‘Neverland’ (Hiçistan) hükümet sistemine doğru

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

16 Nisan 2017 tarihinde oylayacağımız Anayasa Değişiklik Teklifiyle ilgili yakın zamanda Prof. Kemal Gözler’in “Elveda Anayasa”, Doç. Murat Sevinç’in “Türkiye’nin Anayasa ile İmtihanı” adlı kitapları çıktı. Bu yazıda ilk olarak “Elveda Anayasa” kitabını, bir sonraki yazıda da Doç. Sevinç’in kitabını değerlendireceğiz.

“Eğer aynı idarenin kişilik veya yapısında, yasama erki yürütme erkiyle birleşmişse, hiçbir şekilde hürriyet yoktur” cümlesini Montesquieu “Kanunların Ruhu” adlı eserinde söylemiş. Bundan tam 268 sene önce, 1748’de.

Prof. Kemal Gözler kitabına ‘susanlardan biri olmamak’ için yazdığını belirterek başlıyor. Prof. Gözler, Anayasa teklifinin asıl hedefinin başkanlık sistemi veya Türk tipi başkanlık olmadığını vurguluyor ve amacı şöyle tanımlanıyor: “Asıl hedef Türkiye’de ‘kuvvetler birliği sistemi kurmaktır. Önerilen sistem dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş duyulmamış bir ‘Neverland hükümet sistemidir.”

Neverland, olmayan bir düş ülkesidir. Bir nevi ‘hiçistan’. Sadece insan beyni içinde hayal edilen, ucu sınırı olmayan, kuralı olmayan, belirsiz, kişiye özgü bir hiçlik diyarı.

Okurken kitabın dehşetli bir şaşkınlık içinde yazıldığını hissediyorsunuz. Türkiye’de anayasa denilince ilk akla gelen isimlerden olan Prof. Gözler, “Tarihte hiçbir zaman Türk anayasa hukuku doktrinine bugünkü gibi bir korku atmosferi hakim olamamıştır” derken nasıl bir iklimde Anayasa referandumuna gittiğimizi gözler önüne seriyor.

Tarifi ve dünyada karşılığı olmayan bu değişiklik önerisi en fazla Fransa ve ABD’deki sistemle karşılaştırıldı. Prof. Gözler, değişiklik önerisi ile ABD Başkanlık sistemi arasındaki farkı 9 maddeyle açıklıyor:

tablo1png

“Sen eğer başkana kanun yapma, fesih,harcama yetkisi verirsen sıkıntılar yaşanır”

Bu cümle Prof. Burhan Kuzu’nun, “Her Yönüyle Başkanlık Sistemi” adlı kitabından. Prof. Gözler, Başkanlık sistemiyle ilgili olarak Prof. Kuzu’dan alıntı yaparken, 2010 Anayasa değişikliğinin ne gibi sonuçlar doğurduğunu anlamak için de Binali Yıldırım’ın 26 Ocak 2017 tarihinde yaptığı açıklamaya başvuruyor:

“Bir tehlikeyi bertaraf ederken farkında olmadan başka bir tehlikenin kapımızı çaldığının farkına varamadık. Bizim memlekette bir tabir vardır; ‘Tatarından kurtardık, beterine rastladık’ FETÖ’cüler sinsice 2010 referandumundan sonra yürüttükleri faaliyetleri aleni hale getirmiş, yargıyı kendi kirli emelleri doğrultusunda kullanma durumuna gelmiştir.”

Yıldırım’ın bu açıklamasını okuyan herkes bir kez daha bununla karşılaşmayacağımızın garantisini verebilir mi? Hayır. Prof.Kemal Gözler de bunu net bir şekilde vurgularken anayasa değişikliğinde suistimalci kuşkuyu dile getiriyor.

Bu kavramı biraz açalım. “Suistimalci anayasacılık” David Landau’nun 2013 yılında aynı adlı makalesinde ortaya attığı bir kavram. Florida Eyalet Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Landau’ya göre artık askeri darbe yoluyla demokratik rejimleri ortadan kaldırmanın modası geçti. Onun yerine anayasa değişiklik yoluyla demokratik rejimler ortadan kaldırılıyor. Bu tip anayasaların uzaktan bakıldığında demokratik göründüğünü kaydeden Landau, bunların aslında demokratik düzeni yok etmek için tasarlanan metinler olduğunu ileri sürüyor. Prof. Gözler de Anayasa Değişiklik Teklifine gönderme yaparak asıl amacın hükümet sistemini değiştirmek değil, HSYK’ya hakim olmak, başbakan ve bakanların cezai sorumluluklarını sıfırlamak olabileceğini, buna dair kuşkuların olduğunu vurguluyor.

Elveda Anayasa

Prof. Gözler, kitap boyunca kuvvetler ayrılığı kuralına ayrı bir önem atfediyor. Genel hukuk teorisi içindeki kuvvetler ayrılığı teorisine ve hükümet sistemlerine yakından bakalım:

“Kuvvetler ayrılığı teorisi Montesquieu ile özdeşleşmiş olsa da, kökeni İngiltere’ye dayanır. İngiltere’de 1066 yılındaki Normanların istilasından 1689 tarihli ‘Bill of Rights’a (Haklar Bildirgesi) kadar yürütme ve yasama kuvvetlerinin ayrılığı yavaş yavaş gerçekleşmiştir. Başlangıçta Krala danışmanlık yapan ‘Magnum Concilium” isimli meclis, adım adım vergiye rıza gösterme ve kanun yapma yetkisini ele geçirerek bir yasama organı hâline dönüşmüştür.

Montesquieu’ye göre kuvvetler ayrılığı ilkesinde ise yasama ve yürütme sınırlı olmalıdır. Yasama, kendi koyduğu kuralları uygulayamaz, yürütme de sadece yasamanın koyduğu kuralları yürütür. Yargı da sınırlıdır, çünkü hakimler kanunların sözlerini telaffuz eden ağızdan başka bir şey değildirler. Bu üç kuvvet kendi görevlerinin dışına çıkarlarsa, yani yasama kendi koyduğu kuralları yürütürse, yürütme ise yürüttüğü kuralları kendi koyarsa, yargı ise “kanun koyucunun ağzı” olmakla yetinmeyip kendisi yorum yoluyla yeni kurallar koymaya kalkarsa, o sistemde hürriyet ortadan kalkar.”

hÜkümet sİSTEMLERİ

Başkanlık Sistemi ve Parlamenter sistemin karşılaştırması:

tablo3

Prof. Kemal Gözler, anayasa hukukunun genel ilkelerini kitap boyunca tane tane anlatıyor ve sonunda şaşkınlığını gizlemeden son sözünü söylüyor:

“Yıllarca üniversitede anayasa hukuku dersi vermiş, anayasa hukuku alanında pek çok kitap ve makale yazmış, hayatını anayasa hukukuna adamış bir akademisyen olarak, Anayasa Değişikliği Teklifinin halkoylamasına sunulmasından dolayı derin bir üzüntü içindeyim. Artık ‘elveda kuvvetler ayrılığı’, ‘elveda hürriyet’, ‘elveda demokrasi’, ‘elveda anayasa’ demekten başka söyleyecek bir söz bulamıyorum.”

 

 

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus