Georges Corm: “Bunun Sünniler ile Şiiler arasında bir çatışma olduğuna ancak safdiller inanır”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ortadoğu’da olaylar hiç olmadığı kadar hızlanıyor. Lübnan Başbakanı Saad Hariri, tuhaf biçimde istifasını bir “saray devrimi”nin yaşandığı Suudi Arabistan’dan açıkladı. Suriye’de ordunun kazandığı önemli zaferler, ölümcül bir çatışmanın sonunun habercisi. Bu siyasi krizin çıkışı nasıl olacak? Meseleleri derinlemesine ele almak için, Lübnan’ın eski maliye bakanı, Le Liban contemporain (La Découverte, 2003, “Çağdaş Lübnan”) kitabının yazarı tarihçi Georges Corm ile Alex Anfruns’un investigaction.net için yaptığı söyleşiyi Haldun Bayrı çevirdi.

Bir yıl önceki başkanlık seçimleri sayesinde Lübnan uzun bir kurumsal istikrarsızlık döneminden çıkabilmişti. Bu son tiyatro numarasını nasıl açıklamalı?
Lübnan’daki durum gerçekten çok istikrar kazanmıştı. Saad Hariri’nin Aralık’ta kurduğu hükümet, muhalefet rolünü üstlenen Falanjist Parti dışında bütün siyasi partileri kapsıyordu. Dolayısıyla Hizbullah’ı da içeriyordu ve işler hayli iyi gider gibiydi: Özellikle seçim yasası ve bütçe kabul edilmişti. Saad Hariri’nin tonu, İran’ın politikası ve hükümetinin parçası olan Hizbullah’ın politikası konusunda çok ılımlı kalıyordu.
Yeni döndüğü bir ziyaretten üç gün sonra tekrar Suudi Arabistan’a çağrılması ve yanında çevresinden ya da Lübnanlı bakanlardan hiç kimse bulunmadan alelacele gidişi, Suudi Arabistan’da istifaya zorlanmış olduğunu düşünmemize yol açıyor ve o ülkede vuku bulan darbe ortamındaki her şey bunu kanıtlıyor gibi.

Benzeri görülmemiş bir krizin yaşandığı, yönetimin bir kısmının kızağa alındığı Suudi Arabistan’da yaşandı bu istifa.
Amerikan Başkanı’ndan teşvik gören Veliaht Prens, bu kurtlanmış krallığın rejimini değiştirmekte. Kraliyet ailesinin çok sayıda üyesini tasfiye ediyor, ülkedeki büyük iş adamlarının gözünü korkutuyor ve aslında krallığın tek diktatörü haline gelerek siyasi rejimi değiştiriyor; oysa şimdiye kadar kraliyet ailesinin ana kuralı ortaklaşa (collégial) tip istikametindeydi ve ailenin farklı kollarının büyükleri arasında karşılıklı rızaya dayanıyordu.
Vuku bulmakta olan değişiklikler aynı zamanda kraliyetin “Vahhabilikten uzaklaştırılması” ve dinci radikallikten uzaklaştırılmasını da hedefliyor; böylece kadınlara araba kullanma izni verildi, kamuya açık eğlenceler tekrar serbest oldu bilhassa, fakat aynı zamanda yerleşik dini nizamın şeyhlerine danışma da kaldırıldı.

Sizce Hariri’nin istifasını yabancı bir ülkeden açıklayıp bugüne kadar orada kalmış olması neyi gösteriyor?
Başbakan’ın Suudi Arabistan’da zorla tutulduğu konusunda artık hiç kuşku yok. Dün akşam partisinin televizyon kanalında Lübnanlı bir kadın gazeteciyle yaptığı televizyon yayını, orada zorla alıkonulduğunu dikkatli izleyiciler gözünde teyit etti (mekanik ve tekrara dayalı cümleler, süzülmüş ve hüzün dolu bir çehre, habire su bardağına sarılmalar).

Hariri'nin kendi televizyon kanalına verdiği mülakat, Suudi Arabistan tarafından rehin alındığı kuşkularını daha da güçlendirdi
Hariri’nin kendi televizyon kanalına verdiği mülakat, Suudi Arabistan tarafından rehin alındığı kuşkularını daha da güçlendirdi

Suriye’de olup bitenlerle ve savaşın düğümünün çözülmesinin ufukta belirmesiyle bir bağ kurulabilir mi?
Evet, Suriye’deki durum açık bir biçimde Suriye’nin yasal hükümetinin lehine dönmüş olduğundan, bunu dışlamamalı. Suriye’deki terörist hareketlerin Katar’la birlikte baş finans sağlayıcısı olmuş Suudi Arabistan’ın bir misilleme biçimi söz konusu olabilir.
Katar Emirliği’nin Suudi Arabistan ve Körfez İşbirliği Teşkilatı tarafından boykot edildiğini de hatırlatmak gerek; ki bunun, Suriye’deki siyasi yenilginin kabahatini ufak emirliğin üzerine yıkmaktan başka bir anlamı yoktur.

Hariri hükümetini oluşturan farklı siyasi güçlerin ilk tepkileri ne oldu?
Hariri’nin partisi Gelecek Akımı’ndan (Tayyar el-Müstakbel) çıkan bazı aşırı sesler dışında, yine Hariri’nin partisi de dahil olmak üzere Lübnan siyasi partilerinin büyük çoğunluğu güçlü bir biçimde Başbakan’ın dönmesini talep ediyor.
Gelecek Akımı’nın ileri gelenlerinden biri, İçişleri Bakanı, Suudi Arabistan’a Lübnan’da işlerin Suudi Arabistan’daki gibi olup bitmediğini ve Lübnanlıların bir koyun sürüsü olmadığını söyleyerek çok güçlü beyanlarda bulundu.

Suudi Arabistan’ın Lübnan’da bulunan vatandaşlarına ülkeye dönme çağrısında bulunmasının Lübnan toplumu üzerinde nasıl bir etkisi olabilir?
Hiçbir etkisi olmaz; zira 2011 veya 2012’den beri, geri çağrıldılar ve Suudi vatandaşlarından artık Lübnan’a gitmemeleri istendi. Birkaç yüz kişiyi ilgilendiren bir şey olmalı bu. Lübnan için daha vahimi, Suudi Arabistan’da çalışan 250 bin Lübnan vatandaşının sınır dışı edilmesi olurdu.
Ama böyle bir tedbir Suudi ekonomisine ciddi zararlar verir, zira bu ülkedeki Lübnanlı topluluğu orada büyük bir ekonomik rol oynuyor; yoksul işçiler söz konusu değil; iş adamları, teknisyenler ve üst düzey yöneticiler bunlar. Bunların ülkeden gidişi, petrol fiyatlarının düşüşü ve halihazırdaki iç olaylar yüzünden zaten zor durumdaki Suudi ekonomisini daha da felç ederdi.

Bilhassa 2003’te ABD’nin Irak’ı istila etmesinden beri, Ortadoğu, bölge dışından ve bölge içinden güçlerin yeni yeni müdahalelerine sahne oluyor; medya organları bunu çoğu zaman inançlar-arası rekabet olarak sunuyor. Yakın zamanda çıkan çalışmanızda (« Pensée et politique dans le monde arabe », La Découverte, 2015, “Arap Dünyasında Düşünce ve Politika”), “uygarlıklar çatışması” mefhumunu Arap dünyasındaki çok-inançlı gerçekliğe zıt olduğu için kınıyorsunuz. Petrol monarşileri tarafından imal edilmiş okuma anahtarının ülkenizde nasıl bir nüfuzu var?
Aslında petrol monarşilerinin okuma anahtarıyla ABD’nin ve NATO çevrelerinin okuma anahtarı aynı. Her şey, “iyi” Sünniler’le, İran’ın keyfince kullandığı “kötü” Şiiler arasındaki (yani uygarlıklar arası tipte) bir çatışmayla açıklanabilir bu okuma anahtarına göre. Trump’ın ABD başkanlığına gelmesinden beri, İran’ın iblisleştirilmesi histerik boyutlara vardı. Amerikan yönetimi dünyadaki İslami terörizmin kaynağının İran olduğunu düşünüyor (petrol monarşilerindeki kendi müttefikleri hiç değil) — ki bu da sahadaki güncel olgularla çelişen bir durum elbette.
Bizatihi histerikleşen Suudi politikası ise güncel Amerikan politikasını yansıtıyor sadece. Suudi Arabistan’ın “Vahhabilikten uzaklaştırılması”nı bugün dayatan da ABD bence. Lübnan için, Suudi Arabistan’ın Şii-karşıtlığı yoluna sapması yeni bir şey değil. Daha önce 2006’da Lübnan’a karşı vahşi İsrail saldırısı sırasında dışa vurulmuştu bu: Suud Krallığı maceracılığından ötürü Hizbullah’ı kınamıştı, bir sınır ihlali yüzünden Lübnan’a karşı çok büyük çapta bir saldırı başlatan İsrail Devleti’ni değil.

arabie--640x497

Bugün Suudi Arabistan, Şii nüfuzuna ve İran’a karşı mücadele bahanesiyle 2015’ten beri Yemen’i sürekli bombardımanlarla yok ediyor, limanlarını kuşatmaya alıyor, bunun sonucunda amansız bir kolera salgını çıkıyor ve bütün bunlar uluslararası camianın sağır edici sessizliği altında oluyor. Hoşgörülmesi mümkün olmayan bu savaşın Ortadoğu’da yıkıcı bir “Şii üçgeni”nin nüfuzunu alt etme gerekliliğiyle haklı gösterilmesi, bölgedeki Suudi-Amerikan politikasını haklı göstermek için ideolojik bir asma yaprağıdır. Hatırlatmam gerekir ki, 1980 yılında petrol monarşilerinin ve ABD’nin etkisi altında Irak İran’ı işgal etmeye kalkışmıştı, tersi değil.
Saha gerçeklerine daha yakın olabilmek için, bu durumu iki jeopolitik blokun çarpışması içinde olduğumuzu söyleyerek özetleyebilirdik: bir tarafta NATO bloku, diğer tarafta da Çin’iyle, Rusya’sıyla, İran’ıyla, dünyada Amerikan üstünlüğüne karşı çıkan eksen. Suriye ve bugün Yemen bu çarpışmanın kurbanları; Lübnan da İran’a karşı yeterince aktif olmadığı için kaçırılan başbakanıyla bunun ceremesini çekiyor.
Bunun “Sünniler”le “Şiiler” arasında bir mücadele olduğuna, ancak Batılı büyük medya kuruluşlarının ve Batı etkisi altındaki büyük Arap medya kuruluşlarının kurbanı olan safdiller inanabilir.

FransizKultur

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus