Necati Özkan’dan “Hakikat mektupları”: “2019’dan beri ‘casusmuşuz’, devlet 2025’te öğrenmiş; bu mu devlet ciddiyeti?”

İSTANBUL (Medyascope) – Aziz İhsan Aktaş davası kapsamında casusluk suçlamasıyla tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu’nun eski seçim kampanyası danışmanı Necati Özkan, Silivri Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’a yedinci mektubunu gönderdi. Özkan, mektubunda “2019’dan beri ‘casusmuşuz’, devlet 2025’te öğrenmiş; bu mu devlet ciddiyeti?” sözleriyle dava sürecine tepki gösterdi.

Necati Özkan'ın insanlık onuru, "2019'dan beri 'casusmuşuz'
Necati Özkan’dan “Hakikat mektupları”: “2019’dan beri ‘casusmuşuz’, devlet 2025’te öğrenmiş; bu mu devlet ciddiyeti?”

Necati Özkan, Ruşen Çakır’a gönderdiği “Hakikat Mektupları”nın yedincisinde, 26 Ekim 2025’te tutuklandığı “Askeri ve Siyasi Casusluk Davası”nın üzerinden bir yıl geçtiğini belirterek, dosyadaki suçlamaların gerçeği yansıtmadığını savundu. İddianamenin dayanağı olan e-posta ve şifrelerin İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) veri tabanından elde edilmediğini, söz konusu verilerin 2019’dan çok önce internete sızdırıldığını belirten Özkan, davanın hukuk devleti açısından bir sınav niteliği taşıdığını söyledi.

“Bu dava hukuk devletinin sınavıdır”

Özkan, iddianamenin 17 İBB çalışanına ait olduğu ileri sürülen e-posta adresleri ve şifrelerine dayandığını ifade etti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu veriler üzerinden 23 Haziran 2019’daki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yenileme seçimlerine müdahale edildiği ve casusluk suçu işlendiği iddiasında bulunduğunu aktardı.

Özkan mektubunda, 11 Mayıs 2025’teki ilk duruşma öncesinde dosyaya giren uzman mütalaası, bilirkişi raporu ve Terörle Mücadele Şubesi raporu, söz konusu e-posta adreslerinin İBB veri tabanından elde edilmediğini ortaya koydu. Özkan, e-posta ve şifrelerin 2019’dan çok önce çeşitli özel sektör sitelerinden sızdırılarak kamuya açık hale geldiğini ifade etti.

İBB yazışmalarına göre 17 e-postadan yalnızca ikisi gerçek

Özkan, ilk duruşmada İBB Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı’nın mahkemeye gönderdiği resmi yazının iddianameyi destekleyen verileri çürüttüğünü belirtti. Yazıda, suçlamaya dayanak yapılan 17 e-posta adresinden yalnızca ikisinin gerçek olduğunun, bunlardan da sadece birinin gerçek bir kişiye ait olduğunun yazıldığını aktardı.

Mektupta, son 20 yılda İBB uzantılı e-posta adreslerinin şifrelerinde en az 12 karakter kullanılması zorunluluğu bulunduğu, dosyadaki şifrelerin ise yalnızca beş-altı karakterden oluştuğu bilgisi de yer aldı. Özkan ayrıca, e-posta adreslerinin sahibi olduğu iddia edilen İBB personelinden 16’sının 2019’dan çok önce kurumdan ayrıldığını belirtti.

“Veri tabanına erişim yetkimiz bulunmuyor”

Özkan, 29 Eylül 2026’daki üçüncü duruşmada mahkemeye sunduğu resmi bir belgenin kendisi ve diğer sanıklar hakkındaki suçlamalar açısından önemli olduğunu savundu. İBB ana davasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dosyaya eklenen belgenin, belediye ve iştiraklerinde sistemlere ve verilere erişim yetkisi bulunan personelin listesini içerdiğini belirtti.

Bu listede kendisinin ve casusluk davasında yargılanan diğer üç sanığın veri tabanına erişim yetkisi ve sorumluluğu bulunmadığını ileri süren Özkan, dosyada devlet sırrı niteliğinde bir veri ya da gizli kalması gereken bilgi ve belge olmadığını vurguladı. Özkan’a göre, suçlamalarda casusluk eylemiyle bağlantılı bir yabancı devlet veya örgütün elde ettiği bir yarar da ortaya konulmuş değil.

“Yargı delilden sanığa gitmeli”

Mektubunda hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı üzerinde duran Özkan, ceza yargılamasında esas olanın sanığın kimliğinden hareketle delil aramak değil, delillerden yola çıkarak sonuca ulaşmak olduğunu belirtti.

Özkan, 19 Mart 2025’ten sonra Türkiye’de görülen davalardaki ikili hukuk uygulamalarının en dikkat çekici örneklerinden biri olarak nitelendirdiği casusluk davasının, hukuk anlayışının bir göstergesi olduğunun altını çizdi. Davanın iktidar açısından da olumsuz bir siyasi miras olarak hatırlanacağını söyleyen Özkan, hukukun ve adaletin sonunda galip geleceğine inandığını ifade etti.

“Sabrediyorum, sebat ediyorum, hakikate inanıyorum”

Tutukluluğunun birinci yılını geride bıraktığını belirten Özkan, hüküm verilmeden ceza uygulandığına dikkat çekti. Yaşadığı sürece rağmen adaletin yerini bulacağına inandığını söyleyen Özkan, mahkemede yönelttiği soruları sormaya devam edeceğini belirtti.

Özkan, mektubunda Ekrem İmamoğlu ve kendisinin 2019’dan beri casusluk yaptıkları iddiasını sorgulayarak, “2019 yılından beri ‘casusmuşuz’ ve devlet bunu 2025 yılında tesadüfen öğrenmiş, bu mudur devlet ciddiyeti!” dedi.

Mektubun tamamı

Necati Özkan’ın Ruşen Çakır’a gönderdiği mektubun tamamı şöyle:

Sayın Ruşen ÇAKIR,

Bundan tam bir yıl önce, 26 Ekim 2025’te, tarihimizin en hakikat dışı, en hukuk dışı davası olan “Askeri ve Siyasi Casusluk Davası” kapsamında tutuklandım. Daha ilk günden ben dahil tüm kamuoyunun anlamakta zorluk çektiği, her görüşten yurttaşımızın “bu kadar da olmaz” dediği bu davanın içeriğini size bir kez daha özetlemek istiyorum.

Böylelikle, sadece bana değil, yargı sistemimize, devletimizin esaslarına ve milletimize tehlikeli biçimde zarar veren bu keyfi zulüm hakkındaki hakikatlerin ortaya çıkmasına hizmet etmek istiyorum.

Bu dava hukuk devletinin sınavıdır

İddianamesi çıktığında, bu davada bilinçli bir şekilde hakikatin büküldüğünü, kronolojinin kasıtlı bir şekilde karıştırıldığını, böylelikle gerçeklerin anlaşılmasının taammüden engellendiğini gördük. İsnatlar topu topu 17 İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) çalışanına ait olduğu iddia edilen e-posta ve şifrelere dayanıyordu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na göre bu 17 e-posta ve şifreleri marifetiyle 23 Haziran 2019 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Yenileme Seçimi’ne manipülasyon karıştırılmakla kalınmamış, bu yolla “casusluk” suçu da işlenmişti.

Daha 11 Mayıs 2025’teki ilk duruşma başlamadan dosyaya giren üç rapor; uzman mütalaası, bilirkişi raporu ve Terörle Mücadele Şubesi raporu ortaya koydu ki:

  • Söz konusu 17 e-posta İBB veri tabanından elde edilmemiştir.
  • Bu e-postalar ve şifreleri 2019 yılından çok önce çeşitli özel sektör sitelerinden, kim oldukları tespit edilmiş şahıslar tarafından hacklenmiş, kamuya açık hale gelmiştir.
  • Sızıntıların kaynağı asla İBB veri tabanı olmamıştır.
  • İddianamedeki isnatların aksine ne devlet sırrı niteliğinde bir veri mevcuttur, ne de gizli kalması gereken bir bilgi, belge, veri söz konusudur.

Bir başka ifadeyle, tümüyle hukuk dışı, tümüyle hakikat dışı isnatlarla, hakikat yetki kullananlar tarafından bükülmüş, bu yöntemle masum vatandaşlara karşı gülünç iddialarla zulmedilmesine neden olunmuştur.

Bu iddianame yargı sistemimizde onulmaz yaralar açma riski taşımaktadır

Daha ilk celsede çöken iddianame, İBB Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı’ndan mahkemeye gönderilen resmi cevabi yazıyla bir kez daha yerle bir oldu. Söz konusu yazı, suçlamaya temel oluşturan 17 e-postanın sadece 2 tanesinin gerçek olduğunu; bunlardan da sadece 1 tanesinin gerçek kişiye ait olduğunu ortaya koydu.

Ayrıca, son 20 yılda İBB uzantılı e-postaların şifrelerinde minimum 12 karakter kullanmanın zorunlu olduğu, 17 e-postanın şifrelerinin ise sadece 5-6 karakter içerdiği belgelendi.

İBB İnsan Kaynakları Dairesi Başkanlığı’nın yazmış olduğu bir cevap yazısı hakikatin başka bir boyutunu gösterdi. Söz konusu 17 e-postanın sahibi oldukları iddia edilen İBB personelinden 16’sı 2019’dan çok önce işten ayrılmıştı.

İlk celsede çöken davanın seyrinin kontrol altında tutulması için mahkeme heyeti değiştirilmiş, bu utanç kaynağı iddianame tümden çürüdüğü halde yeni gelen mahkeme heyeti, hakikate, vicdana ve hukuka dayalı biçimde tahliye kararı verememiştir.

Bu iddianame hukuk tarihimizde kara bir leke olarak yer alacaktır

29 Eylül 2026 tarihindeki 3. duruşmada mahkeme heyetine ibraz ettiğim ve İBB ana davasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca dosyaya eklenmiş bir resmi belge İBB ve iştiraklerinde sisteme ve veriye erişim yetkisi olan personelin listesini içermektedir. Buna göre, ne benim ne de sözüm ona “casusluk” davasında yargılanmakta olan diğer 3 sanığın “veri tabanına erişim yetkisi ve sorumluluğu” bulunmamaktadır.

Böylelikle, “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin edilmesi” kapsamındaki tüm iddiaların gülünç, hakikat dışı olduğu bir kez daha ispatlandı.

Benim casusluk eylemine konu edilebilecek tek bir eylemim olmadığı gibi, ortada yarar elde ettiği belirtilen bir yabancı devlet veya örgütün de bulunmadığı; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddialarının tümüyle soyut, hakikat dışı ve maksatlı olduğu görüldü. Bu haliyle “casusluk” davası ülkemiz için de büyük bir utanç kaynağına dönüştü.

Bu dava hukuk anlayışımızın bir turnusolü niteliğindedir

Bir ülkedeki rejimi demokrasi yapan en temel mekanizma, hukukun işleme şeklidir. Eğer yargı “delilden sanığa” gidiyorsa, o ülkede kuvvetler ayrılığı sistemi vardır ve yargı bağımsız şekilde işliyor demektir. Hukuk devletinde ceza, kişinin kimliğine bakılarak değil; delilli ispatlı yasa dışı eylemine bakılarak verilir.

Yok eğer yargı “sanıktan delile” doğru işliyorsa o ülkedeki rejimin demokrasiyle hiçbir ilgisi kalmamış demektir. O ülkedeki rejim artık suçsuz günahsız, masum vatandaşlara karşı yargıyı silah gibi kullanan otoriter bir rejime dönüşmüştür.

19 Mart 2025’ten sonra ülkemizde görülen davalardaki ikili hukuk örneklerinin en müstesnası olan “casusluk” davası, bu nedenle, sadece absürt, utanç verici ve gülünç bir dava değildir. Aynı zamanda hukukumuzun turnusol kağıdıdır.

Bu dava iktidar için kötü bir miras olacaktır

İnsanlar fani, devletimiz bakidir. Bu günler gelip geçecek, millet bugünleri hatırlayacaktır. Sözüm ona “casusluk” davası, hakikatin özünün bizzat yargı mensupları tarafından siyasi ikballer uğruna iğdiş edildiği, kimsenin hatırlamak istemediği bir ayıp olarak hatırlanacak. Oysa bir toplum hakikat olmadan, bir devlet hukuk olmadan, bir iktidar adalet olmadan payidar olamaz.

“Casusluk” davası, 25 yıllık mevcut iktidar için utanılacak, hatırlanmak istenmeyecek, siyasi miras olarak yanında durulamayacak bir vak’adır.

Adalet ve hukuk galip gelecektir

Özetle, ben bu davanın seçilmiş kurbanlarından biriyim. Bu davada, hüküm verilmeden ceza uygulanıyor. Yaşadığım tüm zulme rağmen, küçücük hücremde bu ülkede adaletin ve hukukun eninde sonunda galip geleceğine, birinci yılını geride bıraktığımız bu akıl dışı davanın tarihin çöplüğündeki yerini alacağına olan inancımı korumaya devam ediyorum. Sabrediyorum. Sebat ediyorum. Hakikate inanıyorum ve mahkemede sorduklarımı sormaya devam ediyorum:

“Siz gerçekten İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve benim 2019 yılından beri casus olduğumu mu söylüyorsunuz, ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu? Şaka gibi geliyor ama şaka dediğiniz bizim gerçekliğimiz, bu safsatadan dolayı tutukluyuz biz. Bu iddiaları ileri sürenler böyle diyor çünkü. 2019 yılından beri “casusmuşuz” ve devlet bunu 2025 yılında tesadüfen öğrenmiş, bu mudur devlet ciddiyeti!”

Bu utanç verici dava ile ilgili hakikatlerin yayılmasına destek olacağınıza inanıyor, ilgi ve hassasiyetiniz için teşekkür ediyorum.

Saygılarımla,

Necati ÖZKAN

Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu
B1-2 Silivri

Ne olmuştu?

23 Mart 2025’te İBB davası kapsamında tutuklanan Ekrem İmamoğlu’nun eski seçim kampanyası danışmanı Necati Özkan, 27 Ekim 2025’te de Aziz İhsan Aktaş davası kapsamında “Casusluk” suçlamasıyla tutuklandı.

Bu davanın ilk duruşması 11 Mayıs 2026’da, ikinci duruşmanın 6 Temmuz 2026’da yapıldı. Özkan, yılbaşından bu yana Silivri’den Ruşen Çakır’a düzenli olarak “Hakikat Mektupları” başlıklı mektuplar gönderiyor ve bu mektuplarda tutukluluğuna ve yargılama sürecine ilişkin değerlendirmelerini paylaşıyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş