Fehmi Koru ile Abdullah Gül krizi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Sahra Atila

 

Medyascope.tv özel yayınından merhaba. Hafta sonu yayımlanan 695-696 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle ilgili tartışmalar sürüyor. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Twitter hesabında iki tweet ile eleştiride bulunmuştu, bunların gözden geçirileceğini ümit ettiğini söylemişti. Buradaki muğlaklıkların kaygı verici olduğunu düşündüğünü söylemişti. Afrika gezisi dönüşünde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül’ün tweet’lerine değindi ve üzüntü duyduğunu söyledi. Konuyu  gazeteci Fehmi Koru ile konuşacağız. Fehmi Bey hoş geldiniz. Girişte de bahsettik Abdullah Gül’ün attığı tweetler ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bundan üzüntü duyduğunu belirtmesi… Acaba iki eski dost arasındaki iletişim alanları kapalı mı ki biri tweet atıyor diğeri gazetecilere cevap veriyor?

Anlaşıldığı kadarıyla kapalı. Anlaşıldığı kadarıyla iki cumhurbaşkanının, -biri hâlâ cumhurbaşkanımız diğeri bir önceki cumhurbaşkanı- bu konuyu daha önceden konuşmadıkları anlaşılıyor. Zaten Tayyip Bey birkaç gündür yurtdışındaydı, o süreç içinde çok yoğun bir programı takip ediyordu ama Türkiye’ye de yurt dışına giderken Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) tartışmasını bırakmıştı. Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül acil bir konu olduğu için ve şu anda tartışmalarda tavrı belli olsun diye kendi görüşlerini açıklamış oldu. O kanalların daha önce nerelerde çalışıp çalışmadığını doğrusu çok bilmiyoruz kamuoyu olarak.  Ara ara belli ortamlarda bir araya geliyorlar, herhalde zaman zaman telefonda da konuşuyorlar. Ama devlet politikaları tespit edilirken “Bir önceki cumhurbaşkanı, dolayısıyla bir birikimi var ondan da yararlanalım” diye üst düzeyde iletişimin olduğunu bilmiyorum.

Abdullah Gül’ün Kanun Hükmünde Kararname (KHK)  ile ilgili attığı tweet bir mesaj niteliği taşıyor mu sizce?

Tabii taşıyor çünkü Türkiye son KHK’larda var olan iki konuyu ciddi bir biçimde tartışıyor şu anda. Tartışma da bitmiş değil. Birincisi sivil bir takım insanların sadece 15-16 Temmuz hain darbe teşebbüsü ve hemen arkasından meydana gelen gelişmeler sebebiyle değil; daha geniş bir ortamda belki bundan sonra da bazı olaylara karışabileceği şekilde, önceden yorumlanmaya müsait bir metin var.

İkincisi ise “terör” sanıklarının mahkemelere tek tip getirilmesi. Bu iki konu tartışılıyor Türkiye’de. Cumhurbaşkanı Gül sadece birinci konu ile ilgili görüşlerini Twitter hesabından duyurdu. Elbette bu bir mesaj. O konuda kendisi, KHK’daki muğlaklığın kaldırılması eğer bununla sadece 15 Temmuz gecesi ve sonrasında darbeye teşebbüs edenleri durdurmak, demokrasiyi kesintiye uğratmak isteyenlere karşı durmak amacı ile yapılmış olan bir takım olaylar kastediliyorsa, bununla sınırlı olduğunu olduğunu bir şekilde belli etmenin doğru olacağını söylemiş oldu. Böylece tartışmaya katılmış oldu. Tabii bir takım AKP içerisindeki isimlerin hemen verdikleri tepkiler beni şaşırttı. Çünkü netice itibariyle aynı görüşlere şu anda Adalet Bakanı olan zat da hemen hemen Abdullah Gül’ün verdiği mesaj istikametinde katılmıştı. Bunun ortadan kaldırılması için yeni bir değişiklik yapılmasını o da söylemişti. Ama AKP içerisinde başka isimler -sanki bu farklı biçimden yorumlanmaya müsaitmiş gibi- Abdullah Gül’ün mesajlarını öyle yorumlamaya tercih ettiler.

Size göre Adalet ve Kalkınma Partisi tabanının Abdullah Gül‘e bakışı ile tavanının bakışı arasında bir farklılık var mı?

Ben bir farklılık olduğunu düşünmüyorum. Abdullah Gül hangi ortamda bulunursa bulunsun -bu ister AKP’li bir ortam olsun ister AKP’nin alt düzeyi yani teşkilatlar, ilçe teşkilatları düzeyinde olsun- yakın zamanlarda çeşitli vesilelerle gittiği ve oradan verilen mesajları takip etmekteyim onların çok olumlu olduğunu görüyorum. Ama bu arada katıldığı ve devletin üst düzeyinin de bulunduğu ortamlarda kendisine konumu dolayısıyla gösterilmesi gereken saygının gösterildiğini görüyorum.  Dolayısıyla bir fark yok gibi.

Ama yine de o siyasi görüşten bir takım insanlar kendi görüşü olarak açıkladıkları sözleri gündeme taşıyarak onu sanki AKP’nin görüşleri içerisinde önemli bir yeri olmayan bir isimmiş gibi ortaya sürmeye çalışıyorlar. Ben bunun yanlış olduğu kanaatindeyim. Hem AKP’nin kuruluşunda bulunması vesilesiyle hem de daha sonrasında işgal ettiği konum nedeniyle Abdullah Gül, parti için önemli bir isimdir. Bu isim toplum içerisinde bir siyasi kişilik, bir siyasi figür olarak karşımızdadır. Bundan dolayı AKP içerisinde ona yönelik eleştirilerin parti için de doğru olmadığı kanaatindeyim.

Abdullah Gül bir süredir onaylamadığı ya da farklı düşündüğü konularda fikirlerini açıklıyor. Siz eğer birkaç mesele sonra iktidara yakın medyada –Adalet ve Kalkınma Partisi’nin özellikle yakın olduğu medyada- Abdullah gül aleyhinde içeriklerin yer almaya başlamasını bekler misiniz?

Biraz önce de söylemeye çalıştım; bu tür yayınların veya verilen mesajların AKP’nin kendisini de zarara sokacağını, onun açısından da siyaseten doğru olmayacağını düşünüyorum. O bakımdan böyle bir eğilim olsa bile AKP üzerinde etkili olan isimlerin böyle bir şeyin gelişmesine müsaade etmeyeceklerini düşünüyorum.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın dün geziden dönerken bu konu ile ilgili yaptığı açıklamanın üslubuna baktığımızda; onun da belli sınırlar içerisinde tepki verdiğini görüyoruz. Karşısında gazeteciler var ve bunun yazılmasını arzu ediyor. Nitekim bugün gazetelerde o görüşler yer aldı. İstese çok daha net şeyler söyleyebilirdi ama üzüldüğünü ifade etmekle yetindi. Benim bildiğim kadarıyla görüş ayrılıklarının olduğu olaylar geçmişte de yaşandı. Onlara da üzülmüştü Tayyip Erdoğan ama sonunda sağduyunun hâkim geldiği görüşler yaşandı.

Türkiye 2004 yılında Avrupa Birliği’ne üyelik konusunda tam üyelik garantisini almaya çalışırken bazı yanlış adımlar atılmaya başlandı. Bunlar toplumdan, siyasi çevrelerden tepki çekince geri adım atıldığını biliyoruz. Aslında atılan adımların yanlış olduğunu ifade etmişti –ki o zaman Dışişleri Bakanı’ydı Abdullah Gül-  dolayısıyla yeni bir şey değil Abdullah Gül’ün yaptığı. Ama sanki yeni bir şeymiş; her konuda geçmişte görüş ayrılığı yaşanmamış, hepsi aynı şeyleri düşünüyormuş şimdi farklı düşünüyorlarmış gibi algılanmaya sebep olduğu için de yanlış bir algı bu. Geçmişte de Abdullah gül pek çok konuda o günün siyasi kararları alınırken farklı görüşlerini açıklamış, o görüşlerden bazıları sonradan kabul edilerek parti politikasına, devlet politikasına dönüşmüştü. Bazıları kabul edilmemişti ama neticede o görüşlerini söylemeye o dönemlerde de devam etmiştir.

996 sayılı KHK’ya yeniden değinmek gerekirse; bu KHK çıktıktan sonra Adalet ve Kalkınma Partisi ve hükümet yetkilileri birbirinden farklı açıklamalar yaptılar. Burada Başbakan Binali Yıldırım’ın açıklamasına bakarsak; siz de yazılarınızda bunlardan bahsettiniz, düzeltme yapılmayacağını söylüyor Binali Yıldırım. Siz neler düşünüyorsunuz?

Aslında üzücü olanın bu tavır olduğunu düşünüyorum. Yani eğer bir yanlışlık varsa ve bu toplumda, özellikle adalet camiasında yanlış olarak algılanmasına vesile oluyorsa, bu konuda yetkililerin üzerinde düşünüp taşınıp bu yanlışlığı ortadan kaldırmak için çaba göstermesi gerekir. Eğer bu sadece gerçekten 15-16-17 Temmuz tarihlerinde yaşadıklarımızdan hareketle getirilmek istenen bir düzenleme ise o takdirde bunun bir biçimde yeni bir kararname ile alınıp bir gecede açıklanabilecek ve resmi gazetede yayınlanabilecek olan yeni kararname ile bu şekilde düzeltilmesi ya da meclise getirilip tartışılması gerekir. Çünkü anayasa gereği Kanun Hükmünde Kararnamelerin fazla geciktirilmeden meclise getirilmesi gerekiyor ya da meclise getirilerek meclisin gündemine alınması, komisyonlarda tartışılması Genel Kurul’a gelmesi ve eğer çok ısrar ediliyorsa bu şekilde yasalaştırılması gerekir.

Bunun üzerinde ısrarcı olunmasını da pek anlayamıyorum ve gerçekten üzücü buluyorum. Çünkü yanlış anlaşılmaya müsait olduğu Anayasa profesörü Burhan Kuzu tarafından daha ilk günden verilen tepki ile ortaya çıktı ki Anayasa Komisyonu başkanlığı yapmış ve Ak Parti’nin kurucularından olan bir isim Burhan Kuzu. O, bu kanaatini belli ettiğine göre herhalde partide onun kadar Anayasa konularında fikir sahibi olmayan insanların o görüşe bir parça değer vermeleri gerekir diye düşünüyorum. Kaldı ki en başta söylediğim gibi Adalet Bakanı da verdiği ilk tepkide bir düzenlemenin şart olabileceğini düşündüğünü çok açık ifadeler ile söyledi. Dolayısıyla Başbakan’ın ve Cumhurbaşkanı’nın “Yeni düzenlemeye ihtiyaç yok, biz kararımızda kesiniz” demesi doğrusu adalet ve hukuk camiasının verdiği tepkiyi de hesaba kattığımızda pek bana mantıklı gelmiyor.

Çok teşekkür ederiz Fehmi Koru. Gazeteci Fehmi Koru ile 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’in son çıkan Kanun Hükmünde Kararname’ye verdiği tepkiyi ve Erdoğan’ın da 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e verdiği cevabı konuştuk. Bizi izlediğiniz için teşekkür ederiz. İyi akşamlar.

 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus