İSTANBUL (Medyascope) – Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimlerine altı ay kala ülke geneline yayılan protestolar, merkez siyasetin çözülüşünü ve aşırı sağın yükselişini yeniden gündeme taşıdı. Alican Tayla, Jalal Haddad ve Bahadır Kaleağası, toplumsal tepkinin seçimlere olası etkisini ve Makronizmin geleceğini değerlendirdi.
Medyascope Haber Müdürü Göksel Göksu’nun sorularını cevaplayan siyaset bilimci Alican Tayla, gazeteci Jalal Haddad ve Paris Bosphorus Enstitüsü Başkanı Bahadır Kaleağası Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimlerine altı ay kala ülke geneline yayılan protestoların yaklaşan seçimlere olan etkisini değerlendirdi. Protestoların yalnızca gençlerin ekonomik ve sosyal taleplerini değil, merkez siyasetin çözülüşünü ve aşırı sağın yükselişini de yeniden gündeme taşıdığına dikkat çekilen programda, aşırı sağın güç kazanması ve Fransa siyasetindeki kırılma ele alındı. Bahadır Kaleağası, Alican Tayla ve Jalal Haddad’a göre, yaşananlar yalnızca bir sokak hareketi değil; aynı zamanda merkez siyasetin giderek etkisini yitirdiği bir dönemin göstergesi.

Alican Tayla: “Aşırı sağ ‘taşkınlık’ diyor, aşırı sol krizin temelindeki sosyal sebeplere yöneliyor”
Fransa’nın Avrupa Birliği’nin ikinci büyük ekonomisi olmasına rağmen gençlerin işsizlik, güvencesizlik ve gelecek kaygısıyla karşı karşıya olduğunu belirten Alican Tayla, krizin temelinde yatan nedenin kamusal hizmetlerin aşındırılması ve gençlerin gelecekleri üzerinde söz sahibi olamadıkları duygusunun ağır basması olduğunu söyledi. Tayla, “Yeni üniversite bitirmiş, diplomasını almış gençlerin üçte biri iş bulamıyorlar. Yaklaşık yarısı diplomalarıyla alakası olmayan işlerde çalışıyorlar” dedi.
Merkez partiler, sosyal demokrasi, merkez sağ ayrımlarının bütün dünyada olduğu gibi Fransa’da da giderek ortadan kalktığına değinen Tayla, bu sebeple mevcut durumdan manipülatif ve suni bir şekilde istifade eden aşırı sağ hareketler olduğunu söyledi:
“Önümüzdeki seçimlerde ne olabilir? Bunu tam olarak öngörmek mümkün değil ama aşırı sağ hareketler var. Bu olayları gençlerin ve göçmen kökenli, Müslüman kökenli gençlerin taşkınlıklarına veren bir kesim var. Dolayısıyla cevabı ‘göçü kısmak, göçmenleri eve yollamak’tan ibaret olan bir kesim var. Bir de temelindeki sosyal sebeplere yönelen ve bununla ilgili ciddi reformlar öneren, büyük ölçüde Jean-Luc Mélenchon’un temsil ettiği ‘aşırı sol’ denen sol hareket var. Kazanma ihtimali olan tek sol hareket de Mélenchon’un hareketi. Bugün dolayısıyla öne en çok o çıkıyor.”
Marine Le Pen ile Jean-Luc Mélenchon arasındaki oy farkının çokluğuna da değinen Tayla, “Fakat anketlere, çok da güvenmemek lazım. Çünkü sistematik olarak, Mélenchon’un oylarının özellikle anketlerle seçim günü arasında yüzde 5-6 oranında farklılaşabildiği görüldü” diye konuştu.
Anketlerde Le Pen’in birinci turda çok ciddi önde olduğu ve mevcut senaryoların tamamında ikinci turda karşısına kim çıkarsa çıksın geçeceğinin öngörüldüğünü vurgulayan Tayla mevcut protestoların etkisiyle bu tablonun nereye evrileceğinin belirsiz olduğuna dikkat çekti.
Jalal Haddad: “Makronizmin sonunu damgalayan bir hareket”
Jalal Haddad ise protestoların Fransa siyasetinde önemli bir kırılmaya işaret ettiğine vurgu yaptı. Haddad, protestoların mevcut iktidar üzerindeki etkisine dikkat çekti:
“Makronizmin sonunu damgalayan bir hareket oldu. Çünkü 17’sinde ve sonraki günlerde devam eden yağmalar oldu. Yani sadece cumartesi değil. Bu yağmaları insanlar televizyonda naklen izledi. Yani sonuçta devlet gerçekten kontrolü kaybetmişti.”
Haddad, protestoların seçimlere altı ay kala yaşanmasının önemine işaret ederek, “Fransız tarihinde, bir cumhurbaşkanlığı seçimine altı ay kala bu kadar geniş çaplı bir sosyal hareketlenme şimdiye kadar olmamıştı. Çünkü genellikle insanlar, ‘Altı ay sonra nasıl olsa oy vereceğiz, tepkimizi sandıkta gösteririz’ diye düşünüyorlardı. Ama bu sefer öyle değil” dedi. Haddad, gençlerin geleceğe ilişkin kaygılarının ve hükümetin taleplere yanıt vermek yerine güvenlik önlemlerine ağırlık vermesinin, hareketin devamlılığını etkileyebileceğini söyledi.
Haddad Sarı Yelekliler ile bugünkü hareket arasındaki farka ilişkin soruya da cevap verdi:
“Sarı Yelekliler ile arada fark var. Şöyle ki Sarı Yelekliler ilk çıktıklarında siyasi olarak belli bir kadraja giremeyen bir hareketti. Burada belli bir siyasi kadraj var. Sarı Yelekliler arasında bazı ırkçı gruplar vardı. Yani tam belli değildi nereye gittiği. Aslında benim için daha çok sağdan başlayıp sola evrilen bir hareket oldu Sarı Yelekliler. Buradaki hareket öyle değil. Burada gerçekten sol bir hareket var diyebiliriz. Sosyal bir hareket.”
Haddad, Marine Le Pen ile Jean-Luc Mélenchon arasındaki yarışta anketlerin yanıltıcı olabileceğini de belirtti. Geçmiş seçimlerde iki isim arasındaki farkın seçimlere altı ay kala 20 puana kadar çıktığını, seçim günü ise 0,5 puana indiğini hatırlatarak Mélenchon’un kampanya gücüne dikkat çekti:
“Mélenchon’un kampanyası çok dinamik gerçekten, hatta Fransa’da tek ciddi bir dinamiği olan kampanya Mélenchon.”
Bahadır Kaleağası: “Demokrasinin krizi de beklenen bir şey”
Bahadır Kaleağası, Fransa’daki krizi yalnızca ülkenin iç siyasetiyle açıklamanın yeterli olmayacağını belirterek, toplumsal basıncın arttığını ve ekonomik gelişmelerle siyasi süreçlerin aynı hızda ilerlemediğini söyledi:
“Ekonominin zamanı ile siyasetin zamanı tam olarak senkronize olamıyor. Uzun süredir olamıyorlardı fakat işte bir takım yan konularla iktidarlar değişiyordu merkez sol ve merkez sağ arasında. Fakat bu sefer toplumsal basınç çok daha fazla.”
Kaleağası, merkez sağ ve merkez sol partilere yönelik yılgınlığın yanı sıra yeni siyasi hareketlere karşı da güvensizlik bulunduğunu belirtti. Gelir eşitsizliği, sosyal beklentiler ve teknolojik dönüşümün yarattığı sorunların dünya genelinde demokrasileri etkilediğini vurguladı.
Demokrasinin tarihsel dönüşümüne dikkat çeken Kaleağası, toplumsal tepkilerin aşırı sağa ve aşırı sola yönelmesinin de bu sürecin bir parçası olduğunu söyledi:
“Çünkü şu an yaşanan büyük bir dönüşüm ve herkes bunun farkında, bilinçli olarak veya bilinçli olmayarak gerçekten bir insan uygarlığı dönüşümü ve bunun içinde insan uygarlığının ürettiği demokrasinin kendini yeniden tanımlamayacak olması diye bir şey söz konusu olamazdı. Fizik kurallarına da aykırı olurdu, sosyal kurallara da aykırı olurdu. Dolayısıyla demokrasinin krizi de beklenen bir şey.”
Kaleağası, sokak hareketlerinin kısa vadeli siyasi sonuçlarının önceden kestirilemeyeceğini, ancak uzun vadede toplumsal ve siyasi dönüşümlere yol açabileceğini söyledi.








