Le Monde’un başyazısı: “Macron’un zaferini garanti görmek tehlikeli bir sorumsuzluk olur”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Le Monde Gazetesi, Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunun ardından ortaya çıkan durumu, Jérôme Fenoglio imzalı 24 Nisan 2017 tarihli başyazısında “sistemin infilak riski” şeklinde yorumladı ve Marine Le Pen’e karşı Emmanuel Macron’a desteğini ilan etti. Yazıyı Haldun Bayrı çevirdi.

Ulusal Cephe’nin ikinci tura kalması ve Cumhuriyetçiler’le Sosyalist Parti adaylarının yenilgisi benzeri görülmemiş bir tehdit oluşturuyor.

23 Nisan Pazar günü başkanlık seçiminin ilk turunda siyasî manzaranın alt üst olması, görünürde çelişik iki özelliği birleştiriyor: Hem öngörülebilir hem radikal olmasına, üstelik beklenmesine rağmen, yine de şaşırtıcı. Öngörülebilirdi çünkü bütün bu kampanya sırasında kusursuz çalışan kamuoyu yoklama kuruluşları ikinci turun şekl ü şemâilini haftalar öncesinden haber vermişlerdi.
Emmanuel Macron’un durumunda, bu beklenti yakın tarihli; kampanya sırasında patlayan skandallardan beceriyle istifade etmesi üzerine büyüdü. Marine Le Pen bakımından ise, durum uzun zamandır şekilleniyordu. Fransız siyasî yaşamı iki yıldan fazla bir süredir Ulusal Cephe başkanının ikinci tura kalan iki adaydan biri olmasının kesinliği, ötekilerin ise diğer aday olmak için çırpınma gerekliliği etrafında yapılanıyordu.
Ulusal Cephe adayının kötü bir kampanya yürütmesine ve 2012’den beri farklı seçimlerdeki skorlarına nazaran gerilemesine rağmen, öngörüldüğü gibi oldu. Fakat bu sonucun sıradanlığı, ulusta açtığı yaranın vahametini unutturmasın sakın. Ulusal Cephe ilk kez bir başkanlık seçiminde yüzde 20’den fazla oy aldı. Adayı, 7,6 milyon seçmenin oyunu alarak; yani 2002’deki başkanlık seçiminde babasının aldığı oyları 2,8 milyon artırarak partisinin oylarına rekor kırdırdı. On beş yılda ikinci kez, kinik ve çıkarcı bir ailenin oyuncağı, yabancı düşmanı bir milliyetçi parti, siyasî sistemimizin en önemli kademesine aday oluyor.
Bu geri dönüş bizi hem demokrasimizin hali üzerine teyakkuza geçirmeli, hem de 2002’deki gibi tereddütsüz bir karşı çıkışa yol açmalı. Le Monde için, bu tepkide hiçbir muğlaklık olmayacak. Seçimden önce, Ulusal Cephe’nin değerlerimizin her biriyle, tarihimizle de, kimliğimizle de bağdaşmaz olduğunu tekrar tekrar söylemiştik. Dolayısıyla mantığa uygun bir şekilde Marine Le Pen’in yenilmesini temenni ediyoruz ve bunun için Emmanuel Macron’a oy verilmesi çağrısında bulunuyoruz.
Ama en kötüsü, en tehlikelisi, ülkemizin geleceği için en sorumsuzu, öngörülen bu sonucu cepte zannetmek, Emmanuel Macron’un zaferini garanti görmek olur. Bu tahminin kırılganlığına ikna etmek için bir karşılaştırma yeterli olmalı. Emmanuel Macron kampanyanın bu ikinci ayağına, kendisine oy verme niyetini beyan eden yüzde 62 ile atılmaktadır (Ipsos Sopra-Steria’ya göre); Jacques Chirac zaferini oyların yüzde 82,2’sini alarak elde etmişti. Yirmi yılda buharlaşan yirmi puan var. Tıpkı 2002’deki Ulusal Cephe’ye karşı miting çağrılarının, hatta bizzat “Cumhuriyetçi Cephe” mefhumunun da uçup gitmiş olması gibi.

İki büyük parti saf dışı

Sistemi dinamitleyenlerin karşısına çıkan meydan okuma budur: Artık hiçbir şeyin sabit olmadığı bir ortamda hareket etmek durumundalar. Emmanuel Macron’un başdöndürücü yükselişi Fransız siyasî sisteminin büyük oluşumlarında sayısız zayiata yol açtı. Ya hükümette ya ana muhalefette yer alan iki büyük partinin aynı anda hiçbirinin ikinci tura kalamadığı ilk kez görülüyor. Sosyalist Parti yarım yüzyıl önce SFIO’nun (İşçi Enternasyonalinin Fransız Kolu) en zor zamanlarındaki gibi bir skora düşmüş durumda. Sağ ise, etik olarak itibarını yitiren birinin siyasî adaylığı hak etmediği sonucuna varma cesaretini göstermediği için, lanetlediği cumhurbaşkanı François Hollande’ın eski bir bakanı ve diğer nefret nesnesi François Bayrou’nun bir müttefiki karşısında hazmı zor bir bozguna uğradı.
Bu düş kırıklıklarının büyüklüğünün haddinden fazla kırgınlığa ve kızgınlığa yol açması mukadderdi. Benoît Hamon eski ekonomi bakanından yana soylu bir çağrıda bulunarak bu duyguları aştığını gösterdi. Ama sağda, hazım süreci daha zor olacağa benziyor. Çok sayıda yönetici ve köşe yazarı, açık bir çağrıda bulunmaktan imtina etmek için sonuç kesinmiş gibi davranıyorlar. Çok sayıda muhafazakâr seçmen muhtemelen öfkelerini yatıştırmakta zorlanacak; arkasına bakmadan kaçışı sırasında –işin içine komploculuğu ve medyayla adaletin sorgulanmasını da karıştıran– François Fillon ve onu destekleyen militanlar tarafından o kadar kızıştırılmışlardı ki…

Mélenchon Macron için oy çağrısında bulunmadı

Emmanuel Macron da Jean-Luc Mélenchon’un çok iyi skoruyla öne çıkan toplumsal itirazın cüssesini hesaba katmak zorunda kalacak. Solun tüm geleneklerine aykırı biçimde, Mélenchon Pazar akşamı Ulusal Cephe’nin rakibi için oy verme çağrısında bulunmayı reddetti. Seçmenlerinin kaydadeğer bir kısmının aynı tavrı benimsemeye meyledeceğine hiç kuşku yok. Onları fikir değiştirmeye ikna etmek için merkezci adayın, Bernie Sanders seçmenlerinin kendisine karşı gösterdikleri uzun direnişi hiç üstüne almayan Hillary Clinton’la aynı hatayı yapmaması lazım bilhassa. Hatırlatmak gerekirse, Amerikan seçimine iki hafta kala demokrat adayın Donald Trump adında biri karşısında kesin kazanacağı söyleniyordu.
8 Mayıs (İkinci Dünya Savaşı’nın bitişinin yıldönümü) nedeniyle üç günlük bir tatille çakışan seçimde kitlesel bir katılım azlığı riski de hiç gözden kaçmamalı. Dolayısıyla Emmanuel Macron’un önünde, Fransız siyasî sisteminin maruz kaldığı bu şokun bilincinde olduğunu bütün bu mütereddit seçmenlere kanıtlamak için on beş günden az zaman var.

FransizKultur

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus