Körfez ülkelerinin İsrail’le artan muhabbeti

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Nazeeha Saeed sosyo-politik ve ekonomik konularda yazan Bahreynli gazeteci. 2014 Johann Philipp İfade Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı. Said’in Orient XXI’de 12 Aralık 2017’de çıkan yazısını Haldun Bayrı çevirdi.

Nazeeha Saeed
Nazeeha Saeed

Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararını kınamalarına rağmen, Körfez ülkelerinin çoğu –en başta da Suudi Arabistan ve Bahreyn–, İsrail’le diyalog kanalları açtılar. “İran tehdidi”ne karşı çıkmak söz konusuymuş. Filistin sorununun haraç mezat satışa getirilmesini kabul etmeye toplumlarının hazır olup olmadıkları ise henüz belli değil.

“Müslüman ve Arap ülkelerle kısmen gizli ilişkilerimiz var. Genel olarak bizi rahatsız eden bir şey değil bu; daha ziyade öteki taraf ısrarla bunu gizli tutmak istiyor. Fakat bu konuda normal olarak bizimle ilgili hiçbir problem olmasa da, ister Suudi Arabistan’la olsun ister başka Arap ya da Müslüman ülkelerle, bu ilişkiler muayyen bir boyuta eriştiği zaman ötekinin isteğine saygı gösteriyoruz. Bu ilişkilerin bazıları çok ilerledi, fakat gizli tutuyoruz.” İsrail’in Enerji Bakanı Yuval Steinitz’in Kasım 2017’de Ordu Radyosu’nda, komşu İran’dan benzer şekilde rahatsız olan İsrail ve Suudi Arabistan arasında gizli temaslar kurulması üzerine bu açıklaması, Körfez devletlerinde hiçbir resmî açıklamaya neden olmadı.
İlk kez bir İsrailli yetkili bu tür temaslardan söz ediyor. Radio Monte-Carlo Doualiya’daki bir programa sürgünde yaşadığı Washington’dan katılan, krallığın medya figürlerinden Suudi gazeteci Jamel Khashoggi, “Riyad’ın bir stratejik hatası”ndan söz etmekte tereddüt göstermiyor ve “kazanacak hiçbir şeyin olmadığı bir sorun üzerine bu acelecilik”ten yakınıyor.

Sosyal medyadaki protestolar

Kısa süre önce Suudi Arabistan’ı ziyaret eden İsrailli blog yazarı Ben Tzion’un Facebook sayfasına koyduğu ve “Barış duası! Arap kardeşlerimle yan yanayım. Bütün Ortadoğu’da barış için. Yahudiler, Müslümanlar, Hıristiyanlar, Kıptiler, Dürziler, Bedeviler ve Hz. İbrahim’in tüm evlatları arasında barış. Selam, Şalom” yorumunu eklediği, Hz. Muhammed’in Medine’deki camiinin içinde çekilmiş video mesajı üzerine, sosyal medya kullanıcıları da galeyana geldi. Çok kişi tarafından paylaşılan bu video, blog yazarının Suudi Arabistan’a nasıl girdiğini ve camiye girmesine nasıl izin verildiğini soran internet izleyicileri arasında infiale yol açtı ve İsrail’le ilişkilerini normalleştirmekle suçlanan Riyad’a karşı sert eleştirilere neden oldu.
Kasım ayında, İsrailli bir araba yarışçısı, uluslararası Manama parkurundaki bir yarışa katılmıştı — bununla birlikte, organizatörlerin kamuoyunu kışkırtmaktan çekinmelerinden ötürü aracına İsrail bayrağı koymamıştı; bu sırada Katar ise “Ortadoğu’da ekonomik perspektiflerin güçlendirilmesi” konulu bir sempozyumda İsrail temsilcilerini ağırlıyordu. Her iki durumda da sosyal medyada bir kınama dalgası yükseldi ve Katar ile Bahreyn’e normalleşme suçlamaları yöneltildi.
Buna mukabil bu olaylar, yetkililerin düşmanla anlaşma ithamlarına kayıtsız kaldığı Körfez’de hiçbir resmî tepkiye konu olmadı. Medya mekanizması ise –resmî veya değil– İran yayılmacılığının ve nükleer silahların temsil ettiği tehlike üzerine nutuklar atmakla meşgul. Gazeteci Abdullah El-Hadlak, Kuveyt kanalı Al-Rai’de, “1948’de İsrail Devleti kurulduğu sırada Filistin adında bir devlet yoktu. Hiçbir zaman var olmadılar, sadece dağınık topluluklar vardı (…) Kenanlılar, Amalekliler ya da Cabbarlar. Dolayısıyla Filistin adında bir devlet yoktur” diye konuştu. Aynı şekilde, İsrail kanalı Channel 10’da Bahreynli gazeteci Abdullah El-Cüneyd, İran’ın hem Körfez hem İsrail için bir tehdit teşkil ettiğini ileri sürdü. “Başkan Trump’ın Riyad’la Tel-Aviv arasındaki yolculuğu tarihî bir olaydır” diye ekledi.
Bu tanıma, İsrail’e karşı husumetiyle bilinen ve varlığını kabul ederek onunla işbirliğine girmenin şimdiye kadar katiyetle düşünülemez olduğu bir bölgede yeni bir olay.
Bölge kamuoyunu bu hassas konuda etkilemek için bâriz bir çabayı ele veren bu alışılmadık çıkışlar, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun hesabından 21 Kasım’da Arapça yayınlanan mesajla birlikte yankı yaratıyordu: “Barışın önüne en büyük engeli çevremizdeki ülkelerin yöneticileri çıkarmıyor; yıllardan beri İsrail’i kasıtlı bir biçimde yanlış tanıtan bir propagandaya maruz kalan Arap kamuoyu çıkarıyor.”
“Körfez ülkeleri ve özellikle Suudi Arabistan, zihinleri İsrail’le normalleşmeye hazırlamakla meşguller ve bunun için yazarlara ve analistlere başvuruyorlar” diye karşı çıkıyor Jamel Khashoggi. “Siyonistler Körfez’deki Arap ülkeleriyle bir barışma ve normalleşme iklimi yaratmaya uğraşıyorlar, ama kardeşlerimizin evinin (Filistin) üzerine oturan hırsızı tanımamız kolay değil” diye cevap veriyor, Gulf Monitoring Group’un genel müdürü Dr. Dhafer Al-Ajmi, Saa Khalija Radyosu’ndaki bir yayında.
1996’da Madrid’de düzenlenen barış konferansı ertesinde, Katar ve Umman İsrailli ticari işletmelerin açılmasına izin vermişlerdi vermesine; ama 2000’li yıllarda bunlar kapanmıştı. Buna rağmen İsrail’de imal edilen çok sayıda ürün Körfez ülkelerine hâlâ geliyor; yurttaşlar buna tepki duyduğu vakit ise yetkililer malları çektiriyor… Tabii kınamalara düpedüz kulak tıkamıyorlarsa.
Bu resmî yakınlaşma normalleşme taraftarlarının yolunu açtı ve İsrail’in bir ortak, hatta bir müttefik olabileceği fikri bazı zihinlerde yol almaya başladı — hele Körfez ülkeleri İsrail’e karşı tonlarını yumuşatıp İran tehlikesine (ya da “Pers” tehdidine, ya da bazen işittiğimiz gibi “Safevi” tehdidine) karşı yoğunlaşmışken.

“İran tehdidi”nin yüzü suyu hürmetine

2016’da, Bahreyn Dışişleri Bakanı Khaled Ben Ahmad Al-Khalifa, İsrail’in eski başkanını anarken, “Ortadoğu’da barış hâlâ uzak görünüyor, huzur içinde yatın, hem savaş hem barış insanı Başkan Şimon Peres” diye yazıyordu. Her gün İran tehdidi üzerine tweet’ler atan da bu aynı bakandır. Mesela 6 Kasım 2017’de: “Bütün bölge için asıl tehlikenin, partisi, kitleleri ve milisleriyle İran Cumhuriyeti olduğunun tamamen bilincindeyiz. Bütün yaptıkları, bu tehlikeyi durdurup ortadan kaldırma lüzumunu teyit ediyor.”
Daha 2013’te, Bahreyn Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Hamad Al-Amer “İsrail’le ilişkilerde bir normalleşme ve bir ittifak imkânı”nı çıtlatmıştı. Daha sonra, 2015’te İngiliz kanalı Sky News’daki bir söyleşisinde, Bahreyn ile başka Körfez ülkelerinin, Amerikalılar aracılığıyla, “Demir Kubbe” diye adlandırılan İsrail füze savunma sistemini almak için müzakereler başlatmış olduğunu bizzat bakanı kabul etmişti.
Son olarak da sportif karşılaşmalara, kongrelere ya da parlamentolar-arası görüşmelere katılmak için Kudüs’e ve komşu kentlere gizli ya da açık yapılan çok sayıda ziyaret var. Bu ziyaretler eninde sonunda İsrail basınına ya da başkalarına “sızdırılıyor” ve kamuoyunda muayyen bir rahatsızlığa yol açıyor, ama daha sonra her şey yoluna giriyor.
Normalleşme sık sık sportif ilişkiler biçimini alıyor. Bahreyn Futbol Federasyonu’nun geçen Mayıs ayında ev sahipliği yaptığı son FIFA Genel Meclisi toplantısında İsrail de diğer 207 federasyonla birlikte yer almıştı. “FIFA Kongresi’nin Bahreyn’de toplanması, İsrail Futbol Federasyonu’nun üç üyesinin varlığı sorunundan elbette daha önemli. Biz bardağın hep dolu tarafına bakıyoruz; bu durumda, turistik programlar, restoran ve ağırlama hizmetleri ve futbol aktüalitesini Bahreyn’den aktaran uluslararası basındır bu” diye beyan eden Bahreyn Futbol Federasyonu Başkanı Ali Al-Khalifa, şöyle savunuyor bu durumu: “Politikayla sporu birbirinden ayrı tutan sadece biz değiliz. 209 devleti içine alan FIFA’nın kongreleri bütün ülkelerde toplanıyor ve Bahreyn, 2003’te bu olaya ev sahipliği yapan Katar’dan sonra, ikinci Körfez ülkesi”.
“Siyonist düşman”la normalleşmeye karşı mücadele eden Bahreynli dernek ise, kongreye İsrail’in katılmasını kınıyor. “Sportif saygınlık halkımızın kanından değerli olamaz ve sporu politikadan ayrı tutmak için Siyonist işgalcilerden bir heyetin toprağımızı kirletmesi ve FIFA Kongresi gibi dünya çapında bir olayın ev sahipliğini yapma bahanesiyle normalleşmeye ses çıkarmamamız kesinlikle kabul edilemez” diye belirtti, doğrudan bir normalleşme operasyonunu ve Arapların merkezî davası olan Filistin üzerinde Arap ulusunun sabit duruşundan ayrı düşülmesini kınayan dernek.

Filistin davasının merkeziliği

Normalleşme aleyhtarı Körfez ülkeleri gençliğini temsil eden bir birliktelik, durumun vahameti hakkında kamuoyunu alarma geçirmenin elzemliğine hükmederek, boykot kampanyalarını güçlendirme ve daha etkili kılma yollarını tartışmak için Kuveyt’te bir kongre düzenleme kararı aldı. Düzenleme komitesinin bir bildirisinde belirtildiğine göre, aynı zamanda Filistin davası için ortak bir mücadelenin önemi konusunda bölge gençlerini duyarlı kılmak da söz konusu. “Halkın sesini duyurmak ve doğrudan ya da dolaylı her tür normalleşme kalkışmasına karşı çıkmak elzemdir. Ülkelerimizi Siyonist projeden korumanın ağır sorumluluğu bizdedir; ama aynı zamanda, direnişe katılmaları maksadıyla bilhassa yeni gelen kuşakları bu insanî davaya duyarlı kılarak Filistin halkının haklı davasını savunmak da bize düşmektedir” diye vurguluyor düzenleme komitesi üyesi ve iletişim sorumlusu Murad Al-Haiki. İsrail’le normalleşmeye karşı genç Katarlılar grubunun üyesi Meryem Al-Haciri de şöyle ekliyor: “Varlığı Filistin toprağında yaşayan bütün erkek ve kadınların güvenliğine ve bölge istikrarına bir tehdit olan Siyonist baskıcıyla normalleşme tehlikesine karşı uyararak Filistin davasını destekliyoruz.” Ayrıca Arap dünyasının bütünündeki normalleşme kalkışmalarını tespit eden bir örgüt bu.
Bu normalleşme kalkışmalarıyla tekrar harlanan Arap milliyetçiliğinin atılımı, El Kuds El Arabi gazetesinde yayınlanan, Bahreynli milliyetçi yazar Ali Fakhro’nun bir makalesiyle destekleniyor: “Bu bir bakış açısı meselesi mi, yoksa katiyetle saygı göstermemiz gereken ve şu ya da bu ülkeyle geçici bir uyuşmazlık için kaytaramayacağımız temel kural ve mecburiyetlerimiz var mı? Siyonist düşünce ve söylemin tarihi, yüzyıldan beridir başındakilerin beyanları, çok sayıda savaş saldırganlığı, Mossad tarafından yüzlerce Arap siyasetçi, araştırmacı, militan ve direnişçinin katledilmesi, Nil’den Fırat’a uzanan bir Büyük İsrail haritası; bütün bunlar sadece Filistin’deki Arap halkına ve zorla el konulan Filistin topraklarına karşı mı yöneltiliyor? Yoksa tüm Arap halklarına ve Arap topraklarının tümüne karşı mı? (…) Kinik, ırkçı ve karşısındakini hor gören, daima daha fazlasını isteyen ve kadın çocuk yaşlı demeden katliam yapan bir düşmana hakikaten güvenilebilir mi? Kendilerini gerçekçi ve akılcı ilan eden o hastalar kimlerdir? Bazı Arapların aşağılanma ve sersem yerine konmakla geçen bir yaşamı kabul etmeye hazır olmalarının açıklaması, güçsüzlük ve bezginliklerinde mi? Ve niçin bu ülkelerin yöneticileri, yaptıklarını onaylayıp onaylamadıklarını halklarına sormazlar?”
“Uluslararası hukuku alaya alan ırkçı bir varlıkla ilişkiler kurmak için böyle bir aceleciliğin sebepleri hakkında sorular sormak hakkımızdır” diyen Bahreynli aktivist Khalil Buhazaa, “şu son yıllarda, amacı aslında Filistin davasını sulandırmak ve işgalci Siyonist varlığı beraber iş yapmamız gereken normal bir varlık gibi takdim etmek olmasına rağmen, önemli şahsiyetlerin kültürel ya da sportif olaylar bahanesiyle işgal altındaki toprakları ziyaretlerine göz yuman bazı Körfez yönetimlerinin açıkça normalleşmeci girişimleri”ni kınıyor.
İsrail’le Körfez ülkeleri arasında resmî ilişkiler kurulmasını mı beklemek lazım? Temas bürolarının, hatta büyükelçilik ve konsoloslukların tekrar ortaya çıkmasını? Yeni bir diplomatik yolun kanırta kanırta açıldığını teyit eder gibi, ülkenin çeşitli dinî ve siyasî şahsiyetlerini temsil eden “This is Bahrain” grubunun 24 üyesi, dört günlük resmî bir ziyaret için 9 Aralık’ta İsrail’e gitti; Donald Trump’ın tektaraflı olarak Kudüs’ü İsrail’i başkenti olarak tanıma kararının Filistin topraklarında bir öfke patlamasına yol açmasından birkaç gün sonra. Bu vesileyle yakında Bahreyn’e gideceğini açıklayan İsrail İletişim Bakanı Ayoub Kara, Bloomberg’e, İsrail’le Arap ülkeleri arasında ilişkilerin tekrar kurulması maksadıyla 2018’de bölgesel bir konferans düzenlenmesinin tasarlandığını beyan etti: “Gelecek yıl daha çok sürprizimiz olacak” diye ekledi, Benyamin Netanyahu kabinesindeki tek Arap temsilci.

FransizKultur

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus