KHK İhraçları: Prof. Dr. Tülin Sağlam, Süreyya Karacabey, Barış Ünlü, Irmak Özinanır ile söyleşi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Elif Akbıyık & Fırat Fıstık

[soundcloud url=”https://api.soundcloud.com/tracks/306735572″ params=”color=ff5500&auto_play=false&hide_related=false&show_comments=true&show_user=true&show_reposts=false” width=”100%” height=”166″ iframe=”true” /]

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

Fırat Fıstık: Merhabalar Medyascope.tv izleyenleri, bugünkü konumuz KHK ihraçları. Bugünkü programı Elif arkadaşımızla birlikte gerçekleştireceğiz. Dün yine bir KHK yayınlandı ve 330 akademisyen ihraç edildi. Hemen hızlı bir şekilde başlamak istiyoruz, Ankara’dan konuklarımız var. Irmak Hocam sizinle başlamak istiyorum ilk olarak. Sosyal medya hesabınızdan da bir mesaj yayınladınız. Ne düşünüyorsunuz?
Irmak Özinanır
: Aslında orada yazdığım gibi biz barış imzacısı olduğumuz için ihraç edildik. Dolayısıyla biz bir eleştiri yaparken bunun sonuçlarından ya da varolan güçlerle düşeceği çelişkiden korkmuyorduk. Bir lafı söylemenin bir bedeli varsa buna hazırdık. Beklediğimiz bir şeydi dolayısıyla arkadaşlarımızla beraber.

Fırat Fıstık: Evet. Barış hocam, size de sormak istiyorum aynı şeyi, ne düşünüyorsunuz diye; ama ondan önce de şuna dair birkaç laf etmenizi isteyeceğim: YÖK basın müşaviri Şener Arslan da bir açıklama yaptı, “Tüm inisiyatif üniversitelerde” dedi. Böyle mi düşünüyorsunuz?
Barış Ünlü:
Biz böyle olduğunu tahmin ediyorduk, bu doğrulanmış oldu. Yani Erkan İbiş’i Ankara Üniversitesi’ne rektör yaptıklarında tabii ki bundan emindik de diyebiliriz; bu doğrulanmış oldu sadece. Yani, Erkan İbiş bu işin öncülerinden Türkiye’de ve bu hamleyle de eli çok yükselmiş oldu. Hem başlatmış oldu bu süreci, hem de bu son hamlesiyle elini yükselterek, diğer üniversiteleri –diyelim ki hocaların tasfiye etmeyen, hocaları korumaya çalışan diğer üniversiteleri– de son hamlesiyle iyice zor durumda bıraktı. Bu konuda şimdilik bunu söyleyebilirim.

Fırat Fıstık: Şunu da izleyicilerimize söyleyelim: Dünkü KHK’larla en çok gündeme gelen okullardan birisi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü oldu. Yine o konuda Tülin Sağlam ve Süreyya Karacabey konuğumuz olacak. İlk olarak Süreyya Karacabey’e sorularımızı yönelteceğiz.
Elif Akbıyık: Süreyya Hanım, hoşgeldiniz.
Süreyya Karacabey:
Merhaba, hoşbulduk.

Elif Akbıyık: Siz Ocak ayındaki KHK’yla aslında Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümü’ndeki görevinizden ihraç edilmiştiniz…
Süreyya Karacabey
: Evet, ilk açılışı benimle yaptılar 6 Ocak’ta.

Elif Akbıyık: Maalesef. Şimdi de bölümden beş arkadaşınız daha ihraç edildi. Neler söylemek istersiniz?
Süreyya Karacabey
: Şöyle bir şey, ben atıldığımda çok şaşırmamıştım; bekliyorduk. Ankara Üniversitesi’nin, arkadaşlarımın da belirttiği gibi, o konuda bir öncü durumunda olduğu düşünülüyor. Fakat söz konusu 25 kişi daha atılınca şöyle bir problemle karşılaştık: 1957 yılında kurulmuş, akademinin tiyatro eğitimini başlatmış öncü bir bölüm olarak, biz de aslında daha çok bölümün kaderiyle çok daha fazla meşgul olmaya başladık… iş güvencemiz dışında ve gerçekten onun dehşeti içindeyiz. Çünkü burada koskoca bir gelenek başlatılmış, bir sürü öğrenciyle kurulmuş, yılları yok etmeye çalışmaları da bana çok ürkütücü geldi.

Elif Akbıyık: Siz bir de ihraç edildikten sonra sokak akademisinde de dersler verdiniz. O süreç sizin için nasıldı peki? Birazcık da onu öğrenelim sizden.
Süreyya Karacabey
: Şöyle bir önerim var artık benim: Bizim dışarıda sayımız daha fazla çoğaldı; sokak akademisi ve dayanışma akademisi diye iki oluşum olarak biz aslında her yerde ders veriyoruz; şiarımız bu. Binalara bağlı bir şey değil; hani birtakım gelenekleri falan yok etmeye çalışabilirler, ama bizim öğrencilerimizle buluşmamızı engelleyemezler. Sokak akademisinin şöyle bir özelliği daha var; sadece ihraçlarla ilgili bir şey olarak bakmıyoruz biz buna, ders her yerde yapılır da, hani dışarıdaki insanlarla iletişim kurmanın da yolunu arayan insanlar olarak bizim o yoldan gitmemizi zaten birazcık ülke koşulları da zorladı; ama bizim de aklımızda olan bir şeyi hayata geçirmemize bir vesile oldular diyelim. Sokak akademisi daha sıklıkla devam edecek. Biz parklarda, her yerde insanlara dileklerimizi anlatacağız. Burası devam edecek yani.

Fırat Fıstık: Süreyya Hocam, ben de bir soru sormak istiyorum, Barış Hoca’ya da aynı soruyu yönelttik. Bu ihraçlarda üniversitelerin payı ne sizce? Yani bu ihraç kararlarının YÖK’ten mi alındığını düşünüyorsunuz, yoksa üniversite kendi inisiyatifini mi kullanıyor? Bu kararları nasıl veriyorlar?
Süreyya Karacabey
: Yani, artık üstlerine çok alınmasalar da baştan beri bu işte Ankara Üniversitesi Rektörlüğü’nün bir rol oynadığını zaten biliyorduk; yani bu bize dürüstçe açıklanmadı sadece. Top oraya buraya atıldı, ellerinde bir şey yokmuş gibi davrandılar, ama özellikle bizim Rektör Erkan İbiş’in bu konuda özel bir payı olduğunu düşünecek kadar veriye sahibiz. Bu daha görünür kılınmaya başladı zaten son şeylerle. ODTÜ’ye baktığınızda, Hacettepe’ye baktığınızda, onların adını geçirmeye bile korkuyorum aslında, kötü bir yol göstericilik yapılıyor ve cesaretlendiriliyormuş gibi görünüyor, ama bizim rektörün payına düşen bir ortaklık biçimidir diye düşünüyorum açıkçası.

Elif Akbıyık: Süreyya Hanım, size çok teşekkür ederiz yayınımıza katıldığınız için.
Süreyya Karacabey
: Ben teşekkür ederim, kolay gelsin arkadaşlar. Sevgiler Ankara’dan.

Fırat Fıstık: Tülin Hoca’yı da bağlamaya çalışacağız şimdi. Tekrar KHK’yla ilgili bilgiyi verelim: 48 üniversiteden 330 hoca ihraç edildi. Tülin Hoca, bağlandı.
Elif Akbıyık: Sizden de neler hissettiğinizi, neler düşündüğünüzü öğrenmek istiyoruz önce. Süreyya Hoca’yla az önce konuştuk, sizden de düşüncelerinizi öğrenmek istiyoruz.
Tülin Sağlam
: Yani, işte bu bir tasfiye süreci ve bizim görebildiğimiz kadarıyla muhalif olanlar tasfiye edildi; özellikle de imzacı akademisyenleri bir bahaneyle KHK’ların içine koyup koyup tasfiye ediyorlar. Hakikaten şaşkınız, hatta hafif de bir şoktayız denebilir; çünkü bizim kendimiz açısından, bölümümüz açısından bir de çok fazla hoca aynı anda atıldığı için bölümün derslerini sağlıklı yürütebilme problemiyle karşı karşıya kalıyoruz. Tabii ki burada bölümü yönetmek için, dersleri sürdürmek için hocalar canla başla çalışacaklardır; kalan hocalar –dört kişi kaldı– bundan eminiz, ama takdir edersiniz ki neredeyse 150 öğrencisi olan bir bölümü dört kadrolu hoca bir de dışarıdan gelen hocalarla idare etmek çok zor. Ama herkes bir şekilde buna el atıyor ve devam ettirmeye çalışıyoruz. Ama dediğim gibi en büyük problem –hakikaten ben de kişisel olarak şok halindeyim şu anda– nasıl olur? Bir bölüm kapanacak düzeye getirilecek kadar hocası nasıl atılır? Bu nasıl hiç düşünmemektir? Ya da nasıl hiç umursamamaktır? Hakikaten çok düşündürücü?

Elif Akbıyık: Prof. Dr. Tülin Sağlam’ın bölüm başkanı olduğunun da altını çizelim, vurgulayalım. Şu an birliktesiniz iş arkadaşlarınızla, geleceğe yönelik bir şeyler konuşuyorsunuzdur tabii aranızda, söylediğiniz gibi bir şok halindesiniz ama “neler yapılabilir” üzerinden neler konuşuldu acaba aranızda?
Tülin Sağlam
: Şu an kendi aramızda tam anlamıyla bir şey konuşmadık, ama bunu hep beklediğimiz için zaman zaman konuşuyorduk, “Ne yapabiliriz dışarı çıkınca, eğer hepimiz birden gidersek?” diye; o bizim için hep “eğer”di ama o bizim için hakikat oldu ve elbette herkesin burada yaptığı işi yapması için –özellikle bilim üretmek anlamında söylüyorum– bu dört duvara ihtiyacı yok; yani dersleri yapamasak bile yazımızı yazarız, kitabımızı yazarız, hatta dışarıda da ders veririz, devam ederiz, ama bizim en büyük gücümüz eski mezunlarımız, onlardan her gün her dakika mesaj alıyoruz ve bir sürü platformdan bizimle beraber olduklarını, burada yaptığımız işi onların mekânlarında, tiyatrolarında, atölyelerinde devam ettirebileceğimizi, hep yanımızda olduklarını bildiren mesajlar alıyoruz. Bu bizim için büyük bir güç, onları yaparız ya da yapmayız bilmiyorum; ama şunu görüyoruz ki bizim hakikaten dört duvara çok da ihtiyacımız yok. Biz nasıl olsa bir şeyler yapacağız, yaptığımız işi dışarıda da devam ettireceğiz, bizim için imkânsız bir durum değil; bizim en büyük problemimiz akademik çalışmaların sekteye uğraması ve öğrencilerin buraya kayıt yaptırdıklarında kendilerine verilen eğitim sözünün tutulamamış olması. Yoksa kişisel olarak bir problem yok yani.

Fırat Fıstık: Tülin Hocam, bir soru daha sormak istiyorum ben, çok az akademisyen kaldığını söylediniz, bunun devam ettirilmesiyle ilgili sıkıntıları dile getirdiniz; zaten sosyal medyada da çok fazla gündemdi bu. Genel olarak şöyle bir soru soracağım: KHK’yla bir sürü akademisyen atılıyor, aslında ilk de değil bu. Akademiye karşı yürütülen bu tasfiye süreci, sürdürülebilir bir şey mi sizce? Nereye kadar gidilebilir?
Tülin Sağlam
: Valla şimdi şöyle bir saptamamız var, zannediyorum siz de katılırsınız, biz her aşamada şöyle dedik: “Bundan daha ötesi olmaz”. Ama hep yanıldık. Dolayısıyla da hakikaten çok samimi söylüyorum, “Nereye kadar gidilebilir?” sorusuna benim şu anda bir fikrim yok. Çünkü bana sorsanız şu aşamaya da zaten gelinemezdi. Yani bir bölümü kapatma aşamasına gelecek kadar tasfiye, benim hakikaten aklımın alabileceği bir şey değil; akla aykırı bir durum. Dolayısıyla da akla aykırılık devam ettiği müddetçe ucunu tahmin etmek çok zor. O da tabii biraz ürkütücü bir durum.

Fırat Fıstık: Hocam, bir de şeyi sormak istiyorum; bugün okula gittiniz mi? Veya neyle karşılaştınız?
Tülin Sağlam
: Hiç negatif bir şeyle karşılaşmadık. Birtakım böyle yapılması gereken hukukî işlemler var, en küçük memurundan en büyük yöneticisine kadar herkes üzgün, şaşkın çünkü bizi bilen tanıyan insanlar; kimse anlamıyor. Ama gayet uygar bir ortam var, biz kendi işlerimizi memurların ve diğer idarecilerin desteğiyle sürdürüyoruz, ilişiğimizi kesiyoruz.

Elif Akbıyık: Hocam, çok teşekkür ederiz yayınımıza katıldığınız için, tekrardan geçmiş olsun diliyoruz.
Tülin Sağlam
: Ben teşekkür ediyorum. Hoşçakalın.

Fırat Fıstık: Irmak Hocam, duyabiliyor musunuz?
Irmak Özinanır
: Evet.

Fırat Fıstık: Şununla devam etmek istiyorum, aslında benzer soruları sorduk, yine Tülin Hoca da görüşlerini dile getirdi. Akademide süren bu tasfiye sürecini devam ettirilebilir buluyor musunuz? Veya sizce nereye kadar gidebilir bu?
Irmak Özinanır
: Yani şöyle, üniversitedeki tasfiyeler her dönemin, iktidarını sağlamlaştırmak isteyen her iktidarın, her muktedirin yaptığı bir şey; Türkiye tarihinde çokça örneği var, bu büyük bir tasfiye. Sadece üniversitelerde değil, aslında bütün emekçiler şu an tasfiye ediliyor, kamu çalışma rejimi değiştirilmek isteniyor. Dolayısıyla güvencesizliğin her yere yayıldığı bir çalışma biçimi yaratmak istiyorlar. Bu sürdürülebilir mi? Yani karşısındaki direnciyle dayanışmaya bağlı. Ben şu anda dayanışma açısından çok güzel şeyler gördüğümüze inanıyorum, yani bize zor bir süreç yaşatıyorlar ama bir yandan da hem üniversitede hem üniversite dışında çok da şahit oluyoruz. Dolayısıyla bunun karşısına çıkabilecek alternatif, başka bir dünyanın, başka bir Türkiye’nin mümkün olduğunu söyleyen bir pratik kendisini gösteriyor; dolayısıyla bunu net bilemeyiz, ama karşısında bir dayanışma var; bunu bilmek lazım.

Fırat Fıstık: Barış Hocam, size de bir soru yöneltmek istiyorum: KHK’lar sonucu çok sayıda itiraz söz konusu oldu. Bunlar bir şeyi değiştirir mi? Şununla bağlantılı soruyorum; daha önce de bir sürü KHK yayınlandı ve toplam 4811 akademisyen ihraç edildi ve şunu sormak istiyorum: Bu bir şeyleri değiştirir mi? Çünkü burada biraz da dün yayınlanan KHK’da şöyle bir etki var; bir üniversitede bütün imzacı ve sendika üyesi akademisyenlerin yazılıp tasfiye edildikleri bir süreçle karşı karşıyayız. Yani üniversite üniversite bir tasfiyeyle karşı karşıyayız. Bu bir şeyleri değiştirir mi — yani son KHK?
Barış Ünlü: Şimdi özerk hiçbir kuruma tahammül edemeyen bir yapı var şu an, bu üniversite için de söylenebilir, yargı için de medya için de aklınıza neresi gelirse gelsin. Bu siyasal düzende bu siyasal iktidar hiçbir özerk kuruma tahammül edemiyor. “Özerklik ne demek?”, özerklik kurumun kendi evrensel kurallarına göre çalışması demek. Mesela üniversite kendi evrensel kurallarına göre çalışabilir, yargıç kendi evrensel kurallarına göre çalışabilir, medya kendi evrensel kurallarına göre çalışabilir. Bu evrensel kurallara baktığınız zaman kendi hakikati vardır, yani basın da hakikati yazar, yargı hakikati söyler, akademi de yine hakikati anlatır ve söyler. Şimdi bu anlamda hiçbir özerk kuruma tahammül edemeyen bir siyasal düzen ve siyasal yapı var. Neden tahammül edemiyor? Bu da çok normal, çünkü hakikate tahammül edemez hale gelmiş durumda. Sadece zor gücüyle ve halktan aldığı oyla iktidarla kalabilen; başka hiçbir meşruiyeti olmayan, entelektüel meşruiyeti, hukukî meşruiyeti, bütün meşruiyetleri çökmüş bir iktidardan bahsediyorum, dolayısıyla hiçbir kuruma tahammül edemiyor. Dolayısıyla özerk her kurum tasfiye edilecektir; zaten nitekim rektörlük seçimlerinin kaldırılması falan sadece ve sadece Boğaziçi Üniversitesi’ni hedeflemişti. Şimdi özerk kurumlara tahammül edilmediği gibi özerk bireylere de tahammül edilmiyor. Özerk olmayan bir kurumun içinde özerk birey vardır, diyelim ki özerk birey kendi başına o mesleğin, o kurumun evrensel kurallarına göre vazifesini yapmaya çalışır ya da mesleğini icra etmeye çalışır. O özerk bireylere de tahammül edilemeyecektir. Bu siyasal iktidar, düzen, bu yarı-faşizan yarı-mafyatik siyasal düzen devam ettiği sürece bunların devamı da gelecektir. Tabii edebilir mi edemez mi o konuda bilemeyeceğim.

Fırat Fıstık: Irmak Hoca’ya da size de iletmek istiyorum bu soruyu, yine Süreyya Hoca’ya da sorduk, Tülin Hoca’ya da sorduk: Peki bundan sonrası için ne demek istersiniz? Neler yapmayı planlıyorsunuz veya ne yapılması gerekiyor?
Irmak Özinanır
: Biz geçtiğimiz yıl Ocak ayından beri aslında neler yapılabileceği üzerinden düşünüp daha çok bir araya gelen grup haline geldik. Süreyya Hoca da anlattı, Ankara dayanışma akademisi oluşmuştu bir süre önce, sokak akademisi başlamıştı. Bu süreçlere katıldık, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde dayanışma akademileri doğdu, buralarda bir şeyler yapmaya çalıştık. Yani çok net olarak ne yapacağımıza karar vermiş değiliz, ama el yordamıyla aslında dayanışmanın içinde bir yol arıyoruz kendimize. Ben buradan bir şeyler çıkacağını düşünüyorum; yani biz eninde sonunda geri döneriz işlerimize, ama o güne kadar dışarıda başka bir birikimli üniversite yaratmış olacağız diye düşünüyorum. Dolayısıyla bu dayanışma akademileri meselesi bana çok önemli geliyor.

Fırat Fıstık: Barış Ünlü’yle, Irmak Özinanır’la olabildiğince konuşmaya çalıştık; Irmak Hoca, en son, sendikalı oldukları gerekçesiyle buna maruz kaldığını dile getirdi. Barış Hoca bu tasfiye sürecinin çoğalarak devam edeceğini söyledi. Yine Süreyya Hoca ve Tülin Hoca’dan da görüşlerini aldık DTCF Tiyatro bölümüyle ilgili. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkür ederiz. İyi günler.
Elif Akbıyık: İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus