmamoğlu’nun performansını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik eleştirilerini ve verdiği mesajları değerlendirdi.

Ruşen Çakır, İmamoğlu’nun savunmasını Silivri’deki duruşma salonunda yaklaşık bir buçuk saat dinledi. Çakır, Halk TV’nin aynı gün kayyum yönetimine geçmesi için “Aslında sürpriz olmadı ama yine de acı oldu” dedi.

Çakır’a göre İmamoğlu’nun savunması, Halk TV’nin gölgesinde geçti. İmamoğlu, tutuklu ya da ev hapsindeki gazetecilerin isimlerini tek tek sayarak “Özgür basını savunmak, halkı savunmaktır” dedi.

İmamoğlu'nun savunmasının ilk gününden izlenimler: "Bu bir çöküş hikayesidir" | Ruşen Çakır yorumladı
İmamoğlu’nun savunmasının ilk gününden izlenimler: “Bu bir çöküş hikayesidir” | Ruşen Çakır yorumladı

Çakır, savunmada karşısında bir lider gördüğünü söyledi

Çakır, savunmanın bütününden siyasi bir lider portresi çıktığını belirterek şunları söyledi:

“Karşımda bir lider gördüm ve Erdoğan’ın neden onu tasfiye etmek istediğini bir kere daha kavradım.”

İmamoğlu, savunmasında “Önce Allah sonra millet büyüktür” ve “Ben o dağları yerle bir edeli çok oldu” dedi.

Çakır, İmamoğlu’yu her kesimden destek alan bir siyasetçi olarak tanımlayarak ekledi:

“Benim idealimdeki lider Ekrem İmamoğlu değil ama Türkiye’de çok ciddi bir karşılığı olduğunu görüyoruz.”

İmamoğlu'nun savunmasının ilk gününden izlenimler: "Bu bir çöküş hikayesidir" | Ruşen Çakır yorumladı
İmamoğlu’nun savunmasının ilk gününden izlenimler: “Bu bir çöküş hikayesidir” | Ruşen Çakır yorumladı

İmamoğlu, iktidarı “totaliterliğe hevesli” olarak tanımladı

Çakır’a göre savunmanın omurgasını “Devletin sahibi iktidar değil, millettir” cümlesi oluşturuyor. İmamoğlu, “Bu aslında bir çöküş hikâyesidir” diyerek cumhuriyetin, adaletin ve demokrasinin çöküşüne dikkat çekti. İmamoğlu, adaysızlaştırma, lidersizleştirme ve partisizleştirmeyi totaliterliğe giden yolun adımları olarak sıraladı.

İmamoğlu, barış sürecine değinirken Selahattin Demirtaş’ı da andı:

“İki cumhurbaşkanı adayı cezaevinde, biri Silivri’de, biri Edirne’de.”

Çakır, İmamoğlu’nun “Hayatta en çok korktuğum şey mahçup olmaktır” sözü için “Bu bir siyasi savunmada çok ilginç geldi bana” dedi.

Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir

“Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.

Dün çok zor bir gündü birçok açıdan. Bir kere İstanbul’da yağmur vardı, esir aldı şehri. Bugün okullar tatil edilmiş. Hiç de şaşırtıcı değil. Ve Ekrem İmamoğlu’nun o beklenen savunması olacaktı, oldu da. Ama onun öncesinde Halk TV‘ye kayyum atandı. Aslında sürpriz olmadı ama yine de acı oldu. Ve biz o haberle, kafamızda o haberle yola koyulduk. Bayağı zor bir yoldu. Ve Silivri’ye vardık. Silivri’de Ekrem İmamoğlu’nu izledik, dinledik. Diğer arkadaşlar kaldı ama ben mecburen kanala dönmek zorunda kaldım. Öğlen 13.00’te yaptığımız yayından sonra Halk TV gelişmelerini takip etmek için kanala geldim. Ekrem İmamoğlu’nun konuşmasının giriş bölümünü ya da savunmasının giriş bölümünü izledim. Daha sonra tam metnini okudum. Ve bu yayını da size yapıyorum. Çünkü ne zamandır Ekrem İmamoğlu anlatmak istiyordum. Halk TV olayı bunun önüne geçti, şimdi savunmasının önüne geçti. Normal olarak bu sabah size Halk TV anlatıyor olmam lâzımdı. Öyle düşünebilirsiniz. Ama Ekrem İmamoğlu’ndan bahsetmek için dün Halk TV ile ilgili ilk görüşlerimi akşam yayınladık saat 21.00’de

Şimdi Ekrem İmamoğlu. Bir kere ilk soru: Halk TV olayı tesadüf mü? Ekrem İmamoğlu da savunmasında Ferhan Şensoy’a bir gönderme yaparak “tesadüfün iğne deliği” mi ne öyle bir şey söyledi. O da güldü bu olaya. Tesadüf ya da değil ama olay yani savunması Halk TV‘nin gölgesinde geçti. Nitekim Ekrem İmamoğlu da savunmasının önemli bir bölümünde Halk TV olayından bahsetti. Basın özgürlüğü olayından bahsetti. ‘‘Özgür basını savunmak, halkı savunmaktır’’ dedi. Son dönemde tutuklanan, ev hapsine atılan gazetecilerin isimlerini teker teker saydı ve buraya çok ciddi bir vurgu yaptı. Ama konuşmanın bütününe baktığımız zaman, dünkü bölümüne baktığımız zaman bir lider portresi çıkıyor. Siyasi bir lider. Ekrem İmamoğlu’nun siyasi liderliği zaten görünmüştü ama 19 Mart’tan sonra çok büyük engellerle karşılaştı. Cezaevinde bir kere. Diplomaları alındı, belediye başkanlığı yapamıyor ve birçok sorun yaşanıyor ve bu savunma onun için önemliydi. Benim gördüğüm, izlediğim kısmıyla… 1,5 saat falan dinledim bizzat görerek. Ben biliyorsunuz tutuksuz sanıklardan izliyorum daha yakından, gazetecilere kıyasla daha yakından. Gördüm ve karşımda bir lider gördüm ve Erdoğan’ın neden onu tasfiye etmek istediğini bir kere daha kavradım, anladım. Onu özellikle vurgulamak isterim.

Nasıl bir lider? Buna İngilizce’de “catch-all” parti diyorlar. Yani her yerden alan parti ya da siyasetçi. Evet, Ekrem İmamoğlu Fatih Sultan Mehmet’e referanslar veriyor. Kanuni Sultan Süleyman’la aynı mahallede doğmuş olmanın altını çiziyor. Mustafa Kemal Atatürk tabii ki çok önemli bir yerde. Ve şöyle bir cümlesi de var mesela dünkü savunmasının sonlarına doğru: “Önce Allah sonra millet büyüktür.” Bu sağ bir slogan diyelim. Ekrem İmamoğlu için bu ama hiçbir sorun değil. Hep öyleydi, tekrar öyle ve zaten savunmasının bir yerinde diyor ki: “Ben o dağları yerle bir edeli çok oldu.” Burada kastı ne? Laik- dindar ayrımı, Türk-Kürt ayrımı gibi ayrımlar. Bunları aşmış birisi olduğunu söylüyor Ekrem İmamoğlu, ki bunu daha önce özellikle seçim kampanyalarında ve belediye başkanı olduğu dönemde de gördük. Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi? Nereden baktığınıza bağlı. Ben kendini solda gören birisi olarak benim idealimdeki lider Ekrem İmamoğlu değil ama Türkiye’de çok ciddi bir karşılığı olduğunu görüyoruz, anlıyoruz. İstanbul’da da gördük ve en son hapiste olmasına rağmen onun cumhurbaşkanı adaylığı için milyonlarca insanın imza vermiş olmasından da gördük. Bir kendine güven vardı Ekrem İmamoğlu’nda, daha önce de vardı ama savunmada bayağı iyi hazırlanmış.

Bu arada şunu not düşeyim; o meşhur kitap, savunma, daha önce yapamadığı, o kitabın öyküsünü uzun uzun anlatıyor ve anladığım kadarıyla o kitaptan bazı bölümler almış olsa bile savunmayı yeniden yazmış. Bir ekibe danışmış olabilir bilmiyorum ama kendisi son halini vermiş. Çünkü kitabın toplatılmasından, daha doğrusu basılamamasından sonra yaşanan birçok olay savunmasında vardı ve muhtemelen bugün, yarın ve daha sonraki yapacağı savunmalarda da öyle olacak. Onları esas almış olabilir ama yepyeni bir savunma var. Ekrem İmamoğlu’nun savunmasında kendisi var. Ve bir diğer yandan ilk başta bütün yargılananlara sahip çıkma var. Onları sahiplenme var ve orada da bir liderlik var. İnsani yön çok var. Mesela eşine sevgilerini yolladı, “Dilekçiğim seninle gurur duyuyorum” dedi; ‘‘Aile Dayanışma Ağı (ADA)’’, ondan dolayı. Bu biliyorsunuz cezaevindekilerin ailelerinin dayanışma şeyi, Dilek İmamoğlu onu yapıyor. Tutuklanan diğer kişiler için “Her birinin yaşamı ayrı bir kitaptır” dedi ve kendisi onlar ve aileleri için elinden geleni yapacağını taahhüt etti. Yani burada bir özne olarak kendisi var ve mesela diyor ki: “Hayatta en çok korktuğum şey mahcup olmaktır.” Bu bir siyasi savunmada çok ilginç geldi bana. Onu da özellikle belirteyim.

Şimdi başlığa çıkarttığım cümle: “Bu bir çöküş hikâyesidir.” Aslında diyor ki: “Bu aslında bir çöküş hikâyesidir. Bir iktidarın çöküşüdür ama aynı zamanda cumhuriyetin, adaletin ve demokrasinin çöküşüdür. Devletin sahibi iktidar değil millettir.” Bu perspektif Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının omurgasını oluşturuyor ve iktidarı, Erdoğan iktidarını otoriter bir iktidar olarak tanımlıyor ve totaliterliğe hevesli bir iktidar olarak tanımlıyor. Bunun üzerine inşa etmiş ve tabii ki kendisi buna karşı cumhuriyeti, adaleti ve demokrasiyi savunma iddiasında, otoriterliğe karşı demokrasiyi savunma iddiasında. Savunmasının önemli bir yerinde şunu söylüyor: “Adaysızlaştırma, lidersizleştirme, partisizleştirme” totaliterliğe giden yolda. Adaysızlaştırma derken kendisini söylüyor. Lidersizleştirme keza öyle. Partisizleştirme derken butlan olayına değindi. Adını vermeden ‘‘O şahıs, 21 Mayıs darbesinin iş bekçisidir’’ diye çok hakaretâmiz bir tespit, Kemal Kılıçdaroğlu için. Savunmanın sonlarına doğru kent uzlaşısı ve Türkiye İttifakı, bu 2024 seçimlerinde, ona çok geniş bir yer verdi ve kent uzlaşısı deyince tabii ki o tarihte DEM Parti ile yapılan bir uzlaşma ve Kürt sorununa girdi, barış süreci meselesini ele aldı ve orada iktidarı eleştirip kendilerinin mahallelerden başlayan bir çözümden bahsetti. Demirtaş’a geniş bir yer ayırdı ve şunu söylüyor: “İki cumhurbaşkanı adayı cezaevinde, birisi Silivri’de, birisi Edirne’de.”

Evet, söylenecek çok şey var. Siyasi bir savunma. Davaya da değiniyor. Önümüzdeki süreçte, mesela bugün ve daha sonraki günlerde davaya belki daha fazla yer verir, suçlamalara ama bunu bir düzen olarak tanımlıyor, bu davayı. Nasıl söyleyeyim? Kasıtlı bir siyasi dava olarak tanımlıyor. Dolayısıyla atfedilen birtakım eylemlere vesairelere cevap vermeye kalkacağını açıkçası çok sanmıyorum. Bu şekilde devam edeceğe benziyor. Bugün yine hava şartları ne olursa olsun gitmeye çalışacağım, gideceğim diyelim. Öğlen yine saat 13.00’te bir canlı yayın yapmayı düşünüyoruz. Dünkü yayın çok büyük bir ilgi gördü. Halk TV olayına rağmen Silivri’den yayın yapıyor olmanın bir karşılığı olduğunu gördük. Bugün de aynı şekilde bunu yapmaya ve Ekrem İmamoğlu’nun söylediklerini size aktarmaya çalışacağız. Şimdilik ilk günün izlenimleri böyle diyelim ve ithafımıza gelelim.

İthafım salondaydı. Salonda çok kişi vardı. Bunlardan birisi de İlyas Salman’dı. Daha önce de görmüştüm. Bir kere daha gelmişti ya da benim olduğum bir davada karşıma çıkmıştı ama bu sefer gittim yanına. Kendisiyle ilk defa tanışıyorum. Çok doğrudan söyledim, ‘‘ben sizi çok seviyorum’’ diye. Sevilmeyecek insan değil çünkü. Benden 8 yaş büyük ama bizim ilk gençlik zamanlarımızda İlyas Salman’ın filmleri, önce Kemal Sunal’la oynadı daha çok ve sonra kendisi başrolde oynadı. “Çirkinler De Sever”, “Çiçek Abbas”, “Talihli Amele” filmleri vardı. Orada mesela Müjde Ar’la oynuyor. Bir tanesi Hümeyra’ylaydı. “Çiçek Abbas” galiba. Kürt sanılıyor çünkü canlandırdığı köylü tiplemesi ve aksanından dolayı ama kendisi Alevî bir Türkmen olduğunu söyledi. Malatya, Arguvan doğumlu, Kürtlerle iç içe yaşamış birisi olduğu belli ve solcu, sosyalist, aynı zamanda Kemalist. Öyle söylüyor ve bunu hep yaptı, zaten ben bildim bileli İlyas Salman siyasi duruşunu hiç gizlemedi, bu yüzden birtakım sıkıntılar da yaşamadı değil. Şu anda 72 yaşında ama sosyal medyada da bayağı aktif. Hâlâ sözü var, söyleyecek sözü var. Yakın bir zamana kadar da sinemayla, sadece oyuncu olarak değil senaryo ve yönetmenliği de var. Türkü söylemişliği de var, şiir yazmışlığı da var ama esas olarak oyuncu. Tiyatroda da oynadığını biliyoruz ama biz onu filmlerinden biliyoruz. Herhalde en güzel film adı “Çiçek Abbas”tır. Onu hep Çiçek Abbas olarak bildim ve dün onu mahkeme salonunda görünce hiç şaşırmadım. Evet, bu ülkeye sahip çıkan, çıkmaya çalışan bir isim. Bütün şöhretine vesaireye rağmen tevazusuyla hâlâ kendi halinde, o ‘‘Talihli Amele’’ gibi, sıradan insan gibi insanların arasına giren ama hiç de sıradan olmayan bir isim. İlyas Salman’a buradan sevgilerimi ve takdirlerimi iletiyorum.

Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.“

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş