Medyascope.tv

Munsif Marzuki: Tunus masalının ötesindeki acı gerçek

Tunus masalının ötesindeki acı gerçek

Munsif Marzuki – Foreign Policy 

Çeviri: İlker Kocael

2011 Devrimi’nden sonra Tunus’un ilk seçilmiş cumhurbaşkanı olan Muhammed Munsif Marzuki 2014’e kadar bu görevini sürdürdü. Geçen yıl sosyal demokrat çizgideki İrade Partisi’ni kuran Marzuki Nidaa Tunus ile Ennahda Partisi koalisyonuna karşı etkili bir muhalefet yürütüyor. Bu yazı 22 Eylül 2016’da ABD’nin etkili dergilerinden Foreign Policy’de yayınlandı.

Tunus, Arap Baharı’nın tek başarı hikayesi –ya da en azından öyle söyleniyor. Hikaye şöyle devam ediyor: Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın geri kalanı savaşlar ve otoriter yönetimlerle mücadele ederken, Tunuslular devrimlerinin meyvelerini korumayı başardıkları için kendileriyle gurur duymalılar.

Bu anlatı o kadar çok tekrar edildi ki; insan bazen Tunusluların seslerini yükseltme, mevcut siyasi ve ekonomik durumla ilgili sıkıntılarını dile getirme haklarını kaybettiği fikrine kapılıyor. Hakikaten de Tunus’un bugün “demokrasi dersinin iyi öğrencisi” olarak kutsanması korkunç bir şekilde 1990’lar ve 2000’lerin başında uluslararası toplumun Bin Ali rejimini (o dönem yaptığı sözde yapısal reformlar dolayısıyla) “ekonomi konusunda iyi örnek” olarak övmesini hatırlatıyor. Bu karşılaştırma bize şunu gösteriyor: iki olayda da mevcut olan coşkulu tasvip, hakiki eşitlik ve adalet yerine istikrar ve kusurlu mutabakatı önceleme eğiliminin üzerini örtmeye yarıyor; halkın kaygıları yerine elitlerin manevralarına öncelik veriyor. Tunus’un siyasi gelişimi ile ilgili abartılı hikaye artık sahadaki gerçeklikten tamamen kopmuş durumda.

munsif-marzuki

71 yaşında olan Munsif Marzuki, Strasbourg Üniversitesi’nde tıp okudu. 1979 yılında Tunus’a geri dönersek, aynı zamanda Tunus Birliği İnsan Haklarına katıldı. Marzuki, 2 Aralık 2011’de Tunus Cumhurbaşkanı oldu.

Halbuki acı gerçek şu ki Tunus demokrasisi risk altında. Eski rejimin yozlaşmış medyası, işadamları ve politikacıları bazı bölgesel güçlerin de desteğiyle güçlerini birleştirdiler ve devrim sonrasında oluşturduğumuz kurumları ele geçirmeye çalışıyorlar. Şu anda ülkeyi yöneten ve çokça övülen “ulusal birlik hükümeti” eski rejimin canlandırılmasına ve onun sadık destekçilerinin kariyer basamaklarını tırmanmasına aracılık ediyor. Mevcut başbakan Yusuf el Şahid 3 Ağustos’ta hükümetin başına atandığında, ilk işi on iki yeni vali atamak oldu –bunların dokuzu eski rejimin yetkilileriydi. Bürokrasideki daha alt pozisyonlara yapacağı atamalarda da aynı tavrı sürdürmesi sürpriz olmayacak.

Mevcut iktidar koalisyonu şu üç temel ayak üzerinde duruyor: siyasi mutabakat, uzlaşma ve terörle mücadele. Bunlar gayet yüce ve gerekli prensipler ancak bu siyasetin uygulanma biçimi hakikaten ihtiyaç duyulan reformların üzerini örtüyor ve Tunus’un demokrasi deneyinin altını oyuyor. Sonuç olarak demokrasiye katkıdan çok zarar veriyor.

İlk olarak “siyasi mutabakat” meselesiyle başlayalım. Devrimden beri liderlerimizin birçoğu siyasi istikrarın gerekliliği ile ilgili sözleri ağızlarından düşürmedi ve hükümetin eski iki ana rakibin yapacağı bir anlaşma üzerine kurulması gerektiğini ifade etti: eski rejimden birçok kişiyi bünyesinde barındıran seküler parti Nidaa Tunus ve İslamcı Ennahda Partisi.

Halbuki bu koalisyonda eksik olan bir şey var: gerçek bir mutabakat zorunlu olarak tüm siyasi ve toplumsal güçleri içerir, ne kadar dağınık ya da ara bozucu olursa olsun. Bu türden bir mutabakat Tunus halkının taleplerini siyasete kanalize etmeye ve çözüm üretmeye vakıf olabilirdi. Bugünkü tablo ise çok farklı. Mevcut “ulusal birlik” hükümeti gerçekte Tunus toplumunun belirli parçalarını temsil ediyor ve bu iki partinin gücü elinde tutması için bir bahane işlevi görüyor.

İkincisi, karmaşık bir “uzlaşma” meselesi ile karşı karşıyayız. Şüphesiz ki bu terim geçiş dönemi adaletinin tesisinde hayati bir öneme sahip. Devrimden hemen sonra ortaya çıkan geçici Ulusal Kurucu Meclis, Hakikat ve Haysiyet Komisyonu adında eski rejim döneminde suç işleyenlerin adalet karşısına çıkarılması sürecini izlemeye yönelik bağımsız bir kurum yaratmıştı.

Halbuki geldiğimiz noktada, iktidar koalisyonunu oluşturan partiler Cumhurbaşkanı Beji Caid Essebsi’nin –eski rejim döneminde yolsuzluk yapmakla suçlanan işadamlarına edindikleri haksız servetin karşılığı olarak sağlanacak afla sözde “ekonomiyi canlandırma” amacı taşıyan- “Uzlaşma Yasası” adını verdiği planını desteklemek için bir araya geldiler. Uluslararası Geçiş Dönemi Adaleti Merkezi ve Uluslararası Şeffaflık Örgütü gibi birçok uluslararası örgüt, yolsuzluğun sebeplerinin kökenlerine inmediği gerekçesiyle yasa önergesini eleştirdiler. Tunuslular da Hakikat ve Haysiyet Komisyonu tarafından zaten daha önceden oluşturulan geçiş dönemi adaleti sürecine zarar vermesi nedeniyle öneriyi tenkit etti. Tunus’un ihtiyaç duyduğu şey yolsuzluk yapanlarla uzlaşı değil, yolsuzlukla kapsamlı bir mücadele.

Üçüncüsü, “terörle mücadele”. Buradaki zorluk hem güvenliği hem de insan haklarını güvence altına alacak bir yol bulmak. Bunun yerine mevcut siyasi elit, güvenliğin ancak insan haklarından feragat etme pahasına elde edilebileceği varsayımını öne sürerek bu durumdan faydalandı. Yakınlarda çıkan, terör eyleminin tanımını çok geniş tutan (eylem sırasında mala zarar vermek gibi) ve polise bir kişiyi on beş gün boyunca avukatsız bir şekilde gözaltında tutma yetkisi tanıyan teröle mücadele kanununu ele alalım. Bu yaklaşım da sinir bozucu bir biçimde Bin Ali rejiminin yaklaşımına paralel: ikisinin de toplumun korkularını yalnızca güvenlik odaklı terörle mücadele önlemlerini öne çıkarmada araçsallaştırmaktan memnun olduğunu söylemek mümkün. Bunun yerine, ihityaç duyulan güvenlik reformlarının ötesinde vatandaşlık hakları üzerinde duran ve ona riayet eden “radikalleşen bireyleri geri kazanma programları”nı hayata geçirmek gerek.

Mevcut başarı masalı yerine Tunus’un acilen temsili gücü üzerinden siyasi istikrar yaratacak bir hükümete ihtiyacı var. Ülkede geçtiğimiz iki senede iki yönetim görev aldı. Ekonominin reforme edilmesi, kamu sağlığı, eğitim gibi meselelerin ele alınması bu kadar kısa vadeye dayalı ve eğreti bir bağlamda mümkün değil. Daha da kaygı verici olan, siyasi elit ile memnunsuzluğu günden güne su yüzüne çıkan halk arasında büyüyen uçurum. Sayısı her geçen gün artan genç kitlenin ve ulusal birlik hükümetinin tepeden inme “mutabakat” tarzı karşısında kendilerini yabancılaşmış hisseden yoksulların hakiki temsilini sağlayacak bir hükümet yapısını oluşturmamız şart.

Bu soruna çözüm olabilecek bir öneri, özgür ve adil yerel seçimlere acilen gidilmesi olabilir. Birçok kez ertelenen bu seçimlerin mevcut durumda 2018 yılı içerisinde yapılması öngörülüyor. Bu, yeterince yakın bir tarih değil. Yerel seçimler biraz olsun nefes almamıza, insanların siyasi temsilcileriyle yeniden bağ kurmalarına vesile olabilir. Maalesef şu an iktidarda olanlar süreci hızlandırma iradesine sahip değiller ve bunun sebebi Tunus demokrasisinin niteliği hakkında duydukları kaygıyla çok az ilgili. Spesifik olarak, cumhurbaşkanının partisi Nidaa Tunus, iç çekişmelerin pençesine düştü ve bu da seçimlerde etkili bir performans gösterme ihtimalini düşürüyor; işte ertelemenin ana sebebi bu. Bu ertelemenin ne kadar vahim sonuçlar doğuracağı da çok açık.

Sürdürülebilir demokrasiye erişmenin ve ekonominin hem halk hem de çevre yararına işlemesinin ancak parlamentodaki mevcut siyasi temsilin ötesine geçebilen, geniş, merkeze dayalı ve ilerici bir koalisyonun kurulması ile mümkün olacağı fikrindeyim.

Bu türden bir koalisyon dört ana meseleyi vurgulayabilir: İlk olarak, reform ihtiyacını birçok Tunusluyu ekonomik sıkıntıya sokacak bir tür kemer sıkma politikasını dayatmanın bahanesi olarak kullanmanın karşısında durabilir. Kamu harcamalarını azaltmak yerine artırarak işten çıkarmaların ve özel sektördeki gelir kaybının önüne geçebilir. Bu da toplam talebi artırıp ekonomik büyümeye katkı sağlayabilir.

İkincisi, hükümet yoz elitlerin ekmeğine yağ sürmekten başka bir anlam taşımayan tartışmalı “Uzlaşma Yasası”nın karşısında durabilir, önceden öngörüldüğü üzere Hakikat ve Haysiyet Komisyonu’nun çalışmalarının devam etmesini sağlayabilir.

Üçüncüsü, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, özgür ve adil seçimler için gerekli tüm güvenceler başta olmak üzere 2014 Anayasasının teminat altına aldığı temel hakları savunabilir. Haklara bu türden bir bağlılık, demokratik kurumların doğru işleyişinin sürdürülmesi için de temel şartlardandır.

Dördüncü olarak, belediye seçimlerinin ve bölgesel seçimlerin yapılmasına önayak olup anayasa tarafından da güvence altına alınan yerel demokrasinin yerleşmesi sürecini hızlandırabilir. Hükümet ayrıca 2019’da yapılacak ulusal seçimlerin daha adil gerçekleşmesi için de gerekli önlemleri alabilir.

Mevcut durağanlığa karşı yükselen seslere katkı vermeye kararlıyım ve İslamcılar ile eski rejim arasında sağlanan dar ve çürümüş “mutabakat” tarafından temsil edilmeyenlerin memnuniyetsizliklerini ve taleplerini kanalize edebilecekleri yapıcı bir mecra oluşturmak için çalışacağım. Bu, 2014 başkanlık seçimleri çalışmalarım sırasında edindiğim tecrübeye dayanarak geçen yıl kurduğum İrade Partisi’nin temel hedefi olacak.

Mevcut iktidarın aksine, parti platformumuz düşmanların masalsı bir biçimde bir araya gelmesine dayanmıyor. Sosyal demokrasinin ekonomik ve siyasi öğretisine dayanan partinin çıkış noktası çoğu Tunuslunun tecrübe ettiği günlük yaşamın gerçekliği.

Batılı yorumcular ve örgütler Tunus’un demokratik başarısını kutlamada birbirleriyle yarışadursunlar, Tunusluların bu başarıyı günlük yaşamlarında tecrübe etmeleri gerekiyor. Partimizin temel amacını tam olarak bu şekilde ifade ediyoruz. Amacımız tepedekilerin mutabakatı değil; sahada, halk katında insanların itibarını yükseltmek.

Bunlar da ilginizi çekebilir: