Medyascope.tv

Suriye ve Irak’ta böl ve yönet

El Kaide Yapılanması: El Kaide’nin yayılması ve sonuçları” adlı kitabın yazarı Haverford Üniversitesi öğretim üyesi ve ADB merkezli Dış Politika Araştırmaları Enstitüsü uzmanı Barak Mendelsohn’ın imzasıyla 29 Kasım 2015’de Foreign Affairs’de yayınlanan bu makalenin orijinalini bu linkten okuyabilirsiniz. Makaleyi Türkçe’ye Çağrı Ekiz çevirdi.

Suriye ve Irak’ta böl ve yönet

Ekim ayında Sina Yarımadası’nda havaya uçurulan Rus uçağı ve hemen akabinde Kasım ayındaki Paris saldırıları, IŞİD’ın ilerlemekte olduğu ve durdurulması gerektiği konusunda geniş bir uluslararası konsensüs oluşturdu. ABD bunu yaklaşık bir yıl önce, lafta da kalsa, fark etmişti. 2014 Eylül’ünde ABD Başkanı Barack Obama ABD’nin bu grubu “geriletmeye ve nihayet yok etmeye” çalışacağını duyurdu ve bu operasyonun uzun vadeli ve zor olabileceği konusunda uyardı. Gerçekten de öyle oldu.

Bu cihatçı devlete karşı kara ordusunu devreye sokmayı istemeyen Washington çok sınırlı güç kullanımıyla peyderpey ilerlemeyi tercih etti. Aslında IŞİD’e karşı ABD hava saldırılarının hızı o kadar düşüktü ki bu saldırılar bir önleme stratejisine sebep oldu. Bu durumun yarattığı kısıtlamalar ise Ekim ve Kasım ayında daha görünür hale gelmişti. Bu strateji IŞİD’e kendi denetimini artırmak, teröristleri eğitmek ve Batı ülkelerine savaşçı yerleştirmek için zaman vermişti. ABD’nin bu başarısız stratejinin kalıntılarından daha yeni ve cesur bir şeyler oluşturması gerekir.

Acı gerçekler

ABD’nin IŞİD’e karşı gösterdiği ilk tepki daha önceki acı Irak ve Afganistan tecrübelerinin etkisiyle şekillenmişti. Obama, seçilmesinin ABD’nin Ortadoğu’dan çıkarılması, daha genel olarak Washington’un dış politikada güç kullanımından uzaklaşması yönünde verilen bir talimat olduğunu düşünüyordu. Libya’ya müdahale sırasındaki ılımlı yaklaşımı dışında şu ana kadar Başkan bu yaklaşımını korumuştur.

Şiddetten kaçınma stratejisi göçmenler Suriye’nin komşu ülkelerinde ağır bir yük oluştururken bile devam etti. Fakat IŞİD’ın oyuna dahil olmasıyla bu yöntem artık geçerliliğini yitirdi. Amerika’nın Ortadoğu’daki çatışmalardan uzak kalma yönündeki umutları söndü. Kürtlerin uğradığı saldırılar ve Ezidi soykırımı ABD’nin Irak’taki dahlini peyderpey artırdı. Ve IŞİD’in bir Amerikalı gazetecinin kafasını kesmesi isteksiz bir başkanın Suriye’de bir hava harekatı başlatmasına sebep oldu.

Washington’un temel problemi, IŞİD’i yenmeye kararlı olmasına rağmen böyle bir sonuç için gereken kara gücünü vermeye yanaşmaması. Hatta Obama ABD’nin doğrudan güç uygulamasını sınırlandırmak ve müttefiklerinin bu yükün daha büyük bir kısmını sırtlanmasını sağlamak istiyor. Bazı yerlerde bu strateji fena çalışmadı. ABD, Irak ve Suriye’deki Kürt kuvvetlerinin oldukça yetenekli ve güvenilir müttefikler olduğunu gördü. Kürtler cesur bir şekilde IŞİD’ın Irak’taki Kürt özerk bölgesinin başkenti olan Erbil’e yürüyüşünün önünün kesti, Suriye’de IŞİD’i Kobane’den çıkardı ve son olarak Irak’ta Şengal’i geri alarak IŞİD’in Musul ve Rakka arasındaki ana tedarik hattını kesmiş oldu.

Fakat Kürt savaşçıların kullanışlılığının da bir sınırı var. Operasyonel açıdan dağlık bölgelerde daha iyi savaşıyorlar ama kendi topraklarından uzaklaştıkça performansları düşüyor. Ayrıca halihazırda yüzlerce kilometrelik bir ince sınır çizgisine sıkışmış vaziyetteler. Daha büyük bir soru ise IŞİD kontrolündeki bölgelerde yaşayan Sünni Arapların Kürt kuvvetlerini birer kurtarıcı gibi görmemesi. IŞİD’e karşı olanlar bile Kürt yayılmacı politikalarından çekinebilir ve IŞİD’le birlikte onları durdurmaya çalışabilir. Zaten Kürtlerin Arap bölgelerinde kazandığı zaferler de beraberinde Kürtlerin bölge halkına rağmen yayılmaya devam ettiği suçlamalarını beraberinde getiriyor. Tabii bu arada mezhepsel sorunlar IŞİD’in Irak’ta ele geçirdiği yerleri geri almak için Şii güçlerin kullanılmasını da iyice sorunlu hale getirebilir.

Burada eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, ABD Irak eski Büyükelçisi James Jeffrey ve IŞİD üzerine çok satan kitapları olan Hassan Hassan ve pek çok başka kişinin üzerinde anlaştığı bir çözüm var. ABD’nin daha önce Irak’ta, İŞİD’in adı henüz Irak İslam Devleti iken bu oluşumla mücadele etmek için ortaklığa gittiği Uyanış Konseyleri (Sehva) gibi yerel ve Sünni bir ordu oluşturması gerekiyor. Bu kulağa hoş gelen fakat sorunlu bir çözüm. 2006 yılında ABD’nin Irak’ta Uyanış Konseylerine doğrudan destek olmakla görevli 100 bin askeri vardı. Fakat günümüzde Irak’ta pek az siyasi etkisi ve bir o kadar az askeri kalmış durumda (3000 kişi, çoğu da eğitim görevlerinde yer alıyor). Ayrıca Şiilerin kontrolündeki Irak rejimi kontrolü elden bırakıp bir Sünni-Amerikan ortaklığına yeşil ışık yakmayacaktır. Sünnilere gidecek her türlü yardımın Bağdat üzerinden ulaştırılması konusunda ısrarcılar.

Bir diğer daha belirgin engel ise geçmiş on yıldaki tecrübelerinin Sünnilere Amerikalıların sözlerine güvenmemeyi öğretmiş olması. Washington’un daha kapsayıcı bir Irak yönetimi ve Uyanış Konseylerinin Irak Güvenlik Güçleri içinde yer alacağına dair sözleri Irak hükümeti tarafından açıkça göz ardı edilerek Sünnilerin bu güvensizliğini haklı çıkarmıştır. Uyanış üyelerinden pek çoğunun 2014 yılında IŞİD’ın yıldırım harekatlarıyla katledilmesi bu stratejinin tekrarlanmasının yaratacağı tehlikeleri daha da net ortaya koymuştur. Kaldı ki Washington Sünnileri ortak mücadelelerinden dolayı ödüllendirmeyi gerçekten istemiş olsaydı bile sözlerinin gerçekleşmesini garanti edemezdi. Özellikle de hâlâ Suriye ve Irak’ın toprak bütünlüğünü koruma taraftarı iken bunu yapamaz.

Durum Suriye’de de pek farklı değil. Sünni Araplar Esad’ın Alevi rejimini en az IŞİD kadar tehlikeli görüyor, Kürtlerin daha önce Sünni çoğunluğun yaşadığı bölgedeki kazanımlarını kaygı ile takip ediyor. ABD ise Esad’ın ölüm makinesini durdurmak için adım atması yönündeki baskılara direnmeye devam ediyor. Verdiği silahların sadece IŞİD üzerinde kullanmasını şart koşması pek çok Sünni savaşçı için kabul edilebilir değil. Zaten bu durum Pentagon’un eğit-donat programının başarısızlığa uğramasına sebep oldu. Programa dahil olan az sayıda savaşçı, Suriye’ye geri yollandıklarında El Nusra saldırısına uğradı. Bir kısmı öldü, diğerleri ise silahlarını teslim etmek zorunda kaldı.

Yeni plan

ABD’nin, özellikle de Paris saldırılarından sonra Obama’nın “Doğru bir stratejiye sahibiz ve bunun sonuçlarını göreceğiz” şeklinde ısrar etmesine rağmen mevcut stratejisinin işe yaramadığını kabul etmesi lazım. IŞİD tehlikesi bu devletimsi yapının kendi içinden çökmesini bekleyemeyecek kadar acil bir konu. Irak ve Suriye’de yavaş yol almak sadece dışarıdaki terörizm tehdidinin artmasına sebep oluyor. Washington’un ayrıca daha fazla yük paylaşımının ABD’nin daha belirgin müdahalesinin yerini tutmadığını görmesi gerek. Uluslararası toplum daha güçlü iç güvenlik ve daha iyi uluslararası işbirliği ile terörizmle mücadele kapasitesini geliştirse bile, bu tehdit ile müdahale etmenin yolu hızlı ve etkin bir biçimle IŞİD’le Ortadoğu’da, kendi çöplüğünde karşı karşıya gelmektir. Yeni Amerikan stratejisi doğrudan askeri müdahaleyi temel almalı, aynı zamanda Sünnilerin bunu destekleyeceği koşulları yaratmalı ve Amerika’nın hızlıca eski rolüne geri dönmesi sağlanmalıdır.

ABD’nın kara güçlerine katılma isteği diğer Batı ülkelerine, özellikle Fransa’ya cesaret verecek ve onların da kendi güçleri ile buna katılmasını sağlayacaktır. Burada Fransa’nın kendi dahlini artırma arzusunda olması önemlidir, fakat sadece hava saldırılarıyla kısıtlı olduğu için katma değeri kısıtlıdır. Karada ise Amerikan, Fransız ve diğer Batı ülkeleri orduları, üstün kabiliyetleri ve silahlarıyla, kısa sürede IŞİD güçlerini alaşağı edebilirler. Yerel Sünni güçlerle de çalışmak gerekecektir çünkü onların düşman hakkındaki bilgi ve tecrübesi Batılı müttefiklerinden fazladır. Sünni güçler IŞİD bertaraf edildiği ve o andan itibaren barışı koruma stratejileri öne çıkacağından daha da önemli olacaktır.

Yerel desteği garanti altına almanın tek yolu Sünnilere sonuçta daha büyük kazanımları olacağı sözünü vermektir. Bu da sınırın iki yakasında Sünnilerin kontrolündeki bölgeleri birleştirecek bağımsız bir devlet anlamına geliyor. Washington’un yaklaşık yüz yıl önce Fransa ve İngiltere tarafından çizilen Sykes-Picot’un suni sınırlarına bağlıkta ısrarı artık anlamsız kalıyor. Bu kadar çok kan aktıktan sonra artık çok az insan Suriye ve Irak’ın tekrar bir araya getirilebileceğine inanıyor. Bunun yerine savaşan tarafları birbirinden ayırmak daha iyi bir alternatif olabilir. Sünni ve Şiiler arasındaki mezhep çatışması geçmişte önlenemeyecek (ve kendi çıkarları peşinde koşan elitlerin manipülasyonu sonucuyla patlak vermiş) olsa da günümüzde artık bir gerçek haline gelmiştir.

Sünnilere kendilerine ait bir devlet teklif etmek onların IŞİD’e karşı ayaklanmasını sağlayacak taviz olabilir. Ve bazı aktörler tarafından hoş karşılanmasa da (özellikle Bağdat’taki Irak hükümeti) bunun bitmeyen bir savaştan daha iyi olduğuna ve IŞİD tehdidinin bölgedeki istikrarı bozmaya devam edeceğine ikna edilebilirler. Bu teklifin başka avantajları da var. Öncelikle Sünni bir devlet aynı zamanda Suriye’nin azınlıklarının da devletleri olacağı anlamına geliyor, özellikle de Alevilere. Bu sayede onların hayatta kalması garanti altına alınacak ve Esad’ın geleceği ile ilgili sorun yaratan konuda da esneklik sağlanacaktır. İkincisi ise Sünni ülkelerin bu konuya dahil olmasını sağlayacak olmasıdır. Ortadoğu’daki mezhep temelli kutuplaşma Sünni devletlerin İran, Irak’taki Şii rejim ve Suriye’deki Alevilerle ortak çalışmasını engelliyor. Bu korkular IŞİD’in, kendisini Sünnilerin tek koruyucusu olarak gösterme iddiasını güçlendiriyor ve bahsi geçen rejimlere bir tehdit haline getiriyor. Yine de, IŞİD ile mücadele bir Sünni-Şii mezhep çatışmasından ayrı tutulabilirse, Sünni devletler IŞİD’i Rakka ve Musul’dan atmak için kara ordusu yollamaları konusunda ikna edilebilirler. Bu ordu ilk çatışmalar sonrasında yerini Batılı ordulara bırakabilir ve sonrasında Sünnilerin kendi devletini kurmasına yardımcı olabilir.

Bu işe dahil olacak aktörler Suriye ve Irak’tan geriye kalacak her devlet için sınırlar, nüfus transferi, doğal kaynakların bölüşümü ve azınlık hakları gibi bir seri sorunla uğraşmak zorunda kalacaktır. Fakat önerilen bu çözüm, bu bölgeyi ve Batı’yı Suriye ve Irak’ta savaşı uzatan, dünya çapında terör tehdidini artıran, bir göçmen krizine sebep olan ve Rusya ile ABD arasındaki rekabeti körükleyen bu tıkanıklıktan kurtaracak bir planın taslağı olabilir. Uluslararası düzen ve ABD’nın çıkarları adına Washington’un sorumluluk alması ve Obama tarafından verilen IŞİD’i yoketme sözünü tutması gerekmektedir.

Bunlar da ilginizi çekebilir: