Medyascope okurları yazıyor | Hükümetler değişiyor, halkın umudu neden geri gelmiyor?

Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Bayram Ali Akyüz “Hükümetler değişiyor, halkın umudu neden geri gelmiyor?” başlıklı yazıyı kaleme aldı.

Hükümetler değişiyor
Medyascope okurları yazıyor | Hükümetler değişiyor, halkın umudu neden geri gelmiyor?

Demokrasinin karşı karşıya olduğu en büyük tehlike, hükümetlerin seçim kaybetmesi değildir. Asıl tehlike, insanların kim kazanırsa kazansın hayatlarının düzelmeyeceğine inanmaya başlamasıdır.

Seçimler, vatandaşlara kendilerini hayal kırıklığına uğratan yöneticileri değiştirme gücü verir. Bu, demokrasinin en önemli özelliklerinden biridir. Ancak hükümetler değiştiği hâlde aynı sorunlar devam ediyorsa insanlar yalnızca yöneticilerini değil, siyasetin gerçekten bir şeyleri değiştirip değiştiremeyeceğini de sorgulamaya başlar.

İngiltere’de çalışan bir genç, bir gün ev sahibi olup olamayacağını düşünüyor. Türkiye’de bir emekli, kirayı ödedikten sonra elinde ne kadar para kalacağını hesaplıyor. Güney Afrika’da bir genç, uzun yıllardır yüksek seyreden işsizlik karşısında iş arıyor.

Bu ülkelerin tarihleri farklı. Ancak insanların beklentileri büyük ölçüde aynı: Geçinebilecekleri bir gelir, adil muamele, güvenilir kamu hizmetleri ve geleceğe güvenle bakabilmek.

2024 seçimleri siyasi dengelerin ne kadar hızlı değişebileceğini gösterdi. İngiltere’de Muhafazakâr Parti 14 yıl sonra iktidarı kaybetti. Güney Afrika’da Afrika Ulusal Kongresi, apartheid rejiminin sona ermesinden bu yana ilk kez parlamentodaki çoğunluğunu yitirdi. Türkiye’de ise yerel seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi ülke genelinde birinci olurken iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi önemli bir gerileme yaşadı.

Türkiye’de merkezi hükümet değişmedi, ancak yerel yönetimlerde siyasi güç dengesi değişti. Bu sonuçlar farklı nedenlerle ortaya çıksa da ortak bir gerçeği hatırlatıyor: Geçmişte yapılan hizmetler, halkın desteğini sonsuza kadar garanti etmiyor.

Asıl sorular seçimden sonra başlıyor. Konut daha ulaşılabilir olacak mı? Ücretler hayat pahalılığı karşısında değerini koruyacak mı? Gençler iş bulabilecek mi? Kamu kurumları vatandaşlara adil davranacak mı?

Hükümetler ekonomik eleştirilere çoğu zaman büyüme, yatırım ve ihracat rakamlarıyla cevap veriyor. Vatandaş ise kirasına, market harcamalarına ve maaşından geriye kalana bakıyor.

Türkiye’de enflasyon satın alma gücünü zayıflattı. İngiltere’de konut maliyetleri birçok gencin bağımsız bir hayat kurmasını zorlaştırdı. Güney Afrika’da ise süregelen yüksek işsizlik fırsatları sınırlamaya devam ediyor. Sorunların nedenleri farklı olsa da ekonomik başarı yalnızca istatistiklerle değil, insanların günlük hayatındaki karşılığıyla ölçülmeli.

Sorun yalnızca hane halkının maddi durumuyla sınırlı değil. OECD’nin 2024 yılında yayımladığı, 2023’te 30 ülkede gerçekleştirilen araştırmaya göre katılımcıların yalnızca yüzde 39’u ulusal hükümetlerine yüksek veya orta-yüksek düzeyde güven duyuyor. Siyasi partilere duyulan güven ise yüzde 24 seviyesinde.

Bu rakamlar vatandaşların demokrasiden vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Ancak kendilerini temsil ettiğini söyleyen kurumlara neden bu kadar az güven duydukları konusunda rahatsız edici bir soruyu gündeme getiriyor.

1990’lı yıllarda katıldığım seçim çalışmalarında seçmenle doğrudan ilişki kurmaya büyük önem verirdik. İnsanları evlerinde ve iş yerlerinde ziyaret eder, sorunlarını dinlerdik. Ankara’ya geldiklerinde onları karşılamak, dinlemek ve kendilerine zaman ayırmak siyasi sorumluluğumuzun bir parçasıydı.

Bugün ise farklı bir ilişkinin geliştiğini görüyorum. Kendi deneyimlerime göre bazı siyasetçiler, seçmenleriyle iletişimlerini giderek mesajlara ve telefon görüşmelerine indirgemeye başladı. Seçim kampanyaları sırasında kolayca ulaşılabilen kişilere, seçildikten sonra ulaşmak zorlaşabiliyor. Arayan veya ziyaret eden vatandaşlara temsilcilerinin meşgul olduğu, toplantıda bulunduğu ya da mesaj göndermeleri gerektiği söyleniyor.

Yıllar içinde dürüstlük, adalet ve değişim sözüyle siyasete giren bazı arkadaşlarımın başlangıçtaki ilkelerinden uzaklaştığına da tanık oldum. Bunun yalnızca kişisel tercihlerle açıklanabileceğini düşünmüyorum. Siyasi partilerin yapısı da bunda etkili.

Türkiye’de Siyasi Partiler Kanunu, 1980 askerî darbesinin ardından 1983 yılında kabul edildi. Daha sonra birçok kez değiştirilmiş olsa da parti yönetimlerinde gücün liderlik etrafında toplanması ve delegelerin rolü hâlâ tartışılıyor. Kendi tecrübeme göre, parti içinde bağımsız görüşlerin duyulması ve sıradan üyelerin kararlarda gerçekten söz sahibi olması çoğu zaman kolay değil.

Bu sorun yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Farklı siyasi sistemlerde kararların dar kadroların elinde toplanması, parti üyelerinin ve seçmenlerin etkisini sınırlayabiliyor.

Kendi içinde eleştiriye tahammül etmekte zorlanan bir siyasi hareketin, ülkeyi yönetirken denetlenmeyi kabul etmesi de kolay olmayabilir.

Muhalefetten iktidara geçişte yaşanan başka bir çelişkiyi de gözlemledim. Muhalefetteyken savunulan bazı öneriler, siyasi liderler yönetim sorumluluğunu üstlendiğinde ertelenebiliyor. Devletin çıkarları, güvenlik kaygıları veya daha önce bilinmeyen koşullar buna gerekçe gösterilebiliyor.

Elbette yönetmek, muhalefet etmekten farklıdır. Bazı sınırlamalar gerçektir. Ancak vatandaşın, hangi kararların kaçınılmaz olduğunu ve hangilerinin siyasi tercihlerden kaynaklandığını dürüstçe öğrenmeye hakkı vardır.

Bütün bu deneyimler bana şunu öğretti: Siyasette güven yalnızca tutulmayan vaatler yüzünden zedelenmiyor. İktidara gelirken sistemi değiştirmeyi vaat eden siyasetçilerin zamanla o sisteme benzemesi de güveni sarsıyor.

Seçmen yalnızca hükümetlerin değişmesini değil, siyaset yapma biçiminin de değişmesini istiyor. Çünkü aynı siyasi alışkanlıklar devam ettiği sürece farklı isimlerin göreve gelmesi, kaybolan güveni tek başına geri getirmiyor.

Siyasi kutuplaşma da bu sorunu derinleştirebiliyor. Göç, kimlik, din ve güvenlik konusundaki tartışmalar önemlidir. Ancak siyasi rekabet ağırlıklı olarak rakiplere duyulan korku üzerinden yürütüldüğünde kamu hizmetleri ve hesap verebilirlik geri planda kalabiliyor.

Siyasi rakibi suçlamak bir ailenin kirasını ödemez. Sert bir konuşma yeni iş yaratmaz.

Bütün bunlar seçimlerin hiçbir şeyi değiştirmediği anlamına gelmiyor. Güney Afrika’nın demokrasiye geçişi milyonlarca insanın siyasi haklarını değiştirdi. Brezilya’da 2000’li yıllarda uygulanan sosyal politikalar ve ekonomik koşullar yoksulluğun azalmasına katkıda bulundu. Siyasi kararlar insanların hayatını iyileştirebilir.

Üstelik hiçbir yeni hükümet yılların biriktirdiği sorunları birkaç ayda çözemez. Değişim zaman alır. Vatandaşın ihtiyacı ise ilerleme görmek, karşılaşılan güçlükler hakkında dürüst açıklamalar duymak ve alınan kararları etkileyebilmek için gerçek bir fırsata sahip olmaktır.

Bunun için kişilerden daha güçlü kurumlara ihtiyaç var: Bağımsız mahkemeler, şeffaf kamu harcamaları, liyakate dayalı atamalar ve iktidarı sorgulayabilen özgür bir basın.

Siyasetçilerin de seçim zaferini devletin sahibi olmakla karıştırmaması gerekiyor. Seçim kazanmak bir partiye yönetme yetkisi verir; denetimden kaçma hakkı vermez.

Güvensizlik mutlaka siyasetten uzaklaşmaya yol açmaz. Yeni hareketlerin, reform taleplerinin ve daha fazla katılımın önünü de açabilir. Bunun için siyasi sistemlerin bu taleplere açık kalması gerekir.

Bir hükümetin seçim kaybetmesi demokrasinin sonu değildir. Asıl tehlike, vatandaşın başka bir hükümet seçse bile hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanmasıdır.

Hükümetler değişebilir. Liderler değişebilir. Partiler değişebilir. Ama insanlar değişimin mümkün olduğuna dair inançlarını kaybederse sandık tek başına umudu geri getiremez.



Bayram Ali Akyüz hakkında

Atatürk Üniversitesinde sosyoloji ve halkla ilişkiler alanlarında eğitim almış, Türkiye’de yaşayan bir yazar ve işletme yöneticisidir. 1990’lı yıllardan bu yana siyasi hayatın içinde yer almış, çeşitli siyasi partilerde kurucu ve yönetici görevlerinde bulunmuştur. Yazılarında demokrasi, siyasi kurumlar ve toplumsal meseleleri ele almaktadır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş