Müslüman Kardeşler’e ne oldu? Örgüt tarihindeki en büyük bölünmenin hikayesi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Eşi görülmedik şiddette bir baskıya maruz kalan Mısırlı Müslüman Kardeşler, 3 Temmuz 2013’te yaşanan darbe sonrasında derin bir krizin içine düştü. Örgütün temel stratejisi ve rolüyle birlikte; şiddetin yeri, dini etkinlikler ve siyasi eylemlerin ayrılması gibi konular da tartışılmaya başlandı. Bu iç çatışmalar dinî grubun tarihinde daha önce görülmemiş bir ayrışmayla sonuçlandı: Artık Müslüman Kardeşler’i temsil ettiğini iddia eden bir değil iki örgüt var. Fransız araştırmacı Marie Vennetzel’in yakın zaman önce çıkan bir yazısı Müslüman Kardeşler’in yaşadığı bölünmeyi kapsamlı bir şekilde ele alırken örgütün önümüzdeki dönemde başka bölünmelerle karşılaşabileceğinin de altını çiziyordu.   

2013 Haziran’ında, Müslüman Kardeşler grubuna mensup Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin taraftarları Kahire’de sokağa indiler. Amaçları, Mursi’nin istifası talebiyle düzenlenecek eylemlerin önünü almaktı. Haziran sonunda Mursi karşıtı eylemler başladı. Ordu, Mursi’nin istifasını istedi. Mursi bunu kabul etmeyince 3 Temmuz’da ordu yönetime el koydu. Savunma bakanı Sisi fiilen ülkenin başına geçti. Mursi yanlılarının eylemleri 14 Ağustos’ta ordu gerçek mermilerle ateş açana kadar sürdü. Güvenlik güçleri binlerce kişiyi öldürürken örgütün birçok üst düzey ismi tutuklandı. O günden bu yana örgüt üzerindeki baskı aynı şekilde devam ediyor. Peki tarihsel bir bölünmenin eşiğinde olan örgüt, bu baskılar karşısında ne tür bir dönüşüm yaşayacak?

Muhalif liderliğin ortaya çıkışı

Mursi’nin devrilmesi sonrasında örgütün birçok yöneticisi ve üyesi tutuklandı. Bunun üzerine Rehberlik Bürosu, (yirmi kişiden oluşan yürütme kurulu) ve Şura Meclisi (ulusal ve yerel temsilcilerden oluşan meclis) altı ay görev yapacak bir “kriz yönetimi komitesi” oluşturdu. 2013 sonunda yönetim kadrosunun büyük bir bölümü ya tutuklandı ya da sürgüne gitmek zorunda kaldı. Özellikle grubun daha yaşlı “gelenekçiler kanadı” büyük bir darbe aldı.

2014’te geçici komitenin görev süresi dolunca yeni seçimler düzenlendi. Bu seçimler sırasında geleneksel yönetime karşı “Şubat Komitesi” isimli muhalif bir grup ortaya çıktı. Muhammed Kemal ve Muhammed Montasser’in başını çektiği grup özellikle sosyal medyada örgütün tabanı arasına popüler hâle geldi. Özellikle sosyal medyada grup içi saflaşmanın iki ana ekseni ortaya çıktı: Örgütte reform ve Sisi’ye karşı izlenecek strateji.

Uzaktan gelen eleştiri

Tutuklamalar, örgüt yöneticilerinin Türkiye, Katar, Malezya, Sudan ve Avrupa’ya dağılması, geçici yönetim komitelerinin oluşturulması ve medyaya sızdırılan bilgiler; örgütün şu anda tam olarak ne durumda olduğuyla ilgili bir yorum yapmayı güçleştiriyor. Ancak görünen o ki, “yenilikçiler” ve “gelenekçiler” arasında örgüt adına kimin konuşabileceği ile ilgili bir mücadele var.

Muhammed Kemal’in liderlik ettiği şubat komitesi, Rehber’in otoritesini tanımakla birlikte yeni rehberlik bürosunun kendileri tarafından temsil edildiğini iddia ediyor. Gelenekçiler ise bu grubun yalnızca kriz yönetimi için seçildiği ve mutlak bir yürütme otoritesine sahip olmadığı kanısında. Dolayısıyla eski büro da hâlâ görevine devam ediyor.

Tartışmanın derinliğini anlamak için 2013 sonrası konjonktürel faktörlerin ötesine de bakmak gerek. Aslında kavganın kökenine inmek için dini grubun içindeki küçük ama sembolik anlamda çok güçlü “reformist” gruba mercek tutmak doğru olur. Bu grup, 1990’ların ortasında ortaya çıktı; dini örgütün onayı olmadan siyasi parti kurulmasına ön ayak oldu. Bu grubun önde gelenleri 1970’lerde Enver Sedat döneminde örgütün yeniden canlanması döneminde üniversite kampüslerinden gruba dâhil edilenlerdi. Önemli siyasi görevlerde bulunsalar da örgütte üst pozisyonlara ulaşamadılar.

2000’lerin ortasından itibaren 20’li yaşlarında bulunan gençlerin reform talepleri ile bu grubun reform talepleri arasında bazı ortaklıklar yakalandı. Sol grup ve liberallerle kampüslerde ortak şekilde hareket eden bu genç grup örgütün içine kapanık yapısını hedefe oturttu, reform taleplerini dillendirdi. Bu gruba göre örgütün durağanlığının sebebi sıkı disiplin, içe kapanma ve dini etkinliklerle siyasi etkinliklerin iç içe girmesiydi. Bu genç kuşak bir önceki reformist gruptan özellikle Aboul Fotouh ve Al-Gazzar ile yakın ilişkiler kurdu. Devrim sonrasında dini grubun Hürriyet ve Adalet Partisi’ni kurmasıyla reformist kanat gelenekçiler tarafından dışlandı. Mursi’nin devrilmesiyle birlikte tabandaki reformist damar kendine yeniden bir alan buldu. Örgütün işleyişini eleştiren reformistler stratejinin yenilenmesi gerektiğini öne sürdüler.

Sivil direniş ve şiddet

İki eğilim barışçıllığın yorumu konusunda zıt pozisyonlarda bulunuyor: Rehber, Rabia’daki oturma eylemleri sırasında “Bizim barışçıllığımız kurşunlardan daha güçlüdür” demişti. Gelenekçiler bunu fiziksel şiddetin tamamen reddi olarak aldı. Halbuki katliamları yaşayan militanlara göre bu yorum yanlış. Kemal’in etrafında toplanan liderliğe göre, rejimin ağır baskısı altında, barışçıllık yeniden tanımlanmalı. Bu yeni tanıma göre askeri tesisler ve polis tesisleri, stratejik altyapı tesislerine yönelik –insan ölümüne sebep olmamak şartıyla- uygulanacak fiziksel şiddet meşru kabul edilmeli. Bu görüşü benimseyenler; diktatoryal rejime karşı gösterilecek sivil direniş ile terör yöntemlerini birbirinden ayırıyorlar. Buna rağmen aradaki sınır zaman zaman bulanıklaşabiliyor.

Güvenlik güçlerine yönelik patlayıcı ya da silahlar yoluyla yapılan saldırılarda –özellikle 2015 yılında- yaşanan artış, bu tartışmayı derinleştirdi. Müslüman Kardeşler tabanından bu gruplara yönelik katılımlarda liderliğin sorumluluğu tartışma konusu hâline geldi. Bir bölümü 2011’de Mursi taraftarlarını korumak amacıyla silahlanan militanlardan bazıları, şimdi şiddet içeren kendi eylem planlarını uyguluyorlar. Bazı uzmanlar bunların örgütün pasifliğinden dolayı hayal kırıklığına uğramış genç militanlar olduğunu söylerken diğerleri bu grupların Kemal etrafında toplanmış yeni yönetim tarafından desteklendiğini öne sürüyor. Ancak bu komiteler ile örgüt arasındaki bağların niteliği açık olmaktan çok uzak.

Krizin sürgüne taşınması

Sürgündeki kadroların ve militanların farklı yerlere dağılması da krizin derinleşmesine neden oldu. 2014-2016 yılları arasında biri Londra’da, diğeriyse İstanbul’da bulunan iki kutup, birbiriyle rekabet etmeye başladı. 2010’dan beri Londra’da ikamet eden Uluslararası Müslüman Kardeşler Birliği’nin sekreteri İbrahim Münir, birçok üyenin Avrupa’ya gelmesiyle gücünü arttırdı. Öte yandan Münir, 2014 yılının Nisan ayından itibaren, Müslüman Kardeşler’in İngiltere’deki varlığından endişe duyan David Cameron hükümetinin baskısına da maruz kaldı.

İstanbul’daysa örgütün siyasi kadroları, Kemal’i destekleyen bir kutup oluşturdu. Örgütün iç işleyişine yönelik eleştiriler hususunda Kemal’e katılan bu grup, Kahire’deki Şubat Komitesi’nin desteğiyle Mahmud Hüseyin karşısında bir cephe oluşturdu ve Ocak 2015’te Müslüman Kardeşler’in yurt dışı bürosunu açmaya giriştiler. Bu girişimin başında Hürriyet ve Adalet Partisi’nin eski Bölge Sekreteri Ahmed Abdürrahman’ın yanı sıra Gamal Hechmat, Amr Darrag ve Yahya Hamid gibi isimler vardı.

Bu iki hareketi yakınlaştırma amacıyla, söz konusu Büro, eski Rehber’e yakın bazı isimleri de bünyesine kattı. Mayıs 2015’te Kahire’de bulunan Ezzat ve eski Rehberlik Bürosu’nun üyeleri, Şubat Komitesi’nin dağıtılmasını buyurdu. Dağılmayı reddeden Komite, Mahmud Hüseyin’in yönetimi esnasında rüşvet yemek ve yolsuzluk yapmakla suçladı, görevini bırakmasını ve tüm yetkisini Müslüman Kardeşler’in yurt dışı bürosuna devretmesini talep etti. Hüseyin bir açıklama yapıp iddiaları reddetti ve Ezzat’ın tek otorite olduğunu yineledi ancak yeni rehberin sözcüsü Muhammed Montasser, yalnızca Şubat Komitesi’nin seçilmiş üyelerinin konuşmaya yetkili olduğunu, Kemal’inse Rehber’in meşru temsilcisi olduğunu dile getirdi.

Bu kriz esnasında, eski rehberin kilit isimlerinden Mahmud Ghozlan ve Abderrahmane Al-Barr tutuklandı. Mayıs başında, aralarında Mursi’nin de bulunduğu yaklaşık yüz lider hakkında idam cezası verildi ve 1 Temmuz’da, bir polis baskını ile Müslüman Kardeşler’in 13 üyesi öldürüldü. Şubat Komitesi’nin yerine, yeni bir “Yüksek İdari Komite” kuruldu ve bu girişim, Muhammed Kemal ile Muhammed Abdürrahman’ı bir araya getirmeyi hedefliyordu. Yurt dışındaysa, Londra’daki İbrahim Münir ve İstanbul’daki Ahmed Abdürrahman resmi olarak tanındı. Ancak bu girişim başarılı olamadı: Kemal ve Abdürrahman liderlik mücadelesine girişti.

Aforoz

2015 yılının Aralık ayında, Hüseyin’in El Cezire’ye verdiği bir röportaj sonrasında Hüseyin ile Montasser arasında yeni bir kavga peyda oldu. Söz konusu röportajda, Hüseyin, Montasser’in meşruiyetini sorgulamıştı. Kavga büyüyünce, eski rehber, Müslüman Kardeşler’in İstanbul bürosunun kapatılmasına ve Münir’in tek yetkili olmasına hükmetti. Ancak İstanbul bürosu, Londra’daki büroyu tanımayarak, kendisinin sürgündeki üyeler hakkındaki tek sorumlu olduğunu yineledi.

Mısır’daki bölgesel bürolar ise ikiye bölünmüş durumdaydı ve her büro, Facebook sayfasından yaptığı açıklamayla tarafını belli ediyordu. Kahire ve İskenderiye bürolarının da aralarında bulunduğu beş büro, eski rehberin kararını reddetti.

2016’nın Mayıs ayında, Kemal grubu, Kardeşler’in “üçüncü yeniden inşası” için yeni bir yol planı öneren bir kampanya başlattı. Bu yol planı mevcut kadroların görevden alınmasını, genel seçimlerin yapılmasını ve yeni bir iç tüzük oluşturmasını içeriyordu. 10 Mayıs 2016’da Kemal istifa etti ve görevdeki tüm üyelerin de istifasını talep etti. Buna karşılık, Münir bu kampanyanın iptal edildiğini açıkladı ve kampanyanın destekçileri olan Ahmed Abderrahmane, Amr Darrag, Yehya Hamed ve Gamal Hechmat’in ihracını duyurdu.

2016’nın Ekim ayında, Kemal polis tarafından öldürüldü. Ancak Kemal’in öldürülmesi hareketi durdurmadı, aksine, iki ay sonra yönetici kadrolarında yeniden yapılanmaya gidildi. Müslüman Kardeşler’in resmi sitesinde (ikhwanonline.info), 19 ve 20 Aralık’ta Danışma Meclisi’nin Kahire’de olağanüstü toplanacağı duyuruldu. Toplanan meclis, çoğunluk oyuyla, “yasama gücüyle yürütme gücünün ayrılmasına” karar verdi. Bu uygulama ile yasama, yürütmeyi kontrol etmesi hedeflendi. Rehberliğin “Genel büro” adındaki geçici bir bürosu seçildi. Bu büronun içerisinde, yeni temsilcilerin yanı sıra hapisteki üyeler de görevlerinde kaldı. Yeni yayınlanan tebliğde organizasyonun merkezinde “kurumsallığın, şeffaflığın ve sorumluluğun kökleşmesi” gayesine yer verildi.

An itibariyle, Müslüman Kardeşler olduğunu iddia eden bir değil iki örgüt var. Diğer bir deyişle, farklı rehberliklere tabi iki büro var. Bölgelerine göre biri diğerinden daha baskın. Bu tarihi kırılma hem maruz kaldıkları baskının hem de hareketin işleyişi, kimliği ve amaçlarına ilişkin uzun vadeli bir sorgulamanın sonucu. Sular da durulmuş değil. Ve görünen o ki, Müslüman Kardeşler yakın vadede başka kopuş ve kırılmaları da deneyimleyebilir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus